Ana səhifə

T. C. Ankara üNİversitesi EĞİTİm biLİmleri enstiTÜSÜ EĞİTİm biLİmleri BÖLÜMÜ


Yüklə 74.93 Kb.
tarix14.06.2016
ölçüsü74.93 Kb.
T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ

EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ

EĞİTİM YÖNETİMİ TEFTİŞİ EKONOMİSİ VE PLANLAMASI

ANABİLİM DALI

EĞİTİM EKONOMİSİ VE PLANLAMASI BİLİM DALI

MARCUSE VE TEKNOLOJİK DENETİM

EĞİTİM ÖRGÜTLENMESİ VE TEKNOLOJİ

YRD. DOÇ. DR. HASAN HÜSEYİN AKSOY

AYGÜLEN KAYAHAN KARAKUL


ANKARA

HAZİRAN, 2007

İÇİNDEKİLER
Sayfa

İçindekiler.......................................................................................................................................... 1

Giriş................................................................................................................................................... 1

1.Frankfurt Okulu Ve Eleştirel Kuram......................................................................................... 2

2.Herbert Marcuse........................................................................................................................... 3

2.1.İleri Sanayi Toplumu..................................................................................................... 3

2.2.Özgürlük........................................................................................................................ 4

2.3.Koşullandırılmış Gereksinimler................................................................................. 5

2.4.Dilin Söylem Evreni..................................................................................................... 6

2.5.Bilim-Felsefe-Eğitim.................................................................................................... 7

2.6.Doğa............................................................ ................................................................. 8

3.Yorum......................................................................................................................................... 9

4.Kaynaklar.................................................................................................................................... 11
Giriş

Frankfurt Okulu temsilcilerinden olan Marcuse’nin teknoloji, denetim, özgürlük, bilim, eğitim, doğa kavramlarına bakışını ele alan bu çalışmanın ilk bölümünde Frankfurt Okulu ve Eleştirel Kuram ele alınmış, Okulun ortaya çıktığı tarihsel koşullar içinde değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmış ve kısaca eleştirel kuramdan söz edilmiştir. İkinci bölümde öncelikle Herbert Marcuse’nin yaşam öyküsü verilmiş sonra teknoloji ve kontrol toplumuna ilişkin görüşlerinin açıklanması için sırasıyla ileri sanayi toplumu, özgürlük, gereksinmeler, dil, bilim felsefe, eğitim ve doğa konularındaki görüşleri aktarılmaya çalışılmıştır. Yorum bölümünde Marcuse’nin görüşlerinin değerlendirilmesi yapılmış, Türkiye’deki Eğitim sistemi ile Marcuse’nin görüşlerinin bağlantısı kurulmaya çalışılmıştır.



1.Frankfurt Okulu ve Eleştirel Kuram

Birinci Dünya Savaşı gerçekleşmiş; Almanya’daki kitlesel sol kanat partileri reformist ya da Moskova denetimindeki hareketler şekline gelmiştir. Sovyetler Birliği’nde sosyyalizm beklenenden farklı bürokratik bir yapıya dönüşmektedir; Avrupa’da nazizm ve faşizm yükselmeye başlamıştır. Bir süre sonra dünya ekonomik bunalımı; ikinci dünya savaşı, ilk atom bombasının insanlığı ezmesi vb. olaylar da gerçekleşecektir. Kapitalizm hızlı bir şekilde toparlanmaktadır. İnsanlığın umutlu olarak çıktığı 19. yüzyılda gerçekleşen aydınlanma devriminin, reform hareketlerinin ardından, gelişmekte olan bu olaylar, bu hayal kırıklığı ve karamsarlık içindeki insanlığın, kendi üzerinde bir kez daha düşünmesini gerektirmiş; kapitalizmin beklenenden daha uzun süre ayakta kalması, sosyalizmin kaçınılmaz olup olmadığını, parti çizgisini her zaman takip etmenin bireyi eleştiremez hale getirip getirmediği, kapitalizmin temel çelişkilerinin ekonomik ve siyasal hayattan farklı bir yerde, kültürel alanda olup olmadığı sorgulanır hale gelmiştir. Bu koşullar altında, Batı kapitalizmi ile Doğu sosyalizminin yaşanır görüntüsü olan Stalinizmin eleştirisine soyunan kişilerce kurulan ve yaşatılan Frankfurt Okulu, kendi çevresinde toplanan ve zaman zaman tartıştıkları konularda ayrışan; zaman zaman birbirinin çalışmalarını da eleştirerek birbirinden uzaklaşan ancak temelde eleştirel kuram adı verilen ekol çevresinde buluşan düşünürlerden oluşmuştur.

Eleştirel kuram temsilcileri kendi perspektiflerini negatif felsefe şeklinde adlandırmışlardır Bilginin kaynağının duyularınmız ve deneyimlerimiz olduğuna karşı çıkan eleştirel kuram temsilcileri, bilgilerimizin ve ortak insani yönlerimizin kaynağının hepimizin akılcı varlıklar olmamıza bağlar (Marshall:1999 s179). Negatif felsefe terimi ise pozitivizmin bazı ilkelerinin zıddı ilkeler ileri sürmelerinden kaynaklanıyor olabilir. Eleştirel kuram genellikle Frankfurt Okulu temsilcileri ile özdeşleştirilir. Frankfurt okulu’nun ayırt edici özelliği ise toplum bilimlerinin herbirini eleştiren toplum tasarımına ekleme çabası olarak belirlenebilir.

Almanya’da 1923’te kurulan Frankfurt Okulu 1933 yılında Nazilerin iktidara gelmesi ile Amerika’ya sürgün edilen biliminsanlarınca Amerika’da Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü adı altında sürdürülmüş; 1950 li yılların başında Almanya’da tekrar Frankfurt Okulu olarak açılmıştır. Frankfurt Okulu, doğrudan doğruya anti-Bolşevik bir radikalizm ve ucu açık bırakılmış ya da eleştirel bir Marksizm ile ilişkilendirilebilir. Hem kapitalizme hem de Sovyet sosyalizmine düşman olan Frankfurt okulunun yazıları, toplumsal gelişme için alternatif bir yol olanağı tutma arayışı içinde olmuş; ve 1960 ve 1970'li yıllarda "Yeni Sol"a bağlı olanların çoğu; çalışmalarında, hem Marksist kuramı ilgi çekici bir yorumunu ve hem de Marksizme daha ortodoks yaklaşımlar tarafından hem de hiç ulaştırılmayan konu ve sorunların (örneğin bürokrasi ve otoriterlik) üzerinde önemle durulduğunu görmüşlerdir.


(Bottomore:2002). Marksizmin üretim ilişkilerinin çözümlemesinde eksik olan insan psikolojsinin de çözümlenmesini Frankfurt Okulu’nun tamamladığını iddia eden bir görüş de vardır. Frankfurt Okulu üyeleri çağdaş toplumların hastalıklarına, özellikle dizginlerinden boşanmış teknolojiye çare olarak hem kuramda hem de uygulamada köklü değişiklikler yapmayı önererek Marksizmi de tek yanlı olarak niteleyip tüm öğretileri elştirmişlerdir(Güçlü ve Diğerleri: 2002 s.575).

Enstitünün önemli üyeleri, Max Horkheimer (felsefeci, sosyolog ve sosyal psikolog), Friedrich Pollock (iktisatçı ve ulusal planlama sorunları konusunda uzman), Theodor Adorno (felsefeci, sosyolog müzikolog), Erich Fromm (psikanalist, sosyolog), Herbert Marcuse (felsefeci), Franz Neuman (siyaset bilimci, özellikle hukuk alanında uzman), Leo Lowenthal (popüler kültür edebiyat konularında uzman), Henryk Grossman (siyasal iktisatçı), Arkadij Gurlarland (iktisatçı, sosyolog) ve Enstitünün "dış çevresinin bir üyesi olarak Walter Benjamin’dir. (denemeci ve edebiyat eleştirmeni) Eleştirel kuramın ikinci kolu, Jürgen Habermas'ın felsefe ve sosyoloji alanlarındaki, eleştirel kuram kavramını yeniden şekillendiren yakın dönem çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Bu yeniden şekillendirilme girişimine katkıda bulunanlar arasında, Albrecht Wellmer (felsefeci), Claus Offe (siyaset bilimcisi, toplumbilimci) ve Klaus Eder (antropolog) bulunmaktadır. (Wellmer: 1974 Aktaran: Bottomore:2002).


2. Herbert Marcuse
Herbert Marcuse 19 Haziran 1898’de varlıklı bir Yahudi tekstil fabrikatörünün ilk oğlu olarak Berlin’de doğar. 1916’da savaşın beraberinde getirdiği olaylar neticesinde Marcuse lisede erken olgunluk sınavını verir ve İmparatorluk hizmetine girer. 1917-18’de Bağımsız Sosyal Demokrat Parti’ye üye olur. 1919-1923 arasında Berlin ve Freiburg/Breisgau’da edebiyat bilimi ve felsefe öğrenimi görür. Freiburg’da Der deutsche Künstlerroman (Alman sanatçı-romanı) teziyle doktor olur. 1923-29 arasında Berlin’de yayımcılık piyasasında çalışır. 1927 yılında Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı yapıtını okuduktan sonra Heidegger ile çalışmak üzere Freiburg Üniversitesi’ne gider Marcuse Hegel’in Varlıkbilgisi ve Tarihsellik Kuramının Temelleri (Hegels Ontologie und die Grundlegung einer Theorie der Geschichtlichkeit) başlığını taşıyan doktora tezini 1932’de tamamlar; ancak ya Marcuse resmen tezini sunmadığı için ya da Heidegger tezi siyasal nedenlerle reddettiği için tez onaylanmaz. 1932’de, Heidegger’in yanında doçentlik denemesi başarısız olduktan sonra, Husserl’in aracılığıyla Sosyal Araştırma Enstitüsü’nün Genf Bürosu’nda araştırmacı olur. 1934’de Amerika’ya göç eder. New York’a taşınmış olan Sosyal Araştırma Enstitüsü’nde de 1942’ye kadar çalışır. 1940’da Amerikan vatandaşı olur. 1942-1950 arasında Washington’da, Amerikan savunma istihbarat kurumu Stratejik Hizmetler Bürosu’nda bölüm müdürü olarak çalışır. Daha sonra Avrupa şubesi müdürü olur. 1950’lerin başında Frankfurt Okulu’nun temsilcilerinden Horkheimer, Pollock ve Adorno, Batı Alman hükümetinin çağrısı üzerine Frankfurt’a dönerler. Marcuse, Neumann, Löwenthal ve Kirchheimer ABD’de kalmışlardır.1950-52 ararsında New York’ta Columbia Üniversitesi’nin Rusya Enstitüsü’nde sosyoloji okutmanı ve Senior Fellow olur. 1952-1954 arasında Harvard Üniversitesi Rus Araştırmaları Merkezi’nde Senior Fellow olur. 1954’de Waltham’da Brandeis Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olur. 1964’de San Diego’da California Üniversitesi’nde toplum felsefesi kürsüsüne atanır. 1965’de Berlin Özgür Üniversitesi’nde onursal profesörlük yapar. 29 Temmuz 1979’da Almanya ziyareti esnasında Starnberg’te ölür.1
Eserleri arasında Otorite ve Aile Üstüne İncelemeler(1936), Us ve Devrim(1941), Eros ve Uygarlık(1953), Sovyet Marksizmi(1958), Tek Boyutlu İnsan(1964), Baskıcı Hoşgörü(1965), Ütopyanın Sonu(1967), Özgürleşme üzerine Bir Deneme(1969), Karşıdevrim ve İsyan(1972), Estetik Boyut(1978) adlı kitaplar bulunur. 2
2.1.İleri Sanayi Toplumu
Marcuse’ye göre ileri sanayi toplumu insanların köleleştirildiği ve özgürlüklerini yitirdiği bir yıkıcı ilerleme toplumudur. Bu yıkıcı ilerleme kendisini öyle usa uygun şekilde sunmaktadır ki bireyler bu baskılanmayı içselleştirmektedir. “İleri sanayi toplumunda, rahat, pürüzsüz,usa uygun, demokratik bir özgürlüksüzlük yürürlüktedir”(Marcuse,H:1986 s.21). Haklar ve özgürlükler toplumun ilkelerinin benimsenmesi için teslim olmuştur. Bu toplumun ilkeleri arasında makineleştirme ve standartlaştırmayı teknolojik alanda bireye özümseterek toplumun çıkar çevreleri tarafından ayarlanması bulunur. Marcuse ileri sanayi toplumunda hükümetlerin üretkenliği arttırdıkları ölçüde gücü ellerinde bulundurabileceklerini söyler (Marcuse,H: 1986).
Marcuse’ye göre sömürünün genişlemiş evreni insani, ekonomik, politik, askeri, eğitimsel makineler toplamı olup bu evrendeki toplum egemenliğini korumaya çalışan dolayısıyla küresel ölçekte rekabet halinde olan ama hepsi de bir bütün olarak ulusun sermayesinin-sermaye olarak ulusun, emperyalist sermayenin – üst çıkarları doğrultusunda hareket eden uzmanlaşmış siyasetçiler generaller yöneticilerden oluşan bir hiyerarşinin kontrolündedir (Marcuse,H:1998 s19).

Marcuse savaş sonrası kapitalizmin her türlü iktisadi bunalım eğiliminin üstesinden gelmiş olduğunu ancak kapitalizmin bolluğa erişme biçiminin özgürleşme yaratmak yerine, bireyleri özerk biçimde karar vermekten uzaklaştıran ve onlar için sahte gereksinimler üreten yalancı mutluluklar sunduğunu belirtir.(Güçlü ve Diğerleri: 2002 s.941) Bu yapılanmasını ise teknoloji vasıtasıyla bireylerin yaşam alanları üzerinde mutlak bir hakimiyet kurarak yaptığını iddia etmektedir. Böylece bilinçlenmeyi kendi içinden tamamlayacak olan işçi sınıfının bilincinin dışardan belirlendiğini, hatta işçi sınıfının toplumsal tahakkümü içselleştirmesi ile kapitalizmin bir savunucusu haline getirildiğini iddia etmektedir.


Ancak Marcuse’nin bu olumsuz düşünmesinin sonucu kendisini bir umutsuzluğa kaptırmamış olmasını, Habermas’ın gözlemlediği gibi hala olumsuz düşünüşünde olumlu bir yanın olduğu düşünülerek çözümlenebilir. Marcuse Eros ve Uygarlık yapıtında Freud’un güdülerin bastırılmasının yaşamda kalma gereksinmesinin bir dayatması olduğu savının etkisini azaltmaya çalıştı(Güçlü ve Diğerleri: 2002). Böylece Marcuse’nin totoliter olarak nitelendirdiği bu yüzden yıkılması gerektiğini düşündüğü ancak demokratik görünümlü olması nedeniyle yıkılamadığını ileri sürdüğü sanayi toplumunun bir gün insan benliğindeki özgürlük güdüsünün ortaya çıkacağı ve bunun sonucu yıkılacağını düşündüğünü söyleyebiliriz.
2.2. Özgürlük
Marcuse ileri sanayi toplumunun özgürlük kavramının anlamının fiyatlarda özgür rekabet, seçenekler arasından bir veya birkaçını özgürce seçme gibi ölçütlerin olduğunu söyler. “Ancak efendileri özgürce seçme efendileri ya da köleleri kaldırmamaktadır.”( Marcuse,H:1986 s.27).
Geniş bir mallar ve hizmetler çeşitliliği içinden seçme özgürlüğünün bedeli bunlara ulaşmak için çok fazla zahmet, emek ve korku dolu bir yaşam üzerinde toplumsal denetimin sürmesi olduğunda özgürlük Marcuse’ye göre sözde kalmaktadır.
Marcuse kendi efendilerini (görünürde) seçmesine izin verilen kişilerin efendilerince denetlendiğini, üretici ve tüketim toplumunu geliştiriciliğin ise teknolojinin tarafsızmışcasına görünümü altında kaybolduğunu ileri sürer. Efendileri (görünürde) seçme özgürlüğünün, refah devletinin sağlayabilme ihtimali olan konforun bedeli ise bilgisizlik, güçsüzlük, özerksizlik içinde yaşayan kaybedilmiş özgürlüklerin toplumudur.
Çağdaş sanayi toplumunda özgürlüğün üç biçeminden söz eden Marcuse’ye göre birinci biçem ekonomik özgürlüktür. Bu kavramı ekonomi tarafından denetleniyor olmaktan kurtulma anlamında kullanır. İkinci biçemi ise politik biçem olarak belirleyen Marcuse bu kavramla da bireylerin üzerinde etkili olamadıkları politikadan özgür olmalarını ele alır. Üzerinde etkili olunamayan politika, bireylerin kontrol edilme araçlarından birisidir. Üçüncü biçemse zihinsel özgürlüktür ki bu kavramla da kitle iletişim araçları ve öğretileme ile biçimlendirilmiş olan düşünceden özgürlüğü ifade eder. (Marcuse,H: 1986).
Marcuse Eros ve Uygarlık adlı kitabının önsözünde “Sözcüğü — özgürlük — kullanmakta duraksıyorum, çünkü tam anlamıyla özgürlük adınadır ki insanlığa karşı suçlar işlenmektedir. Bu durum hiç kuşkusuz tarihte yeni değildir: Yoksulluk ve sömürü ekonomik özgürlüğün ürünleri idiler; tüm yerküre üzerinde insanlar pekçok kez efendileri tarafından kurtarıldılar, ve yeni özgürlüklerinin boyuneğme olduğu açığa çıktı — yasa yönetimine değil ama başkalarının yasasının yönetimine. Zor yoluyla boyun eğdirme olarak başlayan şey çok geçmeden ‘‘gönüllü kölelik’’ oldu; köleliği artan bir biçimde ödüllendirici ve hoş kılan bir toplumun yeniden üretilmesi için işbirliği oldu. Aynı yaşam yollarının daha büyük ve daha iyi yeniden-üretimi, her zaman olduğundan daha da açık ve bilinçli olarak, serfleri ve efendileri, baskıcı üretkenliği ortadan kaldırabilecek olanaklı başka yaşam yollarının kapatılması anlamını kazandı.” Demektedir.(Marcuse,H:1995) Marcuse’nin özgürlüğü ileri sanayi toplumunda kullanıldığı anlamı ile kavramsallaştırmadığı, farklı bir özgürlük tanımı olacağına dem verduğu görülür
“Bugün, özgürlüğün ve köleliğin bu birliği ‘‘doğal’’ ve bir ilerleme aracı olmuştur. Kalkınma giderek artan bir biçimde özgüdümlü bir üretkenliğin ön-gereği ve yan-ürünü olarak görünmektedir — bir üretkenlik ki, içerdeki ve dışardaki yoksulluk alanlarına ‘‘taşması’’ engellenirken, tüketme için ve yoketme için dış ve iç uzayda sürekli olarak yeni kapılar aramaktadır. Kurtuluş ve saldırganlığın, üretme ve yoketmenin bu birleşmesi karşısında insan özgürlüğü imgesi yerinden edilir: Bu tür ilerlemeyi devirmenin tasarı olur.”(Marcuse,H:1966 Aktaran: Yardımlı.A.)3
Geleceğin toplumuna ilişkin görüşleriyle özgürlükçü bir anarşist olarak nitelenen Marcuse, özgür, güzel, aydınlık, cinsel içgüdülerin bastırılmadığı, herkesin yeteneğine göre özgürce çalıştığı, çalışmanın bir oyun haline getirildiği, devletin baskıcı görevine gerek duyulmayan bir toplum düzenini özlemiştir.4

2.3.Koşullandırılmış Gereksinimler
Marcuse ileri sanayi toplumunun varlığını sürdürmesi için üretkenliği arttırma gerekliliğinin yanısıra tüketimi de teşvik edici roller geliştirmesi gerektiğinden söz eder. Tüketim içinse gereksinmeler üzerinde yapılan bir ayarlamadan söz eder. Gereksinmeleri gerçek ve yanlış gereksinmeler olarak ikiye ayıran Marcuse, gerçek gereksinmeleri insan varoluşu için doyurulmaları zorunlu olan beslenme, giyinme, konut, cinsellik olark belirler. Bu durumda yanlış gereksinmelerin doyurulmaları zorunlu olmayan ve önceden koşullandırılması sonucu ortaya çıktığını ifade eder. İnsanı hem zihinsel olarak baskılamak hem de tüketimi arttırarak sanayi toplumunun varlığını sürdürmek için kitle iletişim araçları vasıtasıyla yanlış gereksinimler oluşturulmaktadır. Böylece hep aynı şeyleri seven aynı şeylerden nefret eden gereksinimleri üzerinde kendi öz yanıtlarını veremeyen tek boyutlu insanlar oluşmaktadır. Marcuse mutluluğu insanın bütünün hastalığını anlama ve iyileştirme şansını kavrama yeteneği olduğunu ifade eder ve yanlış gereksinmeler telkin edilerek yaşamları belirlenmiş olan bireylerin aslında sahte bir mutluluk çevresi içinde olduğunu söyler. Toplumun baskıcı yönetimi bu kadar üretken ve ussal yaşamın içinde ve bütünselken yönetilenlerin kurtuluşunu da o denli düşünceye sığmaz bir yoldan olacağını, toplum üzerinde dayatılan usun, kendi usdışılığından olacağını söyleyen Marcuse’ye göre en uygun hedefinse gerçek ve yanlış gereksinmelerin ayrılması olacaktır. Tüketim sermayeyi ve rekabeti sürekli arttırmakta, bir başka deyişle yüksek yaşam standartı yaşamı gittikçe anlamsız ve insanlık dışı biçimlere sokmaktadır. Yoksulların yoksulluğu devam etmekte, Prosperitas Americana’nın5 kurbanlarının sayıları artmaktadır. (Marcuse,H: 1986, Marcuse,H: 1998 s.25).

Marcuse’ye göre kitle iletişim araçları öğreti aşılamaktadır. Sunulan gereksinmelerin doyurulmamış hali ile insanlar radyo ve televizyon ile koşullandırılmaktadır. Kitle iletişim araçları patron ile işçiye aynı programı izleterek aynı gazeteleri okutarak nüfusun alt kesimlerindekilere tüketim yapmaları için gereksinimlerini belirlemektedir. Toplumsal denetim ilkel hali ile polis-silahlı kuvvetler, geçim araçlarının yitirilmesi şeklinde olduğunu söyleyen Marcuse çağdaş toplumsal denetim mekanizmasının bu denetimi ussallaştırılması ve teknoloji kullanılarak da toplumun kendi üzerindeki denetimi içselleştirmesi yolu ile yıkıcı ilerlemenin gerçekleştiğini söyler. Birey zamanla dışsal denetimi yüklenmekte, kendi olarak kalabileceği iç alanı kalmamaktadır. Birey önce kendi toplumu ile genel olarak da toplum ile kendini özdeşleştirmektedir. Metalar insanı telkin etmekte ve ayarlamaktadır. Bu metaların daha fazlaa ulaşılabilir hale gelmesiyle hız kazanmaktadır. Bireyler kendilerini arabaları, giysileri eşyaları ile ifade eder hale gelmektedir. Buradan da tek boyutlu düşünce ve davranış oluşmaktadır. Tek boyutlu düşünce sadece batı kapitalizmine ait olan bir düşünce değildir. Batıda nasıl ki “özgür ülkelerin kurumları özgürdür başka aşkın özgürlükler anarşizmdir komünizmdir veya propogandadır. Özel girişime özel girişim dışından yapılan müüdahaleler toplumcudur.” söylemleri veriliyorsa doğuda bu söylemin karşı eşi olarak kollektivist rejim tarafından saptanan yaşam yolunun dışındaki herşeyin sermayeci, düzeltmeci, sol bölüngücü olduğu söylemi yaygındır. (Marcuse,H: 1986).

Marcuse ileri sanayi toplumunun iç çelişkisini ussallığındaki usdışı öğelerde belirler. Teknoloji ve bilimi araçsallaştırarak sanayi toplumu insan ve doğa üzerinde kaynakların daha etkin kullanımı için daha etkili egemenlik için örgütlenmiştir ve insan gerçekleşmesinde yeni boyutlar açtığında ileri sanayi toplumu usdışı olacaktır. Marcuse burada totoliter ileri sanayi toplumunun insanın yeni boyutlar geliştirmesi ile yıkılacağını düşünmektedir. (Marcuse,H: 1986 s.44-52).

Marcuse Eros ve Uygarlık kitabında toplumun refahının artan bir biçimde savurganlığın, ıvır zıvır aygıtların, önceden tasarlanmış eskimenin ve yoketme araçlarının aralıksız üretim ve tüketimine bağımlılaştığını, bireylerin bu gereksinimlere geleneksel yolların ötesinde uyarlanmalarının sağlandığını ifade eder. Teknolojik ilerlemenin gereksinmeleri etkinleştirirken insan bedenini emek yerine hazzın bir aracı fırsatı üzerine dayanacağını belirtir (Marcuse,H:1995).


2.4.Dilin Söylem Evreni
Marcuse ileri sanayi toplumunda dilin işlevselleştirilmesi konuşmanın uyuşumcu olmayan öğelerinin çıkarılmasının söz konusu olduğunu söyler. Refah toplumunda mutsuzluk temeli üzerindeki kültür, efendiler ve onlara bağımlı yaşayanlar arasında aracılık eden iletişim araçlarında yayılmaktadır. Bu araçlar insanları yapmaya satın olamaya kabul etmeye yönelten bir dil kullanmaktadır. Özgürlük eşitlik demokrasi barış gibi kavramlar her toplumsal düzende düzenin gerektirdikleri gibi ele alınmaktadır. Marcuse batıda özgür girişim özgür seçimler birey terimlerinde; doğuda ise işçiler, köylüler, kollektivizm, toplumculuk, düşman sınıfların ortadan lkaldırılması terimlerinde bu açıklamaların yapıldığını söyler. İki yanda da yapılan propogandalar neticesinde yürürlükteki özgürlük söyleminin köleliği, eşitlik söyleminin tepeden dayatılan eşitsizliği ifade ettiğini bununsa Orwell dili olduğunu söyler. Kapitalizmin gelişimini savunan bir partinin toplumcu olması, despotik hükümetin demokratik olması, ayarlanmış bir seçimin özgür olması gibi söylem ve gerçekliğin birbirini dışladığını ifade eder. (Marcuse,H: 1986 s.103-110).
Marcuse günlük dilde kullanılan kısaltmaların anlamın ve içeriğin göz ardı edilmesini tek boyutlu düşünce oluşturulmasını sağladığını savunur. NATO(Kuzey Atlantik Paktı)-USSR(Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler)-SEATO(Güneydoğu Asya Paktı) vb kısaltmaların sıkça kullanılması ile bu kelimein neyi ifade ettiğinin gözden kaçırılmasına neden olduğunu ileri sürer. USSR’de sovyetler ve sosyalist kelimelerinin uzun uzun kullanılmaması, SEATO’nun ona ait olmayan Güneydoğu Asya Ülkelerini bir kenara koyması gibi anlamları dışarda bıraktığını dile getirir. “Zararsız bomba, zararsız serpinti, lüks atomik sertpinti sığınağında tv bulunması” gibi kitle iletişim araçları ile sunulmakta olan dilin aslında birbiriyle uyuşmayan kelimelerin yanyana gelmesi ile anlamını ve nedeninin düşünme yollarını unutturduğunu ileri sürer. “Ücretler çok düşük” diye verilen bir söylemde ise de öznenin ücretler gibi verilmesini ve gerçekliğin alternatiflerini kavramada bir engel oluşturduğunu söyler (Marcuse,H: 1986 s.110-113).
Marcuse gerek kitle iletişim araçları yolu ile gerekse günlük konuşma dilinde “Ulusun tepkisi, İngilterenin açtığı savaş”gibi genellemeler yapılmasının tikelin gerçekliğinin evrenselleştirilerek meşrulaştırılması olduğunu söyleyeek tek boyutlu felsefe içinde kalmamak için filozofların bu tür bir söylemden kaçınmaları gerektiğini, bildirim yapılırken yargıyı yerine getirenler tespit edilebiliyorsa kendilerinden ulusun bir temsilcisi, hükümetin temsilcisi olarak bahsedilmesi gerektiğini söyler (Marcuse,H: 1986 s.217-220).
2.5. Bilim-Felsefe-Eğitim
Marcuse teknolojinin insanın özgürsüzleştirilmesinin ussallaştırılması olmakta olduğunu böylece totoliter bir toplum yarattığını ancak bu totoliterizmin baskıcı olmasının kendi usdışılığı olduğunu ve yıkılacağını söyler. Kurduğu totoliterizmin ne usdışı ne de politik olarak yapmakta olduğunu tersine yaşam konforunu genişleten ve emeğin üretkenliğini arttıran teknik aygıta boyun eğiş olarak yapmakta olduğunu söyler. Yıkılması noktasında felsefeye ve bilime tarihsel bir yükümlülük veren Marcuse içinde bulundukları belirlenmiş toplumun dili ile konuşmayarak ve söylem evrenini genişletmeleri gerektiğini gsöyler (Marcuse,H: 1986 s.217-220). Marcuse’ye göre doğa bilimi doğayı gizil araç olarak denetleme ve örgütlemenin gereci olarak tasarlayan teknoloji altında doğmuştur. Doğa araç olarak anlaşılmaktadır. Saf bilim teknoloji değildir ve özsel olarak yansızdır. Ancak bu yansızlığı teknolojiye de genişletilmektedir. Makinelerin toplumsal kullanımlarına ilgisiz olduğu savı vardır. Tabi bu kullanımlar onun teknik yetenekleri içinde kalmaktadır. (Marcuse,H : 1986 s.168). “Kapitalizmin artan zenginliği onun yıkımına neden olacaktır. Tüketim toplumu kapitalizmin son basamağı mezar kazıcısı olacak mıdır” diye sormaktadır.(Marcuse,H:1998 s.14) Bu soruya kesin bir yanıt vermenin mümkün olmadığını söyleyerek en gerekli devrimin en olanaksız hale gelivereceğini de belirtir.

Marcuse mesleki ve doğa bilimleri ile ilgili konular dışındaki eğitime yapılan danışıklı saldırının artık biçim değiştirdiğini bu saldırının finansman bağlamından daha geniş bir çerçeveye ulaştığını söyleyerek yapılan baskının beşeri ve toplumsal bilimlerde egemen güçlerle uyuşumlu olmayan eğitimin ortadan kaldırılmak istendiğini söyler. Bir zamanlar gençliğin insanlığın gelecekte daha iyi yaşaması için eğitilmesi gerektiği ilkesinin yerini (tüketim)toplumun ayrıntılı ihtiyaçları için eğitilmesi gerektiği söylemi almıştır. Böylece üniveristelerin ne tür mezunlar yetiştirdiği yine üstten belirlenmiş olmaktadır (Marcuse,H:1998).


Gerçek eğitimin, tüketim toplumunun usdışılığını yıkmaya yönelik bir siyasi eğitim olması gerektiğini savunan Marcuse, sınıflı toplumun kuram ve pratiğinde eğitilmiş liderler ile insanın özgürlüğünün sağlanabileceğini ileri sürer ve halkın yanlış ve sakat bilinçten kurtulabilmesi için yaşamsal bir zorunluluk olarak halkın kurtuluş yollarını ve toplumun onları soktuğu halden kurtuluş yollarını gösterecek siyasi bir eğitim ile örgütlenecek radikal solu bulur. (Marcuse,H:1998)
Marcuse bu noktada işçi sınıfı dışında “siyasetle ilgilenen, ama sadece siyasetle ilgilenmekle kalmayan eğitsel gruplar”a bir görev yüklemektedir. Bu görev, “bugünkü toplumlardaki iktidarın elinde tutuğu bilinç biçimlendirimini ve güdüleyimini inceleyip, buna karşı değerlendirmeler yaparak bilinçlenmeye ve biçimlenmenin gelişmesine yardımcı olmaktır” (Magee, 1979: 97;Aktaran: .Şener,H.E:2000).
Marcuse’ye göre refah toplumunun radar-donatımlı bombardıman uçakları, kimyasalları ve ‘‘özel kuvvetleri’’ yeryüzünün en yoksulları üzerine, onların kulübeleri, hastaneleri ve pirinç tarlaları üzerine salıverildiğinde teknoloji ve bilimsel aşırı-gelişmişlik çürütülmüş olur. (Marcuse,H:1995). Marcuse bilimin insanlığın ortak yararına hizmet etmediğini, teknolojik ussallık görünümü altında insanlığı baskılamak ve yok etmek için kullanıldığını söylemektedir.

2.6. Doğa
Marcuse’nin ileri sanayi toplumu eleştirisi yalnızca insanın insan üzerine uyguladığı tahakküm bağlamında açıklanamaz. Marcuse, Frankfurt Okulu’nun diğer üyeleri gibi, insanın doğa üzerindeki egemen olma hevesinin insan-insan ilişkilerine yansıdığını ve doğa ile insanı nesneleştirdiğini öne sürmektedir. Marcuse’nin doğa anlayışındaki karamsarlığının temelinde, kapitalizm ile doğa arasındaki uzlaşmazlık düşüncesi olduğu öne sürülebilir. Marcuse’ye göre, kapitalist üretkenlik ile doğa arasında bir çelişki vardır. Daha yüksek kâr talebi ve doğaya egemenliğin artışı, kaçınılmaz olarak, kapitalizmin doğayı tahrip etmesine yol açmıştır (Şener,H.E:2000). Marcuse’ye göre marksizm de doğayı insan niteliklerinin yeniden keşfedilip uygun bir ortam haline geldiği bir evren olarak görmekte yani doğayı da nesneleştirmektedir. Bu duruma karşı Marcuse doğanın insani temellükünü önermektedir (Marcuse,H:1998).
Marcuse'e göre doğa tarihin bir parçasıdır. Ve aynı zamanda insan tarihinin bir nesnesi durumuna da gelmiştir. Doğanın özgürleştirilmesi teknoloji öncesine dönüş anlamına gelmez. "İnsanı ve doğayı sömürünün hizmetindeki bilim ve teknolojinin yıkıcı kullanımından kurtarmak için teknolojik uygarlığın başarılarının kullanımını geliştirmek anlamına gelir." "Doğanın özgürleştirilmesi, doğadaki yaşam arttırıcı güçlerin elde edilmesi, yani bitmez tükenmez rekabetçi hareketlerin içinde harcanmış bir hayata yabancı olan duyusal estetik niteliklerin elde edilmesidir: bunlar özgürlüğün yeni niteliklerinin nasıl olacağına dair bize fikir verirler.” (Marcuse, H.:1998s.57)
Artık doğa tarihin ilk zamanlarındaki hali ile ham değildir ve insan da tarihin nesnesi haline getirilmiştir. Marcuse’ye göre doğanın insan sömürüsünden kurtarılması mücadelesi insanın özgürleşme mücadelesi ile ilgilidir ve özgürleşme hem insanlar arasındaki bağımlılık ve kölelik ilişkisini kaldırarak insan doğasının özgürleşmesini sağlayacak hem de doğaya egemenlik savaşımını çözecektir.

3.Yorum

Marcuse'nin en önemli taraflarından birinin radikal eleştirileri olduğunun söylenmesi yanlış olamasa gerek, öyle ki, Marcuse, zaman zaman eleştirilerinde anarşist bir tutum takınmaktadır. Ancak, bu durum, Marcuse'nin anarşist olarak nitelenmesini doğrulamaz. Mutlak sömürü nesnesi durumuna düşürülen doğanın bu konumundan rahatsızlığını dile getiren Marcuse'nin bu noktaya kadar anarşist düşünceyle ortaklığı söz konusu olabilse de, önerdiği çözüm tam anlamıyla sosyalisttir: Doğanın insanî temellükü. Daha önce de belirtildiği gibi, Marcuse, insan-doğa ilişkisine radikal bir eleştiri getirse de, son tahlilde, onun önerdiği sosyalist çözüm -doğaya hükmetmenin gururunu barındırdığından dolayı- bir doğa paradoksu içindedir. Bu paradoks, Marcuse'nin teknoloji anlayışında da kendisini göstermektedir. Marcuse'ye göre kötülüklerin kaynağı teknolojinin kendisi değildir. Bu nedenle, asıl hedef teknoloji değil, onun kullanım biçimi olmalıdır.(Şener:2000)


Marcuse'nin Paradoksu olarak adlandırılan duruma göre, doğayı tahrip eden teknoloji değil, onun kullanımıdır ve bu nedenle özgürleşme teknolojinin iyi yönde kullanılmasıyla sağlanacaktır. Ancak bu tutum şu soruları peşinden getirmektedir: Teknolojinin iyi veya kötü yönlü kullanımı birbirinden ayırdedilebilir mi? Sosyalist toplumda teknolojinin iyi yönlü kullanılacağını kim garanti edebilir? İyi yönlü kullanımın ölçütü nedir? Özne olarak insanın çıkarlarıyla, özne-nesne konumu belirgin olmayan doğanın çıkarları uyum içinde midir? Doğaya zarar vermeyen teknoloji mümkün müdür? (Blasch, 1997. Aktaran: Şener:2000)

Marcuse’nin belirttiği yanlış ve gerçek gereksinmelerin ayrılması çok zor görünmektedir. Bir otomobil ya da bilgisayar sahibi olmanın verdiği kolaylık ile ona erişim için harcanması gereken emek karşılaştırıldığında hangisinin ağır basacağını bulmak zordur. Yaşam değiştikçe ihtiyaçların da çeşitlendiğini söylemek yanlış olmasa gerek. Bu durumda ayrılamayacak gibi görünen gerçek ve yanlış ihtiyaçların belirlenerek, yanlış olanlardan kurtulma yolu ile ileri sanayi toplumununun yıkım yollarından birini öneren Marcuse’nin bu önerisi muğlak kalmaktadır.


Marcuse koşullandırılmış ihtiyaçlar ile belirlenmiş hayatlarını yaşamak suretiyle ileri sanayi toplumunun devam etmesine katkıda bulunanlara karşın bu toplumun yıkımında filozoflara, bilim insanlarına aydınlara büyük bir değer biçmektedir. İleri sanayi toplmu ile birlikte işçi sınıfının da karwakteri değişmiştir. Ancak Marcuse kapitalizmin değişmeyen temel çelişkilerini değil, öznelerin değişen karakterini ele almıştır.

Diğer yandan hâlâ öğretmensiz okulları bulunan, nehirler üzerine kurulan teleferiklerle okula giden çocukların olduğu Türkiye için, “her okula bilgisayar, her okula teknolojik aletler alma” durumu Marcuse’nin deyişi ile “yanlış bir gereksinim” olarak değerlendirilebilir. Söz konusu eğitim projeleri incelendiğinde eğitim öğretim materyallerinin alınması koşulları konulmaktadır. Eğitim ve öğretimin öğrenenlerin ihtiyaçlarını ve özgürlüklerini sağlayacak nitelikte verilmesinden önce, materyalleri geliştirmek ne işe yarar. Okullarda özellikle bilgisayar ve internet olmak üzere, teknolojiye dayalı eğitim verilmesi daha çok teknolojik alet üretimi dolayısıyla doğanın daha çok tahrip edilmesi anlamındadır. Öğrenenler içinse bilgisayarın içeriği ve vermek istediği mesaj sorgulanmamakta bilgisayarın koşulsuz kabulü yapılmaktadır.


Türkiye’de eğitimin gelir getirme ya da istihdam yaratma özelliği de olduğundan Marcuse’nin ekonomik özgürlük olarak tarif ettiği, yaşamını kazanmak zorunda olmaktan özgür olmayı sağlayacak bir içerik taşımamakta, aksine eğitim sayesinde meslek sahibi olma ve iş bulma olasılıkları artmaktadır.

4.KAYNAKLAR

Bottomore,T (2002), Marksist Düşünce Sözlüğü ,(Çeviren:Mete Tunçay) İletişim Yayınevi, İstanbul


Güçlü A., Uzun E., Uzun S., Yolsal Ü.H.(2002) Felsefe Sözlüğü Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.
Kılıçoğlu S., Araz N., Devrim H.(1990) Meydan Larousse, 8. Cilt.Meydan Yayınevi. İstanbul. s:376
Marcuse, H, (1986) Tek Boyutlu İnsan, Çeviren: Aziz Yardımlı, İdea Yayınevi.İstanbul.
Marcuse, H.(1998) Karşıdevrim ve İsyan, Çeviren:gürol Koca-Volkan Ersoy, Ayrıntı Yayınları. İstanbul
Marcuse, H.(1995) Eros ve Uygarlık, Çeviren: Aziz Yardımlı, İdea Yayınevi, İstanbul.
Marshall, G.(1999) Sosyoloji Sözlüğü, (Çevirenler: Osman Akınhay, Derya Kömürcü) Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.
Şener, H. E.(2000) MARCUSE: İleri Sanayi Toplumunun Bir Eleştirisi (I), Demokrasi Kuşağı için Girişim, C: I, No: 2, s. 80-88;
Şener, H. E.(2000) MARCUSE: İleri Sanayi Toplumunun Bir Eleştirisi (II), Demokrasi Kuşağı için Girişim, C: I, No:3-4, s.141-151.

İnternet Siteleri:
Goethe Enstitüsü, Herbert Marcuse, http://www.goethe.de/ins/tr/lp/prj/uak/ph2/mar/trindex.htm Erişim Tarihi: 1 Haziran 2007

Felsefe Ekibi, Herbert Marcuse,



http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1793 Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2007
Felsefe Ekibi, Max Horkeimer,

http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1792 Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2007
İdea Yayınevi,

http://www.ideayayinevi.com/freud_erotik_elestiri/eros_marcuse/marcuse_eu_o.htm

Erişim Tarihi: 15 Mayıs 2007


Vikipedi Özgür Ansiklopedi

http://tr.wikipedia.org/wiki/Herbert_Marcuse Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2007
Birikim Dergisi, Olumsuzun Gücü,

http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=262 Erişim Tarihi: 14 Haziran 2007


1 http://www.goethe.de/ins/tr/lp/prj/uak/ph2/mar/trindex.htm

http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1793

http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1792


2 Kılıçoğlu S. ve diğerleri:1990 s.376

3 http://www.ideayayinevi.com/freud_erotik_elestiri/eros_marcuse/marcuse_eu_o.htm

4 http://tr.wikipedia.org/wiki/Herbert_Marcuse

5 Amerikan refahı ya da Amerikan Rüyası olarak kullanılmış.( (Marcuse,H: 1986s 25).





Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət