Ana səhifə

İzmir Barosu Bülteni Haziran 2002 Sayısı Uluslararası Ceza Mahkemesi


Yüklə 16.37 Kb.
tarix13.06.2016
ölçüsü16.37 Kb.
İzmir Barosu Bülteni

Haziran 2002 Sayısı
Uluslararası Ceza Mahkemesi
Ruanda devlet başkanının öldürülmesiyle başlayan ve milyonla ifade edilen Tutsi soykırımından sonra olayın planlayıcısı olan ve uygulamayı yöneten eski Hutu devlet görevlileri (Başta Ordu Mensupları) ve diğer failler Ruanda Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanmaya başlandılar. Basından öğrendiğimiz kadarıyla mahkeme yargılama işlemlerine bir “çeviri” sorunu nedeniyle altı ay ara verdi ve şu ana kadar ki yargılamalar sonucunda da olayın gerçek failleri hakkında dişe dokunur bir sonuç elde edilemedi. Diğer bir soykırım mahkemesi olan ve BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulan Eski Yugoslavya için Uluslar arası Ceza Mahkemesi Hollanda’nın Hague kentinde bir süre önce çalışmalarına başlamıştı. Soykırımın baş faili olan Slobadan Milosoviç’in olaylı transferi ve duruşmalar süresince Mahkemeyi tanımaması ve Mahkemenin bağımsız olmadığı iddiaları arasında yargılamalar devam etmekte. Her iki mahkemenin gerek yer itibariyle gerekse de zaman itibariyle sınırlı olduğunu ve BM denetiminde kurulan özel amaçlı ve bir defaya mahsus mahkemeler olduğunu belirtelim.
Gerek yukarıda belirttiğimiz örnekler ve gerekse de ikinci dünya savaşı sonrasında kurulan Nurümberg ve Tokyo Mahkemeleri sürekli olarak görev yapacak Uluslar arası bir mahkemenin gerekliliği hususunda birer örnektiler. Konuyla ilgili çalışmalar nihayet meyvesini verdi. Bu günlerde insan hakları camiasında bu özlemi hayata geçiren uluslar arası bir mahkemenin faaliyete geçecek olması nedeniyle sevinç göz yaşları dökülmekte. Dökülen göz yaşları Filistin topraklarına gelmeden buhar olup uçsa da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri dünya çapında faaliyet gösterecek olan bu mahkemenin ,Uluslar arası Ceza Mahkemesinin, 1 Temmuz itibariyle çalışmalarına başlayacağını açıkladı. Bu açıklama sonrasında hepimiz sevindik birbirimize sarılıp ağladık. Göz yaşlarımız Filistine ulaştımı bilinmez ama biz rahatça bir iç çektik. Sonrada şunu düşünmeye başladık: Bunca uluslar arası politik ihtilafın ve kana susamışlığın arasında böyle bir mahkeme hukuk temelinde ve tarafsız olarak çalışabilir mi ? Eğer çalışabilirse nasıl?
Sorunun cevabı her kadar tahmin edilebilir olsa da yinede mahkemenin hangi koşullar altında çalışacağına bir göz atmanın faydalı olacağını düşündük. İşte genel hatlarıyla mahkeme:


  • Mahkemenin yetkisi tüm dünyada işlenen aşağıda belirtilen suçları kapsayacaktır.




  • Mahkeme 1 Temmuz 2002 tarihinden sonra işlenen suçlara dair yargılama yetkisine sahiptir.




  • Mahkeme devletlerden daha ziyade bireyleri yargılayacaktır.




  • Mahkeme yargılama alanı savaş suçları( Cenova Konvansiyonu ihlalleri ve uluslar arası çatışmalarda uygulanan diğer hukuk ve teamül ihlalleri) insanlığa karşı işlenen suçlar(tecavüz;işkence;sivillerin imhası;ırksal dinsel politik kültürel ve cinsiyete dayanan gerekçelerle zulmetme; kaybetme; zorla hamile bırakma ), soykırım ve çatışma suçları( Neleri kapsayacağına dair taraflar arasında bir mutabakat anlaşması gerekmektedir) ile sınırlıdır.




  • Mahkemenin yukarıda verilen insanlığa karşı suçlar nedeniyle yargılama yetkisini harekete geçirebilmesi için iddia edilen fiillerin sivillere karşı “yaygın veya sistematik” olarak uygulanması gerekmektedir. Şayet bu suçlar sistematik veya yaygın bir uygulamanın parçası değilse , failler askeri üniforma içinde olsa bile, mahkemenin yargılama alanı dışında kalmaktadırlar




  • Terörizm suçları Mahkemenin görev alanı dışında bırakılmıştır. 11 Eylül sonrasında BM terörizme karşı kapsamlı bir sözleşme hazırlığı içindedir.Fakat gelecekte bu hususun Mahkemenin görev alanına eklenme olasılığı bulunmaktadır.




  • Uyuşturucu kaçakçılığı suçları da Mahkeme görev alanı içinde değildir. Fakat gelecekte bu hususun Mahkemenin görev alanına eklenme olasılığı bulunmaktadır.




  • Mahkemenin harekete geçebilmesi için :a)Taraflardan biri veya birden fazlası Sözleşmeye taraf ise b) Veya hakkında suçlama olan kişi Sözleşmeye taraf olan bir devletin vatandaşı ise c)Veya Sözleşmeye taraf olmayan bir devlet kendi toraklarında işlenen veya kendi vatandaşlarınca işlenen belirli bir suç üzerine Mahkemenin yargılama yetkisini kabul ederse d) Şayet BM Güvenlik Konseyi, Sözleşmenin VII bölümünde belirtilen şartlar uyarınca , bir durumu Savcıya havale ederse yukarıdaki şartların varlığı aranmayacaktır.




  • Mahkemenin yukarıda belirtilen suçlar uyarınca yargılama yetkisini harekete geçirebilmesi için ulusal mahkemenin iddia edilen suçlara dair yargılama yapamaması veya yargılamalar konusunda samimi olmaması veya isteksiz olması gerekmektedir. Mahkemenin ulusal mahkemelerin yetkisinin yerine geçmek bir amacı yoktur. Fakat bir ülkenin yargı sistemi çöktüğünde veya faaliyeti durduğunda veya hükümetlerin bizzat yukarıda verilen suçlara katılmaları halinde Mahkemenin yargılama yetkisi ulusal mahkemenin yargılama yetkisinin yerini alır.




  • Mahkeme BM’den ayrı bir varlık olup harcamaları Sözleşmeye taraf devletlerin katkıları ve Hükümetlerce , bireylerce , şirketlerce veya uluslar arası kuruluşlarca yapılacak gönüllü yardımlarla karşılanacaktır.




  • Mahkeme Hollanda’nın Hague kentinde faaliyet gösterecektir.

Mahkeme “teorik” olarak devlet liderlerini, ordu mensuplarını ve yukarıda belirtilen suçlara dahil olan kişiler hakkında yargılama yapabilecektir. Bu durum ABD, Çin , İsrail gibi devletler de ciddi endişeler yaratmıştır. Endişenin sebebi herkesin malumu olduğu üzere karışmış ve halende karışmakta oldukları eylemler nedeniyle askeri personellerinin veya yönetici kadrolarının mahkeme huzuruna çıkarılabilecek olmasıdır. Bill Clinton Sözleşmenin genel bağlamını onaylamıştı fakat sonra ki Bush yönetimi Sözleşmeyi onaylamayacaklarını belirmiştir. Amerikan savunma bakanı – ki kendisi Cumhuriyetçiler içindeki şahin kanadın sözcüsüdür de- Ramsfeld konuya ilişkin beyanatında şunu belirtmiştir:”Konuya ilişkin nihai kararın alındığını düşünmüyorum, fakat şu husus açıktır. Bu yönetimin Sözleşmeyi onaylamak gibi bir niyeti yoktur”(The Guardian ,11.04.2002 sayısı).


Roma’da 1998 yılının Temmuz ayında 120 BM üyesi devletçe benimsenen anlaşma sonucunda faaliyete geçecek Ulular arası Ceza Mahkemesi , benzer devlet ihlallerini bireysel başvuru ile denetleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden daha da dar bir etki alanına sahiptir. Her ne kadar AİHM bireyler açısından yeni faaliyete geçecek UCM’den daha fazla güvenceler taşısa da, Akman v. Türkiye , Aydın v. Türkiye kararlarıyla başlayan ve T. A. v. Türkiye , Toğcu v. Türkiye kararlarıyla devam eden başvuruları sonuçlandırma şekli( Sorumlu Devletin neden olduğu Sözleşme ihlalini “lütuf” adı altında başvurucuya ödeyeceği parasal meblağla aleyhinde verilecek muhtemel ihlal kararından kaçınması ,başvurucuların yargılamaya devam edilmesi taleplerine rağmen, ve AİHM’in başvurucuları hükümet talepleri doğrultusunda AİHM listesinden çıkarmıştır.) ile kişisel hak ve özgürlüklerin güvencelerinin ortadan kaldırılması yönündeki eğilimi güçlendirmektedir.
Sözde insan hakları çevreleri Uluslar arası Ceza Mahkemesinin faaliyete geçeceğini coşkuyla selamlasalar da gerçekte bu selamlamanın anlamı sevinç değil kadük olarak nitelendirilebilecek bir mahkemeyi yaratma sevincidir. Bu sevince dair söyleyecek sözümüz yok ama güçlünün istediği gibi at koşturduğu bir ortamda Filistin’de ve Bosna Hersek’te yaşananlar için göz yaşlarımızı boşu boşuna çorak topraklara akıtmaktansa pet şişelerde biriktirip UPS ile gönderilmesini öneriyoruz.

Serkan Cengiz/Avukat

İzmir Barosu Üyesi


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət