Ana səhifə

Kisim III şans Cini Bölüm 5 İllüzyonlar, Moleküller ve Trendler


Yüklə 43.45 Kb.
tarix09.06.2016
ölçüsü43.45 Kb.
KISIM

III

Şans Cini

Bölüm

5

İllüzyonlar, Moleküller ve Trendler

…Henüz durulmamış bir karmaşanın özü



H arry Markowitz’in portföy seçimi hakkındaki makalesi Jurnal Of Finance’in Haziran

1952 sayısında yayınlandığı zaman Dow Jones Endüstriyel Endeksi 280’de duruyordu. Alfred Cowles’ın yatırım performansı konulu makalesinin Ocak 1933’de Econometrica”da yayınlanmasından o güne kadar piyasa yaklaşık olarak beş kat büyümüştü. Buna rağmen, aradan geçen uzun ve acı dolu yirmi üç yıldan sonra fiyatlar hala, 1929’da ulaşılan rekor düzeyin yüzde 25 kadar altında seyrediyordu. 1946 sonbaharında ciddi bir düşüş gösteren fiyatlarda ancak 1952’nin ortalarına doğru bir parça düzelme gerçekleşmişti.

Herkes uykuda gibiydi. New York Borsası’nda günlük ortalama işlem hacmi 1940’ların büyük bir bölümünde bir milyon hissenin oldukça altında seyretmiş ve 1950’li yıllarda da iki milyon hissenin üstüne çıkamamıştı. Günlük iş hacmi iki milyon olunca da, Borsada’daki hisse senetlerinin ancak beşte birinden biraz daha fazla oluşu, ancak 1960’lı yılların ortalarına gelindiğinde mümkün oldu.

Bu durgun ve sıkıcı piyasadaki değişim çok yavaş oldu. Komisyonculuk bürolarının çoğunda, daha aktif ve daha bol miktarda elde tutulan hisse senetlerinin fiyatları hala eski usul kara tahtalara yazılıyordu. Borsa’daki bir görevli, hisse senetlerinin en son fiyatlarını telefonla büroya bildiriyor ve bu rakamları alan bir çocuk da hepsini tebeşirle kara tahtaya yazıyordu. Komisyonculuk bürosunun bir köşesinde duran bir işlem kayıt cihazı, cam kubbesinin altında sürekli çalışıyor ve isteyen herkes cihazdaki şeridi parmaklarının arasından geçirerek, ne yapacağına karar veriyordu. Genellikle bu bürolarda, Dow Jones’un geniş şeridine, iş dünyasındaki son haberleri kaydeden bir kayıt cihazı daha bulunurdu ve şerid yere değmeye başlayınca hemen yanına seğirten bir çocuk şeridi kesip, müşterilerle “müşterilerin adamlarının” boş zamanlarında dikkatle inceleyebilmeleri için bir yere asardı. 1940’ların sonlarına doğru, diğerlerine oranla daha fazla gelişen komisyonculuk şirketlerinden bazıları kara tahtaları kaldırıp yerlerine, fiyatları, aldığı elektrik sinyallerine göre otomatik olarak yazan yeni tahtalar koymaya başladılar. Yinede rakamlar hala siyah fon üzerine beyaz olarak yazılıyordu ve bu da otomasyonun bile, ancak herkesin aşina olduğu bir ortamda kabul göreceğinin kanıtıydı. Buna ek olarak bu bürolarda genellikle bir de, siyah-beyaz kota tahtasının hemen üstünde duran ve kayıt cihazının şeridindeki bilgileri ışıklı olarak ve sürekli akan bir şekilde yansıtan bir “Trans-Lux” bulunurdu.

Cowles Komisyonu’nu oluşturarak ve Econometrica’yı çıkartarak akademisyenlerin dünyasında ciddi bir ün kazanmasına karşın, Cowles’ın, hisse senetlerinin fiyatlarının önceden tahmin edilmesine yönelik araştırmasına pek ilgi gösterememesine o kadar da şaşmamak gerekir. Menkul kıymetler piyasasındaki insanlar, profesyonel yatırımcılar ve yatırım danışmanlarının mesleki başarıları hakkındaki acınası kayıtlardan çıkardığı tahrip etkisi yüksek sonuçları duymazlıktan geldiler.

Bu çöküşten hasarsız kurtulanlar da, enkazın altında kalanlar da bu berbat performans hakkında bilmek istediklerinden daha fazlasını biliyorlardı. 1930’lu yıllarda ve o güne kadar, piyasa sürüler halinde hücum eden bireysel yatırımcıların aynı şeyi bir kez daha denemeye ne niyetleri vardı ne de istekleri. Wall Street’e ve menkul kıymetler piyasasına duyulan nefret o kadar güçlüydü ki piyasada sadece, büyük çöküşten kurtulanlar ve onlara eklenen çok az sayıda ki yeni yatırımcılar kaldı. Sonuç olarak da finans toplumu, daha önce hiç olmadığı ölçüde içe doğru büyür oldu.

En iyi haberler bile kuşkuyla karşılanıyordu. 1954 yılı, tarih boyunca görülen en büyük boğa yıllarından biri olurken, fiyatlar önce yüzde 40 oranında yükselip daha sonra da 1929’da ulaşılan en yüksek düzey bile geçilince Senato Bankacılık ve Para Komisyonu Başkanı, Senatör William Fulbright parti içinde, Wall Street hakkında bir soruşturma başlattı. Dinlenmek üzere davet edilen tanıklar arasında, daha sonraki yılların en çok satan kitaplarından biri olan Büyük Çöküş’ü (The Great Crash) henüz yazmış olan Harvard profesörlerinden John Kenneth Galbraith de vardı. 1929’daki çöküşün hala canlılığını koruyan anıları ve bu dönemin hemen ardından ortaya çıkan kötü sonuçlar Galbraith’in o zamandan beri hiç eksilmeyen, sınırsız bir heyecanla sürdüğü kariyer hayatına başlamasına neden olmuşlardır.

Kitabın daha sonraki baskılarından birine yazdığı önsözde Galbraith, 25 yıl önce olanlar hakkında tanıklık yaparken elinde kitabının provalarını tuttuğunu anlatıyordu: ‘Sonlara doğru tarihin tekerrür edebileceğini söyledim ama bütün ısrarlara karşın bunun ne zaman gerçekleşeceğini tahmin etmekten kaçındım. Sadece bir önlem olarak marj gereksinimlerinin ciddi biçimde sıkılaştırılmasının iyi olabileceğini söylemekle yetindim.”

Bir sürü Senatör büyük bir hız ve öfkeyle, birbiri ardına sorular soruyorlardı. New York Senatörü Ives, “Yakında bir iflasla karşılaşacağımızı düşünmüyorsunuz, değil mi?” diye sordu. Duruşma solonu fotoğrafçı ve kameraman doluydu. Galbraith o gün salonda bulunanlar arasında, yaptığı acımasız tahmin nedeniyle hisse senedi fiyatlarının karanlık bir geleceğe doğru sürüklendiğini fark edemeyen tek kişinin kendisi olduğunu da itiraf ediyor. Piyasa daha o gün yaklaşık yüzde 1.5 oranında düşüş göstermişti ki, bu oran o zamanlarda ciddi ve insanı rahatsız eden bir azalmaydı.

Sorgulamayı yapanların Cowles’ın çalışmalarına kayıtsız kalışları, akademisyenlerin suskunluğundan daha az şaşırtıcıydı. Cowles’ın araştırması ekonomistler için, istatistikî kanıtlarla dolu bir ana damar sağlamıştı ki bunların arasında yer alan geniş kapsamlı veri tabanı kullanımı olanağı, kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir armağandı. Ayrıca, beklentilerin nasıl oluştuğu, piyasaların yeni bilgileri nasıl sindirdikleri ve spekülatif fiyatların nasıl hareket ettikleri konularında çalışmalar yapmak isteyen analizcilerin kullanabileceği bollukta veriyi de gün ışığına çıkarmıştı.

Evet, birçok ekonomist bugün bile menkul kıymetler piyasasını, ekonomik sistemin üzerinde ciddi bir biçimde durulmaya değmeyen bir yan ürünü olarak kabul ediyorlar. Ama onların bu kayıtsızlığını nedeni hakkında yapılan bir diğer açıklama belki de çok daha zorlayıcı olabilir: 1950’lerin ortalarından önce ekonomi eğitimi alanların büyük bir çoğunluğu, matematik ya da karmaşık istatistik teknikleri hakkında ya çok az şey öğrenmişler ya da bu konulara yönelik bir tek ders bile almamışlardı. Aralarında, 1920’li yıllarda olasılık üzerine ciddi bir bilimsel inceleme yazan Keynes’in de bulunduğu çok az kişi matematiksel ekonomiye eğilmiş ancak o döneme kadar ekonomi alanında gerçekleştirilen büyük çalışmaların hiçbirinde, lise cebirinden daha üst düzeyde bir matematik kullanılmamıştı ve bu yapılırken de nispeten daha karmaşık olan kavramlar ya dipnotlarda, ya da küçük puntolarla yazılmış eklerde yer almıştı. Hem ekonomist hem de yatırım yöneticisi olarak çalışırken, en azından 1970’lerin ortalarına kadar, elektrikli(elektronik değil) hesap makinesinden ve sürgülü hesap cetvelinden daha gelişmiş bir şey kullanma gereksinimi duymadım bile.

O zamanlar bilgisayardan anlayanların sayısı son derce azdı ve bilgi işlem yapan gereçler hala çok pahalı, çok yavaş ve çok hantaldı. Binlerce rakamı bilgisayara girip, gerekli hesaplamaları yapmak gibi sevimsiz bir işi üstlenmekten ve elde edilen sonuçları, piyasanın davranışı hakkındaki bir tür hipotezi desteklercesine özetlemekten zevk alan birkaç bilim adamı vardı.

Şahsen ben, 1969 yazında Harvard İş İdaresi Okulu(Harvard Business School) tarafından düzenlenen bir atölye çalışmasına katılana kadar bir bilgisayar klavyesine elimi sürmemiştim. Video monitörlü PC’ler o zamanlar daha keşfedilmemişti bile; hepimiz başka bir yerdeki ana bilgisayara bağlı olan terminallerin başına oturup, elde ettiğimiz sonuçlar, sürekli takırdayan bir yazıcı tarafından kâğıda dökülürken büyük bir sabırla beklerdik. Bilgisayarı, çeşitlendirilmiş portföyler oluşturması için kullandığımızı şimdi anlıyorum ama o zamanlar yazıcının neden bu kadar çok tıkırdadığını bir türlü anlayamamıştım.

Cowles’ın 1933’de yazdığı makaleyi izleyen yirmi yıl boyunca biri 1934’te diğeri de uzun bir süre sonra, 1953’te olmak üzere dikkate değer sadece iki analiz daha yayınlandı. Her ikisinin yazarı da ekonomist değildi. Söz konusu makalelerin yazarları, finans piyasalarına ait veri tabanlarını, herhangi bir istatistikî yöntemi kanıtlamak amacıyla kullanan istatistikçilerdi. Kullandıkları fasulye sayımını andıran prosedürler ve sonuçta eriştikleri istatistikî teoriler nedeniyle yazıları hiçte zevkle okunur nitelikte değildi. Ama yine de, bu denli büyük miktarda rakamla uğraşırken ortaya çıkan mekanik engellerin üstesinden geldikleri için yazıların teknik açıdan etkileyici oldukları da söylenebilirdi.

Yazılar gerçi çok sıkıcıydılar ama”bir spekülatörün matematiksel beklentisi sıfırdır,” sonucuna ulaşan Bachelier’nin doğru yolda olabileceğine dair ilk onay da bu yazılarla gelmişti. Cowles, araştırdığı profesyonel yatırımcıların performanslarının dikkate değer nitelikte olmaktan uzak olduğunu göstermiştir; istatistikçiler de yazılarında profesyonellerin, zaten en ufak bir şansa bile sahip olmama olasılıklarının bulunduğu görüşüne yer verdiler.

1934’teki çalışma Stanford’dan Holbrook Working’in eseriydi. Working, o kadar da dinamik bir kişiliğe sahip değildi. Working’i en büyükler arasında sayan Paul Samuelson onu tanımlarken, “kıvılcımlar saçan biri değil kuru bir sopa,” demişti. “Hatırlıyorum da,1940’ta Colorado Springs’de düzenlenen Cowles Komisyonu toplantısında Holbrook, ekonomist olan kardeşi ve babaları yan yana duruyorlardı. Hepsi kürdan gibi ince ve aynı DNA kalıbından çıkmış gibiydiler (ve o zamanlar 25 yaşında olduğum için hepsini inanılmaz derecede yaşlı görüyordum) “.

Working’in yazısı, hiçte şiirsel olmayan “Zaman Dizisi Analizinde Kullanılacak Bir Tesadüfi Farklılık Dizisi” başlığıyla, Journal of the Amerikan Statistical Asociaton’ da yayınlandı. Samuelson bu yazının, o zaman gördüğü ilgiden çok daha fazlasını hakkettiğine ve Working’in Harvard veya Chicago’dan olması halinde, alkışlarla karşılanmış olacağına inanıyor. Ne de olsa o günlerde Stanford, “geri kalmış bir bölgeydi.”

Working’in çalışması, çok eski bir tarihe sahip ve zengin bir istatistik kaynağı olan mal (emtia) fiyatları üzerinde yoğunlaştı. Çalışmaları zamanla bir dedektif öyküsü halini aldı ve hiç beklenmedik bir şekilde, herkesin bildiği sanık suçlu ilan edildi.

Mal fiyatları verilerini grafikler haline getirdiği zaman, fiyatlardaki trendler ve düzensiz değişimler, “tümüyle rastlantılara bağlı” olmaktan çok tanımlanabilen ve belli aralıklarla tekrarlanır nitelikteydiler. Aslında oda böyle bir sonuç elde edeceğini umuyordu, çünkü mal piyasalarındaki tüccarlar fiyatların, belli ritm ve trendleri takip ettiğine inanmaktaydılar. Analizciler bu ritm ve trendlerde, gelecekte neler olacağını tahmin ederken kullanılabilecek çok daha anlaşılmaz yapılar görebilirler. Bugün bile mal fiyatlarına yönelik tahminler, arz ve talebe yönelik temel bilgilerden çok, fiyatların geçmişteki durumuna bakılarak yapılmaktadır.

Working daha sonra başka bir yaklaşım denedi. Fiyat değişikliklerini bir işlemden alıp diğeri üzerine yerleştirdi. Bu sefer de çok ciddi bir farklılık görmüştü: Her ne kadar fiyat düzeyleri tesadüfî bir kalıba bağlı olmasalar da, fiyat değişiklikleri “büyük ölçüde” tesadüfi olma eğilimi gösteriyorlardı. Zaten tanım olarak da tesadüfî değişikliklerin önceden tahmin edilmesi olası değildir.

İyi istatistikçiler gözlerinden çok gerçeklere güvenirler. Working elde ettiği sonuçları, tamamen tesadüfî rakamlardan elde edilen bir dizideki değişikliklerle karılaştırmaya karar verdi. Tesadüfî rakamlardan oluşan bir dizi kesinlikle sistematik değildir; hiçbir rakamın, onu izleyen ya da ondan önce gelen bir diğer rakamla arasında, önceden tahmin edilebilecek bir ilişkisi yoktur.(Dürüstçe dengelenmiş) bir rulet tekerinin yüz kere dönmesi sonucu tesadüfî olarak seçilmiş rakamlar elde edilir. Aynı şeyi, iyi karıştırılmış bir desteden oyun kâğıdı çekerek de yapabiliriz. Bu deney işe yaradı: Working, mal fiyatlarındaki değişiklikleri gösteren grafiklerle, rast gele seçilmiş rakamlardan oluşan grafikler arasında neredeyse hiçbir fark görülmediğini anladı.

Yine de bir şeylerin gözünden kaçmış olabileceği düşüncesiyle Working, profesyonel bir mal tüccarının farkında olduğu ama bu konuda eğitilmemiş olduğu için kendisinin göremediği, örneğin fiyat değişiklikleri yığını arasında kaybolup gidecek kadar anlamsız görülen ama aslında önemli etkileri olan kritik bir sinyal olup olmadığını düşünmeye başladı. Working elde ettiği her iki grafik kümesini de alıp, Chicago’da mal ticareti yapılan merkezlere gitti ve oradaki tüccarlardan, bunların hangisinin mal fiyatlarına, hangisinin tesadüfî rakamlara ait olduğunu anlamalarını istedi. Zaman zaman bir çocuğun karalamalarıyla bir ustanın çalışması arasındaki farkı algılayamayan sanat eleştirmenleri gibi tüccarlar da, her gün alıp sattıkları malların fiyatlarına ait grafiklerle, tesadüfî rakamlara ait olan grafikler arasındaki farkı anlayamadılar.

Working’in bulguları devrim yaratacak cinstendi. Sadece istatistiki metodoloji ve analizleri yorumlamaktan daha büyüleyici bir arayış peşinde olan herhangi biri, mesajını iletmek için bulabileceği en geniş izleyici kitlesini aramaya başlardı. Bir ekonomist hiç değilse mal fiyatlarındaki değişikliklerin neden tesadüfî rakamlarda görülen düzensiz değişimlere benzediğini düşünebilirdi. Ama Working istatistikçiydi ve elde ettiği bulguları, hiçbir çıkar beklemeksizin, “Zaman Dizisi Analizinde Kullanılması” için herkese sunuyordu. Yine de bu sorunun peşini hiçbir zaman tamamen bırakmadı. 1950’li yıllarda da testler yapmaya devam etti ve bu testlerden elde ettiği sonuçlar arasındaki benzerliği açıklamaya çalıştı; ara sıra istisnai durumlar olmuyor değildi ama bunlar hem çok nadirdi hem de aralarındaki zaman süreci çok uzun oluyordu.

Working’in raporunun 1934’te yayınlanmasından sonra, 1953’e kadar bu konuda hemen hemen tam bir sessizlik hüküm sürdü. O yıl, Londra’da yayınlanan Journal of the Royal Statistical Society, Londra Ekonomi Okulu (London School of Economics) profesörlerinden ve anıtsal nitelikteki Geliştirilmiş İstatistik Teorisi (The Advanced Theory of Statistics) adlı iki ciltlik kitabın yazarı olan Maurice Kendall’ın bir raporuna yer verdi. Kendall 1953’deki raporuna, “Ekonomik Zaman Dizilerini Analizi”, başlığını koymuştu ve bu da raporu, yazış tarzı daha canlı olsa bile, en az Working’in raporu kadar sevimsiz kalıyordu. Working gibi o da ekonomi ve ekonomistlere yabancı olan bir istatistikçiydi. Working ve Bachelier gibi-ama Dow ve Hamilton’ın aksine- araştırmasını, sırf araştırma yapmak için yapmıştı ve piyasada para kazanmasını sağlayacak bir strateji yaratmak gibi bir niyeti yoktu. Yine de Kendall’ın raporuna koyduğu bu kasvetli başlık, bulguların önemini-hatta yaşanan dramı-tekzip eder nitelikteydi.

Sorduğu soru, birçok alandaki verilerin yorumuna uygundu: Kısa süreli dalgaları, uzun dönemli trendlerden nasıl ayırt edebiliriz? Birbiri ardına gelen ve oldukça ılık geçen iki kış mevsimi, global bir ısınmanın ilk habercileri midir yoksa hemen arkalarından gelecek olan son derece sert kışlardan önce olağandışı şekilde ortaya çıkan varyasyonlar mıdır? Yıllardan beri beyzbol liginde şampiyon olan bir takımın arka arkaya üç maçını da kaybetmesi, ligdeki üstünlüklerinin sonunun geldiği anlamını mı taşır yoksa alacakları seri galibiyetler öncesinde görülen kısa bir başarısızlık arası mıdır? Dow Teorisi, menkul kıymetler piyasasına yönelik bu tür sorulara yanıt getirdiği iddiasındadır, yani dalganın ne zaman yön değiştireceğini ya da ne zaman kıyıyı sürekli olarak dövmeye devam edeceğini önceden belirleyeceğini savunmaktadır. Ancak bunu yapmak için kullandığı metodoloji, Kendall’ın bu tür ayrımlar yaparken kullanılabilecek bilimsel bir temel ararken başvurduğu çok güçlü istatistiki analize oranla daha yetersiz kalmaktadır.

Elde ettiği sonuçlar kendisini de şaşırttı. İngilizlerin bir şeyi olduğundan daha basit gösterme özelliğini örneklemek istercesine başlangıçta şöyle diyordu: “Fiyat dizilerindeki değişimlerin izlediği yol, genel olarak inanılanın aksine, o kadar da sistematik değildir.” Sonra da bu bulgusunu desteklemek için bol miktarda kanıt sunuyordu.

Kendall, on dokuz ayrı hisse senedi grubunun, 1928–1938 yılları arasındaki tüm haftalık verilerini analiz etti. Bu hisse senetleri arasında finans şirketleri, endüstriyel kuruluşlar, demiryolları,(İngiltere menkul kıymetler piyasasında her zaman önemli bir yeri olan) içki üreticileri, petrol şirketleri ve hizmet sektörü kuruluşlarının hisseleri vardır. Bununla da yetinmedi ve 1883’den 1934’e kadar Chicago mal piyasasında uygulanan aylık ortalama buğday fiyatlarını ve 1816–1951 yılları arasında New York Ticaret Borsası’nda uygulanan aylık ortalama pamuk fiyatlarını da analiz etti.

Kendall’ın bulguları da Working’inkileri doğruluyordu. Fiyat hareketlerine ilişkin şablonlarda, bu kadar geniş ölçekli ve çok eski yıllara kadar uzanan bir araştırma yapmış olmasına karşın, belirgin hiçbir yapısal özellik bulamadı. İşte,(1915–1920 dönemi hariç) 1883–1934 yılları arasında buğday fiyatında görülen, 2.387 ayrı haftalık değişime ilişkin yorumu:

Rakamlar sürekli olarak hareket ediyor gibiydiler. Sanki Şans Cini haftada bir kere gelip,

Sabit dağılımlı simetrik bir grup içinden tesadüfî bir rakam seçiyor ve bir sonraki haftanın fiyatını belirlemek için bu rakamı, o haftanın fiyatını ekliyor gibiydi. Hepimizin hatırlayacağı gibi bu, küçük ve durgun bir piyasada görülecek bir olay değildir… Bu haftayla gelecek hafta arasında gerçekleşecek fiyat değişikliği konusunda yapılabilecek en iyi tahmin, haftaya hiçbir

Değişiklik olmayacağıdır.

Hiç kimse, menkul kıymetler piyasası yatırımcıları için herhangi bir umut olasılığı olduğunu düşünmesin diye şunu söylemeliyim ki, buğday fiyatlarında görülen durum, Kendall’ın bulgularının bir istisnası değil, aksine tipik bir örneğidir. Menkul kıymet fiyatlarına gelince Kendall, dağınık vaziyette de olsa, kısa süreli trendlere ilişkin bazı kanıtlar buldu ama yine de fiyatların aslında “daimi bir hareket içinde oldukları” ve “görülen kısa süreli trendlerin, piyasada ilerde olabilecekleri tahmin etmek amacıyla kullanılamayacak kadar zayıf” oldukları sonucuna vardı. “Anlaşıldığı kadarıyla Menkul Kıymetler Borsası’nın hafızası, bir haftadan daha kısa süreliydi.”

Bütün bu bulguları onu, yatırımcıların pek de hoşuna gitmeyecek bir tavsiyede bulunmaya itti: “Yatırımcılar belki Menkul Kıymetler Borsası’nda para kazanabilirler ama fiyat hareketlerini izleyip, kendilerince en iyi zaman olarak gördükleri bir anda devreye girerek para kazanmaları mümkün değil… Yine de şurası açık bir gerçek ki, benim söyleyeceğim veya sergileyeceğim hiçbir şey, piyasalarda oynayan bir yatırımcının para kazanabileceği şeklindeki bir illüzyonu yok etmeyi başaramayacaktır, bu yüzden bırakalım herkes kendi başının çaresine baksın.”

Raporun sonlarına doğru Kendall, “Bu raporun çözdüğü sorunlardan çok daha fazlasını doğuracağının farkındayım,”diyor. Haklıydı da: sunuşundaki insafsızlıkla birleşen bulguları, raporunu Kraliyet İstatistik Topluluğu(Royal Statistical Society) üyelerine gönderir göndermez müthiş gürültü kopardı. Üyeler sadece öfkelenip kuşku duymakla kalmadılar. Bir gözlemcinin belirttiği gibi, “Böylesine bir nihilizm (Bilim ve gerçeğin temelini inkar eden öğreti. Ç.N.), ekonomi bilimini tam kalbinden vurmuştu.”

Bu olaya karşın Kendall, 1970’li yıllara kadar İngiliz istatistik dünyasına hakim oldu.1974’de, bir akademisyen için en büyük onura erişti ve Sör Maurice George Kendall oldu. Geliştirilmiş İstatistik (Advanced Statistics) adlı eseri bugün bile standart bir kaynak kitaptır. Richard Brealey’nin anlattığına göre bir gün, çok iyi tanınan ve son derece başarılı bir yazılım şirketi olan CEIR’i arayan biri yolda Kendall’ı durdurup CEIR’in nerede olduğunu sorar. Kendall’ın yanıtı çok nettir: “CEIR karşınızda duruyor.”



Kendall’ın mesajı, bazı akademik çevrelerde de merak uyandırdı. Gerçi ekonomi ve finans alanlarındaki sessizlik devam ediyordu ama fiyat hareketleri üzerine 1959’da iki önemli rapor yayınlandı.

Journal of Finanse dergisi Mart 1959’da, Chicago Üniversitesi İş İdaresi Yüksek Okulu(Graduate School of Business, University of Chicago) istatistikçilerinden ve para piyasalarındaki insanı şaşırtan hareketler üzerinde ilk çalışmaları yapan birçok yetenekli akademisyenden biri olan Harry Roberts’ın yazdığı, “Menkul Kıymetler Piyasası Modelleri ve Finansal Analiz” başlıklı bir raporu yayınladı.

Roberts o zamanlar 40 yaşlarındaydı ve bedensel sağlığa delicesine düşkündü. Otuz yılı aşkın bir süre sonra yayınlanan bu yazısında da, sürekli egzersiz yapma konusundaki arzusundan hiçbir şey yitirmediği belli oluyordu. Bildiğim kadarıyla, tarih boyunca yaşamış tüm fikir üreticileri arasında 42 kilometrelik maratonu koşan tek kişiydi ve bunu üstelik birçok kereler yapmıştı. Kendisinden biraz daha genç olan Chicago’lu meslektaşı, Nobel Ödüllü Metron Miller, Roberts’la birlikte her gün ortalama olarak 8 kilometre koştuklarını söylüyor: “Ama Harry on altı kilometre koşardı.”

Gerçi makalesi akademik bir dergide yayınlanmıştı ama Roberts bu alanda, akademisyenleri takip etmektense doğrudan doğruya finansal analiz konusuna yönelen ilk araştırmacıydı. Wall Street’i dolduranlar arasında, böylesine akademik bir dergide yayınlanan bir yazıyı okuyacak birilerinin çıkacağından umudu var mıydı, ya da bu yazıyı cidden okuyan çıktı mı bilemem ama o ulaşmak istediği hedef kitleyi gayet iyi biliyordu.

Roberts Working ve Kendall’dan alıntılar yaptığı gibi ipuçlarını da Kendall’ın, Şans Cini hakkındaki görüşlerini kanıtlamak ve diğer istatistikçileri dehşete düşürmek için kullandığı istatistikî yaklaşımdan alıyordu. Roberts, “nedeni ne olursa olsun geçmişte göz ardı edildikleri kesin olan” sonuçları, bütün analizcilerin dikkatine sunmak amacındaydı.

Roberts’ın hedef kitlesi, o zamanlar “grafikçiler” olarak tanımlanan bir grup piyasa analizcisiydi; bugün bu insanlara daha etkileyici bir ad taktık ve hepsine “teknisyen” diyoruz. Dow, Hamilton ve Rhea bu grubun ruhani atalarıydı. Hepsi de Hamilton’ın ifade ettiği, “hisse senedi fiyatlarının, tarih boyunca işlemlerin nerelerde gerçekleştiğini gösterdikleri ve bu yüzden de kar peşinde koşan bir yatırımcının bilmesi gereken her şeyi açıklamakta son derece yeterli oldukları” görüşüne körü körüne inanıyorlardı.

Teknisyenlerin de kendilerine özgü bir teorileri vardır. Hisse senedi fiyatlarında görülen değişimler tamamen büyük yatırımcıların verdikleri kararların ürünüdürler ki bu konudaki tartışma hala devam ediyor, çünkü küçük yatırımcılar o kadar az parayla oynarlar ki onların davranışlarının fiyatlar üzerinde ciddi bir etkiye yol açması olanaksızdır. Büyük yatırımcılar, gerek borsadaki şirketler gerekse ekonomi hakkında son derece değerli bilgilere sahiptirler ve ellerlindeki bu bilgileri, fiyatları aşağı veya yukarı doğru çekmekle herkese açıklamış olurlar.

Teknisyenler için önemli olan tek şey fiyat hareketleridir. Onlara göre şirket bilânçoları ve gelir akışı ya da geniş kapsamlı ekonomik verilerle uğraşmak, boşa zaman harcamaktan da kötüdür çünkü belli yatırımcıların, bu verilerin ortaya koyduğundan daha fazlasını bilmeleri halinde bunların hepsi insani yanlış yönlendirebilir. 1950’lerin, teknik analiz konusunda önde gelen isimlerden biri olan John günlük gazeteleri, yayın tarihlerinden iki hafta sonra okumayı alışkanlık haline getirmişti çünkü günlük haberlerin, hisse senedi fiyatlarının zaman içinde nasıl hareket edeceklerine dair görüşlerini etkilemelerini hiç istemiyordu.



Büyük yatırımcıların ayak izlerini takip eden teknisyenler, fiyatların gelecekte nasıl bir yön izleyeceğini anlayabilmek için grafiklerine başvururlar. Aradıkları sinyaller, yüksek hacimli bir fiyat artışı, yeni bir düşüş veya daha da yükseliş, hemen ardından büyük bir fiyat artışı gelen küçük bir düşüş ve çok kimse tarafından bilinmeyen fiyat hareketleridir.

Working gibi Roberts da tesadüfî seçilmiş bir dizi rakam kullandı. Bu dizinin, o sırada piyasada yaşanan, normal haftalık fiyat değişiklikleriyle uyum içinde olmasına da özen gösterdi. Bunu yapmak için bilgisayarını, bireysel değişiklik ortalaması yüzde +0.5 ancak değişikliklerin yaklaşık üçte ikisi, yüzde -4.5 ve +5.5 arasında olan rakamları seçecek şekilde programladı. Keyfi olarak, 1. Hafta’nın 450düzeyinde başlayacağını varsaydı çünkü Dow Jones Endüstriyel Borsa Endeksi o sırada düzeydeydi. Daha sonra “haftalık” değişiklikleri toplamaya başladı. Yani 1. Hafta’nın değişikliğini 450’ye, 2. Hafta’nın değişikliğini elde ettiği değere ve diğerlerini de teker teker bu değerin üstüne ekleyerek bu işi 52 “hafta” boyunca sürdürdü.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət