Ana səhifə

Hazirlayan prof. Dr. Halis arioğlu ç.Ü. Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü


Yüklə 100.15 Kb.
tarix09.06.2016
ölçüsü100.15 Kb.


Ç.Ü. ZİRAAT FAKÜLTESİ TARLA BİTKİLERİ BÖLÜMÜ
YERFISTIĞI TARIMI





HAZIRLAYAN

Prof. Dr. Halis ARIOĞLU

Ç.Ü.Ziraat Fakültesi

Tarla Bitkileri Bölümü

Öğretim Üyesi


2013-ADANA
YERFISTIĞININ ÖNEMİ
Yerfıstığı tohumları; içerdiği yağ, protein, karbonhidrat, vitaminler ve madensel maddeler ile insanlar ve hayvanlar için değerli bir besin kaynağıdır.

Yerfıstığı tohumları, çeşitlere göre değişmekle beraber, % 44-56 oranında yağ içermektedir. Yerfıstığı yağı; tat ve dayanıklılık özellikleri bakımından pek çok bitkisel yağdan, daha üstündür.

Yağı çıkarıldıktan sonra geriye kalan küspe, çok değerli bir yem katkı maddesidir. Yerfıstığı küspesinde; yaklaşık % 45 ham protein, % 24 azotsuz öz maddeler ve % 5.5 madensel maddeler bulunmaktadır. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde, karma yemlerin yapımında, bol miktarda yerfıstığı küspesi kullanılmaktadır.

Yerfıstığı tohumlarında yaklaşık % 18 oranında karbonhidrat ile bol miktarda K, Ca, Mg, P ve S gibi madensel maddeler bulunmaktadır. Ayrıca, yerfıstığı; A, B ve E gibi vitaminlerce de oldukça zengindir.

Yerfıstığı bir baklagil bitkisi olduğu için, bitki kısımları da çok değerli bir hayvan yemidir. Yeşil yem olarak doğrudan hayvanlara yedirildiği gibi, kurutularak balya yapılmakta ve kış mevsiminde hayvanlara yedirilmektedir. Yerfıstığının kuru otunda % 11 protein, % 5 yağ, % 22 ham selüloz, % 42 azotsuz öz maddeler, % 10 kül ve % 10 su bulunmaktadır. Yerfıstığı saplarında % 7.1 oranında hazım olunabilir protein bulunması, yerfıstığı sapının yem değerini artırmaktadır. Yerfıstığı sapları genellikle süt sığırcılığında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, silo yemi yapılarak da değerlendirilmektedir.

Yerfıstığı meyvelerinden tohumun çıkarılması ile geriye kalan kabuk da; %6-7 ham protein, %1-2 yağ, % 60-67 ham lif, %35-45 selüloz, %27-33 liğnin ve %2-4 kül bulunmaktadır. Bu nedenle yerfıstığı kabukları; sunta yapımında, yem dolgu maddesi olarak, mantar yetiştiriciliğinde, yakacak olarak, yapay odun yapımında dolgu maddesi olarak, yapay kömür yapımında, sığır yetiştiriciliğinde kaba yem olarak ve kümes hayvanları yetiştiriciliğinde altlık olarak değerlendirilmektedir.

Yerfıstığı bir baklagil bitkisidir. Bu nedenle, diğer baklagillerde olduğu gibi, havanın serbest azotunu toprağa bağlar ve kendisinden sonra ekilecek bitkiye azot ve organik maddece zengin bir toprak bırakır. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bir yetişme döneminde yerfıstığı bitkisi, köklerinde yaşayan Rhizobium bakterileri sayesinde, havanın serbest azotundan dekara 15.0 kg azot biriktirmektedir. Yerfıstığı bir çapa bitkisidir. Yetişme süresi boyunca toprak çapalandığı için, yabancı otlar temizlenmekte ve toprak havalanmaktadır. Bu nedenle de, iyi bir ekim nöbeti bitkisidir.

İKLİM İSTEĞİ

Yerfıstığı tropik ve subtropik bölgelerde yetişebilen yazlık bir sıcak iklim bitkisidir. Yetişme süresince 3000-4500°C sıcaklık toplamına gereksinim duymaktadır. Sıcaklık arttıkça, yetişme süresi kısalmaktadır.

Yerfıstığı tohumlarında çimlenmenin hızlı olabilmesi için, toprak sıcaklığının en düşük 20 °C’ye ulaşması gerekmektedir. Çimlenme ve sürme için en uygun toprak sıcaklığı 30-35 °C dir. Ekim’de toprak sıcaklığının 25-30 oC olması halinde, tohumlar 7-8 günde çimlenmelerini tamamlamaktadırlar. Ekim zamanı toprak sıcaklığının 12-15 oC’nin altına düşmesi halinde, tohumların çimlenme süresi oldukça uzamaktadır. Bu nedenle, toprak sıcaklığı 20 oC’ye ulaşmadan, yerfıstığı ekimine başlanılmamalıdır.

Bitkinin büyüme ve gelişmesi üzerine hava sıcaklığı da etkili olmaktadır. Yerfıstığı bitkisinde; fotosentez için en uygun hava sıcaklığı 30 oC dir. Hava sıcaklığı 30 oC’den, 40 oC ‘ye yükseldiğinde, bitkideki fotosentez miktarı azalma göstermektedir (verim düşmektedir). Yetişme süresi boyunca hava sıcaklığının uzunca bir süre yüksek olması halinde, kapsüllerin içerisi tam dolmamaktadır.

Yazlık bir bitki olduğu için yerfıstığının suya olan ihtiyacı oldukça fazladır. Ekimde tohumun çimlenebilmesi için, toprakta yeterince suyun bulunması gerekmektedir. Çünkü, tohumda çimlenme faaliyetlerinin başlayabilmesi için, bünyesindeki % 7-8 olan rutubet oranının % 35’e ulaşması gerekmektedir. Bu da ancak, topraktaki yeterli miktardaki su ile sağlanabilmektedir.

Yerfıstığı bitkisi yaz dönemi içerisinde yetiştirildiği için suya gereksinimi oldukça fazladır. Uzunca bir süre yerfıstığı bitkisinin susuzluğa maruz kalması halinde, kapsüllerin içerisindeki tohumlar tam olarak gelişemezler ve neticede verim düşük olur.

Yerfıstığı bitkisi meyvelerini toprak içerisinde oluşturur. Bunun için, toprak yüzünde oluşan iğnelerin toprak içerisine girmesi gerekmektedir. İğnelerin toprağa kolayca girebilmesi için, toprağın gevşek ve rutubetli olması gerekmektedir. Sulama suyunun yeterli olmadığı koşullarda, kesinlikle yerfıstığı tarımı yapılmamalıdır.

TOPRAK İSTEĞİ

Yerfıstığında; çiçek döllendikten sonra yumurtalık uzayarak ginofor oluşturur. Bu ginoforlar (İğneler), toprak içerisine girerek gelişmeye başlar ve yerfıstığı meyvesi oluşur. Yerfıstığı hemen her toprakta rahatlıkla yetişebilmektedir. Ancak, fazla ağır ve su tutan topraklar ile fazla taşlı topraklarda yetiştirildiğinde verim önemli miktarda düşmektedir. Yerfıstığı tarımı için en uygun toprak; iyi drene olmuş, gevşek yapılı, kumlu tınlı, kalsiyumca zengin ve organik maddesi orta derecede olan topraklardır. Yerfıstığı tarımı yapılacak toprakta kil miktarının, % 15’in altında olması gerekmektedir. Fazla killi ve ağır topraklar yerfıstığı tarımı için uygun değildir. Hasat döneminde havaların yağışlı gitmesi halinde hasat zorlaşır, fıstıklar toprak içerisinde kalır. Fazla taşlı topraklarda ise, iğnelerin toprak içine girmesi zorlaşmaktadır.

Yerfıstığı fazla asitli ve alkali topraklarda iyi gelişemez. Optimum pH = 6.0 - 6.5 arasında olmalıdır. Bu koşullarda bitki besin maddelerinin tamamı kolaylıkla alınabilmektedir. Fazla asitli topraklarda (pH = 5.9'dan az ise), yerfıstığı için çok gerekli olan Ca minerali alınamaz ve bu zamanda meyvenin iç kısmında bulunan tohumlar normal gelişemez. Yani fıstıkların içi boş kalır. Yerfıstığı, kireçli topraklardan çok hoşlanmaktadır. Ancak, çok kireçli topraklarda bitki yeterince demir alamadığı için sararır ve normal gelişme gösteremez.
EKİM NÖBETİ

Aynı tarlaya iki yıldan daha fazla sürede, üst üste yerfıstığı ekilmesi önerilmemektedir. Özellikle sap çürüklüğü (Sclerotium rolfsii) hastalığının sorun olduğu yörelerde, bu hastalığa karşı korunmada tek çare, ekim nöbeti uygulaması olmaktadır. İlaçlı mücadele ile başarı sağlanamaz. Diğer taraftan hasat sonrası üründe Aflatoksin oluşumunu engellemek için ekim nöbeti önemli bir uygulama olmaktadır. Sürekli yerfıstığı tarımı yapılan tarlalardan hasat edilen ürünlerde Aflatoksin bulaşıklığı fazla olmaktadır.

Yerfıstığı tarımı yapılan bölgelerde buğday ve mısır gibi bitkilerin, ekim nöbetine sokulması gerekmektedir. Yerfıstığı bitkisine arız olan sap çürüklüğü hastalığı etmeni, bu bitkilerde ara konukçu olarak yaşayamaz. Ayrıca, yerfıstığı kazık köklü bir bitki olduğu için, buğday ve mısırdan arta kalan bitki besin maddelerinden çok iyi yararlanmaktadır.

Kışları ılık geçen Akdeniz sahil bölgelerinde; turfanda patates, yerfıstığı için iyi bir ön bitki olmaktadır. Ayrıca, buğday ve arpa hasadından sonra ikinci ürün olarak yerfıstığı başarıyla yetişebilmektedir.


TOPRAK HAZIRLAMA

Yerfıstığı ana ürün olarak yetiştirilecek ise; tarla sonbaharda ön bitkinin hasadından sonra pullukla veya patlatma ile 20-25 cm derinlikte sürülür. Kışı bu şekilde geçiren toprak, ilkbaharda yüzlek olarak kültüvatör ile karıştırılır. Gübre, ekim sırasında mibzerle verilemeyecek ise, ekim öncesi fırfır denilen aletler ile tarlaya serpilir, arkasından herbisit uygulanır ve Goble ile toprağa karıştırılır. Daha sonra, üzerinden tapan veya merdane geçirilerek toprak yüzeyi bastırılır.

Yerfıstığı ikinci ürün olarak ekilmek istendiğinde; buğday hasadından sonra anız yakılır veya toprağa derince gömülür. Toprakta yeterince tav yok ise, tarla sulanarak tav’a gelmesi sağlanır. Toprak tava geldiğinde, diskaro ile normal derinlikte (5-7 cm) işlenir. Daha sonra, herbisit uygulaması yapılır ve gübre serpilerek (ekim sırasında verilemeyecek ise) goble ile karıştırılır. Üzerinden tapan veya merdane geçirilerek tarla ekime hazır hale getirilir. Hazırlanan tarlaya vakit geçirilmeden ekim yapılmalıdır. Yerfıstığı tarımında sırta ekim uygun değildir.

Yerfıstığı ekimi yapılacak tarla, kesinlikte toprak tava gelmeden işlenmemelidir. Aksi takdirde, toprak işleme sırasında meydana gelen kesekler, yerfıstığı iğnelerinin (ginofor) toprağa girmesini engeller ve verimin azalmasına neden olur. Yerfıstığı, kumsal topraklarda yetiştirildiği için, belirli bir süre sonra 35-40 cm derinde sert bir tabaka oluşur (taban taşı) ve bu tabaka yerfıstığı köklerinin derine inmesini engeller. Bunun neticesinde bitki, topraktaki su ve besin maddelerini yeterince alamadığı için, normal bir gelişme gösteremez. Bu nedenle, yerfıstığı tarımı yapılan tarlalarda 3-4 yılda bir defa olmak üzere, 90 cm derinden taban patlatması yapılmalıdır.


BESİN İSTEĞİ VE GÜBRELEME

Yerfıstığı topraktaki besin maddelerini en iyi değerlendiren bitkilerden birisidir. A.B.D.'de yapılan bir araştırma; dekardan 392 kg fıstık ürünü ve 566 kg kuru sap elde edildiğinde, Yerfıstığı bitkileri tarafından bir dekardan; 26 kg N, 4.4 kg P2O5, 13 kg K2O, 7.4 kg Ca ve 2.3 kg Mg kaldırıldığı hesaplanmıştır. Bu değerlerden de görüleceği gibi, yerfıstığı topraktan en fazla Azot, Potas ve Kalsiyum kaldırmaktadır.



Azot Gübrelemesi: Uzun yıllar aynı yerde yerfıstığı tarımının yapılması durumunda, üst gübre olarak Azot uygulamasına gereksinim duyulmamaktadır. Bunun nedeni, yerfıstığının bir baklagil bitkisi olması nedeniyle, köklerinde yaşayan Rhizobium bakterileri sayesinde, havanın serbest azotunun toprağa bağlamasıdır. Yerfıstığının azot bağlayabilmesi için, toprakta yeterince Rhizobium bakterilerinin olması veya tohum ile birlikte aşılanması gerekmektedir. Topraktaki bakteri sayısı artıkça, azot bağlama kapasitesi de artmaktadır.

Yerfıstığı, bir yetişme sezonunda Rhizobium bakterileri sayesinde, yaklaşık 15.0 kg/da azot biriktirmekte, biriktirilen bu azotun büyük bir kısmı bitkiler tarafından kullanılmakta, % 30-40'ı ise toprakta kalmaktadır.

Uzun yıllardan beri yerfıstığı yetiştirilen yerlerde, bir önceki yıl yapılan kontrollerde, yeterli sayıda nodozite oluşumu tespit edilmiş ise, ekimle birlikte az miktarda azotlu gübre kullanılmalıdır. Bu koşullarda kullanılacak Azotlu gübre miktarı 4-6 kg/da (saf olarak) olmalıdır. Çimlenmeden sonraki 50. günde (yaklaşık çiçeklenme döneminde) bitkiler kontrol edilmeli, kök sisteminde yeterli sayıda nodotize oluşumu var ise, üst gübrelemeye gerek yoktur. Aksi takdirde, üst gübreleme yapılmalıdır. Yeni yerfıstığı ekilen yerlerde bakteri aşılaması yapılmıyor ise, verilecek toplam azot miktarı 12-16 kg/da'a kadar çıkartılmaktadır. Ekimle beraber tabana, 20 kg/da DAP (18.46.0) gübresi verilmeli, üst gübre olarak ise, ilk suyun önüne 20 kg/da Amonium Nitrat (%33 N) gübresi verilmelidir. Daha sonra, üçüncü suyun önüne yeniden 20 kg/da Amonium nitrat (%33 N) gübresi daha verilmelidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bir dekarlık alandan kaldırılan her 100 kg’lık ürün için, bitkiler tarafından 6.5-7.0 kg saf azot kaldırılmaktadır. Bu değerler göz önünde bulundurularak, dekardan elde edilecek verim hedeflerine göre azotlu gübreleme yapılmalıdır. Ayrıca, azotlu gübre hesaplamalarında, bakteri kullanımı da, göz önünde bulundurulmalıdır.

Yerfıstığında kullanılan fazla miktardaki azot; bitkinin fazla gelişmesini teşvik ederek, az sayıda çiçek oluşturan ve meyve (Fıstık) teşekkül ettirmeyen dalların meydana gelmesini neden olur. Azot eksikliğinde ise bitki bodur kalır, yapraklar sararır ve saplarda kırmızı renk oluşur. Yerfıstığında en iyi azot eksikliği, yaprak analizlerinden anlaşılır. Buna göre; toprak yüzüne çıkıştan 4 hafta sonra yapraktaki azot miktarı, % 3.7'nin altına düştüğünde, bitkide eksiklik belirtileri görülmeye başlar.



Fosfor Gübrelemesi: Yerfıstığı bitkisi yetişme süresince topraktan fazla miktarda fosfor kaldırmamakla birlikte, ekimle beraber verilecek fosforlu gübre, yerfıstığında verim artışları sağlamaktadır. Fosfor, yerfıstığında meyve oluşumunu artırmakta ve boş kapsül oranını azaltmaktadır. Ayrıca, bitkinin azot alımını teşvik etmektedir. Eksikliğinde, yaprak ve meyveler tam olarak gelişemez ve küçük kalır, yaprak solgun mavimsi bir renge döner.

Yerfıstığına verilecek fosforlu gübre miktarı, toprak tahlilleri neticesine göre hesaplanmalıdır. Toprak tahlilleri sonuçlarına göre dekardan 450 kg verim alınabilmesi için uygulanması gerekli fosfor miktarı Çizelge 1’de verilmiştir.


Çizelge 1. Yerfıstığı Tarımında Kullanılacak P2O5 Miktarı

Analiz Sonucu Toprakta


Bulunan P2O5 Miktarı (kg/da)

Uygulanması Gerekli P2O5 Miktarı (kg/da)

1.2-3.4

6.8-10.2

3.5-6.8

4.5-6.8

6.9-11.4

3.4-4.5

Çizelge 1’in incelenmesinden görüleceği gibi, dekardan 450 kg verim alınabilmesi için Yerfıstığı tarımında kullanılması gerekli fosfor (P2O5) miktarı, 3.4-10.2 kg/da arasında değişmektedir. Yerfıstığı tarımı yapılan topraklar fazla killi olamayacağı için, fosforun toprakta tutunma payını hesaplamaya gerek duyulmamaktadır. Ekimle birlikte dekara 20 - 25 kg Diamonium Fosfat (18-46-0) gübresi kullanılması halinde, bitkinin ihtiyaç duyduğu Fosfor ile Azotun ekimle beraber verilecek kısmı karşılanmış olmaktadır.

Fosforlu gübrenin tamamı ekimle birlikte verilmelidir. Toprak analizinin yapılamadığı zamanlarda, yaprak analizlerine göre geçte olsa bir gübreleme yapılabilmektedir. Buna göre % 50 çiçeklenme devresinde, yaprakta % 0.29'dan daha az oranda Fosfor var ise, bitkide eksiklik belirtileri görülmeye başlar. Yaprak gübresi uygulanmalıdır.

Potasyum Gübrelemesi: Yerfıstığı yetişme süresi boyunca topraktan fazla miktarda K2O kaldırmaktadır. Ancak, bu yargıdan hareketle yerfıstığı tarımında rasgele potasyumlu gübreleme yapılmamalıdır. Yerfıstığına verilen fazla miktardaki potasyum, bitkiler tarafından Ca alımını engellemekte ve toprak içerisine girmekte olan iğnelerin çürümesine neden olmaktadır. Potasyum eksikliğinde; bitki üzerindeki yaprak kenarlarında yanıklar şeklinde kurumalar meydana gelir. Potasyumun bitkideki en önemli etkisi, hastalıklara karşı dayanmayı artırmak ve tohumdaki yağ oranını yükseltmektir.

Yerfıstığı tarımında kullanılması gerekli potasyumlu gübre miktarı, toprak analizlerine göre hesaplanmalıdır. Buna göre; dekardan 450 kg verim alınabilmesi için uygulanması gerekli K2O miktarı Çizelge 2’de verilmiştir.


Çizelge 2. Yerfıstığı Tarımında Kullanılması Gerekli K2O miktarı.

Analiz Sonucu Bulunan


K2O Miktarı (kg/da)

Uygulanması Gerekli

K2O Miktarı (kg/da)



9.3-13.6

13.6-18.1

13.7-24.9

9.0-13.6

25.0-39.6

4.5- 6.8

Türkiye topraklarında yeterince potasyum olduğu bilinmektedir. Bu nedenle yerfıstığı tarımında potasyumlu gübre uygulamaları önerilmemektedir. Ancak çizelge 2’den de görüleceği gibi, toprakta yeterince Potas (K2O) yok ise, Potasyumlu gübre uygulaması yapılmalıdır. Hesaplanan potasyumun tamamı ekimle birlikte verilmelidir. Bitkide potasyum eksikliği görüldüğünde, daha sonraki devrelerde yapılacak yaprak analizlerine göre gerekli gübreleme yapılmalıdır. Yapraktan verilen fazla miktardaki potasyum, bir taraftan fıstıkların irileşmesine neden olurken, diğer taraftan da iç randımanının düşmesine (azalmasına) neden olur. Buna göre, 40 günlük bitkilerin yapraklarında % 0.28'den daha az potasyum var ise, bitkide eksiklik belirtileri görülmeye başlamaktadır. Bu zamanda yaprak gübresi verilmelidir.



Kalsiyum Gübrelemesi (Kireç): Yerfıstığı bitkisi yetişme süresince topraktan fazla miktarda kalsiyum kaldırmamasına rağmen, kalsiyum yerfıstığı için çok önemli bir besin elementidir. Toprak asitliliği (pH) 5.9'un altına düştüğünde, mutlak surette kalsiyum gübrelemesine gereksinim duyulmaktadır (Çok kumlu topraklarda). Toprak analizlerine göre, topraktaki kalsiyum miktarı 33.6 kg/da’ın üzerine çıktığında, en yüksek verim alınmaktadır. Yerfıstığı bitkisi gereksinim duyduğu kalsiyumun % 70'ini iğneleri ile almaktadır. Bu nedenle, doğrudan meyve içindeki tohumun oluşmasında kullanılmaktadır. Kalsiyum eksikliği halinde, boş meyve oranı artmakta ve tohumun çimlenmesi önemli oranda düşmektedir. Yapılan bir araştırmada; tohumdaki kalsiyum miktarı 500 ppm'in altına düştüğünde, tohumların çimlenme oranının % 20'ye kadar düştüğü saptanmıştır. Ayrıca, kalsiyum eksikliği halinde, iğnelerde önemli ölçüde çürümeler meydana gelmekte ve tohumların iç kısımlarında kararmalar oluşmaktadır. Yapılan araştırmalar göre; toprak asitliliği 5,9’un altına düştüğünde, 35-45 kg/da CaO çiçeklenme-ginofor oluşturma devresinde bitkilerin üzerine verilmelidir. Topraktaki kalsiyumun toprak yüzüne 7-9 cm. mesafede olması, alımını kolaylaştırmaktadır (Yerfıstığı ekilen tarla toprağı çok kumlu ise kalsiyum eksikliği ortaya çıkar. Bölgemizdeki normal topraklarda kalsiyum eksikliği görülmez. Bunun yerine, Kalsiyum fazlalığı nedeniyle demir eksikli ortaya çıkmaktadır).

Kalsiyum eksikliğinin bitkideki belirtileri ise; bitki bodur kalır, dal uçlarındaki yaprakların şekli bozulur veya yaprak damarları arasında lekeler meydana gelir. Bitki saplarında yer yer çatlamalar oluşur. Yaprak analizine göre 9 haftalık bir bitkide kuru ağırlık üzerinde % 1.2 oranından daha az kalsiyum var ise, bitkide eksiklik belirtileri görülmeye başlar. Bu dönemde kalsiyum gübrelemesi yapılırsa, iyi sonuç alınır.

Ayrıca; Yerfıstığı bitkisinde büyüme ve gelişmeyi düzenlemek, meyve oluşumunu artırmak ve verimi yükseltmek için Cytozem Crop Extra uygulaması önerilmektedir. Çiçeklenme başlangıcında ve Ginofor oluşum döneminde olmak üzere iki defada, 100’er cc/da dozunda uygulama yapılmalıdır. Bu uygulama ile % 18.5‘lik verim artışı elde edilmiştir (Arıoğlu, 2003).

Yerfıstığı tarımında; Çiçeklenme Başlangıcında, Ginofor Oluşumu başlangıcında ve Kapsül Oluşumu dönemlerinde olmak üzere üç defada 100 cc/da dozunda Pix uygulaması verimi önemli miktarda artırmaktadır.



TOHUMLUK VE ÇEŞİT SEÇİMİ

Bölgemizde; yatık ile yarı yatık arasında gelişme özelliğine sahip, NC-7 çeşidi ekilmektedir (Üreticiler tarafından Amerikan Fıstığın olarak bilinir). Bu çeşit demir eksikliğine karşı çok duyarlı olup, kireçli topraklarda yapraklarında aşırı derecede sararmalar meydana gelir. Bu çeşit, ikinci ürün koşullarında da rahatlıkla yetişebilmektedir. Ayrıca; Halisbey ve Sultan çeşitleri de bölgemiz koşullarında çok yüksek verim vermektedir. İri meyveli ve demir eksikliğine oldukça toleranslı olan bu çeşit, aynı zamanda ikinci ürün olarak da yetişebilmektedir. Kalın kabuklu oldukları için, hasat dönemindeki aşırı yağışlardan etkilenmezler. Bu çeşitlerde Aflotoksin oluşumu yok denecek kadar az olmaktadır.

Üretimde kullanılacak yerfıstığı tohumları iyi kalitede olmalıdır. Ülkemizde henüz standartlara uygun yerfıstığı tohumluğu çok az üretilmektedir. Üreticiler tohumlarını kendi ürünlerinden seçerek ayırmaktadırlar. Yerfıstığı üretiminde, iç edilmiş tohumlar kullanılmaktadır. Üreticiler kendi tohumlarını hazırlarken, meyveler afifçe ıslatılmakta, sonra kabuklar kırılarak tohumlar ayrılmaktadır.

Ekimi yapılacak yerfıstığı tohumlarının şu özelliklere sahip olmaları gerekmektedir:

a. Çimlenme oranı yüksek olmalı (%80’den az olmamalı),

b. Hastalıklarla bulaşık olmamalı (Kök çürüklüğü, ve Sap çürüklüğü),

c. Tohum kabuğu zedelenmemiş olmalı,

d. Tohumlar uygun koşullarda depolanmış olmalı (tohum rutubeti %7),

e. Çeşit karışığı olmamalı,

f. Kotiledonlar birbirlerinden ayrılmamış (Şak olmamış) olmalıdır.

Yerfıstığı tohumları ekim öncesinde toprak altı zararlılarına ve tohumla geçen hastalıklara karşı ilaçlanmalıdırlar. Ekimde tohumlar hastalıklara karşı; Thiram, Captan, Chlorothalonil, Carboxin+Thiram, Carbendazim, Talclophos methyl, Carboxin ve Propiconazole gibi etkili maddesi olan fungisitlerden (ilaçlardan) biri ile ilaçlanmalıdırlar.


YERFISTIĞI EKİMİ

Ekim Zamanı: Yerfıstığı ana ürün olarak ekilmek istendiğinde, toprak sıcaklığının 13-15°C'nin üzerine çıkması gerekmektedir. Toprak sıcaklığı yükseldikçe, tohumların çimlenme hızı da artmaktadır. 13-14°C'de; 10-15 günde çimlenme olurken, 20°C toprak sıcaklığında; 7-8 günde çimlenme tamamlanmaktadır. Genellikle 10 Nisan - 20 Mayıs tarihleri arasında ana ürün yerfıstığı ekimleri yapılmaktadır. Erken ekimlerde çimlenme süresi uzadığı için, sürmekte olan fidelerin toprak kökenli hastalıklara yakalanma şansı artmaktadır. Özellikle, geç ısınan açık renkli kumsal topraklarda ekim biraz daha geciktirilmelidir.

İkinci ürün olarak yerfıstığı ekilmek istendiğinde ise, buğday hasadını takip eden en kısa sürede ekim işi tamamlanmalıdır. Ekim 25 Haziran’a kadar kesinlikle bitirilmelidir. Ekimde geç kalınır ise, hasat ve kurutma yağışlı dönemlere sarkacağı için, zorlaşmaktadır. Ayrıca yağışlı dönemlerde yapılan hasatlarda Aflotoksin bulaşıklığı da artmaktadır.



Ekim Sıklığı: Yerfıstığında ekim sıklığı; ekim zamanına, yetiştirilecek çeşidin gelişme formuna ve toprak yapısına göre değişmektedir. Hafif bünyeli kumsal topraklarda ve ana ürün ekimlerinde geniş sıralı, ikinci ürün ekimlerinde ve orta bünyeli topraklarda ise dar sıralı ekim yapılmalıdır.

Yerfıstığı tarımında ekim sıklığı, değişen koşullara göre şu şekilde düzenlenmelidir: Birinci (ana) üründe 70 x 15 cm, ikinci üründe ise 70 x 10 cm aralıklarla ekim yapılmalıdır.

Ekim sıklığına bağlı olarak dekardaki bitki sayısı 9.500-14.000 adet arasında değişmektedir. Dekara kullanılacak tohumluk miktarı da yine ekim sıklığına göre 9.5 -14.0 kg arasında değişmektedir. Makineli hasatta ekim sıklığı arttıkça, hasat kaybı azalmakta ve verimde önemli artışlar olmaktadır. Bölgemizde yarı yatık ile yatık arasında büyüme özelliğine sahip, NC-7 yerfıstığı çeşitleri ekilmektedir. Bu nedenle, sıra arası 70 cm, sıra üzeri ise, 13-15 cm arasında değişmektedir.

Ekim Derinliği: Toprak yapısına göre değişmektedir. Kumsal topraklarda 6-7 cm. derinlikte, biraz ağır topraklarda ise 5-6 cm derine ekim yapılmalıdır. 1980’li yıllardan sonra ülkemize havalı mibzerler girmiş ve bugün yerfıstığı ekiminde bu makineler yaygın olarak kullanılmaktadır. Havalı mibzerlerle yapılan ekimlerde, plakaların delikleri genişletilmelidir.
BAKIM

Yerfıstığında en önemli bakım işlerinin başında; çapalama ve yabancı ot kontrolü, boğaz doldurma, sulama ve zirai mücadele işleri gelmektedir.



Çapalama ve Yabancı Ot Kontrolü: Yerfıstığı bir çapa bitkisidir. Gelişmenin ilk devresinde çok hassas olan yerfıstığı bitkisinin gelişmesi, çapalama ile hızlanmaktadır. Çapalama; bitkinin kök sistemini havalandırmak, topraktan buharlaşma ile su kaybını önlemek ve zararlı otları ortadan kaldırmak için yapılır. Çapalama, el veya traktör ile yapılmaktadır. Sayısı tarla şartlarına göre değişir. Yerfıstığı bitkisi toprak yüzeyinde 3-4 yapraklı olduğu dönemde ilk çapa yapılmakta, gelişme ilerledikçe, tarladaki yabancı ot durumuna göre ikinci, üçüncü ve dördüncü çapalar yapılmaktadır. Bitkide iğneler (ginoforlar) oluşmaya başladığında, çapalamaya son verilmelidir. Sulamadan sonra çapalama yapılmaz. İş gücünün pahalı olduğu ve yerfıstığı tarımının ileri olduğu ülkelerde yabancı otlar, herbisitler ile yok edilmektedirler. Bu herbisitler ekim öncesi, çıkış öncesi ve çıkış sonrası olmak üzere farklı zamanlarda uygulanmaktadırlar. Kullanılış zamanlarına göre çok farklı içerikli herbisitler mevcuttur. Herbisitlerin etki ettikleri yabancı ot türleri de farklıdır. Traflen, Guardion ve Dual gibi herbisitler yerfıstığı tarımında yaygın olarak kullanılan herbisitlerin başında gelmektedir.

Sulama: Yerfıstığı tarımında en önemli bakım işlerinin başında, sulama gelmektedir. Yerfıstığı kumsal topraklarda yetiştirildiğinden, sulama suyuna olan ihtiyacı oldukça fazladır. Yerfıstığı; gelişme dönemlerine göre, üç dönemde fazla miktarda suya gereksinim duymaktadır.

Bunlar;


1. Dönem: Tohumun çimlenme dönemi,

  1. Dönem: Ekimden sonraki çiçeklenme ve ginofor oluşturma dönemi ve

  2. Dönem: Meyvelerin oluşması ve olgunlaşma dönemi.

Yerfıstığı bitkisi, gelişme dönemleri içerisinde en fazla suyu, temmuz ve ağustos aylarında tüketmektedir. Bu aylarda, hava sıcaklığına bağlı olarak günlük 6-8 mm su tüketmektedir. Yerfıstığında, maximum seviyede ürün alabilmek için, sulama zamanını ve aralığının çok iyi düzenlemesi gerekmektedir.

Yerfıstığı tarımında ilk sulama zamanı çok önemlidir. İlk sulama döneminde, bitkide yeterince çiçek oluşmalıdır. Ayrıca, susuzluk nedeniyle bitkide, solgunluk belirtileri görülmelidir. Yerfıstığı tarlasının yanandan geçen kişiler; “Bu tarlanın sahibi öldü mü?, neden tarlasını sulamıyor?” diye, kendi kendilerine söylenmelidirler. Erken dönemde ilk sulama yapıldığında, bitkiler fazla gelişmekte ve çiçeklenme gerilemektedir. Ayrıca, meyve oluşturmayan çok sayıda dal meydana gelmektedir (Bitkiler dala kesmektedir).

Yerfıstığı için en kritik sulama zamanı; ginofor oluşumundan başlayıp, meyve olgunlaşmasına kadar geçen süredir. Bu süre içerisinde belirli devrelerde sulama geciktirilir ise, verimde önemli miktarda düşmeler olmaktadır. Yerfıstığında, programlı bir sulama ile verim, % 50 oranında artırılabilmektedir.

Yerfıstığı için en uygun sulama yöntemi, yağmurlama sulamadır. İlk sulama yağmurlama yapılabilir ise, verim önemli miktarda artmaktadır. İlk sulama döneminde bitkiler suya çok sıkıştırıldıkları için, ilk sulamada bitkiler suya doyurulmalıdırlar. Daha sonraki sulamalar normal sürelerde yapılmalıdır. Hava sıcaklığına ve toprak yapısına bağlı olarak 15-17 gün ara ile 4-5 defa sulama yapılmaktadır. Yerfıstığı bitkisinde susuzluk belirtisi şu şekilde anlaşılmaktadır; Sulama zamanı geldiğinde, bitkilerde solgunluk hali görülmekte ve yaprakçıklar karşılıklı olarak kapanmaya başlamaktadır. Ayrıca yaprak rengi koyu maviye döner.



Zararlılarla Mücadele: Zararlılardan en az etkilenen bitkilerin başında yerfıstığı gelmektedir. Ülkemizde en önemli yerfıstığı zararlısı; Kırmızı Örümcek’tir (Tetranychus spp.). Bitki öz suyunu emmek suretiyle etkili olur. Kırmızı örümcek yoğunluğunun fazla olması halinde; Talstar EC 100, Apollo, Korthrin 20 EC, Torque 550 EC gibi ilaçlar kullanılarak mücadele yapılmalıdır. Yerfıstığında toprak altı zararlıları da etkili olmaktadır. Bunların başında; Bozkurtlar (Agrotis ipsilon) ve Telkurdu (Agriotes lineatus) gelmektedir. Bu zararlılara karşı, ekim öncesi tohum ilaçlaması önerilmektedir. Tohum ilaçlamasında; Dursban 25 W, Korban 25 WP, Pyrinex 25 WP, Hektionex 35 WP, Thiodan 35 WP gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Bunun dışındaki zararlılar, yerfıstığında etkili olmamakta ve bunlara karşı ilaçlamaya gereksinim duyulmamaktadır.

Yerfıstığı Hastalıkları ve Mücadelesi: Yerfıstığı bitkisine arız olan ve verim düşüklüğüne neden olan; Kök Boğazı Çürüklüğü (Aspergillus niger van Tieghem), Sap Çürüklüğü (Sclerotium rolfsii Sacc.), ve Yaprak Leke (Cercospora arachidicola Berk. & Curt. ) hastalıkları, ülkemizde yaygın olarak görülmektedir.

Kök Boğazı Çürüklüğü (Aspergillus niger van Tieghem): Genellikle tohumla taşınan bir hastalıktır. Kök boğazı çürüklüğü hastalığı ile bulaşık tohumların kabukları üzerinde, açık renkli yanıklar şeklinde lekeler görülür. Hastalık etmeni bitkinin toprak yüzeyine yakın, kök boğazına arız olmak suretiyle iletim demetlerini tıkar ve zamanla bitkinin kurumasına neden olur. Fide döneminden, hasat zamanına kadar geçen süre içerisinde ortaya çıkar ve etkili olur. Ülkemizde çok yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Tohumla taşındığı için, ilaçlı mücadelesi vardır ve tohum ilaçlaması ile hastalığın taşınması önlenebilmektedir. Bu hastalığa karşı; Thiram, Captan, Chlorothalonil, Carboxin+Thiram, Carbendazim, Talclophos methyl, Carboxin ve Propiconazole gibi etkili madde içeren fungisitlerden (ilaçlardan) birisi ile tohum ilaçlaması yapılarak mücadele edilmelidir. Ayrıca, ekim nöbeti uygulaması da hastalığın yayılmasını önemli ölçüde önlemektedir.

Sap (gövde) Çürüklüğü (Sclerotium rolfsii Sacc.): Bitkinin sap ve toprak altındaki meyvelerini çürütmek suretiyle etkili olur. Sap çürüklüğüne yakalanmış bitkilerin dip kısımlarında kül serpilmiş gibi beyazlıklar oluşur. Yüksek azot dozu, fazla sulama ve sık ekim hastalık etmeninin yayılmasına ve bitkiye zarar vermesine neden olur. Özellikle, hafif bünyeli topraklarda daha çabuk yayılır. Tohum ve toprak kökenli bir hastalıktır. Ülkemizde çok yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Hastalığın yoğun olduğu tarlalarda çok büyük verim kayıpları meydana gelmektedir. Sap çürüklüğü hastalığı ile bulaşık tarlalarda yerfıstığı ekimine devam edilir ise, sonraki yıllarda bu tarladan yerfıstığı ürünü alınamaz olur. Çok tehlikeli bir hastalıktır. Bu hastalığa karşı ilaçlı mücadelede; Azoxystrobin, Tebuconazole, Flutolanil, Flutolanil+Thiophonate methyl, Carboxin gibi etkili madde içeren fungisitlerden biri kullanılmalıdır. İlaçlama; bitkilerin dip kısımlarına düşecek şekilde banda veya yeşil aksama doğrudan yapılabilmektedir. İlaç uygulamaları, temmuz ve ağustos aylarında olmak üzere en az iki defa yapılmalıdır. Dayanıklı çeşit kullanmak ve uzun süreli ekim nöbeti uygulamak, bu hastalığın yayılmasında en etkili önlemlerdir. Özellikle sap çürüklüğü hastalığının görüldüğü tarlalarda buğday ve mısır gibi bitkiler, zorunlu olarak ekim nöbetine sokulmalıdır. Ayrıca; seyrek ekim, kısıtlı azotlu gübre kullanma ve kontrollü sulama (yağmurlama) gibi uygulamalarda, bu hastalığın meydana getireceği zararı azaltmaktadır. Hasat sonrası bitki artıklarının tarladan uzaklaştırılması ve kalan artıkların derin işleme ile toprağa gömülmesi de, bu hastalığın yayılmasında önleyici bir uygulama olabilmektedir.

Yaprak Leke (Cercospora arachidicola Berk. & Curt): Gelişmenin ileri dönemlerinde ortaya çıkar ve yaprak ayası üzerinde kahverengi lekeler halinde görülür. İleri dönemlerde tüm yaprak ayasını kaplayarak yaprağın tamamen kurumasına neden olur. Bitki yapraklarını döktüğü için, yeterince fotosentez yapamaz ve meyvelerin içerisindeki tohumlar gelişemezler, cılız kalırlar. Bu da verimin düşmesine neden olur. Bu hastalık, yağmurlama sulama yapılan tarlalarda daha fazla etkili olur. Hastalık belirtilerinin görülmeye başlaması ile birlikte yaprak ilaçlaması yapılmalıdır. Bir veya iki ilaçlama yeterli olabilmektedir (10-14 gün ara ile). Bu hastalığa karşı; Tihomat metyl, Chlarothalonil ve Carbendazim, ilaçlar kullanılmalıdır. Ülkemizde oldukça yaygın olarak görülür. Çoğu üreticiler, hastalık belirtisinin ileri aşamalarını, hasat zamanının belirtisi şeklinde algılarlar. Ayrıca; ekim nöbeti uygulaması ve hasat sonrası bitki artıklarının yok edilmesi hastalığın yayılmasını önlemektedir. İkinci ürün ekimlerinde çok etkili olan bu hastalığa karşı dikkatli olunmalı ve kesinlikle ilaçlı mücadele yapılmalıdır.
HASAT VE KURUTMA

Ülkemizde tarımı yapılan Yerfıstığı çeşitleri 150-160 günde, hasat olgunluğuna gelmektedirler. Yerfıstığında hasat zamanının doğru olarak belirlenmesi, verimi ve hasat kaybını önemli ölçüde etkilemektedir. Hasat erken yapıldığında, meyveler tam doldurmadığı için verim düşmekte, hasatta geç kalındığında ise, iğneler çürüdüğü için meyveler toprak içerisinde kalmakta ve hasat kaybı arttığı için de verim önemli miktarda düşmektedir. Hasat zamanının doğru belirlenmesi makineli hasat için çok önemlidir.

Yerfıstığında hasat zamanının doğru olarak belirlenmesinde "Meyve Kabuğu Soyma” yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde; hasada yakın devrede tarlanın değişik 4 yerinden, 4 bitki seçilir ve bunların meyveleri toplanarak sayılır. Daha sonra bunların meyve kabuğu bir bıçak yardımıyla soyulmaya başlanır. Kabuk rengi; kırmızı-kahverengi olan meyveler bir kenara ayrılarak sayılır. Elde edilen sayısal değer, toplam meyve sayısı değerine oranlanır. Meyve kabuğu soyma yöntemine göre, kırmızı-kahverengi kabuk renkli meyve oranı % 55-65 olduğunda hasat zamanı gelmiştir.

Hasat zamanının doğru belirlenmesinden sonra, yerfıstığı hasadına başlanır. Bunun için önce bitkiler özel yapılmış pulluklarla topraktan kazılmakta ve arkadan gelen işçiler tarafından bitkiler çekilerek toprak üzerine meyveler üste gelecek şekilde serilmektedir. Bitkiler, en fazla üç gün tarlada bu şekilde bekletildikten sonra (Fıstıklardaki rutubete oranı %20’ye düştüğünde), harmanlama makineleri ile meyveler saplarından ayrılmaktadır. Bu dönemde %20 dolaylarında rutubet içeren fıstıklar vakit geçirilmeden sergenlere taşınmalı ve rutubet oranı %9-10’a düşünceye kadar kurutulmalıdır. Tarlaya serilen bitkiler uzun süre kurumaya bırakılırlar ise, harmanlama sırasında kotiledonlar arasındaki bağ kopar ve daha sonra kabukların soyulması sırasında tohumlar şak olurlar.

Bazı bölgelerimizde toprak yapısının biraz ağır olması nedeniyle, hasat edilen yerfıstıkları yıkanmakta ve daha sonra sergen denilen yerlerde kurutulmaktadır. Bu sergenler, toprak ve beton zemin olabilmektedir. Yerfıstıkları kesinlikle asfalt zemin üzerinde kurutulmamalıdır. Zira, yerfıstıkları asfalt kokusundan çok çabuk etkilenmektedirler ve aromalarında hoş olmayan bir koku meydana gelmektedir.

Yerfıstığı hasadının, sonbahar dönemine rastlaması nedeniyle, kurutma önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni hasat edilen yerfıstığında yüksek oranda rutubet bulunmaktadır. Bu nedenle, hasat sonrası elde edilen ürünün kurutulması gerekmektedir. Yerfıstığının uzun süre bozulmadan saklanabilmesi için, kabuklu olarak % 9'un altında, iç olarak ise, % 7'nin altına rutubet içermesi gerekmektedir. Bu ise, sonbahardaki tabi şartlardaki kurutma ile çoğu kez mümkün olmamaktadır. Uzun süre saklanacak yerfıstığı ürünleri kesinlikle kurutma tesislerinde kurutulmalıdırlar. Yukarıda verilen rutubet oranlarının üzerinde nem içeren yerfıstıkları, kısa sürede küflenirler, aflaoksin oluşur ve böceklenme başlar. Neticede, ürünün kalitesi düşer. Bu nedenle, yerfıstığı alımı yapan büyük kuruluşlar, merkezi alım yerlerinde, birer kurutma tesisini vakit geçirmeden kurmaları gerekmektedir.


DEPOLAMA

Ülkemizde yerfıstığı alımı yapan kuruluşlar veya kişiler ürünlerini tabi şartlarda ve adi depolarda saklamaktadırlar. Bunun sonucu olarak da, ürünler kısa süre içerisinde böceklenmekte ve kaliteleri bozulmaktadır. Ürünlerin uzun sürede bozulmadan saklanabilmeleri, ancak modern depolarda mümkün olmaktadır. Özellikle, 6 aydan daha uzun süre depolanmak istendiğinde, zorunlu olarak kontrollü modern depolar kullanılmalıdır.

Yerfıstığının uzun süre depolanması için aşağıdaki koşulların sağlanması gerekmektedir;

a) Depo sıcaklığı 20 oC'nin altında olmalı,

b) Depo nemi en fazla %65-70 olmalı,

c) Yerfıstığındaki rutubet oranı; kabuklu %9, iç halinde %7'nin altında olmalı,

d) Depo içerisinde Amonyak ve benzeri kokular olmamalı,

e) Depo içerisinde böceklere karşı ilaçlama yapılmalıdır.

f) Kabuklar soyulurken ıslatma işleminin yapılması nedeniyle, iç haline getirilen fıstıklar kurutulmalıdır.

g) Rutubetin kontrol edilemediği durumlarda iç edilen fıstıklar kağıt torbalar içerisine konmalı ve ağızları makineyle dikilmelidir (telis çuvallardan kaçınılmalıdır).


AFLOTOKSİN OLUŞUMU ve ÖNLENMESİ

Alatoksin’ler; Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticus mantarları tarafında üretilen, karaciğeri zehirleyen, kanserojen, teratogenik ve mutagenik etkiye sahip insan ve hayvan sağlığı için zararlı toksik maddelerdir (Mikotoksinler). Aflotoksinler birçok organın yanı sıra esas olarak karaciğer üzerinde etkili olmakta ve giderek karaciğer kanserine yol açmaktadır.

Yerfıstığında aflatoksin oluşabilmesi için öncelikli olarak aflotoksin üreten mantar sporlarının bir şekilde yerfıstığına bulaşması gerekmektedir. Daha sonra, ortam sıcaklığına ve tohum nem içeriğine bağlı olarak bu mantar sporlarının çimlenerek çoğalması gerekmektedir. Sporların çimlenerek misel oluşturmaları yerfıstığı kotiledonları arasında pamuk benzeri oluşumlar şeklinde görülebilir. Bazı durumlarda, çimlenen sporların miseliyal kitle üretmesi görülemez olsa da, kotiledonların iç kısımlarında toksik madde olan aflotoksin’ler oluşturulabilir. Bu nedenle, yerfıstığında çoğu kez aflotoksin oluşumu çıplak gözle tespit edilemez. Ancak yapılan laboratuvar analizleri sonunda üründeki aflatoksin’lerin miktarı saptanabilmektedir. Türkiye’de yerfıstığı ürününde müsaade elden aflatoksin miktarı azami 10 ppb olarak sınırlandırılmıştır.

Yerfıstığında aflatoksin üreten Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticus türü mantarların yerfıstığına bulaşması ve Aflatoksin üretmesi değişik zamanlarda ve farklı koşullarda olmaktadır. Bunlar;

a.Yetişme süresi boyunca tarladan,

b. Söküm ve tarlada yerfıstığı bitkilerini soldurma sırasında havadan ve topraktan,

c. Harmanlama sırasında meyvelerin ve tohumların zedelenmesiyle,

d. Kurutma sırasında sergenden,

e. Depolama sırasında uygun olmayan koşullardan,

f. Fıstıkların işlenmesi sırasında ve

g. Paketleme sırasında.

Yerfıstığı meyvelerini toprak içerisinde oluşturan bir bitkidir. Bu nedenle, yetişme süresi boyunca toprakta var olan zararlı mikroorganizmaların saldırısına uğrar. Bu hastalık yapan mikroorganizmalar bazen bitki tarlada iken etkisini gösterir ve bitkilerin hastalanmasına neden olur. Bazen de toprak içerisinde gelişmesini sürdüren meyveye (fıstık) arız olur ve hasat sonrası uygun koşulların oluşması ile birlikte meyve ve tohumda toksik maddeler üreterek zararlı olur. Önceki yıllarda toprakta var olan veya tohuma bulaşık halde tohum yatağına sokulan Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticus türü mantarlara ait sporlar yerfıstığı meyvesine (fıstık) veya meyve içerisindeki tohuma kolaylıkla bulaşır. Yukarıda sözü edilen hastalık etmeni mantar sporları, hasat sonrasında tohum nem içeriği ve depo sıcaklığı gibi faktörlerin uygun olması halinde, çimlenerek gelişmesini sürdürür ve daha sonra da aflatoksin oluşturmak suretiyle zararlı etkisini ortaya çıkarır. Yerfıstığı meyvesi fizyolojik olum dönemini takiben ne kadar uzun süre toprakla temas eder ise, hastalık etmeni mikroorganizmaların bulaşma olasılığı da o kadar fazla olur. Bu nedenle, meyveler (fıstık) hasat olgunluğuna ulaştığında, en kısa sürede hasat ve harmanlama işlemi tamamlanmalıdır.

Yukarıda sözü edildiği üzere, topraktan geçen zararlı mikroorganizmaların bulaşıklılığını önlemek için, her şeyden önce tarlanın ve tarlaya ekilen tohumun temiz olması gerekmektedir. Aynı tarlaya ne kadar uzun süre üst üste yerfıstığı ekimi yapılırsa, hastalık etmeni mikroorganizmalara yakalanma şansı da o kadar fazla olur. Bu nedenle, yerfıstığı tarımında münavebe uygulamasına geçilmelidir. Diğer taraftan toprakta var olan bu organizmaların bir şekilde etkisinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bunun için ABD’de yapılan uygulamada; “AFLA GUARD” isimli anti aflatoksin üreten mikroorganizmaların bitkiler tarlada iken toprağa bulaştırılması gerekmektedir. Bu organizmalar aflatoksin üreten mantarların etkisini ortadan kaldırmakta ve bu şekilde tarladan gelen bulaşıklılık azaltılabilmektedir. Bu uygulama ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Yerfıstığı meyveleri hasat olgunluğuna ulaştığında vakit geçirilmeden hasat (söküm) işlemine başlamalıdır. Olgunlaşmış yerfıstığı meyveleri ne kadar uzun süre toprakta kalırsa aflatoksin oluşturan mantari hastalık etmenleri ile bulaşma şansı da o kadar fazla olmaktadır. Öncelikli olarak hasat zamanının doğru olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun için en geçerli yöntem kabuk soyma yöntemidir. Olgunlaşan yerfıstığı kabukları bir bıçak yardımı ile kazındığında, kabuk altında kırmız-kahverengi bir renk oluşur. Bu şekilde olan meyvelerin oranı %50-60 olduğunda söküm işlerine başlanılmalıdır. Geç kalındığında, meyve kabukları yaşlanır ve mantar sporları kolaylıkla tohuma bulaşarak çimlenir ve koloni geliştirir. Ayrıca iğneler çürümeye başladığı için, söküm sırasında olgun meyveler toprakta kalır. Daha sonra çiftçiler başak yaparak bu meyveleri toplar ve normal ürün içerisine karıştırırlar. Bu çok yanlış bir uygulamadır. Böyle başak yapılarak toplanmış fıstıkların tamamına yakını hastalık ile bulaşık olduğundan, normal olarak hasat edilmiş sağlıklı ürüne karıştırıldığında, aflatoksin üreten mantarlar temiz ürüne bulaştırılır. Bu şekilde aflatoksin üreten mantarların, tüm ürüne bulaşması sağlanmış olur.

Hasat zamanı geldiğinde, bitkiler hasat pullukları ile sökülür ve arkadan gelen işçiler tarafından ters çevrilerek tarla yüzeyine sıralar halinde soldurmaya bırakılır. Sökülen fıstıklardaki rutubet oranı yaklaşık olarak %45-50 dolaylarındadır. Tarla yüzeyine serilen bitkiler burada en fazla üç gün süreyle bırakılmalı ve daha sonra fıstıklar harmanlanarak tarladan toplanmalıdır. Harmanlama sonrası fıstıklardaki rutubet oranı %20-25’lere kadar düşmektedir. Harmanlanan fıstıklar derhal kurutma yerlerine götürülerek hızlı bir şekilde kurumaları sağlanmalı ve rutubet oranı %10’nun altına düşürülmelidir. Sergenlerde yapılan kurutma işlemi 7-10 gün gibi uzun bir süre almaktadır. Kurutma süresi uzadıkça, aflotoksin üretimi de artmaktadır. Kurutma işlerinin modern tesislerde yapılması, aflatoksin oluşumunun engellenmesi üzerine olumlu etki yapmaktadır. Bitkiler tarlada ne kadar uzun süre kurumaya bırakılırlar ise, hastalık etmenleri ile bulaşma şansları o kadar artar. Ayrıca, fazla kuruyan yerfıstıkları, harmanlama sırasında çarpmanın etkisiyle kırılır veya zedelenir. Bu durumda bitkiden ve topraktan hastalık etmeninin tohuma bulaşması fazla olur. Yine fazla kuruyan fıstıklarda, harmanlama sırasında çarpmanın etkisiyle kotiledonlar arasındaki bağ kopar ve fıstıkların işlenmesi sırasında tohumlar şak olur (kotiledonlar iki parçaya ayrılır).

Hasat sonrası sergenlerde veya kurutma tesislerinde iyice kurutulan yerfıstıkları uygun koşullarda saklanmalıdır. Yukarıda da açıklandığı üzer, yerfıstığı meyvesine veya tohumuna bulaşan mantar sporları, sıcaklık ve rutubet gibi koşulların uygun olması ile birlikte çimlenmeye başlar ve aflotoksin üretirler. Bu oluşumun engellenmesi için, fıstıklardaki rutubet oranının %10’nun, tohumdaki rutubet oranının ise %7’nin altında olması gerekmektedir. Diğer taraftan depo içerisindeki havanın rutubeti de aflatoksin oluşumu üzerine etkili olmaktadır. Özellikle ortam rutubeti %70’in üzerine çıktığında, diğer koşulların da uygun olması halinde, yerfıstıklarında aflatoksin üretimi başlar. Bu nedenle, depo rutubeti % 65-70 dolaylarında olmalıdır. Yani ortam rutubetinden etkilenerek tohumdaki rutubet ile ortam rutubeti arasında bir denge oluşmaktadır. Depo içerisine konulan yerfıstığı ürünü ne kadar kuru olursa olsun, depo rutubeti %70’in üzerine çıktığında, üründeki rutubet miktarı da artmaktadır. Bu nedenle, depo rutubetinin %65-70 dolaylarında olması sağlanmalıdır. Depo içerisine fıstıklar havalandırmayı engellemeyecek şekilde konulmalıdır. Eğer depo rutubeti ayarlanamıyor ise, özellikle iç edilen ve kurutulan fıstıkların rutubet geçirmeyen kağıt torbalar içerisinde saklanmalıdır. Dökme veya telis çuvallar içerisinde saklanması halinde, denge nemi dolayısıyla tohum çabucak nemlenir ve aflatoksin oluşumu başlar.


Ayrıca, fıstık saklanan depoların sıcaklığı da aflotoksin oluşumu üzerine etkili olmaktadır. Aflatoksin üretimi için en uygun ortam sıcaklığının 25-35 oC olduğu bilinmektedir. 10 oC’nin altında aflatoksin üretimi durmaktadır. Bu nedenle, Çukurova gibi hava sıcaklığının yüksek olduğu bir yerde, aflatoksin oluşumunu engelleyebilmek için, soğutmalı depolara gereksinim duyulmaktadır. Depo sıcaklığının düşük tutulması, aynı zamanda böceklenmeyi de engellemektedir.

Yerfıstığında aflatoksin oluşumunu engelleyen en önemli fatörlerden birisi de depo içerisindeki oksijen (O2) miktarıdır. Aflatoksin oluşturan, Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticus gibi mantar türleri aerobik mikroorganizmalar olmaları nedeniyle ortamdaki oksijenin %45’ten %1’e düşmesi halinde, mantar sporlarının gelişimini ve dolayısıyla aflatoksin üretimini önemli derecede azaltmaktadır. Bu nedenle son zamanlarda başta ABD olmak üzere özel olarak yapılmış depolar içerisine yerfıstığı ürünü konmakta, daha sonra içerisindeki oksijen alınarak yerine azot gazı verilmekte ve bu şekilde fıstıklar uzun süre bozulmadan ve aflatoksin oluşmadan saklanabilmektedir.

Yerfıstıkları işlenmesi sırasında şak olmayı ve tohumun zarar görmemesi için suni olarak nemlendirilmektedir. Verilen bu nem, çok kısa bir süre sonra kurutularak geri alınmaz ise, fıstık tohumlarında aflatoksin oluşumu başlar. Bu nedenle, işlenen ve paketlenmeye hazır hale gelen fıstıklar, ters akım prensibine göre çalışan rüzgar tünellerinden geçirilmek suretiyle, rutubet miktarı %7’nin altına düşürülmeli ve arkasından, nem geçirmeyen kağıt torbalar içerisine konmak suretiyle paketleme işi tamamlanmalıdır. Ülkemiz koşullarında yerfıstıkları çok ilkel koşullarda işlenmektedir. Bu nedenle, işleme sırasında aflotoksin oluşturan mantar sporları, bulaşık olmayan diğer fıstıklara çok kolaylıkla bulaşabilmektedir. Zaman içerisinde bu makinelerin yenilenerek daha modern hale getirilmesi gerekmektedir.

Aflotoksin üreten mantar türlerine karşı çeşitlerin tepkileri ve bulaşma olasılıkları da farklı olabilmektedir. Bazı çeşitlerin (NC-7) kabukları ince olduğu için, hasat sırasında fıstık kabuğunun zedelenme nedeniyle mantar sporlarının bulaşması artmaktadır. Ayrıca, yağışlı geçen dönemlerde, ince kabuklu olması nedeniyle, fıstık kabuklarında çürümeler başlamakta ve bu sayede mantar bulaşıklılığı artmaktadır. Kabuğu kalın olan çeşitlerde (HALİSBEY) belki randıman oranı biraz düşük olabilmekte, ancak yukarıda saydığımız olumsuzluklar bu çeşitlerde olmayacağı için, aflotoksi üreten mantarların tohuma bulaşma olasılığı çok daha düşük olmaktadır.



Aflatoksin oluşumunu engellemek için alınması gerekli önlemler;

  • Yerfıstığı tarımında kesinlikle münavebe uygulanmalıdır,

  • Aflatoksin’ler üreten Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticus türü mantarların yerfıstığına bulaşması önlenmeli, bunun için gerekirse AFLA GUARD kullanımına başlanılmalıdır,

  • Hasat zamanında yapılmalı, geç kalınmamalı,

  • Hasat yakın dönemde bitkiler kesinlikle susuzluk stresine sokulmamalı,

  • Söküm sonrası fıstıklar tarlada uzun süre kurutulmamalı (%20-25 nem), en fazla üç gün bekletilerek soldurulmalı ve daha sonra harmanlanmalıdır,

  • Harmanlama sonrası elde edilen ürün olabildiğince hızlı bir şekle kurutulmalıdır, Bunun için modern kurutma tesislerine acilen gereksinim duyulmaktadır,

  • Hasat sonrası fıstıklar kesinlikle toprak sergenlerde kurutulmamalıdır,

  • Kurutma sonrası üründeki rutubet oranı kabuklu %9, iç halinde ise %7’nin altında olmalı,

  • Depo rutubeti %65-70 arasında olmalı

  • Depo sıcaklığı 10 oC’ni üzerine çıkmamalı,

  • Rutubeti ve sıcaklığı kontrol edilebilir depolarda ürün saklanmalıdır (kabuklu olarak silo tipi depolarda),

  • Fıstık konan depolarda havalandırma düzeneği bulunmalıdır,

  • Mümkünse atmosfer kontrollü modern depolarda ürünler (iç edilmiş olarak) saklanmalıdır,

  • Depolanacak fıstıklar gözden geçirilmeli, içerisindeki küflenmiş ve çürümüş olanları ayıklanmalıdır,

  • Hasat sonrası tarladan başak edilen fıstıklar, kesinlikle normal ürüne karıştırılmamalı,

  • Kabuğu kalın ve sağlam olan çeşitlerin üretimi tercih edilmelidir.




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət