Ana səhifə

ÖRTÜ (koruma) epiteli


Yüklə 90.67 Kb.
tarix10.06.2016
ölçüsü90.67 Kb.
ÖRTÜ (KORUMA) EPİTELİ

Örtü epiteli diğer tür dokulardan oluşmuş olan organların iç ya da dış yüzlerini örterek bu organları fiziksel ve kimyasal etkenlere karşı korur. Epitel dokusunda hücrelerarası aralıklar dardır.

Hücrelerarası aralık hücre örtüsü maddesi(Glikokaliks) içerir. Glikokaliksi büyük ölçüde karbohidrat molekülleri oluşturur. Bu moleküller elektron mikroskopta ince ufak filamanlardan oluşmuş keçemsi yapıda görülürler. Hücre örtüsünü oluşturan maddeler Golgi kompleksinde sentezlenerek hücre dışına verilirler. Bu örtü hücrelerin sıkıca birarada tutunmalarını sağlar. Bu örtü tüm yüzlerinden epitel hücrelerini çevreler.

Epitel hücrelerinin sitoplazmasında ayrıca dayanıklılığı sağlayan, hücre içi iskelet görevi gören, özellikle çok katlı yassı epitelde tonofilamanlar bulunur. Ayrıca mikrovilluslu epitellerde özellikle ince bağırsağın tek katlı prizmatik epitelinde apikal yüzeyin hemen altında epitelinde apikal yüzeyin hemen altında sitoplazmada bir ağ sistemi terminal ağ da bu işlevi görmektedir. Bu ağın emilimde de işlevi vardır. Bu ağda aktin ve spektrin molekülleriyle intermediyer(ara) filamanlarda bulunur. Epitel hücrelerinde ayrıca ince sitoplazmik mikrofilamanlar da vardır. Bunlar emilim ve salgı yapan hücrelerde görülürler ve bu işlevlerde rol oynarlar.

Epitel hücreleri yapıları ve işlevleri yönünden kutuplaşmış hücrelerdir. Epitel hücrelerinin üç yüzleri vardır:

Apikal( Üst ) yüz

Yan(Lateral) yüz

Bazal(Alt) yüz



Apikal(Üst) yüz: Dış ortama ya da bir vücut boşluğuna bakan yüzdür. Bu yüz iyon kanallar, taşıyıcı proteinler, hidrojen, ATPase, glikoproteinler ve hidrolitik enzimlerden zengindir. Apikal yüzde çok sayıdaki işlevlerin yerine getirilmesi için özel yüzey farklanmaları bulunur.

Bunlar; mikrovilluslar, silyalar ve stereosilyalardır.



Mikrovilluslar :Parmak biçimli plazma zarı uzantılarıdır. İçte 20-30 adet paralel seyirli aktin flamanı kapsarlar. Aktin flamanları miyozin flamanlarıyla etkileşerek mikrovilluslara şişip daralma hareketi yaptırırlar. Bu, madde geçişiminde pompa işlevi görür. Mikrovilluslar emilim ve madde alışverişi yapan epitellerde iyi gelişmiştir.

Kinosilyalar: Solunum ve kadın genital yolları epitellerinin apikal yüzlerinde hareketli yüzey farklanmalarıdır. İç yapıları 9 çift dairesel ve 2 tek merkezi mikrotubulustan oluşmuştur. Bu yapıya aksonem denir. Çevrede yerleşik mikrotubuluslar sentriyol yapısındaki bazal cisimcikten çıkarlar. Merkezde olanlar bazal cisimciğe ulaşamazlar.

Stereosilyalar: Epididimis ve iç kulakta kohleanın duyu kıl hücrelerinde bulunan hareketsiz, dallanan ve mikrovillus iç yapısına benzer yüzey farklanmalarıdır. Aktin flamanları içerikli bir öze sahiptirler.

Yan(lateral) yüz: Epitel hücrelerinin yan yüzlerinde birbirlerine tutunmalarını sağlayan özel bağlanma yapıları vardır. Bunlar apikalden bezale doğru:

Engelleyici birleşim yerleri

Sabitleyici birleşim yerleri

İletişim sağlayan birleşim yerleridir.



Engelleyici Birleşim(bağlantı) Yerleri: sıkı bağlantı-zonula okludens ya da Tight junction olarakta adlandırılır. Tek ve çok katlı epitel hücreleriyle, bez epitel hücreleri arasında 10nm genişlikte, hücre örtüsü maddesi içeren bir aralık bulunur. Aralık boyunca komşu hücre zarlarının dış katları bu aralığa çıkıntı yaparak yer yer birbirleriyle kaynaşırlar ve aralığı tamamen kapatırlar. Böylece maddeler lumenden hücreler arasına giremez. Hücre yüzeyine yönelirler. Bu tür bağlantı hücreleri kuşak(kemer) gibi sarar.
Sabitleyici Birleşim Yerleri: Hücre-hücre ya da hücre bazal lamina yapışmasını sürdürmede işlev görürler. Bu tür birleşim yerleri iki türdür:

Zonula adherens(ara bağlantı)

Makula adherens(desmosom)

Zonula adherens(ara bağlantı): Hücreleri kuşak gibi sarar. Bu bağlantıda hücre zarları kaynaşmaz. Arada 15-20nm’lik bir aralık kalır. Aralık glikokaliks ve siyalik asitten zengindir. Terminal ağdan uzanan komşu hücrelerin aktimn flamanları zonula adherensde hücre zarına ulaşıp, dirseklenerek sitoplazmaya dönerler.

Zonula adherensler kalp kası hücreleri arasında özel olarak Fasiya adherens olarak adlandırılır, yerel bağlantılardır. Hücreleri kemer gibi sarmazlar.



Makula adherens(desmosom): Hücrelerarası aralık genişliği 25-30nm kadardır. Aralık adezyon molekülleri ve filamentöz yapılarla doludur. Zarların sitoplazmaya bakan yanlarında yoğun plaklar(tutunma-bağlantı) komşu hücrelerde karşılıklı gelecek şekilde yerleşirler. Yoğun plağa sitoplazmadan kasılmayan tonofilamanlar gelir. Burada ya dirseklenerek sitoplazmaya dönerler ya da hücre zarına koşut seyrederler.
İletişim sağlayan birleşim yerleri:

Nekzus(Oluklu bağlantı-Gap junction):Hücrelerarası iyonların ya da sinyallerin moleküllerin hareketine izin vererek komşu hücreleri elektiriksel ve metabolik olarak biraraya getiren bağlantı birimleridir. Hücrelerarası aralık 2-3nm kadardır. Burada konnekson denilen porlar(geçiş) bölgelri bulunur. Komşu hücrelerdeki konnkesonlar karşılıklı gelerek birbirleriyle ağızlaşırlar ve kapalı, kanal biçimli geçiş bölgelri yaparlar.

Nekzuslar elektriksel uyaranların hücreden hücreye geçmesini sağlar. Nekzusların uyartı iletimi hücreden hücreye iyon aktarımıyla olur.



Lateral uzantılar(İnterdigitasyonlar): madde iletimi çok olduğu bağırsak, böbrek gibi organ epitellerinin yan yüzlerinin alt(bazal) bölümlerinden izlenen parmak kenetlenmesine benzeyen uzantılardır. Bağlama işlevi yanında madde geçişiminde, özellikle hücre dışına madde verilişinde işlevleri vardır.

Hemidesmozomlar(yarım desmozomlar): Hücre alt yüz zarının bazl laminaya tutunmasını sağlarlar. Yoğun plak yarımdır. Tonofilamanlar bu plağa girip, kancalanarak sitoplazmaya geri dönerler.

Bazal Yüz: Türü ne olursa olsun bütün örtü epitelleri bir bağ dokusuna oturu. Bu iki doku arasında bazal membran olarak adlandırılan bir yapı bulunur. Damarsız olan epitel dokusu bu yolla altındaki bağ dokusundan diffüzyonla beslenir.

Bazal membran iki kattan oluşmuştur.

a-Bazal lamina

b-Retiküler lamina(Lamina fibroretikülaris)


a-Bazal lamina:2 katman halindedir.

Lamina rara(Lamina lusida); Epitel hücrelerine bakan taraftadır. 50nm kalınlığında, şeffaf ve renksizdir.

Lamina densa; Retiküler laminaya bakan katmandır. 50nm kalınlığında ve elktron yoğun olarak görülür.

b-Retiküler lamina: Oldukça kalın bir katmandır. Fibroblastlar, Tip I ve Tip III(retiküler lif) kollagenden oluşmuştur. Retiküler lamina bazen bulunmayabilir. Membran PAS(kırmızı) ve gümüşleme(siyah9 boyanmalrıyla izlenebilir.
ÖRTÜ EPİTELİNİN SINIFLANDIRILMASI

Epitel dokusu hücre katı sayısına, hücrenin şekline ve apikal yüzde özel yüzey farklaşmalrı içerip içermediğine bakılarak tiplere ayrılır:


Tek katlı örtü epiteli

  1. Tek katlı yassı örtü epiteli

  2. Tek katlı kübik örtü epitel

  3. Tek katlı prizmatik örtü epiteli

Basit tek katlı prizmatik

Kinosilyalı tek katlı prizmatik

Çizgili kenarlı(mikrovilluslu)tek katlı prizmatik
Yalancı çok katlı örtü epiteli


  1. Basit yalancı çok katlı örtü epiteli

  2. Kinosilyalı yalancı çok katlı örtü epiteli

  3. Stereosilyalı yalancı çok katlı örtü epiteli

Çok katlı örtü epitelleri



  1. Çok katlı prizmatik örtü epiteli

Basit çok katlı prizmatik

Kinosilyalı çok katlı prizmatik



  1. Çok katlı yassı örtü epiteli

Keratinizasyon gösteren çok katlı yassı

Keratinizasyon göstermeyen çok katlı yassı



  1. Çok katlı kübik örtü epiteli

  2. Çok katlı değişici(Transisyonel) örtü epiteli


EMBRİYOLOJİNİN ANLAMI
Embriyoloji, doğum öncesi gelişimi –embriyo ve fötusu- tanımlayan bir terimdir.İnsan embriyolojisi tıp biliminde temel dallardan tekidir.Kadın ve doğum, pediyatri, pediyatrik cerrahi, plastik cerrahi dallarıyla ortak konular içerir.

İnsan embriyolojisi tek bir hücreden farklı doku ve organların nasıl gelişerek karmaşık çok hücreli insan organizmasını oluşturduğunu doku ve organların gelişimi ile işlev görmeye başlayan organizmanın temel özelliklerini anormal gelişmelerin nedenlerini dokuların yenilenmesi çoğalması büyümesi ve bazı tümörlerin oluşması gibi patolojik olguları immunolojik olayları otoimmun hastalıkların kökenlerini ortaya koymaya çalışır.



Teratoloji gelişim anında oluşan anomali ve malformasyonları inceler.
İnsan embriyolojisi ikiye ayrılır:
Genel embriyoloji: İnsanda yavru ,anne ve baba cinsel hücrelerinin yani ovum ve spermiyumun birleşmesi ve zigot denilen hücreyi oluşturmasıyla gelişmeye başlar.Zigottan itibaren organların farklanmasına kadar olan gelişmeyi genel embriyoloji inceler.

Özel embriyoloji: Doku organ ve sistemlerin gelişmesini inceleyen bölümdür.
İnsan gelişimi iki evreye ayrılır:
-İntrauterin evre (prenatal, doğum öncesi dönem)

-Postnatal evre (dğum sonrası dönem)

Doğum olayıda 3. evre olarak sayılabilir. Doğum yeni bir canlı için ortam değişimidir.
İntrauterin evre (prenatal, doğum öncesi dönem):38-40 hafta sürer ve bir takım ikincil evrelere ayrılır.


  • Zigot :fertilizasyondan hemen sonraki evredir.

  • Yarıklanma (segmentasyon ) :zigot mitozla bölünerek blastomerleri oluşturur.

  • Morula :Döllenme- 3 gün arası evredir. Zigot 12-16 blastomere bölünmüştür.

  • Blastosist :1-2 haftalık evredir.Morula uterus boşluğuna girince blastomerlerin arasına sıvı girer ve içte sıvı dolu bir boşluk oluşur.

  • İmplantasyon :Gömülme evresidir, ortalama 6 günde blastosist implante olmaya başlar.

  • Gastrula :3 haftalık evredir. Bu evrede 3 tabalı embriyon diski oluşur.

  • Nörula :Nöral plağın oluşumu ve nöral tüpün kapanması arasındaki dönemdir.

  • Embriyo :3-8 haftalık evredir. İlk önemli değişiklikler bu dönemde olaylanır.

  • Fötüs :9 haftadan doğuma kadarki evredir.


Postnatal (doğum sonrası) dönem :Gelişme doğum sonrasıda durmaz.Doğumdan sonra vücudun büyümesi yanında önemli değişikliklerde olur. Dişlerin çıkması,göğüslerin büyümesi gibi.

İNSAN GELİŞİMİNİN BAŞLANGICI:
Gelişimin 1. Haftası:
Gametogenezis : Gamet; cins yada germ hücresidir.Türe öz olan cins hücrelerinin gelişmesi ve biçimlenmesi olayına ise gametogenezis denir.

Erkek olgun cins hücresi spermiyumun, dişi olgun germ hücresi ovum sitoplazması içine girerek zigotun oluşmasını sağlamasına da döllenme (fertilizasyon) denir.

İnsan somatik hücrelerinde 46 kromozom vardır. Oysa germ hücrelerindeki kromozom sayısı bunun yarısı kadar yani 23’tür. Bu sayı 1. ve 2. mayoz bölünmelerle sağlanır. Germ hücrelerinin şekilleride fertilizasyona hazırlamada çok önemlidir.

Başlangıçta büyük ve yuvarlak biçimli olan erkek germ hücresi gelişim sürecince sitoplazmasının büyük bir bölümünü kaybederek ; baş, boyun, gövde ve kuyruktan oluşan yeni bir biçime döner. Dişi germ hücreside fertilizasyona yakın sitoplazma kapsamını artırıp 120 mikron çapa ulaşır.

Olgunlaşmamış germ hücreleri I.ve II. mayoz bölünmelerle kromozom sayısını yarıya indirirler. I. mayoz başlamasından önce dişi (primer oosit-oosit) ve erkek (primer spermatosit-spermatosit1)germ hücreleri ovaryum ve testiste olgunlaşırlar. DNA kapsamlarını iki katına (4N DNA) çıkarırlar. Homolog kromozomlar çiftleşir I. mayoz bölünmenin profaz evresi dişide çok uzundur.
I. mayoz bölünmenin iki önemli özelliğini vardır :

- homolog kromozomların eşleşmesi



    • homolog kromozomların kromatit segmentleri arasındaki alışveriş

I. mayoz bölünme tamamlanınca her yavru hücre, her homolog kromozomun bir elemanını kapsar. Ancak bunlar henüz tam ayrılmamış, halen çift halde 23 kromozomdur. DNA kapsamıda somatik hücrelerinkine eş yani 2N DNAdır. Bu hücreler dişide sekonder oosit (oosit II), erkekte ise sekonder spermatosit (spermatosit II)tir.

II. mayoz bölünmede DNA yapımı olmaz 23 çift kromozom sentromerinden ayrılarak iki yavru hücre oluşur.bunlar 23 tek kromozomludur ve DNA kapsamlarıda somatik hücrelerin yarısı kadardır.(N DNA). Bunlar dişide ovum ve erkekte spermatitlerdir.

Testiste spermatogonyumlardan spermiyum oluşmasına kadarki değişikliklerin tümüne spermatogenezis denir. Toplam spermatogenezis süresi 61-64 gündür. Ancak spermiyumlar hareket ve dölleyebilme yetilerini epididimisde kazanırlar. Spermatogenezis ileri yaşlara değin sürer.

Spermatidlerin şekil değiştirerek olgun spermiyum haline dönüşünceye değin geçirdiği evrelerin tümüne de spermiyogenezis denir. Spermatogenezisi spermatit sertoli hücresinin apikal sitoplazma katlantılarında geçirir. Spermiyum olgunlaşıp kuyruklu hale geçince sertoli hücresinden ayrılıp lumende serbest hale gelir. Bu olaya spermiasyon diyoruz.

Olgun bir spermiyum baş,gövde ve kuyruktan oluşmuştur.

Ovaryumda oogonyumlardan oosit II oluşuncaya kadar ki değişimlere oogenezis denir.

Primordiyal germ hücreleri ovaryuma farklanacak gonadlara ulaşınca oogonyumlara farklanırlar. Oogonyumların çoğu mitozla bölünürken bir kısmı büyüyerek primer oositleri oluşturur. Bu arada oonadların yüzey epiteli çoğalarak oogonyum oositleri çevreler. Bu hücrelere follikül yada granüloza hücreleri denir. Oluşan primer oositler hemen DNA’ larını bir kat artırarak I. Mayoz bölünmenin profaz evresine girerler. 3. aydan itibaren 1-2 ay içersinde oogonyumların sayısı hızla artar ve 5. ayda 7 milyona ulaşır. Bu dönemden sonra hücre dejenerasyonu ile oogonyum ve oosit I’ lerin sayısı son derece azalır. 7. ayda oogonyumların çoğu dejenere olur. Kalan primer oositlerin tümü I. Mayoz bölünmeye girme ve herbiri tek sıra yassı folikül hücre sırasıyla sarılmıştır. Buna primordiyal follikül denilir.

Doğumdan sonra tüm primer oositler I. Mayozun profaz evresinin diploten döemindedir ve bu evrede dinlenme evresine girerler. Bu evrede puberteye değin kalırlar. Doğumda primer oositlerin sayısı 700.000 ile 2.000.000 kadardır. Puberteye yakın bu sayı 400.000 e düşer ancak bunların 400-450 kadarı kadının üreme döngüsünde ovulasyonla atılabilir. Diğerleri çeşitli gelişim evrelerinde atretik folliküler haline gelir.

Pubertinin başlamasıyla here ovariyal siklusta 5-15 primer follikül olgunlaşma ya başlar. Dinlenme durumundaki primer oosit büyümeye başlar, oositi çevreleyen yassı epitel hücreleri önce kübikleşir, buna gelişen (büyüyen) follikül yada ünilaminer primer follikül denilir. Daha sonra kübik olan follikül hücreleri çoğalarak çok sıralı bir katman oluştururlar, buna stratum granulozum denilir. Bu biçimi alan follikülede multilaminar primer follikül adı verilir. Primer follikül çevresinde stromal hücreler bağ dokusu yoğunlaşarak teka follikülü denilen kılıfı biçimlendirirler. Bu arada oosit glikoprotein yapısında bir madde salgılayarak oosit I zarıyla granulaza tabakası arasında oositi çevreleyen zona pelusidayı oluştururlar. Teka follikülüde 2 katmana ayrılır. İçte teka interna, dışta teka eksterna olarak.

Gelişme ilerledikçe granuloza hücreleri arasında içi sıvı dolu boşluklar oluşur. Kısa sürede bu boşluklar birbiriyle birleşerek tek bir follikül boşluğu antrumu biçimlendirir. Bu hale gelen follikule sekonder (antral) follikul denilir. Antrum başlangıçta küçük hilal biçimlidir, zamanla genişler. Oositi çevreleyen granuloza hücreleri antrum içine sarkmış kum yığını görüntüsünü alırlar. Bu yığına kumulus ooforus denir. Olgun bir folkilün çapı 10 mm den fazladır ve tersiyer yada graaf follikülü olarak adlandırılır. Graaf follikülünde teka interna ve eksterna gelişkindir

Follikül olgun hale gelince I. mayoz bölünmeyi tamamlayarak büyüklükleri farklı ancak her biri 23 çift yapılı 2n DNA kromozom içeren 2 yavru hücre oluşur. Bunlardan biri sitoplazmanın büyük bölümünü alan sekonder oosit ( oosit II ) diğeri ise az sitoplazma kapsamlı I. Kutup cismidir. Kutup cismi perivitellin aralıkta yer alır.

I. mayozun tamamlanmasından hemen sonra ve sekonder oositin çekirdeği dinlenme evresine geçmeden önce ,hücre DNA çiftleşmesi olmadan II. Mayoz bölünmeye girer. Oosit I de bölünme mekiği oluşup, kromozomlar metafaz plağına dizildiğinde ovulasyon gerçekleşir ve oosit II dışarıya atılır. Oosit II ancak bir spermiyumla döllenirse II. Mayoz bölünme tamamlanır.Yoksa oosit II dejenere olur.

Ovuasyonla atılan oosit II bir miktar granüloza hücresi ile sarılı olarak ovaryum yüzeyinde gezinir. Oosit çevresindeki kumulus ooforus hücrelerinin bir grubu zona pellusida çevresinde yeni bir düzen içine girerek tek sıralı prizmatik bir epitel katı olan korona radiyata yı oluşturur.


OOSİTİN TAŞINMASI
Ovulasyondan hemen önce tuba uterinaların fimbirya ovarikaları ovaryum yüzeyine uzanmaya başlar. Oosit II böylece tuba uterina içersine çekilir. Tuba uterina içinde korona radiyata hariç diğer granuloza hücreleri oosit II çevresinden ayrılır ve oosit serbestleşir. Oosit tuba kaslarının kasılması ile uterusa doğru itilir.
OVULASYONDAN SONRA OVARYUMDA OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

Oosit II atıldıktan sonra folikül duvarı büzüşür. İçine teka internedaki damarlardan kan sızar. Folikülün yırtılan yeri kan pıhtısı ve granüloza hücrelerince kapatılır. Antrum kanla dolar bu hale gelen foliküle korpus hemorajikum (korpus rubrum, kırmızı cisim) denir. Luteinize edici hormon LH etkisi ile hücrelerin stoplazmalarında sarımsı bir pigment birikmeye başlar ve hücreler Luteal hücrelere dönüşür. Bu hücrelerin oluşturduğu yapıya korpus luteum (sarı cisim) denir. korpus luteum progesteron hormonu salgılar.


Döllenme olmazsa ovulasyonu izleyen 9. günde korpus luteum erişebileceği maksimum boyuta ulaşır ve ovaryum yüzeyinde sarı bir çıkıntı halinde izlenir. Daha sonra dejenere olur ve korpus albikans (beyaz cisim) denilen fibrotik skar dokusu haline gelir.
Oositin döllenme durumunda korpus luteum büyümeye devam ederek gebelik korpus luteum oluşturur . Bu yapı 4. ayın sonuna kadar progesteron salgılar 4. aydan sonra progesteron salınımını plasenta üstleneceği için korpus luteum yavaş yavaş dejenere olur.
ENDOMETRİYUMUN YAPISI

Uterusun en iç katmanıdır epitel ve lamina propriyadan oluşur. Epital tek katlı prizmatiktir. Silyalı ve silyasız (salgı yapıcı) hücreler içerir. Lamina propriya bol hücreli bir bağ dokusudur. Hücreler arasında kollagen ve elastik lifler vardır. Lamina propriyada tüm kalınlığı boyunca uterus bezleri bulunur. Bezler basit dallı tübüler tiptir. Bezler endometriyumun tümü gibi ovaryum siklusuna koşut şekil ve hacim değiştirir. Uterus bezlerinin boyun ve gövde kısımlarını kapsyan 2/3 yüzeyel endometriyum bölümüne endemetriyum fonksiyonalis, 1/3 bazal kısmına ise endemetriyum bazalis denir. Bezlerin son bölümleri burada yer alır.

Dişilerde 28 günlük ovaryum siklusuna koşut olarak endometriyum fonksiyonalisde de periyodik değişikler olur buna uterinal (endometriyal siklus) denir. Bu siklusun en önemli belirtisi 28 günde bir görünen uterus kanaması (menstruasyon)dır.
Uterus siklusu kanamadan başka endometriyumda yapıları ve süreleri farklı birkaç evrede olaylanır.


  1. Proliferasyon evresi (östrojenik yada foliküler evre): 2 menstruasyon arasındaki 28 günlük siklusun ilk yarısında görülür. Ovaryumda foliküllerin olgunlaşması ve östrojen hormonunun salgılanması ile ilgilidir. Endometriyumun kalınlığı östrojen etkisi ile 2/3 oranında (3 mm ) artar. Kapillerlerde hiperemi olur. Bağ dokusu ve bez hücreleri çoğalır. Bezler uzar 2 / 3 derin kısımları kıvrımlar yapar. Hücrelerde glikojen kapsamı artar. Spiral arterler uzar

  2. Sekresyon evresi ( Progesteron hormon yada luteal evre) : Siklusun II. yarısından hemen sonra başlar ve menstruasyona kadar sürer. Ovaryumda korpus luteumun gelişmesi ve progesteron salınımıyla ilgilidir. Proliferasyon evresindeki değişimler artarak sürer. Endometriyum fonksiyonalisin 2/3 derin kısmı sünger gibi bir görünüm alır. Bu tabakaya süngerimsi (spongiyoz) tabaka denir. Endometriyum fonksiyonalisin 1/3 yüzeyel bölümünde ise iğ biçimli hücreler ,bezlerin ağızları arasında çoğalarak orada sık hücreli kompakt bir kat oluşturur. Bu kata kompakt tabaka denir. Sonuçta bezlerin ağızları kapanır.

  3. Mestruasyon (kanama ) evresi: Menstruasyondan önce spiral arterler kasılmaya başlarlar.

Endometriyum fonksiyonalisin kapiller ağına kan gitmez iskemi olur, sonuçta endometriyumda nekroz başlar. Menstruasyon evresinde spiral arterler, birbirini izleyerek yırtılır. Kanama şiddetli değil yavaştır, ortalama 3-5 gün sürer kanamaya neden korpus luteumun gerilemesi sonucu kanda ostrojen ve progesteron hormon düzeyinin azalmasıdır.

d) Rejenerasyon (yenilenme) evresi: Endometriyum fonksiyonalisin rejenerasyonu siklus sırasında değişmeden kalan Endometriyum bazalisten oluşur.


Fertilizasyon:

Döllenme oosit ve spermiyumların birleşmesi ve kromozomlarının kaynaşması olayıdır. Döllenme tuba uterina nın ampulla bölgesinde gerçekleşir.

Spermiyumlar kadın genital yollarına geçtiklerinde henüz oositi dölleyecek yetenekte değillerdir. Kapasitasyon ve akrozom reaksiyonu denen değişimleri geçirmek zorundadır.

Kapasitasyon:

İnsanda yaklaşık 7 saat sürer. Bu dönemde spermiyumun akrozomal bölgesini çevreleyen glikoprotein örtü ve seminal plazma proteinleri ortadan kalkar. Spermiyum daha aktif hale gelir.


Akrozom reaksiyonu:

Bu tepkimede akrozom duvarında delikler oluşur. Bunlar enzimlerin salınmasına yardımcı olur. Akrozom reaksiyonu ile hyaluronidaz, tripsin benzeri maddeler ve akrozin açığa çıkar.

Hyaluronidaz, korona radiata engelinin aşılmasına yardımcı olur.

Tripsin benzeri maddeler, zona pelusidanın sindirilmeisnde işlev görür.

Akrozin; iç akrozomal membrana yapışıktır. Spermiyumun zona pelusidayı geçmesinde yardımcıdır.

Spermiyum zona pelusidaya değince sıkıca yapışarak hızla bu engeli aşar ve baş ve kuyruk içeriğiyle oosit, içine girer, zar oosit dışında kalır. Sperm başı oosit yüzüne temas edince zona pelusidanın geçirgenlik özelliği değişir. Buna zona reaksiyonu denir. Bunda kortikal granüllerden lizozomal enzimlerin serbestleşmesi önemlidir. Başka spermiyumlar oosite giremezler.

Oosit spermiyumun girmesiyle birlikte 2. Mayoz bölünmeyi bitirir. Mayoz sonucu oluşan hücrelerden biri 2. kutup cismi diğeri ise kalıcı (olgun) oosit (ovum) tir. Ovumun kromozomları dişi pronükleusu olarak adlandırılan veziküler bir çekirdek içinde düzenlenir. Spermiyum da dişi pronükleusun yanına kadar ilerler. Burada kuyruk ayrılıp dejenere olur. Çekirdek tedavi büyüyerek erkek pronükleusunu oluşturur. İki çekirdek birbirine yaklaşır, çekirdek zarları erir. Pronükleuslar DNA larını replike eder. DNA sentezinden sonra kromozomlar normal mitoz bölünmeye hazırdır. Bu anomali hakiki döllenmedir, oluşan hücre de z,gottur. Fertilizasyon ovulasyondan sonraki 24 saatte tamamlanır.

Fertilizasyonda amaç;



  1. Diploit kromozom sayısını tamamlamak

  2. Zigotun cinsiyetini belirlemek

  3. Mitoz bölünmeyi aktive etmektir.


Yarıklanma (Segmentasyon):

Zigot 2 hücreli evreye ulaştıktan sonra, peşpeşe mitozla bölünür. Her bölünmeden sonra hacmi giderek küçülen bu hücrelere blastomer denir. Üç, dört bölünme sonrasında zigot bir dut görünümünü alır ve morula olarak adlandırılır. Morula fertilizasyondan 3 gün sonra oluşur. 12-16 blastomerden oluşan morula, iç hücre kitlesi (embriyoblast) denilen merkezde yerleşik bir hücre grubuyla bunu dıştan çevreleyen bir dış hücre kitlesinden (trofoblast) oluşmuştur.



Blastosistin oluşumu:

Morula uterusa ulaştığında uterus bezlerinin salgıları zona pelusidayı geçerek morula kitlesinin içine sızmaya başlar. Blastomerlerin ortasında blastosel (blastosist) oluşur. Blastomerlerin bir kısmı yassılaşarak kenara itilir ve halkamsı bir yapı oluşturur. Diğerleri ise halkaya aslılı bir kitle halinde kalır. Bu oluşuma blastosist denir. Kenardaki yassı hücrelere trofoblast, kitleye ise embriyoblast yada iç hücre kitlesi denir.

Blastosist 2 gün kadar uterus sıvısında serbestçe dolaşır. 5,5-6,günde zona pelusida dejenere olarak ortadan kalkar. Blastosist biraz daha büyüyerek, embriyoblast kutbundan endometriyuma gömülmeye başlar. Buna implantasyon denir. İnsan blastosisti 6-7. Günde uterusa implante olur.

Embriyo esas olarak embriyoblast kitlesinden oluşur. Trofoblast hücrelerinden ise fötal zarlar ve plasenta gelişir.



Anormal implantasyon:

Blastosist genelde uterusun gövde bölümünün ön yada arka bölgesine implante olur. Daha seyerek olarak serviks yakınlarına implante olabilir. Bu türde ileride gelişecek plasenta uterus ağzını kısmen yada tamamen kapayabilir. Buna plasenta previa denir.

İmplantasyon uterus dışında olursa buna extrauterin yada ektopik (dış) gebelik denir. Ektopik gebelikler abdominal, tubal ve ovarian olabilir.
BİLAMİNAR (İKİ TABAKALI) GERM DİSKİNİN OLUŞMASI

Gelişimin II. haftası:

Blastosist embriyoblast kutbundan endometriyuma değer değmez, trofoblast hücreleri aktifleşir ve endometriyuma yapışırlar.



Gelişmenin 7-8. Günü:

Blastosist endometriyum stromasına kısmen gömülmüştür. Embriyonik kutupta trofoblast 2 katmana farklanmıştır. Bunlar;



  1. Tek çekirdekli hücrelerden oluşan ve sitotrofoblast denilen iç katman,

  2. Hücre sınırları belirgin olmayan çok çekirdekli hücrelerden oluşan sinsityotrofoblat denilen dış katmandır.

Sitotrofoblast hücreleri aktif olarak mitozla bölünürler ve sinsityotrofoblasta göç ederler. Burada birbirleriyle kaynaşarak hücre zarlarını kaybederler.

İç hücre kitlesi (embriyoblast) hücreleri de iki tabakaya farklanır. Bunlar;



  1. Blastosist boşluğuna bitişik küçük kübik hücrelerden oluşan hipoblast (primer endoderm)

  2. Amniyon boşluğuna bitişik yüksek silindirik hücrelerden oluşan epiblast katmanlarıdır.

Bu iki katman birlikte bilaminar germ diskini oluştururlar.

Amniyon boşluğu başlangıçta epiblast tabakası üzerinde küçük bir yarık halindedir. Daha sonra genişleyerek bir boşluk halini alır. Amniyon boşluğunu sitotrofoblastların bulunduğu kısımdan çevreleyen bir sıra yassı hücreler amniyoblastlar olarak adlandırılır. Amniyoblastlar epiblasttan köken alırlar.



Gelişmenin 9. Günü:

Blastosist endometriyum içine daha derine gömülmüş ve gömülme yeri fibrin bir tıkaçla kapatılmıştır. Sito ve sinsityotrofoblastlar tüm blastosist çevresinde oluşmuştur. Embriyoblast çevresinde hızla gelişen sinsityotrofoblastlar içinde geniş laküner boşluklar oluşur. Bu nedenle bu evreye laküner evre de denir.

Karşı kutupta (anembriyonik kutup) hipoblasttan kaynaklanan yassı hücreler sitotrofoblastın iç yüzünü döşeyen ekzokölomik membran (Heuser zarı) olarak bilinen bir zar oluştururlar. Bu membran hipoblast ile birlikte ekzokölomik boşluğu yada primer vitellus kesesini içten döşer.

Gelişmenin 11 ve 12. Günleri:

Kitle endometriyuma tümüyle gömülmüş ve gömülme yeri uterus epiteliyle kapatılmıştır. Laküner sistem genişlemiştir. Lakünalar anne kan sinuzoidleriyle birleşmiştir. Anne kanı laküner sistem içine dolar ve uteroplasental dolaşım olaylanır.

Bu sürede sitotrofoblastın iç yüzüyle ekzokölom boşluğunun dış yüzü arasında vitellus kesesi endoderm hücrelerinden köken alan yeni bir hücre topluluğu belirir. Bu hücreler dıştan sitotrofoblast ve içten de amniyon ve ekzokölom membranı arasındaki boşluğu tümüyle dolduran ekstraembriyonik mezoderm denilen ince gevşek bir bağ dokusunu oluştururlar. Bir süre sonra ekstraembriyonik mezoderm içinde boşluklar oluşur. Daha sonra bu boşluklar birbirleriyle birleşerek ekstraembriyonik kölom boşluğu yada koryon boşluğu denilen tek bir boşluk yaparlar.

Ekstraembriyonik kölom boşluğu, primer vitellus kesesi ve amniyon boşluğunu, germ diskinin sitotrofoblasta bağlandığı bağlantı sapı dışında tümüyle sarar.

Sitotrofoblast ve amniyon boşluğunu saran ekstraembriyonik mezoderme ekstraembriyonik somatopleural mezoderm, primer vitellus kesesini çevreleyen ekstraembriyonik mezoderme de ekstraembriyonik splanknopleural mezoderm denir.Gebelik bölgesini çevreleyen endometruyum ödemlidir. Hücreler irileşmiş lipid ve glikojenle doludur. Bu hale gelen endometriyuma desidua denir.

Gelişmenin 13. Günü:

Bu evrede trofoblastlardaki en belirgin değişim villöz yapıların oluşmasıdır. Stotrofoblast hücreleri yerel olarak çoğalıp sinsityotrofoblastlar içine doğru kolonlar yaparlar. Bunlara primer koryon villusları denir.

Bu arada hipoblast hücreleri çoğalarak ekzokölom boşluğu içinde yeni bir boşluk oluştururlar.buna sekonder(kalıcı) vitellus kesesi denir. Primer vitellus kesesi artıkları koryon boşluğu içinde kalarak ekzokölomik kistleri oluştururlar. Bu arada koryon boşluğu genişler ve sitotrofoblastın iç yüzünü döşeyen ekstra embriyonik mezoderm koryon plağı adını alır. Beden sapı da içnde kan damarlarının oluşmasıyla göbek kordonu haline gelir.

2. hafta sonunda bilaminar germ diskinin sefalik bölgesinde hipoblast hücreleri yerel bir damarlı bölgede prizmatikleşir. Bu alana prekordal plak denir. Burada hipo ve epiblast sıkıca birbirine yapışıktır. Bu plak ileride ağzın gelişeceği bölgeye işaret eder.


TRİLAMİNAR GERM DİSKİNİN OLUŞMASI

Gelişmenin 3. Haftası (Gastrulasyon)

Gastrulasyon epiblastın yüzeyinde primitif çizginin oluşmasıyla başlar. Primitif çizgi kuyruktan merkeze doğru uzanır. Primitif oluk denilen sığ bir oluğun iki yanında uzanan daha kabarık bölgeler halinde ayırdedilir. Primitif çizginin sefalik ucu kabarıktır ve primitif düğüm olarak adlandırılır. Ortasındaki çukura da primitif çukur denir. Primitif oluk bölgesinde epiblast hücrelerinin yeni bir kat oluşturmak üzere epiblast ve hipoblast arasına uzandıkları belirlenir. Epiblast hücreleri primitif çizgide şekil değiştirerek epiblasttan ayrılıp primitif oluk boyunca epiblastın altına doğru kayarlar. İnvajine olan hücrelerin bazıları hipoblast hücrelerinin yerini alarak embriyonik endodermi oluştururken bazıları da epiblast yeni oluşan endoderm araına yayılarak intraembriyonik meodermi yaparlar. Epiblasttan kalan hücreler de embriyonik ektodermi oluştururlar. Yeni oluşan intraembriyonik mezoderm ektoderm ve endodrm germ yapraklar arasında çoğaldıkça sefalik ve lateral yönlere doğru yayılırlar ve embriyonik diskin sınırları dışına göç ederek vitellus kesesi ve amniyonu çevreleyen ekstra embriyonik mezodermle birleşirler. Sefalik yönde prekordal plağın iki yanından geçerek bu bölgenin önünde birleşirler ve kardiyojenik (kalp) plağını oluşturular.


NOTOKORDUN (KORDA DORSALİS) OLUŞUMU

Primitif çukurdan invajine olan hücreler sefalik yönde prekordal plağa kadar uzanarak notokord (korda dorsalis-baş uzantısı) denilen tüp biçimli bir yapı oluşturular. Notokordun lümeni notokord kanalı (santral kanal) olarak adlandırılır ve primitif çukurun devamıdır.

Notokord ve intra embriyonik mezoderm sefalik bölgede prekordal plak ve primitif çizginin kaudalinde bulunan kloaka zarı dışında kalan bölgelerde ektoderm ve endoderm arasında yayılarak bu iki germ yaprağını birbirinden ayırır.

Daha sonra notokordun tabanı altındaki endodermle kaynaşır. Kaynaşma alanında her iki yapı da kaybolur. Zamanla notokord lümeni de yok olur. Notokordun geri kalan kısmı ise endoderm üzerinde ince bir hücre plağı halinde kalır. Notokord hücreleri daha sonra tekrar çoğalarak kalıcı (definitif) notokord denilen bir hücre kordonu oluşturur.

Notokord orta çizgi aksını oluşturur, aksiyel iskeletin temelini yapar.

Notokord ve intraembriyonik mezoderm sefalik bölümde prekordal plaktan gelişen bukkofarengeal membran ve kaudalde kloaka zarı dışında ektoderm ve endoderm arasında yayılır. Bu iki bölgede ektoderm ve endoderm sıkıca birbirine yapışıktır. Kloaka zarının gelişmesiyle eş zamanlı olarak vitellus kesesi arka duvarından allantoenterik divertikül yada allantois denilen bir divertikül gelişir. Allantois iki nedenle önemlidir;



  1. 3-5 haftalarda duvarında kan yapımı olaylanır.

  2. Allantois kan damarları göbek kordonunun umblikal ven ve arterlerini oluşturur.

Allantois mesane gelişmeisyle geriler ve urakusu oluşturur. Bu gelişkinde median umblikal ligamenti yapar.

Primitif çizgiden invajine olan hücrelerin sefalik ve lateral yönde göçleri 4. Haftanın sonuna kadar sürer. Bundan sonra primitif çizgi küçülerek yok olur. Bazen artıkları doğumdan sonra sakrokoksigeal bölgede her üç germ yaprağından köken alan iri tümmörlere neden olur.

Notokord da omurganın gelişmesiyle körelir. Artıkları omurlar arası disklerin nükleus pulposuslarını yapar.
TROFOBLASTLARIN İLERİ GELİŞİMİ

İkinci hafta sonu üçüncü hafta başında trofoblastlar içte sitotrofoblast dışta sinsityotrofoblastlardan oluşan primer koryon villusları kapsar. Gelişmenin daha ileri dönemlerinde mezoderm hücreleri primer koryon villusların içine girip desiduaya doğru büyürler. İçte mezodermal merkez, arada sito ve dışta sinsisyolardan oluşan bu yapılara sekonder koryon villusları denir. Üçüncü hafta sonunda içteki mezoderm hücreleri kan damarları ve kan hücrelerine farklanarak villöz kapiller sistemi oluştururlar. Bu hale gelen villuslara tersiyer koryon villusları yada kalıcı plasental villuslar denir. Bu villuslardaki kapillerler daha sonra koryon plağı ve beden sapında gelişen kapillerler ile ve intraembriyonik damarlar ile ilişki kurarlar. Böylece plasenta ve embriyon birbiriyle birleşmiş olur.

Bu arada sitotrofoblast üzerlerini saran sinsityotrofoblastları geçip maternal endometriyuma ulaşıncaya değin artan biçimde girer. Komşu villuslardan gelen sitotrofoblastla birleşerek sinsityotrofoblastı dıştan tümüyle saran ve koryon kesesini öaternal endometriyuma sıkıca bağlayan dış sitotrofoblast katını (kabuğunu) oluştururlar. Dış sitotrofoblast kabuğuyla komşuluktaki desiduaya desidual plak denir. Koryon plağından desidual plağa kadar uzanan villuslara stem(ana) villus veya bağalayıcı villus denir. Ana villuslardan yanlara doğru dallanan villuslara da serbest(terminal) villuslar denir.
EKTODERM GER YAPRAĞININ İLERİ GELİŞMESİ VE TÜREVLERİ

Embriyon üçüncü haftanın başında kraniyalı geniş kaudalı dar disk şeklindedir.

Notokordun indüktif şekliyle notokord üzerindeki ektoderm kalınlaşarak nöral plağı oluşturur. Üçüncü hafta sonuna doğru bu plağın kenarları daha fazla büyüyerek nöral katlantıları yapar. Katlantılar arası çukur bölge nöral oluktur. Nöral katlantılar dördüncü somit bölgesinden itibaren orta hata birleşerek baştan kuyruğa kadar uzunan nöral nöral kanal(tüp) oluştururlar. Nöral kanalın sefalik bölgesinde ön sınır deliği(anterior nöropor), kauda bölgesindee ise arka sınır deliği(posterior nöropor) bulunur. Bu deliklerle tüüp amnion boşluğu ile ilişkidedir. Daha sonra bu delikler kapanır ve nöral tüp bir boru halini alır. Böylece nörulasyon tamamlanır.

Nöral kanaldan beyin keseleri ve medulla spinalis farklanır.

Nöral katlantılar büyüyüp kaynaşırken, nöroektodermin en yüksek ve dış bölgesinde krista nöralis(nöral krista) adı verilen bir hücre grubu, epitelyal özelliklerini kaybedip mezenşimal hücrelere dönüşürler ve aktif olarak göç edip alttaki mezenşimin içine girerler.

Nöral krista hücrelerinden sonra spinal(duyu) ve otonom sinir sistemi gangliyonları,5,7,9 ve 10. kafa çifti gangliyonlarının bazı bölümleri schwan hücreleri, menigsler, melonositler gibi oldukça karmaşık bir doku grubu oluştururlar.

Nöral tüp kapanırken embriyonun sefalik bölgesinde oti ve lens plağı denilen iki ektodermal kalınlaşma olur. Otik plak işitme ve denge ile ilgili yapıları yaparken, lens plağı lensi oluşturur.

Genel olarak ektodermden; santral sinir sistemi,kulak, göz ve burundaki duyu epitelleri, epidermis saç ve tırnaklar, deri altı bezleri, meme bezleri, hipofiz ve dişin mine katmanı gelişir.


MEZODERM GERM YAPRAĞININ İLERİ FARKLANMASI VE TÜREVLERİ

Orta hatıtn iki yanında ektoderm ve endoderm arasında gevşek bir yapı oluşturan mezoderm orta hatta yakın bölgede kalınlaşarak paraksiyal(dorsal) mezoderm denilen bir doku plağı yapar. Mezoderm yaprağı embriyonun yan bölgelerinde ince olarak kalır ve lateral plak olarak adlandırılır. Daha sonra lateral plak ikiye ayrılır arada kalan boşluk intra embriyonil kölom olarak adlandırılır. Lateral plağın iki yaprağından bir amniom boşluğunu örten ekstra embriiyonik mezodermle devam eder. Buna somatik(parietal) mezoderm denir.diğeri vitellus kesesini örten ekstra embriyonik mezodermle devam eder, buna da splanknik(visseral)mezoderm adı verilir. Yapraklar arsındaki intra embriyonik kölomda embriyonun her iki yanında ekstra embriyonik kölom ile devam eder. Paraksiyal ve lateral mezodermi birleştiren doku parçası da intermediyer(ara) mezoderm olarak adlandırılır.



Paraksiyal(dorsal) mezoderm:

Üçüncü haftada paraksiyel mezoderm somitomer denilen segmentlere bölünür.daha somitomerler aksiyal bölgeden kaudale doğru somitlere farklanırlar. Ortalama 42-44 çift somit biçimlenir.

Somitlerin farklanması:

Dördüncü haftada somitlerin ventral ve medial duvarlarını oluşturan hücreler notokordun çevresine göç ederler. Bunlara sklerotom denir ve mezenşim(öncül bağ dokusu) diye bilinirler. Bu hücreler ilerde vertabalrın kıkırdak kemik ve bağ dokusunu yaparlar.

Somitlerin geri kalan ve dermomyotom denilen dorsal duvarında bulununan hücreler myotomu oluştururlar. Her miyotomdan kendi segmentinin kasları gelişir. Miyotom oluştuktan sonra dermomiyotom hücreleri dermotomu yapar. Dermomyotomdan derinin dermis ve hipodermisi farklanır.

Ara(intermediyer) mezoderm:

Aramezodemden üriner sistem gelişir.


PARİYETAL VE VİSSERAL MEZODERM YAPRAKLARI

Pariyetal mezoderm lateral ve ventral vücut duvarının kas, kemik ve bağ dokularını, visseral mezoderm sindirim kanalı duvarının düz kas ve bağ dokularını yapar.Kölom boşluğuna bakan yüzdeki hücreler, periton, plevra ve perikard boşluklarını örten mezotele (seröz zar) farklanır.

Genel olarak mezodermde gelişen yapılar:

Bağ, kıkırdak ve kemik dokuları, çizgili ve düz kaslar, kan hücreleri, lenfoit hücreler, kan ve lenf damarları duvarı, böbrekler, gonadlar ve kanalları, böbrek üstü bezi korteksi ve dalaktır.


ENDODERM GERM YAPRAĞI VE TÜREVLERİ

Endoderm germ yaprağından köken alan en önemli organ sistemi mide bağırsak kanalıdır.Oluşumu; embriyonun kraniyokaudal ve lateral yönde katlanmasıyla olur.İlkel bağırsak kanalının oluşumu pasif bir olaydır.İki yöndeki katlanma sonucu endotel ile döşeli vitellüs kesesinin bir bölümünün embriyonun vücut boşluğunun içinde kalmasıyla sonuçlanır.vitellüs kesesinin dışarıda kalan bölümü ise hakiki vitellüs kesesi olarak adlandırılır.Hakiki vitellüs kesesi omfalomezenterik kanalla primitif bağırsak kanalının orta bölümüne bağlıdır.İlkel bağırsak kanalı baştan kuyruğa kadar uzanır.Üst ve alt ucu kapalıdır.İlkel bağırsak kanalının üç bölümü vardır:

1-Ön (Baş) Bağırsak

2-Orta Bağırsak

3-Son (Arka) bağırsak

Ön bağırsak sefalik uçta ön yüzü ekdoderm, ön bağırsağa bakan yüzü endoderm ile döşeli bir zar bukkofaringeal (orofaringeal) membranla kapalıdır.3. haftanın sonunda bu zarın yırtılmasıyla ilkel ağız oluşur.

Son bağırsağın alt ucuda dış yüzü ekdoderm, iç yüzü endodermle döşeli kloaka zarı ile kapatılmıştır.Bu zar da 9-10. haftalarda yırtılarak açılır ve anüs oluşur.İleri gelişmede vitellin kanal (omfalomezenterik) kapanır ve arta bağırsağın vitellüs kesesiyle ilişkisi kesilir.

Embriyonun kraniyokaudal ve lateral yönlerde katlanmasıyla allantoisin bir bölümü de embriyo içinde kalarak kloakayı oluşturur.

Endoderm germ yaprağından genel olarak; Solunum sistemi epiteli, tiroid, paratiroid, karaciğer, pankreas, tonsil ve timus parankimleri, mesane ve üretra epiteli, timpan boşluğu ve östaki borusu epiteli gelişir.
2. AYDA EMBRİYONUN DIŞ GÖRÜNÜŞÜ

4. hafta sonunda embriyon 28 somitlidir. Dışarıdan izlenen en önemli yapıları somitleri ve yutak yaylarıdır.Bu dönemde embriyonun yaş tayini somit sayısına göre yapılır. 2. ayda somit sayısı belirlenemediği için embriyonun yaşı tepe-oturma noktası (CR) uzunluğu ölçülerek tayin edilir ve mm olarak ifade edilir.

2. ayda embriyoda baş büyüktür ve ekstremiteler oluşmuştur.Yüz, gözler, kulak ve burun belirgenleşmeye başlamıştır.

3-8 haftalar arasında esas organ ve organ sistemleri oluşmaktadır.Bu nedenle bu dönem organogenez dönemi olarak adlandırılır.


FÖTAL DÖNEM( 3. Aydan Doğuma Kadarki Evre)

Bu evrenin özelliği organ ve dokuların olgunlaşması ve vücudun hızlı büyümesidir.Bu evrede fötusun boyu CR ya da CH(tepe-topuk) uzunluğuyla belirlenir.Bu ölçümler gebelik hafta ve ayıyla yapılır.Fötusun boyunun uzaması özellikle 3, 4, 5. aylarda fazlayken, ağırlığı daha çok gebeliğin son iki ayında artar.


Fötusun dış görünümünde aylara göre izlenen değişimler:

Baş büyümesi 3. ayın başında CR’nın yarısı kadarken 5. ayda üçte biri, doğumda ise dörtte biri kadardır.

3. ayda yüz insan yüzüne benzemeye başlar.Gözler ve kulaklar normal yerlerine kayarlar.3. ayda ekstremiteler gerçek uzunluklarına kısmen erişseler de alt ekstremiteler daha kısadır.3. ayda fötusun cinsiyeti dıştan belirlenebilir.Bağırsak kıvrımları 11. haftada karın boşluğuna dönerler.

4 ve 5. aylarda fötusun boyu hızla uzar.Bu dönemde fötusun derisi lanugo denilen ince kıllarla kaplıdır. Kaşve saçlar belirgindir. 5. ayda anne fötusun hareketlerini açıkca hisseder.

6. ayda fötusun derisikırmızımsı ve buruşuktur.

Gelişmenin son aylarında deri altı dokusunun tam gelişmesiyle fötusun beden hatları yuvarlaklaşır.İntrauterin yaşamın sonuna doğru deri, verniks kazeoza denilen ve fötal bezlerin salgısı olan beyazımsı yağlı bir maddeyle kaplanır.28 haftalık fötus güç de olsa yaşayabilir.


FÖTAL ZARLAR VE PLESANTA

2. ayın başında trofoblastlar, düzenli gelişmiş ve yerleşmiş tersiyer villuslarla çevrelenmiştir.Koryon plağından köken alan villuslar, periferde sitotrofoblastik kabuk aracılığıyla maternal desiduaya tutunurlar.Villusların ortasındaki kapiller sistemi kısa sürede koryon ve beden sapındaki kapillerlerle birleşir.Daha sonraki aylarda ana villuslardan sayısız dallar çıkarak laküner (intervillöz) aralıklara doğru büyür.4. ayın başlarında villuslardaki sitotrofoblastlar ve bağ dokusu hücrelerinin büyük bölümü kaybolur ve maternal ve fötal dolaşımlar arasında yalnızca sinsityotrofoblastlar ve fötal kan damarlarının endoteli yer alır.


KORYON FRONDOZUM VE DESİDUA BAZALİS

Gebelik ilerledikçe embriyonik kutuptaki villuslar büyüyüp gelişerek koryon frondozumu (pürtüklü koryon) oluştururlar.Karşı kutuptaki villuslar ise dejenere olarak kaybolurlar.Bu kısım düzleşerek koryon leve (düz koryon) yapar.Desiduanın koryon frondozuma komşu olan bölümü desidua bazalis olarak adlandırılır.Koryon fronduzum, desidua bazalise sıkıca tutunmuştur.Karşı kutup yani gebelik bölgesinin üzerini örten desidua, desidua kapsüllaris olarak adlandırılır. Koryon boşluğunun büyümesiyle basınç altında kalan desidua kapsüllaris dejenere olarak kaybolur.Sonuçta koryon leve karşı taraftaki uterus duvarı (desidua paryetalis) ile kaynaşır.Böylece uterus lümeni kapanır. Koryon frondozum ve desidua bazalis birlikte plasentayı yaparlar.Diğer taraftan amniyon ile koryon kaynaşarak amniokoryonik zarı oluştururlar.Böylece koryon boşluğu kaybolur. Bu zar doğum sırasında yırtılır.



Tam gelişmiş bir insan plasentası diske benzer.Doğumdan sonra maternal yüzden bakıldığında üstü ince bir desidua bazalis katmanıyla kaplı 15-20 adet yüzeyleri hafifçe kabarık kotiledonlar seçilebilir. Kotiledonlar arasındaki oluklarda desidual septalar vardır.Plasentanın fötal yüzü koryon plağı ile örtülüdür. Koryon içten amniyonla döşelidir.Göbek kordonu genelde plasenta üzerinde merkezi bir yapışma gösterir. Bazen biraz kenardan yapışabilir.

Plasentanın asıl işlevi; maternal ve fötal dolaşımlar arsında metabolik artık ve gaz değişimi sağlamaktır. Ayrıca çeşitli hormonlar salgılarlar.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət