Ana səhifə

Uluslararasi hukukta çevre ve dava hakki özet


Yüklə 87.42 Kb.
tarix14.06.2016
ölçüsü87.42 Kb.
ULUSLARARASI HUKUKTA ÇEVRE VE DAVA HAKKI

ÖZET: Bu makalede, küresel bir sorun haline gelen çevre kirliliği ve Uluslar arası Adalet Divanı’nın çevre hakkına bakışı ele alınmıştır. Çevre hakkı ve çevreye ilişkin davalarda dava hakkı (menfaat) Aarhus sözleşmesi ve uluslararası hukuktaki uygulamalar bağlamında incelenmiştir. Son olara, Anayasa m.56 ve Çevre Kanunu m.3’ün çevre hakkına bakışına değinilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Çevre hakkı, insan hakları, Gabcikovo Nagymahros davası, Aarhus Sözleşmesi, Demir ve Baykara Türkiye davası.
SUMMARY: In this article, environmental pollution, which became a global problem and the International Court of Justice's overview related to the right to an environment having been discussed. Environmental rights and standing concerning the environmental cases were examined in the context of Aarhus Convention and international law practices. To the end that the article 56 of the Constitution and Environmental Law article 3's approach to the environmental right has been referred.
Key Words: Rigth to environment, human rights, Gabcikovo Nagymahros Case, Aarhus Convention, Case Of Demir And Baykara V. Turkey.
1-KÜRESEL BİR SORUN OLARAK ÇEVRE KİRLİLİĞİ VE ÇEVRE HAKKI

1.1 Küresel Bir Sorun Olarak Çevre Kirliliği

Çevre kirliliği ulusal ölçekte bir sorun olmaktan çıkmış ve küresel ölçekte bir sorun haline gelmiştir. Bunun sebebi olayın kendi dinamiğinde yatmaktadır. Su, toprak ve hava bir şekilde kirlenince, bu kirlilik atmosferik taşınımlar ve hidrolojik olaylarla ülke sınırlarının çok ötelerine yayılabilmektedir. Aşağıda bahsedeceğimiz iki haberde, olayın küresel boyutu, kirlenmenin canlı yaşama etkisi ve kirlenmeden sonraki eski hale getirme çabalarının olayın küresel boyutu nedeniyle başarısız olma olasılıkları yaşanmış iki olgu bazında açıklanmıştır.



20 Mart 1994 tarihinde Newsweek dergisinde Sharon Begley’in (Saron Begly) Östorojen Karmaşası (The Estrogen Complex) makalesi yayınlandı.1

Bu makalede Florida'daki Apopka gölünde yaşayan erkek timsahların penis boylarının normal ölçülerin üçte biri olduğu ve testesteron seviyeleri o kadar düşüktü ki, büyük olasılıkla kısırdılar.

İnsanlar aynı cinsiyet değişikliğine neden olan kimyasal bir denizde yaşıyorlar. için, Florida Universitesi araştırmacı Amerikan Kongresinde yapılan bir panelinde şunları söyledi: “Bu odadaki her erkek dedesine kıyasla yarım erkektir”

Östrojen benzeri kirleticilerin sonucu: kadın ve erkeklerde cinsel gelişim, ciddi çarpıklaştı. Çevre Sağlığı Bilimleri Ulusal Enstitüsü direktörü Kenneth Olden toprak, su ve gıda yoluyla insanlara geçen bu kirleticilerin, sağlık üzerindeki etkisini araştırmak bizim için en öncelikli konu," diyor.

Bu gelişmeler üzerine Clinton yönetimi klorun zararları ve etkileri konusunda bir araştırma başlattı ve kağıt endüstrisinde klor kullanımının beş yıl içinde aşamalı olarak yasaklanmasını öngören bir yasa da Kongredeydi. Makale şöyle bir özetle bitiyordu:

Florida Apopka gölünde yaşayan erkek timsahların penis boylarının anormal küçüktü ve testosteron seviyeleri düşüktü.

Vücut yağlarında biriken kirleticiler gebelik ve emzirme sırasında kan ve süte karışıyordu.

Kirletici yüzlerce östrojenin moleküler şeklini taklit eder. Erkeklerde kansere ve üreme kusurlarına neden olabilir.

Bir araştırmaya göre, erkek sperm sayısı 1938 yılından bu yana yüzde 50, aşağı düştü

Östrojeni taklit eden kimyasallar yaygın olarak tarım ilaçlarında (pestisitlerde) kullanılmaktadır.

Florida ‘dadaki Apopka Gölü, 1980 yılında, çeşitli tarımsal ve belediye atıklarından kaynaklanan kirleticiler maruz kalmıştır. Bunlar, 1980 yılında Tower Chemical Company den kaynaklanan sülfürik asit sızıntısı ve büyük oranda (pestisit dicofol. DDT ve metabolitleri DDE ve DDD) gibi tarımsal ilaç sızıntılarıydı.

Guillette et al. (1996) yumurtadan çıkan erkek timsahlarda yakın civardaki kirletilmemiş kontrol gölündekilerle karşılaştırıldığında çok sayıda gelişimsel anormallikler buldu. Bu anomaliler normal dişi seviyeleri ile karşılaştırıldığında önemli ölçüde düşük plazma testosteron seviyeleri, penis boyutunda bir küçülme, seminifer tübüllerde anormal hücre yapısı. Bu sonuçlar çoğunlukla DDE’nin neden olduğu anti-androjenik etkilerle uyumluydu.2


07 Nisan 1999 1994 tarihinde Newsweek dergisinde yine Sharon Begley’in Büyük Göl Etkisi (Great Lake Effect) başlıklı bir haberi yayınlandı.3

Bu defa Superior Gölü’nde yapılan bir araştırmadan bahsediyordu. Yapılan bir araştırmada, gölün sularının yüzeyden 100 feet aşağıda bile normalden 15 derece (Fahrenheit) sıcak olduğu tespit edilmişti. Superior Gölü’nde o zamana kadar ölçülen en yüksek su sıcaklığıydı. Fakat ısınma gölün tek problemi değildi.

Bugün toksik kimyasallar içeren kirleticiler uzak ülkelerden rüzgarlar yoluyla taşınarak geliyor. Ve kentsel yayılma ekosistemi geri dönülmez şekilde tehdit ediyor. Bu biz onları kaybetmek için mi kurtardık sorusunu akla getiriyor.

Çevreciliğin büyük dramatik başarılarından biri. Erie gölü 30 yıl önce aşırı kirlenme nedeniyle ölüydü. Ancak Temiz Su Yasası ve 1972 Büyük Göller Su Kalitesi Anlaşması sayesinde fabrikalar artık kendi özel foseptik çukurları gibi kullanamıyor belediye kanalizasyon sistemlerinin göle akması tarih oldu. Erie bugün dünya standartlarında bir balıkçılık merkezi oldu, olduğunu hatta walleye (tirsi gibi akçıl gözlü balık) yiyebilirsiniz.

Göller eşikten döndü mü? Eğer biri, yeni nesil tehlikelerin nasıl yenebileceğini anlayabilirse. Şehirlerin çevrelerine yayılması habitatı tehdit eder, ve toprak tarafından emilmeyen tarım ilaç ve gübreleri göllere taşınır. Şehirlerin büyümesi ve çevresine doğru genişlemesi bugün endüstriyel kirlilikten daha büyük bir tehlike haline gelmiştir. Bu kontrol altına alınmadığı taktirde 30 yılda sağlanan başarı tehlikeye girebilir.

Meksika’dan Rusya’ya kadar olan yerlerden gelen hava akımları, eskiden elektronik üretiminde kullanılan yasaklı PCB ve DDT gibi toksik kimyasalları taşıyıp getirmektedir. Kömür yakıtlı santrallerden, gelen yeteri kadar civa göllere düşmeye devam etmektedir. Bu denizden gelen yırtıcı bofa balığını Portekiz’e satıp göllerden temizlemeyi öngören planı engelledi. Çünkü bu balıktaki civa oranı Avrupa Birliği limitlerinin üstündeydi.

Küresel ısınma göl sularını ısıtarak planktonların etkiliyor. Planktonlar daha önce 25 feet derinlikte iken ısınma sonucu 75 feete çekildiler. Güneş ışığı derine daha az nüfuz ettiğinden planktonların çoğalması yavaşlamakta, böylece balıkların ve suda yaşayan diğer canlıların besin zinciri kırılmaktadır.

Yapılan araştırmalar küresel ısınmanın göllerin su seviyesini düşürdüğünü göstermektedir.


1.2 Uluslararsı Hukukta Çevre Hakkı (Gabcikovo Nagymaros Kararı )

Çevre kirlenmesinin tüm canlıları etkileyen küresel boyutunu açıkladıktan sonra, Gabcikovo Nagymaros Kararı özelinde çevre hakkının uluslar arası hukuktaki yerini inceleyelim. Aşağıda özetle incelediğimiz karar nedeniyle, Uluslar arası Adalet Divanı, çevre hakkını uluslar arası hukuktaki yerini tanımlamaktan kaçındığı için eleştirilmiştir. Buna rağmen mahkeme başkan yardımcısı (ikinci başkan) Weeramantry’nin karara muhalefet görüşünde ortaya koyduğu düşünceler uluslar arası hukuk alanında oldukça etkili olmuştur.

Bu bağlamda, çevre hakkını insanın yaşam hakkıyla doğrudan ilişkisine de Weeramantry’nin karara muhalefet görüşünde değinilmiştir.
1.3 Uluslararası Adalet Divanı The Gabcikovonagymaros (Gabcikovo Nagymahros) Case ( kararının Sürdürülebilir Kalkınmaya Etkisi4

Gabcikova davası, Macaristan ve Çekoslavakya arasında 1977’de imzalanan bir antlaşmadan kaynaklandı. Antlaşma Tuna Nehri üzerinde kanal-havuz sistemlerinin inşası ile ilgiliydi. Elektrik üretimi ve sellerden korunmayı sağlayacak tesis iki ülke tarafından işletilecekti. İnşaat 1978’de başladı. Macaristan 1989’da artan ekolojik eleştiriler karşısında kendine düşen işleri durdurdu ve 1992’de sözleşmeyi sonlandırdı.



Mahkemeden karar vermesi istenen konular şöyleydi:

Macaristan’ın projeden çekilme hakkı.

Macaristan çekildiğinde Çekoslavakya varyant C’ye devam edebilir mi?

Macaristan antlaşmayı sonlandırabilir mi?

Uluslararası literatürde tartışmalı olmakla birlikte, genel kabul gören tanıma göre; sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarının karşılanmasıyla, bugünün ihtiyaçlarının karşılanması arasındaki uzlaşmayı sağlayan kalkınma olarak tanımlanmıştır.5

Karar muhalif kalan ikinci başkan Weeramantry ise, kavramı çevrenin korunması ile gelişme arasındaki dengenin sağlanmasında normatif değere sahip bir prensip olarak nitelemiştir. Normu modern uluslararası hukukun ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmiştir.6 Çevreye saygıyı uluslar arası evrensel bir değer ve hukukun genel prensiplerinden biri olduğu sonucuna varmıştır. Çevrenin korunmasını bir insan hakkı olarak nitelemiş ve bunun insan hakları literatürünün yaşamsal bir parçası olarak düşünmüştür.7 Böyle bir hakkın olmadığı zaman yaşam hakkı gibi diğer hakların değerini yitireceğini belirtmiştir.8

Kararın 52. paragrafı:

Mahkeme, çevreye saygının büyük önemini sadece devletler değil, bütün insanlık bağlamında aşağıdaki ifadelerle vurgular:

“Çevre, bir soyutlama değil doğmamış nesilleri de kapsamak üzere, yaşam kalitesi ve insanların, sağlığını ve yaşam alanını ifade eder. Devletlerin kendi yargısal alanındaki faaliyetleri ve diğer devletlerin çevreye saygısını veya kendi ulusal kontrolleri dışındaki alanın kontrolunü sağlamak uluslararası çevre hukuku birikiminin bir parçasıdır. (Legality of the Threut or Use of Nuclear Weapons, Advisoty Opinion, I. C. J. Reports 1996, pp. 241 -242, para. 29.)

Aynı davada Başkan Yardımcısı Weeramantry, karara ayrık görüşünde,

Yaşam hakkı, sağlık hakkı nasıl sayılı insan haklarının olmazsa olmazı ise Çevrenin korunması da çağdaş insan hakları doktrinin ayrılmaz bir parçasıdır.”

Çevreye zarar vermek, insan hakları evrensel beyannamesindeki ve diğer belgelerdeki insan haklarının altını oyar ve zayıflatırken, bunu ayrıntılı olarak incelemek gerekir.

Weeramantry’nin bu düşünceleri BM üye 100’den fazla devletin adalet sistemlerinin istemleri üzerine çevresel normlar hakkında yol göstermek amacıyla BM Çevre Programı tarafından çevreyle ilgili karar özetleri olarak çoğaltılmıştır. Bu fikirler sürdürülebilir kalkınma kavramına geliştirici yaklaşımı teşvik etmiştir.

Weeramantry’nin karara muhalefet görüşünde ortaya koyduğu düşünceler oldukça etkili oldu. Amerika’da iki mahkeme, tartışmada Weeramantry’nin düşüncelerine atıf yaptı.

Birinde çevrenin bozulmasının yaşam hakkına zarar verebileceğinin delili olarak9, diğerinde bir insan hakkı olarak temiz çevre hakkının yaşam, sağlık ve sürdürülebilir kalkınma ile birlikte tanınma tartışmasında gerekçe olarak kullanıldı. Weeramantry’nin fikirleri ulusal mahkemelerde çevre hakkını desteklemek amacıyla hukuki argüman olarak kullanılıyor.

Hem mahkemenin hem de Weeramantry’nin ortak paylaştıkları görüş, çevresel etki değerlendirilmesinin hem projenin başında, hem de projenin işletme safhasında sürekli bir faaliyet olarak yapılması olmuştur.

1.4 1993 Dünya İnsan Hakları Viyana Konferansı’nda kabul edilen Viyana Deklarasyonu ve Eylem Programı10 bağlamında çevre hakkının konumu:

m.5 Tüm insan hakları ve temel özgürlükler evrensel, bölünmez, karşılıklı olarak birbirine bağımlı ve birbirine bağlıdır. Uluslararası toplum insan haklarını küresel olarak, adil, eşit, aynı önem ve düzlemde ele almalıdır.11



Bunun anlamı, ekonomik, sosyal ve kültürel hakların önem açısından diğer haklarla eşit olduğu; nitelik ve dava edilebilirlik açısından aynı konumda olduklarıdır. Bu yüzden, bu hakların korunma mekanizması da sivil ve politik haklarla aynı güçte olmalıdır.12

Bu bağlamda çevre hakkının, bir insan hakkı olarak yaşam hakkıyla yakın ilişkisi kabul edilmeli ve klasik haklarla aynı düzlemde ele alınıp, dava konusu yapılabilmesi gerekmektedir. Çeşitli hukuk sistemlerinde çevre davalarında dava ehliyeti (standing-locus standi) farklı farklı düzenlenmiştir. Çevre davalarının üç temel ayağı vardır. Bunlar çevresel bilgiye ulaşım, çevresel kararlara katılım ve son çare olarak dava açmaktır. Bu konuda yapılmış en etkili sözleşme Aarhus sözleşmesi olup, yukarıda belirtilen üç ayak üzerine kurulmuştur.


2. AARHUS SÖZLEŞMESİ’NİN ÇEVRE HAKKINA YAKLAŞIMI

2.1 Sözleşmenin Hukukumdaki Yeri

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı Ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (AARHUS) ülkemiz tarafından imzalanmamıştır.

Burada belirtilen sözleşmeler, anayasamız gereğince, kanun niteliğinde olduğundan kuşkusuz bunların düzenledikleri konular açısından, yasama, idare ve yargı tarafından dikkate alınması gerekir. Nitekim, aşağıda belirtileceği gibi, AİHM evrensel nitelikli bu metinleri de dikkate almaktadır. 13

Aarhus Sözleşmesi’nin ülkemiz tarafından onaylanmamış olması, AİHM önündeki başvurularda dikkate alınmayacağı anlamına gelmemektedir. Demir ve Baykara/ Türkiye davasında AİHM Büyük Dairesi kararında şöyle demektedir: (85,86 paragraflar)

85 AİHM, AİHS metnindeki terim ve kavramların anlamlarını tanımlamada, AİHS dışındaki uluslararası hukuk öğelerini, bu öğelerin yetkili organlarca yorumlanmasını ve Avrupa Devletlerinin bunların ortak değerlerini yansıtan uygulamalarını dikkate alabilir ve almalıdır. Konusu spesifik olan uluslararası belgelerden ve sözleşmeci Devletlerin uygulamalarından kaynaklanan görüş birliği, spesifik davalarda AİHS hükümlerini yorumlarken AİHM için mülahaza teşkil edebilir.

86 Bu bağlamda, savunmacı devletin ilgili davanın konusuna ilişkin olarak uygulanabilir olan belgelerin tümünü onaylamış olması gerekmemektedir. AİHM için, ilgili uluslararası belgelerin, uluslararası hukukta veya Avrupa Konseyi üye devletlerinin çoğunun iç hukukunda uygulanan norm ve ilkelerde devam etmekte olan bir gelişimi ifade etmesi ve belirli bir alanda modern toplumlarda ortak bir zemin olduğunu göstermesi yeterli olacaktır. (bkz. üzerinde gerekli değişiklikler yapılmak üzere, yukarıda anılan Marckx).14


2.2 Aarhus Sözleşmesi ve Dava Hakkı

Sözleşmenin Genel Hükümlerli ilgili m.3/9 da ise:

“Bu Sözleşmenin ilgili hükümleri çerçevesinde, vatandaşlık, milliyet ve ikametgah ayrımı yapılmaksızın ve tüzel kişi olması durumunda nerede tescil edilmiş olduğu ya da faaliyetlerinin etkin merkezinin neresi olduğu konusunda ayırım yapılmaksızın, halk çevresel konularda bilgiye erişme, karar alma sürecine katılma olanağına ve yargıya başvuru hakkına sahip olacaktır.”

9/5 ise; (…) yargıya başvurunun önündeki mali ve diğer engellerin ortadan kaldırılması ya da azaltılması için uygun yardım mekanizmalarının kurulmasını dikkate alacaktır.

Avrupa Adalet Divanı (AAD) Regulation (1367/2006) ilgili kararında, Avrupa Birliğinin Aarhus Sözleşmesi bağlamında uluslararası yükümlülükleri olduğunu, regülasyonun dava konusu edilebilecek eylemlere ilişkin hükümlerinin Aarhus konvansiyonuna aykırı olduğuna karar vermiş.15 Demir ve Baykara/ Türkiye davasında AİHM nasıl uluslararası sözleşmeleri kararlarında yorumluyor ve dikkate alıyorsa benzer bir tutumu ADD da takınmıştır.

Sözleşmenin uygulanmasını denetlemek üzere üye devletlerce bir komisyon kurulmuştur. Sözleşme terimleriyle halt ve sivil toplum kuruluşları, sözleşmenin uygulanmasına ilişkin şikayetleri bu komisyona yapabilir. (Aarhus m.15) 2010 Kasımı’nda BM Aarhus Denetim Komisyonu çevre davalarındaki masrafların dava açmayı engellediği ve sistemin genel olarak, yargıya erişim konusunda mali engelleri ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle, İngiltere’nin Aarhus Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini tespit etti. Kamu yararı bulunan davalardaki mahkemeye tanınan masraf takdir yetkisinin çok fazla belirsizlik yarattığını da belirtmiştir.16

Bir çevre hakları grubu (Client Earth) Cenevre BM Aarhus Sözleşmesi Komitesine AB, Almanya ve İngiltere hakkında, sözleşmeye uymadıkları gerekçesiyle şikayette bulundu.17

AB hakkındaki şikayet, vatandaşların ve NGO ların AB Mahkemeleri önünde çevre davalarındaki dava ehliyetlerinin aşırı kısıtlanmasıyla ilgiliydi. Şikayetçiler Aarhus Sözleşmesinin 9. m nin pratikte mahkemeler tarafından çok dar yorumlandığını iddia ediyorlardı.

Almanya hakkındaki şikayet de vatandaşların ve NGO ların dava ehliyetlerinin aşırı ölçüde kısıtlanmasıyla ilgiliydi. Davacılar dava konusu işlemi mahkeme kararıyla tartışamadan, işlemden zarar gördüklerini göstermek zorunda bırakılıyorlardı.



Aarhus uyum komitesi, 1 Aralık 2008 de önüne getirilen şikayetle ilgili olarak 6 yıl sonra, Avrupa Adalet Divanı’nın kararını beklenmesi dahil, verdiği kararda Almanya’nın sözleşmeyi ihlal ettiğine karar verdi. Bu Dünyada ve Almanya’da çevreciler için zafer anlamına geliyor.18

ClientEarth tarafından İngiltere’de 43 bölgenin 40 da NO2 limitlerinin aşılması ve Avrupa Hava Kalite Standartlarını yerine getirmemesi nedeniyle İngiliz temyiz mahkemesi tarafından AAD yapılan başvuruda alınacak tedbir hakkında AAD çok kısa sürede cevap verdi.


3.MENFAAT VE DAVA MASRAFLARI KONUSUNDA ULUSLAR ARASI HUKUTAN ÖRNEKLER

Avustralya Yeni Güney Eyaleti Çevre Mahkemesi19 , kamu menfaati adına dava açılmasındaki sınırları kaldırma, bu amaçla açılan davalar kaybedilse bile dava masraflarını davacıya yüklememe20 yönünde içtihatlar geliştirilmiştir

Davacı, davayı kaybedince, davalılar yargılama giderlerini talep etmiştir.

Yüksek mahkeme yargıçlarından Kirby, J kamu yararının bulunduğu davalarda, yargılama giderlerine hükmedilirken davanın bu niteliğinin göz önüne alınması gerektiği düşüncesindedir.

Tüm bunlardan hareketle uluslararası hukukta ve Avrupa hukukunda belirli özellikleri taşıyan davalarda dava masraflarının ödetilmemesi veya kısmen ödetilmesi yoluna gidilmektedir. Bu ‘Protective Costs Order’ veya ‘No Cost Order’ olarak adlandırılmaktadır. Bunu kabaca ‘dava masraflarından koruyucu kararlar’ olarak çevirebiliriz.

Bu yola, özellikle genel kamu yararının bulunduğu davalarda ve kamu yararı bulunan çevre davalarında başvurulmaktadır. Kanada, Avusturalya, Güney Afrika ve İngiliz Mahkemeleri bu yola başvurmaktadır.21

Davanın, kamu yararını ilgilendirdiği; davacının kişisel menfaatinin olmadığı durumlarda bu tip davalar hukukun doğru uygulanmasına ve anlaşılmasına da yardımcı olmaktadır.

İngiltere’de Corner House davasında yargıç Lord Phillips MR kamu yararının olduğu davalarda aşağıda belirtilen durumlarda dava masraflarının kaybedene yüklenemeyeceği durumları şöyle formule etmiştir.22

Dava konusu, genel kamu yararı açısından önemliyse,

Kamu yararı konuya çözüm getirilmesini gerektiriyorsa,

Davacının davanın sonucundan dolayı kişisel bir menfaati yoksa,

Adalet, davacının ve davalının mali güçlerinin değerlendirilmesini gerektiriyorsa,

Davacıyı temsil edenler (avukatlar) bunu kamu yararı için yapıyorsa,

Ücret takdirinin adil ve dürüst olup olmayacağı mahkemenin takdirindedir.


4 DAVA HAKKININ (MENFAAT İHLALİNİN) ULUSLAR ARASI HUKUKTA UYGULANMASI

İngiltere23

Yeni formülasyon, "yeterli ilgi," hala geçmişte "mağdur kişi" kavramında olduğu gibi dar (kısıtlayıcı) olarak yorumlanabilir.

Çevreci grup Greenpeace’e Thorp davasında, önerilen nükleer santral lisansını tartışmak için dava hakkı tanındı..Yüksek Mahkeme Greenpeace’in bir "çevre için samimi bir endişe taşıyan, sorumlu ve saygın bir örgüt" olduğunu söyledi.

İngiltere’de de hukuk dava hakkını daha liberal ve geniş yorumlanıyor

Arjantin24

Arjantin'de, merhum Dr Alberto Kattan tüm Latin Amerika için çevre davalarında dava hakkının genişletilmesini sağlayan öncü davaları kazandı. Argümanların temeli insan haklarını koruyan Arjantinli Anayasanın 33. maddesi ve antik Roma Hukukunun "dominio publico. (Kamu malını)" korumayı vatandaşa görev olarak veren ilkeleriydi. Bu ilkelerin Arjantin'de hala uygulanabilir olmasına rağmen , Dr Kattan argümanlarının başarısı önemli ölçüde yeniliklere açık yargı kararlarına bağlıydı.

1981 yılında bu argümanları kullanan Dr Kattan yeni ufuklar açan davası penguenleri korumak için bir "accion difusa" (yaygın eylem) oldu. İki yıl sonra Kattan Federal Devlet (Tarım Bakanlığı) (1983) davasında, türü tehlikedeki altı yunusun avlanması için bir Japon şirketine yetki veren izne dava açma hakkı verildi. Bu davayı da Roma Hukuk temelinde tartıştı. Dr Kattan, tütünün zehirli bir madde olduğu gerekçesiyle tütün reklamlarının ve pestisitlerin, (özellikle Agent Orange) başarıyla yasaklandığı davalarında benzer argümanlar geliştirildi.

Kattan, Arjantin’in resmi, standart mimari tarihinin kapağını süsleyen mimari bir başyapıt olan bir konağın imhasını engellemek için mahkemeyi ikna etti. Hyatt Hotels Corporation, Buenos Aires’de yüksek katlı bir otel inşa etmek için yıkım topları göndermeye çalıştı. Kattan davayı mahkemeye taşıdığında, oteli ulusal mirasın bir parçası kutsal ulusal hazine, alemine yerleştirilen bir argüman geliştirdi. “Herkes Van Gogh'un resim almak hakkına sahiptir. Ama kimsenin onunla balık sarmak hakkı olmadığını.”, mahkemeye anlattı.

Birçok ülkenin anayasaları adalete erişiminin artırılması temelini oluşturur. Bazen bu anayasalarda dava hakkı hükümlerinin içinde açık bulunmaktadır. Örneğin, 1991 Kolombiya, Anayasası Madde 88 açıkça bir "kolektif bir hakka" sahip olan herkes onu korumak için dava açabilir, demektedir.
Nepal25

Nepal anayasasına koyduğu açık hükümlerle bunu yapmış. Nepal Anayasa'nın Madde 88 (2) Nepal Yargıtayı’na kamu yararını ya da kamuyu ilgilendiren (kaygı) davalarda gerekli ve uygun emirler vermesi için olağanüstü yetkiler verilmesini öngörmektedir.


Hindistan

Hindistan uzun zamandır, üstü örtülü, kapalı anayasa normlarında dava hakları bulmakta lider olmuştur. Hindistan Yüksek Mahkemesi, "kamu yararıyla ilgili gördüğü davalarda yasal dava hakları üzerindeki kısıtlamaları büyük ölçüde kaldırmıştır Güney Asya'daki diğer ülkeler de bir dereceye kadar bu yaklaşım izlemiştir.

Daha önce, gevşek dava hakkı kuralları denilen bir Hukuk Reformu Komisyonunda görev yapmış olan yargıç Bhagwati, (Fagvati) "iyi niyetli hareket eden ve yeterli alakası olan herhangi bir vatandaşa dava hakkının tanınma zorunluluğunu kabul etti. Bir meslek olarak insanların hukuk sistemine inançlarını koruma peşinde koşan avukatların, böyle bir grup olduğuna karar verdi. O, "kamu-fikirli bir kişi" ya da kuruluşun doğrudan kendi hakları zarar görmüş olmasa bile doğrudan Yargıtay hareket edebileceğini belirtti.

Avukatların kendilerinin bile kamu yararı adına hem kişisel hemde avukat olarak davranma hakları düzenli olarak kabul edilmiştir. Örneğin, M.C. Mehtahas kendi adına, hapishanelerinde salınan yüzlerce çocuğun tehlikeli kibrit fabrikalarda istihdamı önlemek için, Tac Mahal'i hava kirliliğinden korumak için; Ganj Nehri’ni endüstriyel ve belediye atıklarının kirliliğinden temizlemek yeraltı suyunu korumak için ve yeni bir "toksik cehennemde" yaşayanların tazmin edilmeleri için ve daha birçok kararlar için. Onun birçok davalarından başka birinde Hindistan Yüksek Mahkemesi klor gazı sızıntısı zararının giderilmesi için herhangi bir vatandaşın dava hakkı olduğuna karar vermiştir.

Hindistan Yüksek Mahkemesi, bir hukuk sisteminin, hukukun üstünlüğü uygulanmasına tamamen yeni bir bakışı nasıl getirilebileceği konusunda dünyadaki mahkemelere ve avukatlara örnek olmuştur. Mahkeme o vakte kadar bu toplumun avukatları arasında hemen hemen düşünülmeden, kabul edilmiş mahkemelere erişim kısıtlamalarını bir kenara koymuştur.

Mahkeme, sadece kamu çıkarı dilekçelerini işlemek için özel bir ofis kurdu ve, çevre alanında, dünyanın en şişirilmiş ve isteksiz bürokrasi harekete geçirmek için dikkate değer bir ölçüde yetkilerini kullanmıştır.

Kamu yararının söz konusu olduğu davalarda samimi ve iyi niyetli bir davacının hiçbir kişisel çıkarı olmasa dahi, bu Mahkeme o kişinin dava hakkını inkar etmeyecektir. Kamu yararının söz konusu olduğu davalarda, dilekçe iyi niyetli ve açıkça kamu yararına ise, ve mahkeme bu duruma etkin bir çare üretebiliyorsa dava hakkı bu temelde verilecektir.

India -- F.K. Hussain v. Union of India, O.P. 2741/1988 (1990.02.26)(Right to Potable Water as part of a Right to Life)26

Dava mercan adası olan (Lakshadweep) adalarının yer altı su kaynakları ile ilgilidir. Davacılar, adaların yer altı su ve içme suyu kaynaklarının sınırlı olduğunu; pompalarla bu suyun büyük ölçeklerde çıkarılmasının kaynakları bitireceğini, bunun sonucunda Arap denizi (Hint okyanusu) tuzlu sularının tatlı suyun çekildiği bölgelere sızacağını iddia etmişlerdir.
Tanzanya27

Çevrecilerin ve bilim insanlarının su yönetiminin önemine işaret ettiklerini, su yönetiminin 21. Yüzyılın başında en önemli problemlerden biri olacağını, su kaynaklarının korunması gerektiğine ilamda yer vermiştir.


ABD28

Potansiyel bir davacının bir şekilde dava hakkı için yasal olarak "olumsuz etkilenmiş" olması gereği aranmaktadır. Amerika’da davacının bir davada taraf olabilmesi için zarar, illiyet bağı ve hukuki çarenin mevcut olduğunun gösterilmesi gerekmektedir.

Zararın sadece ekonomik değerlerle sınırlı değildir. Estetik, koruma, ya da eğlence değerleri de zarar kapsamına dahildir.

Massachusetts v. Environmental Protection Agency (EPA) 29

Massachusetts eyaleti iklim değişiminden dolayı eyaletin kıyılarının tehlikede olduğu nedeniyle EPA’ya (Çevre Koruma Ajansı) müracat ederek otomobillerin egzos emisyonlarında düzenleme istemiş ve istem EPA tarafından reddedilmiştir. Massachusett bunun üzerine EPA’yı temiz hava kanununa aykırı harket ettiği için dava etmiştir. Bir kişinin bu gazların etkisinden doğrudan zarar gördüğünü ispatlaması çok zordur. Eyaletin ise, yarı-egemen çıkarları söz konusudur. Suların yükselmesiyle kıyıdaki arazi kayıpları zararı oluşturmaktadır. EPA’ da iklim değişimi nedeniyle suların yükseldiğini kabul etmiştir. Eğer EPA egzos emisyonlarını düzenlediği taktirde bu durumun küresel ısınmaya etkisi olumlu olacaktır.

Bu davada temyiz mahkemesi Massachusetts eyaleti yarı-egemen çıkarları söz konusudur. Küresel ısınmadan kayanaklanan potansiyel zararlara karşı kendi arazisini korumak için dava hakkının 5/4 oyla kabul edilmiştir.

Sierra Club v. Morton Davası30

Dava, Amerika Birleşik Devletleri Orman Servisi’nin, Sequoia Ulusal Parkı yakınında Mineral King’e yatırım izin verildiğide ortaya çıktı. Davadaki önemli konu yatırım izninin davacı Sierra Club’ün yatırım iznine karşı dava açma hakkı için zarar görüp görmediği konusunda odaklandı. Yüksek Mahkeme, Sierra Club’ün, kurumsal tüzel kişilik olarak dava ehliyetinin olmadığına, ancak hükümet eyleminin kulüp üyelerinden herhangi birinin estetik veya eğlence çıkarları etkileyebileceiğni ve üyeleri adına dava açabileceğine hükmetti. Ancak, Sierra Club üyelerinin bölgeyi eğlence amaçlı ziyaret etmiş olmasına rağmen üyelerinin, ve hatta, üyelerinin bi ziyaretini ve üyelerinin bazılarının o bölgeye yakın arazileri olmasına rağmen bu hususları belirtmediği için dava ehliyetini ispatlamada başarısız olmuştur.

Sierra Club pratik bir mesele olarak, davayı kaybetmiş olmasına rağmen savaşı onlar kazandı. Bir doğal kaynak bir şekilde dava yoluyla savunmak için, çevre grupları sadece etkilenen alanı veya yakınında, av, balık avı, ya da kamp yapan kendi üyeleri arasından tek bir kişiyi bulmaları davacı olabilmeleri için yeterlidir.

Bu davada yargıç William O. Douglas, doğal kaynaklar kendi güvenlikleri için dava açma hakkı olması gerektiğini iddia etti. Yağmalanmak, tahrif edilmek üzere olan, yollar ve buldozerler tarafından işgal edilen cansız nesnelerin davacı olmalarının yolu açılabilr.



Doğal ekolojik dengeyi korumak için çağdaş kamu duyarlılığı için çevresel nesnelere nesnelerin kendini korunması için dava hakkı verilmesine yol açacaktır.

Vadileri, alpin çayırları, nehirler, göller, nehir ağızlarında, plajlar, sırtlar, ağaçlar bahçeleri, bataklıklar, hatta hava modern teknoloji ve modern hayatın yıkıcı baskılarını hissetmektedir, bu yüzden onlara saygı duyulmalıdır. Nehir, örneğin, tüm beslediği veya sürdürdüğü hayatın yaşayan sembolüdür. (Balıklar, sucul böcekler, ardıç kuşları, su samuru, balıkçı, ceylan, geyik, ayı, insan dahil ona bağımlı olan diğer tüm hayvanlar, ya da onun görüntüsü, sesi, ya da yaşamından zevk alanlar, hoşlananlar. Nehir davacı olarak, parçası olduğu yaşamın ekolojik bir birimi adına konuşur. Bir balıkçı, bir kanocu, bir zoolog ya da başka biri, suyla anlamlı bir ilişki olan bu insanlar nehirin temsil ettiği ve imha tehdit altında olan değerler adına konuşabilmelidir.



Bu nedenle, cansız nesnenin sesi, susturulmamalıdır. Bu yargının federal ajansın yönetim işlevlerini devralması anlamına gelmez.

Eğer demokrasi, hukukun üstünlüğü, ve adalet herkes için ise o zaman dava hakkı da herkes için olmalıdır.
5. TÜRK HUKUKUNDA ÇEVRE HAKKININ DÜZENLENİŞİ

Hak, hukuk düzeninin koruduğu menfaattir. Dava hakkı da hukuk düzenleri tarafından korunan haklardan biridir. Bu hak AİHM kararlarında ve ülkemiz uygulanmasında da mutlak bir hak değildir. Çeşitli düzenlemelerle sınırlandırılmıştır.



Anayasa’mızın 2. m. de, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, 56. m.de Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir, denilmek suretiyle çevrenin korunması kişilere ve devlete ödev olarak verilmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 3.m ile,

Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler, ifadesiyle çevrenin korunması herkese ‘görev’ olarak verilmiştir.

Yukarıdaki Anayasa ve yasa hükümlerinden açıkça anlaşılabileceği gibi çevreyi koruma görevi vatandaşlara da verilmiştir. TDK sözlüğüne göre, görev kelimesinin anlamı: 1. Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. 2. İşlev. 3. Resmî iş, vazife anlamlarına gelmektedir. Yapılan görevin karşılığı yurttaşlık gereği olmakla birlikte, sürdürülebilir kalkınma, çevre, ekoloji ve dolayısıyla insan yaşamını yakından ilgilendiren bir konuda yurttaşların anayasa ve kanunla verilen bir görevi yerine getirmeleri karşılığı bir de mahkeme masrafı ödemeleri olmamalıdır. Askerlik de bir görevdir, fakat karşılığında bir de devlete para ödenmemektedir.

"Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir" denilen ilk fıkra çevre hakkını doğrudan doğruya değil yaşam hakkı ile bağlantı kurarak düzenlemiştir. Ve diğer birçok ülkenin anayasalarında olduğu gibi antroposentrik (insan odaklı) yaklaşımı esas almıştır.31

Yurttaşlara düşen ödev yalnızca çevreyi kirletmeme ve yasaklara uyma gibi pasif bir ödev değildir. Asıl önemli olan, onların, çevreyi bozucu faaliyetlere, bunları ister devlet ister özel kişiler yapsın, karşı çıkmaları ve daha da önemlisi bu tür olumsuz sonuçların ortaya çıkmasını önlemek için zamanında görüşlerini belirterek, ilgili kararların bu olumlu görüşler yönünde alınmasını sağlamalarıdır. İşte bu nedenledir ki, yurttaşlar bu ödevi gerektiği şekilde yapabilmek için, devletten kendilerine gerekli katılım olanaklarının tanınmasını isteme hakkına (birinci fıkra gereğince) sahiptirler. Esasen 56. maddenin ikinci fıkrasında devlete yüklenen ödevi de bu bağlamda düşünmek gerekir. Devlet, öncelikle kendisi, çevreyi bozucu politika ve faaliyetlerden kaçınarak, sonra başkalarının bu tür davranışlarını önlemek için tedbirler alacak ve nihayet yurttaşların çevreyi koruma ödevlerini yapmaları için gerekli tüm olanakları sağlayacaktır.

Anayasa, yasa ve uluslararası sözleşme hükümlerine rağmen, menfaat yokluğu nedeniyle yargıya erişimin engellenmesi alınan yüksek yargılama giderleri, anayasa m.36 ve AİHS m. 6 adil yargılanma ilkesine aykırıdır. Anayasanın görev olarak tanımladığı bir konuda yurttaşlık görevinin yerine getirilmesi açıkça engellenmektedir.



KAYNAKLAR
1-Turgut, Nükhet Sürdürülebilir Kalkınmanın Sağlanmasında Katılımın Rolü, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 1996 Cilt 45 Sayı 1-4
2-Sharon Begley, The Estrogen Complex

http://www.newsweek.com/estrogen-complex-185836
3-Gıllıan R. Bentley Ve C. G. Nıcholas Mascıe-Taylor, Infertility in the Modern World:Present and Future Prospects,

http://www.tuleoffice.com/images/editor/File/pdf/book/omomi/book/6%20(11).pdf
4-Jessıca Howley, The GabcikovoNagymaros Case:The Influence of the International Court ofJustice on the Law of Sustainable Development,

Queensland Law Student Review, Volume 2 2009 Number 1,



http://www.law.uq.edu.au/articles/qlsr/howley-qlsr-2-1.pdf
5-Turgut, Nükhet Yılmaz Çevre Hakkı - Kuramsal Ve Ampirik Çerçeve, İlgili Temel Kavram Ve İlkeler.
6-AİHM Demir Ve Baykara-Türkiye Davası İçtihat Metni( Başvuru No: 34503/97)
7-Anaïs Berthier, A first success in the long run for better access to justice in the EU: The scope of the administrative review procedure provided under Regulation 1367/2006 invalidated by the General Court

Elni Review, No.2/12



http://www.clientearth.org/aarhus-centre-documents/elni-2012-2-anais-berthier.pdf
8-Gregor Husper, Protective Costs Orders in Public Interest Litigation: Jurisprudence Review 2011 28 February 2011

http://www.justiceconnect.org.au/sites/default/files/Protective%20Costs%20Orders%20in%20Public%20Interest%20Litigation%20-%20Jurisprudence%20Review%202011.pdf
9-Complaints lodged with the Aarhus Convention Compliance Committee

http://www.clientearth.org/access-to-justice/access-to-the-courts/the-case-for-access-to-the-courts-87
10-John E. Bonine, Standing to Sue:The First Step In Access to Justice,

http://www2.law.mercer.edu/elaw/standingtalk.html
11- India -- F.K. Hussain v. Union of India, O.P. 2741/1988 (1990.02.26)(Right to Potable Water as part of a Right to Life)

http://www.elaw.org/node/2497


12-Massachusetts v. Environmental Protection Agency Kararı

http://en.wikipedia.org/wiki/Massachusetts_v._Environmental_Protection_Agency
13-Sierra Club v. Morton Kararı

http://en.wikipedia.org/wiki/Sierra_Club_v._Morton




1 Sharon Begley, The Estrogen Complex

http://www.newsweek.com/estrogen-complex-185836 ET. 11.05.2014


2 Gıllıan R. Bentley Ve C. G. Nıcholas Mascıe-Taylor, University of Cambridge, Infertility in the Modern World:Present and Future Prospects,

http://www.tuleoffice.com/images/editor/File/pdf/book/omomi/book/6%20(11).pdf



3 Sharon Begley, Great Lake Effect,

http://www.newsweek.com/great-lake-effect-168522


4 Jessıca Howley’ın Queensland Law Student Review, Volume 2 2009 Number 1’deki makalesinin özet çevirisidir.

http://www.law.uq.edu.au/articles/qlsr/howley-qlsr-2-1.pdf



5 World Commission on Environment and Development, Our Common Future, GAOR, 42nd Sess, Supp. No. 25, UN

Doc. A/42/25 (1987), [27].



6 Separate Opinion, 89, 95

7 A.g.e. s.91.

8 A.g.e. s.91.

9 Sarei and Others v Rio Tinto Plc (2002) 221 F. Supp 2d 1116, 1157 (Morrow DJ) [Sarei].

10 Türkiye, Viyana Deklarasyonunu 9 Ekim 1993 tarihinde imzalamıştır.

11 http://www.unhchr.ch/huridocda/huridoca.nsf/(Symbol)/A.CONF.157.23.En (21.10.2008)

12 Report by the Special Rapporteur on the right to food, Mr. Jean Ziegler, submitted in accordance with Commission on Human Rights Resolution 2001/25, parag. 33

www.unhchr.ch/Huridocda/Huridoca.nsf/0/832c9dd3b2f32e68c1256b970054dc89/$FILE (21.10.2008)

13 Prof. Dr. Nükhet Yılmaz Turgut, Çevre Hakkı - Kuramsal Ve Ampirik Çerçeve, İlgili Temel Kavram Ve İlkeler: Yargının Rolü, s.6

http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/12_03_2014_105350.pdf



14 (http://www.inhak-bb.adalet.gov.tr/aihm/karar/demirvebaykara09.03.2009.doc)

15 Anaïs Berthier, A first success in the long run for better access to justice in the EU: The scope of the administrative review procedure provided under Regulation 1367/2006 invalidated by the General Court, Elni Review, No.2/12, s.92

16 Gregor Husper, Protective Costs Orders in Public Interest Litigation: Jurisprudence Review 2011, 28 February 2011

http://pilch.org.au/Assets/Files/PILCH%20PCO%202011%20Jurisprudence%20Reveiw%20FINAL%2017mar11.pdf .s.28

17 ClientEarth, Legal Complaints Filed Against the EU, Germany and UK for Breaches of International Justice Rules onthe Environment, 15 December 2008

18 http://www.clientearth.org/201404032510/news/latest-news/environmental-victory-for-german-citizens-2510

19 Telstra Corp. Ltd. v. Hornsby Shire Council (2006) NSWLEC 133 (24 March 2006), par. 192.

192 In determining the nature and scope of amenity and the impact of a proposed development on it, the consent authority may consider the community responses to the proposed development as set out in the submissions made to the consent authority: s 79C(1)(d) and (e) of the EPA Act. The community responses are aspects of the public interest within the meaning of s 79C(1)(e) in securing the advancement of one of the express objects of the Act “to provide increased opportunity for public involvement and participation in environmental planning and assessment”: s 5(c) of the EPA Act. See also Kulin Holdings Pty Ltd v Penrith City Council (1999) 103 LGERA 402 at 415; and New Century Developments Pty Ltd v Baulkham Hills Shire Council (2003) 127 LGERA 303 at 316[58].



20 Avustralya, Oshlack v. Richmond River Council and Iron Gates Development Pty Ltd (1994). Aktaran, Pearlman, s. 401-02.

21 Protective Costs Orders in Public Interest Litigation: Jurisprudence Review 2011, 28 February 2011

http://pilch.org.au/Assets/Files/PILCH%20PCO%202011%20Jurisprudence%20Reveiw%20FINAL%2017mar11.pdf



22 Protective Costs Orders in Public Interest Litigation: Jurisprudence Review 2011, 28 February 2011

http://pilch.org.au/Assets/Files/PILCH%20PCO%202011%20Jurisprudence%20Reveiw%20FINAL%2017mar11.pdfs.22



23 John E. Bonine, Professor of Law, Standing to Sue:The First Step In Access to Justice,

http://www2.law.mercer.edu/elaw/standingtalk.html

24 A.g.e.

25 A.g.e.

26 http://www.elaw.org/node/2497 15.10.2008

27 John E. Bonine, Professor of Law, Standing to Sue:The First Step In Access to Justice,

http://www2.law.mercer.edu/elaw/standingtalk.html

28 A.g.e.

29 http://www.casebriefs.com/blog/law/constitutional-law/constitutional-law-keyed-to-sullivan/the-nature-and-sources-of-the-supreme-courts-authority/massachusetts-v-environmental-protection-agency/

30 http://en.wikipedia.org/wiki/Sierra_Club_v._Morton


31Doç. Dr. Nükhet TURGUT, Sürdürülebilir Kalkınmanın Saglanmasında Katılımın Rolü

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/480/5599.pdf Erişim T.13.07.2011





Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət