Ana səhifə

Necip fazil kisakürek şİİrlerinde allah-insan ve tasavvuf psikolojiSİ hazirlayan : garip demirel


Yüklə 267.68 Kb.
səhifə1/4
tarix10.06.2016
ölçüsü267.68 Kb.
  1   2   3   4


NECİP FAZIL KISAKÜREK ŞİİRLERİNDE ALLAH-İNSAN

VE TASAVVUF PSİKOLOJİSİ
HAZIRLAYAN : GARİP DEMİREL (Din Psikolojisi Yüksek Lisans Öğrencisi)

ÖNSÖZ
Necip Fazıl Kısakürek, yirminci yüzyıl Türk şiirinin önde gelen isimlerindendir. Hece veznini en iyi kullanan şairlerden birisi olmuştur. Hece veznini kullanmasına karşın Necip Fazıl’da, aruzla yazan Ahmet Haşim şiirlerinin sesi de duyulur.Ayrıca Batı felsefesini ve edebiyatını iyi bilmesi şairi ayrıcalıklı kılan unsurlardandır. Ömrünün yarısından sonra duygu ve düşünce dünyasına rehber edindiği tasavvuf hayatı ise onun şiirlerinde İslam kültür ve medeniyetinin renklerinin görünmesine sebep olmuştur.
Böylesi zengin bir birikime sahip Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerinde “Allah”, “İnsan” ve “Tasavvuf” kavramları başta olmak üzere, şiirlerinde öne çıkan kavramlara psikolojik yaklaşımlarda bulunmaya çalıştık. Şunu belirtmeliyiz ki, şiir gibi sübjektifliğin en yoğun olduğu bir alanda, sözlerin arkasında ifade edilmek istenen anlamı en iyi şairin bildiği bir gerçektir. Fakat hem edebiyat araştırmacılarının çalışmaları hem de şairlerin kendi ifadeleri, cümlelerin ardındaki anlamı fark etmemizde bize yardımcı olur. Biz de araştırmamızda Necip Fazıl’ın şiirleri üzerine yazılan edebiyat çalışmalarından istifade ettik.
Tanrı Şuuru, Din Yolu, Dini Pratikler, Yabancılaşma, Yalnızlık, Korku, Varoluş Tecrübesi, İmanı doğuran Kriz, Dini Tecrübe, İç Güdümlü Dindarlık, Sosyal Yapının Eleştirisi, Aşk ve Ölüm, gibi psikolojik içeriğe sahip kavramların örneklerini şairin şiirlerinde tespit ettik. Aslında Kısakürek şiirlerinde psikoloji açısından çok zengin bir içerik olduğunu da fark ettiğimizi belirtelim. Psikoloji ve din psikoloji alanındaki araştırmacıların bu hususu göz önüne alacaklarını umuyoruz.

GİRİŞ
Din psikolojisinin bilim dünyasında yerini almaya başladığı ilk yıllarda, din psikologlarının incelemiş oldukları başlıca konulardan birisi, dini hayat açısından “ekstrem” bazı özellikler taşıyan din büyükleri veya dindarların dini hayatları idi. Diğer konularla karşılaştırıldığı zaman nispeten daha zor bir araştırma alanı olma özelliği sergileyen bu tür çalışmalar, başladığı hızla devam etmemiş ve din psikolojisinin yaklaşık bir asırlık tarihinde arzu edilen seviyeye ulaştırılamamıştır.1
Sosyal bilimlerde özelde de psikoloji ve din psikolojisinde şahsi dökümanlardan yararlanarak bir kişinin bir yönü ile ilgili değerlendirmede bulunmak, araştırma olarak uygulanması ve sonuçlandırılması zor olan bir çalışmadır. Şahsi dökümanlardan yararlanma yönteminde edebi bir eserin sahibinin iç dünyasını ne derece yansıttığı sorusu önemlidir. Bundan dolayı, yöntemin sağladığı bilgilerin araştırılan problemi cevaplama düzeyi, önem kazanmaktadır.2
Bir şairi mümkün olduğunca anlama ve açıklama amacından başka hiçbir iddia taşımayan bu araştırmamızda kullanılan yöntem, şahsi dokümanların incelenmesinde kullanılan iki yoldan biri olan “idiyografik inceleme” yöntemi ve anlam analizdir. Bilindiği gibi idiyografik inceleme, kendi şahsına münhasır olarak meydana gelmiş yüksek seviyedeki kişisel tecrübelerin ifadelerinin yer aldığı tek bir belgenin incelenmesidir.3 Bu konuda kullandığımız materyalin büyük çoğunluğu, şairin tüm şiirlerini yayınlamış olduğu “Çile” şiir kitabında bulunan şiirlerden oluşmaktadır. Bu yöntemin kullanılmasındaki her sanat eserinin oluşturucusunun kişiliğini, iç dünyasını, yaşam felsefesini, döneminin sosyal, kültürel, dini ve ahlaki anlayışını bir şekilde yansıtması beklentisidir.
Necip Fazıl Kısakürek ismi bu anlamda doğru bir tercihtir. Çünkü Kısakürek, şiirleriyle Türk edebiyatında 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) unvanını kazanmış bir isimdir. Aldığı eğitimden ve yurtdışında yaşamasından dolayı batı edebiyatı ve felsefesinden haberdar olan; aynı zamanda, Ahmet Haşim, Mehmet Akif, Yahya Kemal gibi Türk şiirinin önemli isimlerini iyi bilen birisidir. Otuz yaşından sonra benimsediği tasavvufî düşünce ise, onun eserlerine farklı bir zenginlik katmıştır. Ayrıca Kısakürek, Türkiye’nin son yarım asrında, Türk düşünce dünyasındaki fikirleriyle, peşinden kalabalıkları sürüklemiş bir aksiyon adamıdır.
Necip Fazıl Kısakürek’in şiirleri üzerine edebiyat alanında yüzlerce çalışma yapılmıştır dersek abartmış olmayız. Bu çalışmalarda her ne kadar şiirlerindeki psikolojik unsurlara göndermeler yapılsa da, din psikolojisi açısından böyle bir çalışmanın yapılmamış olduğunu gördük. İşte bu “giriş” mahiyetindeki araştırmamızda, Necip Fazıl’ın şiirlerindeki Allah, İnsan ve Tasavvuf kavramları başta olmak üzere, şiirlerinde öne çıkan kavramlara psikolojik yaklaşımlarda bulunacağız. Şairin her biri ayrı bir araştırma konusu olacak bu kavramlarla ilgili, özet bilgiler vermekle yetineceğiz.Vereceğimiz bilgilerin, bu konulara ilgi duyan araştırmacıların yoluna ışık tutmasını ümit ediyoruz.

BİRİNCİ BÖLÜM

NECİP FAZIL KISAKÜREK
1. HAYATI VE ESERLERİ

Kısakürek 1904 yılında İstanbul’da doğmuştur. Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), İbrahim Aşkî gibi isimler vardı. Bu okul, onun şiir ve edebiyata yönelmesi; hatta ilk denemelerini kaleme alması bakımından son derece önemlidir. Okulda adı “şair”e çıkan Necip Fazıl, kendinden birkaç sınıf önde bulunan Nazım Hikmet’le burada tanışmıştır. Yine aynı okulun edebiyat hocalarından İbrahim Akşî Efendi, Necip Fazıl üzerinde derin tesiri olan şahsiyetlerden birisidir. Zira İbrahim Aşkî Efendi’nin verdiği iki hediye kitap, onun tasavvuf ve mistizme yönelmesini sağlamıştır.


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris'te geçen bohem günlerinden sonra,Türkiye'ye dönüşünde Hollanda,Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı(1939-43). Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Şairliğe ilk adımı on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı.Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü.

Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur.Bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Necip Fazıl'ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar.Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür.Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.


Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü,çıkardığı dergilerle düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir.Haftalık Ağaç dergisi(1936,17.sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi. 163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve kimi zaman da bulunan bahanelerle birkaç yılda bir hapse mahkum oldu. Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır.Sık sık kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı. Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdulbaki gibi müstear isimler kullandı.
1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı.Başta İdeolocya Örgüsü (1959) olmak üzere düşünce eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet, diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir.
1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü; 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981); Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almış, beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) unvanını kazanmıştır. Kısakürek, 25 Mayıs 1983 Çarşamba günü, İstanbul Erenköy’deki evinde vefat etmiştir.4

İKİNCİ BÖLÜM
NECİP FAZIL KISAKÜREK ŞİİRLERİNDE ALLAH -İNSAN VE TASAVVUF
2.1.NECİP FAZIL KISAKÜREK ŞİİRLERİNE GENEL BİR BAKIŞ
Necip Fazıl Kısakürek şiiri genellikle üç ayrı dönem halinde ele alınır. 1920’lerin ortalarında başlayıp 1930’ların ortalarına kadar süren yaklaşık on yıllık sürede o ferdî şiirler yazmıştır. Bu dönemde şiirinde belirgin olan temalar, en bariz şekilde ve bir arada Kaldırımlar şiirinde gördüğümüz “yalnızlık”, “korku” ve“ölüm”dür. Bu üç tema, onun son şiirlerine kadar varlığını sürdürecektir.5 İkinci devre, şairin kendi ifadesine göre, Abdülhakim Arvasi'nin üzerindeki büyük etkisiyle tasavvufa yöneldiği 1934 yılında başlar. Bu dönemin hem şairin şahsiyetinde meydana gelen değişimi hem de bu dönem şiirinin karakteristiğini en iyi yansıtan verimi, ilk olarak Senfonya adıyla 1939 yılında yayımlanan, daha sonra şairin bütün şiirlerini bir araya getiren kitapta Çile adıyla yer alan ve kitaba da adını veren şiirdir. Burada belirtmekte fayda var: Mistik eğilimler Necip Fazıl’ın ilk şiirlerinden itibaren görülmektedir, fakat bunun İslâm mistisizmine, yani tasavvufa evrilmesi 1930’lardadır.6

Necip Fazıl’ın şiirinin 1940’ların sonundan itibaren toplumsal veya kendi ifadesiyle cemiyetçi bir boyut kazandığını görüyoruz. Sakarya Türküsü, Destan, Muhasebe, Zindandan Mehmed’e Mektup bu üçüncü devrenin belli başlı şiirleri arasında sayılabilir.7


Aslında şiirleri için yaptığımız bu ayrımın kaynağı Necip Fazılın kendi ifadeleridir. Çünkü Necip Fazıl Kısakürek sanat hayatını kendisi bizzat üç döneme bölmüştür.Birinci dönem 1923-1933 yılları arasını, ikinci dönem 1934-1943 yılları arasını ve üçüncü dönem ise 1944-1983 yılları arasını kapsar. Bu dönemleri belirlerken şair, Abdülhakim Arvasi ile tanışmasını esas olarak kabul etmiştir8

Edebi anlamda Necip Fazıl için şiirin iki yönü vardır: O hem bir sanatçı duyarlılığıyla şiirin sanata bakan yönünü önemsemiş ve güzel şiiri övmüş; hem de şiirde son gayenin Allah için olduğunu belirtmiştir. Çile kitabının başına koyduğu “Şiirlerim ve Şairliğim” adlı takdim yazısında bu düşüncesini şöyle anlatır:


Ben şiiri, her türlü hasis gayenin üstünde, doğrudan doğruya kendi zat gayesine -san’at için san’at- fakat kendi zat gayesinin sırrıyla de Allah’a ve Allah dâvasının topluluğuna -cemiyet için san’at- bağlı kabul etmiştim. İşte kitaplık çapta zuhuruma kadar beni bekleten ve bu zuhura mânâda ve maddede şekil veren baş ölçü! Biz şiiri iman için bilmişiz; ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği binbir yol ağzı biliyoruz.9
Necip Fazıl’ın hayatına ve şiirlerine baktığımızda belli dönemlerde belli düşünce ve duyguların ön planda olduğunu söylemiştik. Burada şairin düşünce ve duygularına gelişim psikolojisi açısından bakmakta fayda olduğunu görüyoruz. Böylece şairin şiirlerini yazdığı yılların bilinmesinin dahi bu şiirleri anlamda okurlara büyük kolaylık sağlayacağı muhakkaktır.
Psikologlar tarafından anormal gelişme ve duraklamalar gösterenler bir yana bırakılacak olursa genellikle gelişim dönemleri ve yaş sınırları şöyledir : Bebeklik (0-2 yaş), ilk çocukluk (2-6 yaş), son çocukluk (6-11 yaş kızlar, 6-13 yaş erkekler), ilk ergenlik (11-15 yaş kızlar, 13-17 yaş erkekler), son ergenlik (15, 17-21 yaş), yetişkinlik (21-40 yaş), orta yaş (40-60 yaş), yaşlılık (60 ve üzeri yaş). 10 Kısakürek’in ilk şiirlerini on yedi yaşında yani son ergenlik döneminde yazdığını düşünürsek, bu dönemden başlayarak, şairde öne çıkan düşünce ve duyguları gruplandıralım. Fakat unutulmaması gerekir ki, hiçbir düşünce ya da duygu insan için belli bir gelişim dönemine hapsedilemez. Hatta çoğu düşünce ve duygular hayat boyu devam eder. Biz de bu gerçeği göz önüne alarak kabaca şöyle bir tasnif yapabiliriz:
Son ergenlik ve yetişkinlik dönemi (1921-1944): Felsefi sorgulamalar, entelektüel kriz, yalnızlık, yabancılaşma (kendine kendi dışına yabancılaşma), korku, ölüm, ölüm korkusu, tedirginlik, hafakan( sıkıntı), öte duygusu, metafizik arayışlar.
Orta yaş dönemi(1944-1964) : Felsefi sorgulamalar, entelektüel kriz, varoluşsal anlam arayışı, imanı doğuran kriz, iman, varoluş tecrübesi, dini tecrübe, tasavvufi tecrübe.
Yaşlılık dönemi (1964-1983): Dini tecrübe, tasavvufi tecrübe, iman, dini düşünce, din yolu, sosyal yapının eleştirisi, tasavvufi düşünce, ölüm.

Bu çalışmamızın daha iyi anlaşılması için, Kısakürek’in şiirlerinde öne çıkan “Allah” “İnsan” ve “tasavvuf” kavramlarını ana konu başlıkları olarak tespit ettik. Yine şairin birinci dönem şiirlerinde öne çıkan, yabancılaşma, yalnızlık ve korku öğelerini ilk olarak inceleyeceğiz.




2.2. BİRİNCİ DÖNEM ŞİİRLERİNDE ÖNE ÇIKAN KAVRAMLARA PSİKOLOJİK

BİR YAKLAŞIM

Hayatını anlatırken yazdığımız üzere Necip Fazıl Kısakürek, 1920’lerin ortalarında başlayıp 1930’ların ortalarına kadar süren yaklaşık on yıllık dönemde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris'te geçen ve kendi ifadeleriyle bohem, anlamsız günlerinden sonra,Türkiye'ye dönüşünde Hollanda,Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı.


Yabancılaşma ve Yalnızlık

Yabancılaşma, bireyin toplumun değerlerine, çevresine karşı ilgisinin yok olması ve dünyaya karşı içine dönük bir tutum elde etmesi anlamına gelir.11Yabancılaşma modern dünyadaki yalnızlığın temel nedenlerindendir. Kentleşme birkaç nedenle yalnızlığa yol açar. Temel sorun kentleşmenin çeşitli yönleriyle insanlar arası ilişkilere olumsuz etkisidir.12


Şehirleşme ile beraber ülkemizdeki “büyük şehrin apartman insanları”, fiziki mesafe olarak birbirine daha yakın, hatta üst üste yaşadığı halde birbirlerine tamamen yabancı olmuşlardır. Birbirlerine olan yakınlıkları ile ters orantılı olarak komşuluk ilişkileri diye bir mevhum ortadan kalkmıştır. Necip Fazıl, “Apartman” şiirinde bu düşüncelerini şöyle anlatmaktadır:
Üst üste insan türü;

Bu ne hayat götürü!.

Yakınlıktan ötürü

Kaçıp gitmiş yalnızlık…(1973, Çile, s.169)
Modern çağ insanının en önemli sorunlarından birisi, daha mutlu bir yaşam adına ortaya koyduğu bunca çabayla nereye ulaşacağını kesin olarak bilememesidir. Bu belirsizliğe paralel olarak gelişen güvensizlik duygusu, insanı gittikçe yaygınlık kazanan yalnızlığa sürüklemiştir.13 Bu güvensizlik ve yalnızlık hali ise bireysel boyutta ortaya çıkan uyum problemlerine ve psikolojik/ ruhsal sorunlara yol açmaktadır.
Necip Fazıl da bu dönemde ben merkezci ve karamsar bir dünya görüşü içerisindedir.Şairin iç husursuzluğunun birinci sebebi yalnızlığıdır.1924 yılında yazmış olduğu “Serseri” şiiri, şairin bu dönemdeki psikolojik halini çok güzel anlatmaktadır14:
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,

Aradım bir ömür , arkadaşımı.

Ölsem dikecek yok mezar taşımı,

Halime ben bile hayret ederim. (1924, Çile, s.68)
Bu dörtlükte ifade edildiği gibi yalnızlık duygusu şairde derin bir anlam kazanmaya başlamıştır. Ölüm, öte düşüncesinin işlenmesi ile şairde yalnızlığın yerleşen bir fikir haline gelmeye başladığını görmekteyiz.Fakat O, maddi bir yalnızlıktan kurtulma kaygısı taşımadığını da açıkça ifade etmektedir; “ Ölsem dikecek yok mezar taşımı” derken, kaygısı mezar taşını dikecek birinin olmamasından yanadır. 15
Necip Fazıl, Kaldırımlar merkezli 1935’lere kadar olan şiirlerinde tam mânâsıyla ferdiyetçi

ve yalnız bir şairdir. Türk edebiyatında büyük şehrin ortasında ferdin yaşadığı yalnızlığı bu kadar kesif ve kuvvetli olarak anlatan pek az şiir vardır16.


Kaldırımlarda, şâirin içinde bulunduğu dekor, neresi olduğu belirtilmeyen büyük bir şehrin sokaklarıdır.Onun dünyası bu dar ve karanlık sokaklardan ve kaldırımlardan ibarettir.Klâsik trajedideki mekân birliğini hatırlatan bu “tek mekân”, psikolojik bir kesafet (: yoğun, bulanık bir ruh hali) yaratmaktadır. Değişmeyen dekor şâirde aynı sabit ruh halini doğurmakta: Yalnızlık, korku ve ölüm duyguları. Şiire baştan sona kadar birbirine bağlı üç duygu hâkimdir:17

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;

Yürüyorum , arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında ,

Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum. (1927, Çile,s. 156)
Şair bu şiirinde kalabalılar içerisindeki ferdi yalnızlığını, kelimelere biraz tül perde gererek üç boyutlu bir tablo gibi sunar. “Sokak”, “yürüyorum” gibi kelimeleri aynı mısra içerisinde tekrarlayarak, yalnızlık korkusunun hareketliliğini canlandırır. “Sanki” demekle pek emin olmadığı bir hayali gördüğünü ifade etmesiyle de, yalnızlığın onda bir vehim haline geldiğini anlıyoruz. Fakat O, bu duygularını dile getirirken; “insana yabancılaşarak değişen bir şehirleşme”nin, ferdi planda insan üzerinde nasıl bir yalnızlık olgusu büyüttüğünü, onu bunun içine nasıl ittiğini ifade etmiş olur.18
“Ben” şiirinde ise Necip Fazıl’ın yalnızlık ve yabancılaşma duygularını ne kadar yoğun olarak yaşadığı gözler önüne serilmektedir:
BEN, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin...

BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin...

BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;

Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir...

BEN, BEN, BEN; haritada deniz görmüş, boğulmuş;

Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş... (1939, Çile,s.67 )
Bu şiir, sosyal psikolojideki "kendine yabancılaşan" insanı tasvir etmektedir. Zira kendine yabancılaşan insan, durumundan memnun değildir ve güçsüzdür, ümitsizdir. Tıpkı yakını ölen birisinin morga cesedi teşhis etmeye getirildiği zaman, kişi cesedin üstündeki örtüyü kaldırdığında “bu ölü benim yakınım değil, hatta bu simayı daha önce hiç görmedim” deyip hızlıca örtüyü cesedin üstüne kapatıp oradan bir an evvel ayrılmak istemesi gibi, yapılan son muhasebede insan kendinden kaçmaya çalışabilir. 19.Bunun mümkün olmadığını anlayınca da iç dünyasında meydana gelen çöküntü, onu olduğu yerde dondurup bırakacaktır. Şair, “yankısından kaçak çocuk kendi sesinin” derken kendisinden kaçmaya çalıştığı gerçeğini ifade etmektedir.“Başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir” derken Kısakürek, yaşadığı çöküntüyü tasvir etmektedir. “Dokuz köyün sahibi dokuz köyden kovulmuş” diyerek de yaşadığı yabancılaşmanın boyutlarının ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. O, her yere ve herkese yabancıdır, ne kendini anlamlandırabilecek ve ne de kendini birilerine kabullendirebilecek bir durumudadır. Artık o, hiçbir yeri olmayan bir kişidir.
Korku, tedirginlik, hafakan, ölüm, öte duygusu, zaman ve metafizik arayışlar, -hayatı boyunca devam etmekle birlikte- bu dönem şiirlerinin belli başlı temalarıdır.20Aşağıdaki şiirde de bu duygular yoğun bir şekilde yer etmiştir:

Hırsıma ne şöhret yetti, ne de şan;

Döndüğüm her nokta dünyadan nişan…

Nefsimin ardından koştum perişan,

Ondan bir kıl bile anlayamadım. (1972, Çile, s.71))

Korku
Korku, insan davranışlarında önemli bir güdüdür. Birey sürekli olarak korkularla iç içe bulunur: Hastalık, kaza, başarısızlık, maddi sıkıntı, deprem ve ölüm korkusu gibi. Korku duygusu insanda, kaygı (:anksiyete), endişe ve sıkıntıyı da beraberinde getirir.21

Necip Fazıl’ın özellikle ilk dönem şiirlerinde korku duygusu yoğun bir şekilde yer etmektedir. Bu yüzden bu konunun ayrı bir başlık altında incelenmesi gerekmektedir.



Her gece periler uyur odamda,

Derinlerden gelir uzun nefesler,

Gözler parlayınca karanlıklarda,

Kemikten parmaklar terimi siler.

Sokakta uyanık kalan köpekler.

Yıldızlara bakıp durmadan ulur.

Yan yana oturmuş, bekler dışarda,

Sarışın kediler, siyah kediler… (1925, Çile, s.212)
Yukarıdaki mısralar genç bir dimağın, gecenin ilerlemiş saatinde ve yalnız durumda, her ses ve şeklin ürpertici bir vaziyet almasını açıkça ifade ettiği mısralardır. Periler ve derinlerden gelen nefesler, sokaktaki köpek ulumaları hep birer korku alametidir. Hele karanlıkta parlayan gözleriyle kedileri düşünüp hayal kurmak, soğuk terler döken şaire “kemikten parmaklar” deyimiyle daha korkunç bir tablo çizdirir.22

Kısakürek’teki yoğun korku duygusunu bazı araştırmacılar psikanalist çözümlemelerle açıklamaya çalışırlar: Çok küçük yaşta okuduğu polisiye romanlar, büyükbabasının yirmi odalı konağında geçen çocukluk günleri, babasının aksi ve uçarı bir insan olmasının annesinin üzerindeki olumsuz etkisi gibi olguların şairde küçük yaşta bazı fobileri doğurduğu söylenebilir.23

Necip Fazıl’ın iç alemindeki zenginliği, çocukluk ve gençlik çağından kaynaklanıp ilk şiirlerinden itibaren, bir öte-masiva düşüncesine sahip olmasına bağlayan Prof. Kenan Akyüz ise, “Bu sebepledir ki, yayımladığı ilk şiirlerinden başlayarak, onun, böyle bir alemin varlığını belli belirsiz sezmekten doğan bir takım korkular, vehimler, ürperişler içinde olduğu… kanaatindedir. 24
Necip Fazıl, son dönemde yazdığı şiirlerinde de korku motifini kullanmıştır.1977 yılında yazdığı “Korkuyorum” şiiri bu motifin örneklerinden biridir:
Su çekildi, göründü sanki zamanın dibi,

Korkuyorum, bu akşam kıyamet varmış gibi… (1977, Çile, s. 218)

Bu beytinde de açıkça görüldüğü gibi Necip Fazıl şiirlerinde korku, ferdi bir iç sıkıntının, ruhi bir boğuluşun ifadesi olarak görülmektedir. Çile kitabını düzenlerken sınıfladığı “ölüm”, “korku”, “daussıla”, “ukde” ve “tecrid” gibi başlıklar, korkunun daima trajik olan tarafını düşündürmektedir. 25


Buraya kadar verdiğimiz misallerin dışında, bir çok şiirinde aynı temaya rastladığımız Necip Fazıl, büyük mücerret düşünceler dolayısıyla buralara kadar uzanıyordu. Yani o, metafizik gerçeklerden çok, umumî manada, metafizik derinliklere dalıyor ve gördüklerinden hayrete düşüyordu. Şiirindeki paradoksların bolluğu da buna delalet eder. O halde Çile kitabındaki şiirlerde gerçek olan korku, kaynağı meçhul şeyler değildir. Bunlarda psikolojik, sosyolojik hayat boyutları ile; mistik-metafizik endişelerin payı büyüktür. 26 Kıyametin kopması, Allah’ın sevabından mahrum kalacağı korkusu gibi metafizik ve dînî korku öğeleri otuz yaşından sonra yazdığı şiirlerinde daha belirgindir.

2.3. İKİNCİ DÖNEM ŞİİRLERİNDE ALLAH
Necip Fazıl’ın ikinci dönemi Abdulhakim Arvasi ile tanışmasıyla başlar. Aslında onla tanışmadan önce de yaşadığı hayatın anlamsızlığı üzerine soruları vardır ve zaten bu sorular onu Arvasi’ye kadar götürmüştür. Fakat bu tanışmadan sonra Necip Fazıl‘ın düşünce dünyasında ve dolayısıyla şiirlerinde büyük bir değişim yaşanmıştır.
Bu dönemde, beş duyunun kendine sunduğu dünya karşısında tatmin olmayan şair, gerçeğin sırlarını kurcalamaya başlar. Zira, içinde yaşadığı gerçek, gerçekliği ile onu tatmin etmemiştir. Arayışlar ve bu esnadaki sorular, bir gün gaiblerden gelen bir sesle karşılığını bulur ve sırrını aradığı gülle beyninde patlayıverir. Bu, hakikati idrak etme devresidir artık. Ancak, bir önceki idrak seviyesi ile bu seviye arasında büyük bir fark vardır. Nitekim şair, uzun uzun bu hâlin tasviri yapar.Sanki gök devrilmiş, dünya "Bir bardak su gibi" çalkalanmış, boşluklar yıkılmış, istikametler sönmüş ve tam bir "kızılca kıyamet" yaşanmaktadır.27

Ve uçtu tepemden birdenbire dam;

Gök devrildi, künde üstüne künde…
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Bir bardak su gibi çalkandı dünya;

Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. (1939, Çile, s.16-17)
Frankl, insanın en temel ihtiyacının varoluşunu anlamlandırmak olduğunu söyler. Ona göre insanlar, her türlü ihtiyaç ve dürtüleri tatmin edilse bile, varoluşlarını anlamlandıramazlarsa tatmine ulaşamazlar.28
Tam bu noktadan hareketle, Necip Fazıl’ın bu dönem şiirlerinin merkezinde ontolojik kaygı vardır. Varoluşun anlamı üzerinde kafa yoran şair, bunu şiirlerine de yansıtır. Bilindiği üzere, kişilerde dini inancın temelini teşkil eden “ ben kimim?, nerden geldim?, nereye gideceğim?, varlığımın sebebi ve sırrı nedir?, yaşamın amacı nedir?, hakikat nedir?, güzellik nedir?, sevgi nedir?, iyilik nedir?, ölümden sonra yaşam var mıdır?, huzura nasıl ulaşabilirim?, Tanrı kim veya nedir? ” gibi sorulardır. Necip Fazıl’ı meşgul eden de bu sorular olmuştur.Şair soruların kendisine verdiği sıkıntıyı Çile şiirinde şu şekilde betimler:

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,

Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.

Deliler köyünden bir menzil aşkın,

Her fikir içimde bir çift kelepçe. (1939, Çile, s.17)

Şair bu dörtlükte, aklın hudutlarını alabildiğine zorladığını, cinnet uçurumunun kenarında gezindiğinin anlatır. Sorar artık: Eşya, rüya, zaman ve son nedir? Bütün bu yakıcı fikirlere cevap verecek, bilmeceyi çözecek yok mu? 29

Evet, şair kainat çapında bir yükü sırtına alıyor ve bildiğini zannettiği hayatı ve alemi;
Bu nasıl bir dünya hikayesi zor;

Mekânı bir satıh, zamanı vehim.

Bütün bir kainat muşamba dekor,

Bütün bir insanlık yalana teslim. (1939, Çile, s.17)

Şeklinde ifade ediyor. Artık öğrendiği bütün gerçekler, yaşadığı hayatın dayandığı değerler, eşyanın hakikati ve verilen bütün hükümler tepetaklak olmuştur. Şair bu acı ile haykırmakta ve böyle hakikatleri görmektense körlüğü tercih edip kalp gözüyle her şekli yerli yerinde bulma arzusunu belirtmektedir. 30

Necip Fazıl, Çile şiirindeki bir diğer dörtlüğünde de, her umudun dış dünyadan döndüğünü, bilinenlerin ve görünenlerin ışığının, yaşadığı fikir çilesi azabıyla söndüğünü söylüyor. Burada yine “iç” alemine dönerek dış alemdeki sathî görünüşünden iç alemin giriftliğine işaret ediyor: 31
Ne yalanlarda var , ne hakikatta .

Gözümü yumdukça gördüğüm nakış

Boşuna gezmişim yok tabiatta.

İçimdeki kadar iniş ve çıkış. (1939, Çile, s.19)
Prof. Dr. Şerif Aktaş’ın tespitlerine göre, aslında, Necip Fazıl’ın bu dönemdeki şiirlerindeki temel endişe, “kendi varlığının sırrı”dır. Dolayısıyla şiirlerindeki temel güç de, “ferdin kendisiyle didişmesi”dir.32

  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət