Ana səhifə

Zeka geliŞİMİ zeka nediR?


Yüklə 204.95 Kb.
səhifə1/3
tarix09.06.2016
ölçüsü204.95 Kb.
  1   2   3
ZEKA GELİŞİMİ

ZEKA NEDİR?
Zeka insan beyninin karmaşık bir yeteneğidir. Zihin algılama,bellek düşünme, uslamlama, öğrenme gibi bir çok işlev içerir. Şöyle bir tanımlama yapılabilir: Zeka, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanma, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Buna göre zeki insan, öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir. Bu ise nesneler ,sayılar düşünceler ve olaylar arasında bağlantı kurabilmeyi, oradan da yeni bir sonuca gitmeyi gerektirir. Görüldüğü gibi zeka, zihnin neredeyse bütün işlevlerini kapsayan genel bir güçtür. Ancak duygusal yaşamımız ve iradeye bağlı eylemlerimiz bunun dışında kalır.

Öğrenme ile zeka arsında yakın ilişki vardır. En zeki kişi en çabuk öğrenen ve en çok öğrenebilen kişidir. Ne var ki bu iki yetenek arasında salt koşutlukta yoktur. Hayvanlarda öğrenebilir. Ancak öğrenmeleri sınırlı olduğu gibi, öğrendiklerini yeni duruma uygulamaları da yok denecek kadar azdır.

Zekanın kapsamına pek çok yetenek girdiğine göre,aynı zeka düzeyindeki kişiler arasında ki yeteneklerin değişik olması doğaldır. Gerçekten kimi insan somut zekalıdır. Yapım, onarım, aygıt gibi alanlarda beceri gösterir. Kimi insan zekası soyut konularda daha işlektir. Sayılar, kavramlar, denklemler, imgelerle düşünmede ustalaşmıştır. Kimi insanda toplumsal ilişkilerde etkinlik gösterir.

Ticaret, yönetim ve siyasal alanlarda başarı gösterir. Zekayı oluşturan değişik yetenekler birbirinden bağımsız değildir. Örneğin matematikte çok başarı gösteren bir kimsenin öteki alanlarda da ortanın üstünde başarı göstermesi beklenir. Müzik ve resimde üstün başarıya ulaşan kişilerde de ortalamanın üstünde zeki insanlardır. Bunun tersi doğrudur. Genellikle geri zekalı bir insanda her alanda gerilik görülür.

ZEKAYI BELİRLEYEN ETKENLER


Temelde zeka doğa vergisi bir yetenektir. Doğuştan gelir ve büyük ölçüde kalıtımın etkisiyle belirlenir. Zeka yeteneği, genellikle benimsenen görüşe göre, ana ve babadan gelen çok değişik etkenlerin rastlantısal birleşiminden oluşur. Bunu bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Kırmızı ve mavi boncuk dolu bir torba düşünelim. Bu torbadan bir avuç dolusu boncuk alırsak, ya kırmızı ya da mavi boncuk sayısı fazla çıkar. Mavi boncuklar zekayı geliştiren, kırmızıyı ise zekayı köstekleyecek etkenler olarak düşünürsek, sonuçta zeka düzeyi mavi boncukların çoğunluğuna bağlı olacaktır. Gerçekten ana babanın döl gözelerinde, gen adı verilen ve kalıtımı belirleyen özellikler, buna benzer rastlantısal bir yolla çocuğa geçerler.

Bununla birlikte zekayı belirleyen tek etken kalıtım değildir. Çocuğun döl yatağında uygun beslenmesi, oksijen alımının yolunda gitmesi gerekir. Örneğin güç bir doğum sırasında çocuğun soluğu uzun süre kesilirse beyin gözeleri ölür ve sonuçta zekası etkilenir. Bunu gibi beyin dokusunu doğumdan sonra örseleyen yaralamalar ve beyin yangıları da zeka gizil gücünü düşürebilir.


Zeka gelişiminde üçüncü önemli etken, varolan bu cevheri işleme olanağı bulmasıdır. İlk yaşlarda uygun beslenme, ana babanın uyarması , ilgisi zekayı geliştire bileceği gibi, bunu terside olabilir. İlgi ve uyarılmanın Yetersiz olduğu bir evde zeka kolay gelişemez. Bu bakımdan ilk yıllarda, eksik uyarılma ve ilgi yokluğu, sonraki çabalarla tümden yok edilemez. Örneğin yoksul eğitimsiz bir aileden gelen çocuk, sağlam doğsa da zeka gelişmesi yavaş gider.

Okul çağına geldiğinde, ya öğrenime hazır değildir ya da yaşıtlarından geri kalmıştır. Böyle öğrenim yarışına çok geriden başlamış bir çocuk, açığını kolay kapatamaz. Genellikle bu açık giderek büyür. Çünkü ilk başarısızlıklar, öğrenme istek ve başarısını söndürür.
Normal zeka gücüyle doğmuş iki çocuk alalım. Bunlardan biri uygun bir ortamda eğitilmiş olsun. Bu çocuk zeka gücünü son sınırına kadar geliştirebilir. Çok yetersiz bir eğitim ortamında çocuk ise,varolan yeteneğini de işlemeyecek, künt ya da donuk zeka düzeyinden yukarı çıkamayacaktır.

Zekanın gelişmesi ilk yıllarda hızlı, daha sonraki yıllarda yavaştır. Genellikle 15 yaşından 20 yaşına kadar zekanın yavaş geliştiği,sonra durakladığı kabul edilir. “Bu yaştan sonra kişinin zekası gelişmez mi?”sorusu sorulabilir. Bu yaştan sonra gelişen bilgisi, becerisi ve deneyleridir. Kişinin teme zeka gücü kalmakta yaşlanmayla düşüş bile göstermektedir. ZEKA GELİŞİM BASAMAKLARI Çocuklarda kavramların, uslamlamanın, yargıların kısacası tüm zihinsel yeteneklerin gelişmesinin bilimsel incelenmesini, büyük ölçüde Piaget adındaki İsviçreli ruh bilimcinin gözlem ve araştırmalarına borçluyuz. Piaget iki yaşından önce kavramların belirmediğini, gerçek anlamda uslamlama ve zeka yeteneğinin gelişmediğini söyler. Doğumdan iki yaşına kadar uzayan bu döneme duyusal-devinim dönemi adını verir. Bu dönemde, çocuk duyularını kullanmaya, uyaranlara uygun tepkiler vermeye ve devinimleri yenilenmeye çalışır.
Böylece birtakım davranış kalıpları geliştirir. Duyu organlarının, elinin kolunun amaca uygun kullanılışı onun için önemli başarıdır. Çocuk belli devinimleri yenileyerek içine sindirir, özümser. Bir süre sonra, bebek tek tek devinimler arasında uyum sağlamaya çalışır. Örneğin 2-4 aylar arsında ellerini izlemeye başlar, ama bir nesneye uzanamaz. Ancak elleri kendi görüş alanı içindeyse uzanabilir. Bir süre sonra, gördüğünü kavrayıp ağzına götürmeye ve emmeye başlar. Böylece, görmek kavramak, ağzına götürüp emmek gibi karmaşık bir işi başarır. Ancak 5 aydan önce görüş alanından çıkan bir nesneyi aramaz.
Örneğin, renkli bir çıngırak, gözü önünde yastığının altına konulsa gözünü dikip oraya bakmaz. Görüş alanından çıkan nesne onu için yoktur. Uzakta tutulan parlak bir oyuncağa, erişebileceği yerdeymiş gibi uzanmak ister. Eline ters verilen bir süt şişesini, çevirip emmeyi düşünemezler. 8. Aydan sonra gözden uzaklaşan, örneğin yastık altına konan bir emziği arar bulur. Ancak emzik oradan alınır başka bir yere konulursa emziği yine yastık altında arar.
Nesnelerin kendi başına birer varlık oluşu zihninde süreklilik kazanmamıştır. Çocuk birinci yaştan sonra yine denemelere girişebilecek duruma gelir. Örneğin bir değnek yardımıyla oyuncağı kendine çekmeye çalışır. Bir oyuncağı ilk saklandığı yerde değil, son saklandığı yerde arayıp bulabilir. İki yaşın sonundan başlayarak, çocukta kavramlar gelişmeye başlar. Piaget, 2-7 yaş arasındaki döneme “işlem öncesi dön.” Adını verir. Bu dönemi de iki devreye ayırarak inceliyor. 2-4 yaşlar arsına “kavram öncesi evre “adını veriyor.

Bu evrede çocuk nesneleri başka şeylerin simgesi gibi kullanmaya başlar. Örneğin bir değneğe binip at gibi dolaşabilir. Elindeki bebekle canlıymış gibi oynar ve konuşur. Dil hızla gelişir. Simgeler ve uslamlama başlar. Kavram gelişmesi basamak basamak yürür. Çocuğun sayı, zaman, büyüklük, renk, ağırlık kavramları çok ilkeldir.
Çocuğun daha görünüşe aldandığı 4-7 yaşlar arasındaki ikinci evreye Piaget “sezgi evresi” diyor. Örneğin iki eşit bardağa su doldurulursa sonra bu bardaklardan biri daha uzun ve ince bir bardağa boşaltılsa ve çocuğa hangisinde daha çok su olduğu sorulsa ince uzun bardağı gösterir. Başka bir örnek bir hamurdan iki eşit top yapılsa, sonra bunlardan birisi çocuğun gözü önünde yoğrulup ince uzun kalem şekline sokulsa ve çocuğa hangisinin daha büyük ve ağır olduğu sorulsa uzun olanı gösterir. 5 yaşından sonra ise iki ayrı biçime giren hamurun eşit olduğunu söyleyebilir.
Çocuğun sayıları öğrenmesi de başlangıçta ezber yoluyla olur. Örneğin parmaklarını sayması istenilen çocuk baş parmaktan başlamışsa bu istek yinelenince ancak baş parmaktan başlayarak sayabilir. Serçe parmağından başlaması istenirse “bu bir değil “diyerek baş parmağının “bir” olduğunu söyler. Başka bir deyimle sayı kavramı daha yerine oturmamış. Nesneden ayrı soyut bir nitelik kazanmamıştır.
Somut işlemler dönemi adı verilen 7-11 yaşları arasında sayı, uzay, zaman, ağırlık, boyut, hacim kavramları iyice yerleşmeye başlar. Ancak soyut düşünme yetisi daha çok ilkeldir. Özgürlük, onur, ulus, ölüm gibi kavramlar çok iğretici bir biçimde kazanılmıştır. Çoğu kez okulda ezberletildiği gibi, tam anlamadan kullanılır.
Bu çağ çocukları bu nedenle deyimleri anlamakta güçlük çeker. Benzetmeleri somut anlamlarıyla benimserler. Örneğin “büyük adam sözünü” iri uzun boylu adam diye anlarlar. “Ağır başlı” sözünü duyunca insanın başının ağır çektiğini sanırlar. Soyut düşünmenin yetersiz kalışı en açık biçimde, ata sözlerini anlamaktaki güçlükten belli olur. Örneğin “damlaya damlaya göl olur” “balık baştan kokar” atasözlerinin gizli anlamını kavrayamazlar.
Bunu gibi soyut düşünme ve çift anlamları sezme yeteneği gerektiren fıkraları anlamazlar. Piaget’e gerçek soyut kavramların yerleşmesi ve özümsemesi 11 yaşından sonra olur. Bu yaştan sonra başlayan bu döneme Piaget “biçimsel izlemeler dönemi adını veriyor.


  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət