Ana səhifə

Hac, İslamin beş Şartindan biRİDİR


Yüklə 117.69 Kb.
tarix14.06.2016
ölçüsü117.69 Kb.



Hac, İslamın Beş Şartından Biridir - 26-27-28 Şubat www.kalpehli.com




بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلّهِ اَلْحَمْدُ


HAC, İSLAMIN BEŞ ŞARTINDAN BİRİDİR
فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنْ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنْ الْعَالَمِينَ

Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.)1



Hac, Arafat’ta belirlenen özel vaktinde vakfe yapmaktan (bir miktar durmaktan) ve Kâbe-i Muazzama’yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret etmekten ibaret olan bir ibadettir. İslâm’ın şartlarından beşincisidir. Mal ve bedenle yapılan bir ibadettir. Hac yapan kimseye “hacı” denir. Çoğulu “hüccac”dır.2
Bazı ibadetlerin AllâhTeâla tarafından belirlenmiş bir zamanı vardır. Vakti gelince o ibâdeti yapmak farz olur. Namaz, oruç, hac, zekat gibi...
Hac ibadetinin vakti Ramazan Bayramı’nın birinci günü olan Şevval ayında başlar ve onu takip eden Zilkâde ayı ile Zilhicce ayının ilk on gününü içine alır.3 Bu zaman dilimi toplam yetmiş gündür.
Hac ibadeti fiilleri ihram giymek, Kâbe’yi tavaf etmek, Arafat ve Müzdelife’de vakfe yapmak, sâ’y yapmak ve şeytan taşlamaktır.4
Hac ibadeti hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Belirli şartları taşıyan müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Farz oluşu Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. Hac ibadetini inkâr etmek, onu küçümsemek veya alay etmek kişiyi dinden çıkarır. Böyle bir hataya düşen kimse tövbe etmeli, imanını tazelemeli, bu ibadetin farz olduğuna iman etmeli ve şartlarını taşıyorsa hacca gitmelidir.
Allah Teâlâ Al-i İmrân sûresi 96. ve 97. âyet-i kerimelerde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke’de bulunan, her şeyi ile mübarek yapılan ve âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbe’dir. Orada apaçık deliller vardır. İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkese Allah için Kâbe’yi ziyaret etmek, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır (onlara farz kıldığı bir vazifedir). Kim inkâr ederse bilsin ki, Allah’ın âlemde hiç kimseye ihtiyacı yoktur.”
Peygamber Efendimiz de (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İslâm beş esas üzere kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve Beytullah’ı (Kâbe’yi) haccetmektir.”5 Bütün İslâm âlimleri de haccın farz olduğunda ittifak etmişlerdir.”6
İmâm-ı Azam ve Ebû Yusuf’a göre hac fevrîdir, yani yükümlünün gerekli şartları taşıdığı ilk yılda haccetmesi gerekir. Dinen geçerli bir mazeret olmadan ertesi seneye geciktirmek günahtır. İmam Muhammed’e göre ise hac ömrîdir; yani hac ile yükümlü olan kimse bunu ilk yılda yapmak zorunda değildir, ömrü içinde yapması yeterlidir. Ancak bu kimsenin hac veya umreyi geciktirmeksizin yapması sünnettir. İmam Muhammed’in görüşü müslümanlara kolaylık sağlayacağı için daha uygundur. Bununla birlikte şartlar oluştuktan sonra, önemli bir sebebi yoksa hemen hacca gitmelidir. Çünkü ölümün ne zaman geleceği ve insanın ne hallere düşeceği bilinmediği için ihtiyatlı davranmak gerekir.7
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kim kendisini Beytullah’a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse o kimsenin Yahudi veya Hristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur!”8
Şu halde, bir Müslüman meşru bir mazereti yokken hacca gitmemezlik edemez, aksi halde sorumlu olur. Hadis âlimleri “Yahudi veya Hristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur!” ifadesini, Yahudi veya Hristiyan olur şeklinde değil, hacca gitmeyenler, onlar kadar kötü duruma düşmüş olur ve bu şekilde ölen kimse dininin güzelliğini kaybetmiş olur, şeklinde açıklamışlardır.9
Haccın Farz Olmasının Şartları
Bir kimseye haccın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:
1. Müslüman olmak.

2. Akıllı olmak.

3. Ergenlik çağına gelmiş bulunmak. Çocuğun yapacağı hac nâfile sayılır. Bulûğa erince yeniden hac yapması gerekir.

4. Hür olmak. Köle ve câriyeye hac farz değildir.

5. Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart İslâm beldesi olmayan ülkelerde Müslümanlığı kabul edenler içindir. İslâm ülkelerinde yaşayan müslümanlar için haccın farz olduğunu bilmemek özür değildir.

6. Gidiş geliş süresi içinde yol masrafıyla aile fertlerinin geçimini temin etmiş olmak.

7. Hac vazifesini yapabilecek zamana yetişmiş olmak.10
Ebû Hureyre’nin (r.a.) rivâyet ettiği bir hadisi şerifte, Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)’e, amellerin en faziletlisi hangisidir diye soruldu. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.):
- Allah ve Rasûlüne iman etmektir, diye cevap verdi.

- Sonra hangisidir? diye sorulunca:

- Allah yolunda cihad etmektir, buyurdu.

- Sonra hangisidir? diye tekrar soruldu.



- Haccı mebrurdur. Mebrûr haccın mükâfatı ise ancak cennettir, buyurdu.11
Mebrur olan hac, kabul olunmuş hac ibadeti demektir. İslâm âlimleri, makbul olan hacca, günahın bulaşmadığı hac anlamını vermişlerdir. Hac kişinin günahlarının bağışlanmasını sağlar. Yukarıda geçen hadisi şerifte belirtildiği gibi, bir kimse haccederken kötü söz söylemez ve günaha dalmamak için azami gayret gösterir ve hac ibadetini yerine getirirse, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenmiş oluyor.
Yaptığımız her ibadette zalim nefsin arzusunu engelleyecek ilâhi bir şart vardır elbette. Hac ibadetindeki şart ise günah işlememektir. Bu günahlar kitaplarımızda bellidir. Haccın güzelce yapılabilmesi için bu şarttır. Bunun için de hacca gitmeden bütün günahlara tövbe etmek gerekir. Hacca tövbekâr olarak gidilmelidir. Ayrıca arkada kul hakları bırakılmamalıdır.
İşte insanımız bunları bildiği için günahları terk etmeden hacca gitmeye cesaret edemiyor. Hatta, kendilerine zemzem ikram edildiğinde bile içmekten çekiniyorlar. Ağızlarından kötü söz çıkar korkusuyla içmeye dahi cesaret edemiyorlar.
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Bir kimse haccederken kötü söz söylemez ve günaha saplanmazsa anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenmiş olur.”12
Hacda itişip kakışmak bunun için yasak, kötü söz sarf etmek yapacağımız salih ameli zedeliyor hatta yok ediyor. Ne yazık ki bu hassasiyete dikkat etmeyenler, hac esnasında boks maçındaymış gibi birbirlerini itip kakıyorlar. O zaman hac ibadeti de bizim ruhumuza tesir etmiyor! 13
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hacılar ve umre yapanlar, Allah'ın ziyaretçileri ve ona gelen elçileridir. O'ndan istediklerinde onlara verir, istiğfar ettiklerinde onları affeder, O'na dua ettiklerinde duâlarına karşılık verir. Birisi için şefaat ettiklerinde şefaatleri kabul edilir.” 14, 15
Hac ibadeti, kul hakkı dışında kalan bütün günahların affedilmesini sağlar, nefsi temizler, imanı kuvvetlendirir. Mahşer gününü hatırlatır. İnsanların tövbe etmesine vesile olur. Ölümü düşündürür. Hac, mümine İslâm’ın muhteşem güzelliğini gösterir. Öte yandan yolculuk sebebiyle insanı sabra alıştırır. Allah’ın nimetlerine şükretmenin kapısını aralar.
Nimetlere şükür üç türlü olur:
1- Beden nimetine şükür: Allah’a ibadet ederken, çeşitli sıkıntılara, ıstıraplara katlanmakla olur.
2- Mal nimetine şükür: Edindiği malı Allah yolunda harcamakla olur.
3- Kulluk nimetine şükür ise: Farz ibadetleri yerine getirmekle olur. Hac, kulluk nimetine bir şükürdür. Hem bedenle hem de malla yapılır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: “Hac ve umreyi peş peşe yapın. Çünkü hac ve umre yoksulluğu ve günahları giderir.”16 17
Kıssa: Hacda Şeytanın Düştüğü Kötü Hal
Anlatıldığına göre, İblis/Şeytan, Arafat’ta salihlerden birisine gözüktü. Salih zat İblis’i çok zayıf, rengi sararmış, gözü yaşlı ve beli bükük bir halde gördü. Ona: “Seni ağlatan nedir?” diye sorduğunda, İblis: “Hacıların, herhangi bir ticaret niyeti taşımadan sırf Allah rızası için hacca gitmeleri ve bu durumda amellerini boşa çıkaramamam beni üzüyor.” Dedi. Salih zat: “Seni böyle zayıflatan nedir?” diye sordu; İblis: “Atların Allah yolunda kişnemeleri beni böyle zayıflattı. Eğer onlar benim yolumda kişneselerdi bu bana daha sevimli gelirdi.” dedi. Salih zat: “Rengini sarartıp solduran nedir? diye sordu; İblis: “Cemaatın birbiriyle itaatta yardımlaşması. İsyanda yardımlaşsalardı bu bana daha sevimli gelirdi.” dedi. Salih zat: “Belini büken nedir?” diye sordu; İblis: “Kulun Allah'a yönelip: “Allah’ım, senden hüsn-ü hatime/iman üzere güzel bir ölüm istiyorum” diye dua etmesidir. Bu ameliyle ne zaman övünecek de zarara girecek diye bekliyorum.” Dedi.18
Kıssa: Haccı Kabul Edilenler
Ali b. el-Muvaffak’ın şöyle söylediğini rivayet edilmiştir:

“Hacca gittiğim bir sene, Arefe gecesinde Mina’da Mescid-i Hayf’de geceledim. Uykumda üzerlerinde yeşil elbiseler bulunan iki meleğin gökten indiğini gördüm. Biri arkadaşına: “Ey Ubeydullah!” diye seslendi; diğeri: “Buyur ey Abdullah!” dedi. Söze ilk başlayan melek: “Bu sene Rabbimizin evini kaç kişi ziyaret etti” diye sordu; diğeri: “Bilmiyorum.” dedi. Birinci melek: “Bu yıl Rabbimizin evini altı yüz bin kişi haccetti. Bunlardan kaçının haccının kabul edildiğini biliyor musun? diye sordu. Diğeri: “Hayır, bilmiyorum.” dedi. Birinci melek: “Sadece altı kişinin haccı kabul edildi.” Dedi.


Bu konuşmadan sonra göğe yükseldiler ve gözden kayboldular. Korkuyla uyandım. Çok üzülmüştüm. Beni kendi durumum kaygılandırmaya başladı. “Eğer altı kişinin haccı kabul edildiyse ben bu altı kişinin içinde nasıl olacağım ki?” dedim. Arafat’tan indiğimizde Meş’ar-i Haram’da geceledim. İnsanların çokluğuna rağmen haccı kabul edilenlerin azlığını düşünmeye başladım ve uykuya daldım.
Birden gökten kendi sûretinde iki kimsenin indiğini gördüm. Biri: “Ey Ubeydullah!” diye seslendi; diğeri: “Buyur ey Abdullah!” dedi. Ve aralarında şu konuşma geçti:
- Rabbimizin evini kaç kişi ziyaret etti biliyor musun?

- Evet, altı yüz bin kişi ziyaret etti.

- Peki, kaç kişinin haccının kabul edildiğini biliyor musun?,

- Evet, altı kişinin haccı kabul oldu.

- Rabbimizin bu gecedeki hükmü nedir, biliyor musun?”

- Hayır.


- Allah Teala altı kişinin her birine (onun hürmetine) yüz bin kişiyi bağışladı, hepsinin haccını kabul etti.
Bu müjdeden sonra sevinç içinde uyandım; öyle bir sevinç ki tarif edilemez. 19
Haccın Edepleri
Hac yolculuğunda bulunacak kimselerin gözetecekleri edeplerin başlıcaları şunlardır: En başta gelen edep, hac için güzel bir niyete sahip olmaktır. Yani hacca sadece Allah rızâsı için gitmektir. Gösteriş ve desinler diye hacca asla gitmemelidir. Hac sırasında dünya ticareti helâl olmakla birlikte, hacda asıl hedef âhiret ticareti, kalp huzuru, gönül temizliği, ahlâk güzelliği ve nefis terbiyesidir. Ayrıca şunlara da dikkat etmelidir.
1. Haccı helâl bir kazançla yapmak. Sırf haram mal ile hac yapılmaz, helâl-haram karışık mal ile yapılan hac sahih ise de sevabı az olur veya hiç olmaz.
2. Üzerinde kul hakkı varsa onu ödeyerek hak sahibiyle helâlleşmek.
3. Hacca gitmeden önce günahlar için tövbe etmek. Kazâya kalmış oruç ve namaz gibi ibadetler varsa mümkün mertebe onları kazâ etmek.
4. Hacca kiminle ve nasıl bir vasıtayla gitmesi gerektiği hususunda bilgi ve tecrübesi olan kimselerle istişare etmek.
5. Gösterişten, gurur ve kibirden, dikkat çekici şekilde süslenmekten sakınmak, ihlâs ve tevazu içinde olmak.
6. Yola çıkmadan önce dost ve yakınların ziyaretine gitmek, helâlleşmek, onlardan dua istemek.
7. Yolculuğa çıkarken ve döndükten sonra iki rek‘at namaz kılmak. Bu namazın birinci rek‘atında zammı sûre olarak Kâfirun, ikinci rek‘atında ise İhlâs sûrelerini okumak.
8. Haline uygun, anlaşabileceği, kendisine maddî mânevî yol gösterecek, yardımda bulunacak, sabır ve tavsiye edecek yol arkadaşları seçmek.
9. Yolculuk esnasında yol arkadaşları ile çekişmekten sakınmak. Kimseye eziyet etmemek. Haremeyn ehline (Mekke ve Medine halkına) hürmetli olmak.
10. Gerek yol boyunca, gerekse hac esnasında vaktini boş şeylerle değil; ibadet, zikir, şükür, tesbih, salâvat, Kur’an okuma ve istiğfarla geçirmek. Evrad ve ezkâra devam etmek.
Kısaca hacının bütün düşüncesi önündeki ibadet olmalı, kalbini geride kalan boş dert ve düşüncelerden uzak tutmalı, lüzumsuz sözlerden hiç konuşmamalı, gönlü hoş, gözü yaşlı, tevazu içinde bulunmaya çalışmalı, devamlı rahmete muhtaç olduğunu bilmeli, günahlardan temizlenmeyi, haccının kabulünü istemeli ve ümitle o rahmeti beklemelidir.20
Hacdan gelen kimsenin güzellikleri artıyorsa haccı kabul olmuş demektir. Hacı olurken esas olan cesedi değil gönlü ve ruhu hacı yapabilmektir.
Gavsı Sânî Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Adamın biri on iki defa hacca gitmiş. Her gidişinde bir ibrik götürmüş ve o ibriği zemzemle doldurarak evine dönmüş. Evine ziyarete gelenlere zemzem ikram etmesi için hanımına seslenirmiş: Hanım, yedinci götürdüğüm ibrikten zemzem getir!... On birinci götürdüğüm ibrikten zemzem getir!.. diye. İşte bu adam hac yapmamış ama ibrikleri hacı olmuştur.”21
Hac İbadetinde Dikkat Edilecek Hususlar
Her ibadetin maddî, manevî faziletleri ve hükümleri olduğu gibi mesuliyetleri de vardır. Her ilâhi emrin bir yükümlülüğü vardır. Nice faziletler, şartlarına uymakla elde edilebilir. Her ibadet, edepleri içinde yapılırsa kişiye olgunluk kazandırır.
Allah-u Azimüşşan Hazretleri, hac ibadetinde kötü söz söylemeyi ve münakaşa etmeyi yasaklamış, hac ibadetine günah karıştırmamayı emretmiştir.22
Her çeşit lüzumsuz ve çirkin konuşmalar (Füsûk), kadınlarla şakalaşmak ve şehevî sözler (Rafes), hacı adayına zarar verir. İhrama giren kişi, eşiyle cinsel ilişkiye de giremez, haramdır.23
Hac ibadeti esnasında insanı, Allah Teâla’dan uzaklaştıran her şeye fısk (Füsûk) denir. Politik konuşmalar, gıybet etmek, boş sözler gibi...
Büyük müctehid imamlardan Süfyan es-Sevrî Hazretleri, çirkin ve kaba sözler konuşarak ağız taşkınlığı yapanların haccının fasit olacağını söylemiştir.
Son devrin din alimlerinden merhum Gönenli Mehmet Efendi Hazretleri de (k.s) hacca giden bir müridine şunları tavsiye etmiştir: “Sen hacca giderken, güzel hac yapacağım, diye gitme. Senin gücün fısk, rafes ve cidalden kurtulmaya yetmez. Ümmet-i Muhammed’e iyilik yapmaya, dertlilerine derman olmaya, borçlulara yardım etmeye, sıkıntıda olanın sıkıntısını gidermeye, kayıpları bulmaya, geçimsizlere nasihat etmeye, hac ibadetini nasıl yapacağını bilmeyenlere haccı öğretmek, bu hususta hizmetler görebilmek, niyetiyle gidersen ümmet-i Muhammed’e olan şefkatinden dolayı Allah senin haccını kabul eder, inşaallah.”
Hac ibadeti, insanın gönlündeki güzelliği yansıtır. Onun için hac sırasında arkadaşlarınızla münakaşa etmeyin, tartışmayın. Yanlış söylüyorlarsa işi inada dökmeyin; onlara yumuşaklıkla konuyu izah edin. Kaba sözler sarf ederek gönülleri yıkmayın. 24
Aslında Cuma günü koku sürmek sünnettir. Ama ihramda iken koku sürülmez, yasaktır. Neden? Çünkü Cuma Allah’ın kullarını bağışladığı gündür. Onun için kullar sevinir ve kokular sürünürler. Ama hac affedilene dek, sıkıntıdır, yokluktur, zorluklara katlanmaktır. Affolunmadan koku sürmek doğru olur mu?
Kabe-i Muazzama’ya baka baka konuşmamak gerek. Çünkü o anda namazdaymış gibi oluyoruz. Allah Teâla’nın nazargâhı olan bir yerde hiç lâkayt kalmak doğru olur mu?
Hz. Ömer (r.a.) Efendimiz bir keresinde bir grup hacılara şöyle seslendi:

- Şu hacılar acele vatanlarına dönsünler!


Müslümanlar onun ne demek istediğini anlayamamışlardı, şöyle sordular:

- Ey Ömer sen ne yapıyorsun! Onlar Allah’ın misarfirleri değil mi? Hiç hacılar Beytullah’tan kovulur mu?


- Hayır, onları aslında kovmuyorum. Görüyorum ki onlar, Kâbe’ye alışmışlar, Beytullah’ın huzurundaki edebi unutmuşlardır. Artık sevap kazanmaktan ziyade, kazandıklarını kaybedecekler; bu yüzden, kârları bitti, ziyana giriyorlar, sevaplarını tüketiyorlar. Hiç olmazsa en kısa zamanda dönsünler de kazandıkları sevapları kaybetmesinler, istiyorum.25
Haccın Hikmetleri
1. Bütün hacılar dikişsiz, bembeyaz bir elbise giyer ve beraberce hac görevlerini yerine getirirler. Bu, herkesin eşit olduğu duygusunu kazandırır.
2. Bütün dünyadaki müslümanların bir araya gelmesini sağlar. Böylece bütün müslümanların kardeşlik duygularının kuvvetlenmesini sağlar.
3. Hac, insana bir gün Allah'ın huzuruna çıkıp, hesap vereceği duygunu aşılar.
4. Günahları temizler.
5. Hac, mânevî bir heyecan ve kuvvetli bir din duygusu aşılar. Çünkü sevgili Peygamberimiz'in (s.a.v) doğup büyüdüğü, İslâm'ın dünyaya yayılmaya başladığı yerleri ve Kur'an âyetlerinin indiği mekânları görme fırsatı verir.
6. Hac, insana sıkıntılar karşısında sabretme ve tahammül etme gücü kazandırır. Şükür duygumuzu artırır.
7. Hac, kefene gireceğimizi, mahşerde hesap vereceğimizi hatırlatır. Bizi kurtaracak olan şeyin yalnızca Allah'ın emir ve yasaklarına uymaktan geçtiğini anlatır.
8. Hac, Allah'a daha yakın olmamızı ve O'nun sevgisini kazanmamızı sağlar. Çünkü kutsal yerlerde insan kendisini Allah'a daha yakın hisseder. Yapılan ibadetler için kat kat sevap verilir.26
Hac İbadetinin Faziletleri
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kim Allah yolunda hac, umre ve gaza için çıkar da bu uğurda can verirse Allah Teâla o kişiye kıyamete kadar gaza, hac ve umre yapmış sevabı verir.”27
Amellerin en üstünü Allah ve Resulüne iman, sonra yolunda cihad, sonra hacc-ı mebrûrdur.”28
Bir kimse haccederken günah, kötü söz ve münakaşa yapmadan haccını tamamlarsa anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenmiş olur.”29
Bütün bu müjdeler hac ibadetinde toplanmıştır. Dahası da var:
Hac, kendinden önceki birikmiş günahları temizler.”30
Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (c.c) misafirleridir. Eğer dua ederlerse, duaları kabul olur, bağışlanma dilerlerse affedilirler.”31
Şu halde, bu mübarek beldeye giden Müslümanlar kimin huzurunda ağırlanmakta olduklarını iyi düşünmeliler. Bu beldeler Allah’ın sofrası olduğu için, orada türlü türlü nimetler vardır.
Bu nimetlerin her biri üstündür. Mesela Mescid-i Haram’ın içinde bir amel bin misli kıymet ifade eder. Kötü ameller de öyledir. Karşılığı çok büyüktür.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Allah yolunda savaşırken, hac veya umre yaparken vefat edenler, kıyamet günü vefat ettiği durumdaki gibi gazi veya hacı olarak diriltileceklerdir.”32
Şeyh Ebü’l-Abbas el-Mürsî Hazretleri (k.s) şöyle diyor: “Mekke’ye varmaktan maksat Kâbe’yi görmek olmamalıdır. Asıl gaye, Kabe’nin sahibi olmalıdır.”
Bunun anlamı şudur: Putlara tapanlar gibi taşın etrafında dolanıp durmayın. Taş semboldür. Hakikatteki manâyı arayın. Affedilmeyi gaye edinin. Bu bina bir vesiledir.
İmam-ı Şârânî, el-Yevâkit ve’l-Cevâhîr isimli eserinde, “Allah Teâla, hiç bir şeyle keffâret olunmayacak kadar büyük olan günahların affı için haccı vesile kılmıştır” diyor.
Her ibadete nefis ve şeytan karışmak ister. Eğer, bunlar karıştırılmadan yapılabiliyorsa ibadetlerin sevabı çok büyük olur. Bilinmelidir ki hac, turistik bir gezi değildir. Benzetme yapılırsa günah yıkayan bir ibadettir, denilebilir.
Hac esnasında cinsel ilişki yasaktır. Şehvet konuşmaları da böyledir. İhrama giren yeni doğmuş gibi sayılır. Şehvet ve kötü konuşmalar haccın faziletini zedeler.
Basiret gözüyle bakan kimse bu mübarek yerde kendisinin, önceden yapmış olduğu iyiliklerini kusurlu olarak görür. Önceden beğendiği ve övündüğü amellerin çok eksik olduğunu anlar.
İnsanların en günahkârı, Arafat’da vakfe yaptığı halde kendisinin affedilmediğini zanneden kimsedir. Günahlar içinde bir bölümü vardır ki Arafat vakfesinden başka hiçbir şey onları temizlemez.
Allah Teâla, Arafat’da bir kulun günahını bağışladığı vakit, aynı günahı işlemiş diğer hacıların günahlarını da bağışlar.33
Kâbe’ye bakmaktan dolayı kalpteki iman gayri ihtiyâri lezzet alır. Bu, Allah’ın bir lütfudur. O bakımdan Kâbe’ye bakmak sevaptır.
Yunus b. Habbab Hazretleri (k.s) şöyle buyurmuştur: “Kâbe’ye bakmak, diğer beldelerde oruçlu olup namaz kılmak gibi kişiye sevap kazandırır.”
Meşhur müfessir Mücahid Hazretleri (k.s) ise: “Kâbe’ye bakmak ibadettir. Kâbe’ye girmek hayır hasenat yapmak gibidir. Kâbe’den çıkmak günahtan temizlenmektir” demiştir.34
Kâbe Allah Teâla’nın nazargâhı, meleklerin ve nebîlerin ise kutsal mekânıdır. Ariflerin beldesidir. Sayılarını ancak Allah Teâla’nın bildiği veliler, arifler, bu mukaddes yerde buluşurlar.
Said b. El-Müseyyeb Hazretleri tabiinin ulularından bir velidir. Şöyle buyuruyor: “Kim, Kâbe’nin Allah’ın nazargâhı olduğuna iman eder ve bu niyetle ona bakarsa, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir.”
Ali b. el-Medînî Hazretleri de: “Kim, Kâbe’nin Allah’ın nazargâhı olduğuna iman eder ve bu niyetle ona bakarsa, günahları, ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökülür.” buyurmuştur.
Kâbe’nin etrafında tavaf etmek, namazda durmak gibidir. Nasıl ki namaz kılarken hiç konuşmuyoruz; aynen bunun gibi, tavaf sırasında da asla konuşmayız.
Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İki türlü tavaf vardır ki, bir müslüman, onları yaparsa muhakkak anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir. Günahları ne kadar çok olursa olsun bağışlanır. Birincisi, Kabe’yi sabah namazından sonra tavaf etmektir ta ki güneşin doğuşuna kadar... İkincisi, ikindi namazından sonra tavaf etmektir. Ta ki güneşin batışına dek...”35
Onlardan kim, Allah’tan af talep ederse, Allah onları mağfiret eder. Hac için yola çıkıp ölen kişi, kıyamete kadar haccetmiş gibi sevap alır. Umre için yola çıkıp ölenlere de kıyamete kadar umre yapmış sevabı verilir. Giderken veya dönerken, o kutsal topraklarda ölen kişinin ahiret günü hesabı kolay olur.36
Mekke’nin Hürmet Ve Edebi
Mekke’de kötü arzulardan ve boş düşüncelerden sakınılmalıdır. İnsanın bu beldede niyetlerinden de sorumlu tutulduğu söylenmiştir.
İbn Mesud'un (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Mekke'nin dışında, kişinin amellerinden önce niyetlerinden sorumlu tutulduğu bir başka belde yoktur.”
Yine İbn Mesud (r.a): “Kul Mekke'de kötü bir şey işlemeye niyet etse bile Allah onu cezalandırır.” Demiş ve şu ayeti okumuştur: "Kim orada zulüm ve haktan sapmak isterse, ona acı bir azap tattırırız.”37
Görüldüğü gibi ayette azap, kötü işi bizzat yapmaya değil, onu yapmak istemeye bağlanmıştır.
Denilmiştir ki: Mekke'de işlenen iyiliklerin karşılığı kat kat verildiği gibi; kötülüklerin karşılığı da kat kat verilir. Mekke’de işlenen günahların keffareti de ancak orada olur.
Yine: “Harem bölgesinde yalan söylemek haktan sapma sayılır.” denmiştir.
Abdullah b. Ömer, Ömer b. Abdülaziz ve diğerlerinin de aralarında bulunduğu önceki takva ehli büyükler, hac için iki çadır kurarlardı. Bunlardan birisini Harem bölgesinde, diğerini de Harem’in dışındaki Hıll bölgesinde kurarlardı. Namaz kılmak veya ibadet türünden bir şey yapmak istediklerinde Mescid-i Haram'ın faziletini elde etmek için Harem’deki çadırlarına girerlerdi. Çünkü onlara göre, bütün harem bölgesi, Mescid-i Haram hükmündedir. Yemek yemek, aileleriyle konuşmak veya abdest bozmak istediklerinde ise, Harem bölgesinin dışındaki çadırlarına giderlerdi.
Anlatılır ki, önceki salih insanlar Mekke'ye geldiklerinde, Harem bölgesine hürmet ederek Zî Tuva bölgesinde ayakkabılarını çıkarırlardı.
Biz, Mekke'de oturan bazılarının Harem bölgesinde küçük ve büyük abdestlerini bozmadıkları işittik. Ben bazılarının, Allah'ın evine ve onun çevrisindeki mübarek yerlere hürmet ve tazimden dolayı, Harem bölgesinde küçük büyük tuvaletlerini yapmayıp Hıll bölgesine çıktıklarını gördüm.
Mekke'de yapılan bütün hayırlı işlere, kat kat sevap verilir. Oradaki bir iyi amele, Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz gibi yüz bin iyilik sevabı yazılır. Bu manada İbn Abbas, Enes ve Hasan-ı Basri’den gelen bir rivayette onlar şöyle demişlerdir: “Bu bölgede tutulan bir günlük oruç yüz bin günlük oruca, bir dirhem sadaka da yüz bin dirhem sadakaya bedeldir.”38
Abdullah b. Mesud (r.a.) Hazretlerine sordular:
- Niçin Mekke’de değil de Taif’de ikamet ettiniz? (Taif, Mekke’ye seksen kilometre uzaklıkta bir şehirdir.)
- Mekke’de bir günah işlemek, başka yerlerde yetmiş günah işlemekten daha ağırdır. Bu ümmet Mekke’ye hürmeti sürdürdüğü müddetçe yaşar. Mekke’ye hürmeti kaybettikleri zaman helak olur.
Abdullah b. Abbas, İbn Mes’ûd, Mücahid, Ahmed b. Hanbel (r.a.) gibi bir kısım âlimlere göre Mekke’nin mukaddes bir belde olmasından dolayı sevaplar katlandığı gibi günahlar da katlanır.39
Bazı veliler de şöyle demişlerdir: “İbrahim Aleyhisselam güven duyduğu için bu beldeye vaktiyle hanımı ile oğlunu bırakmıştı. Allah böyle emretmişti. Bu emniyetli yerde, iki makam vardır:
1- İbrahim Aleyhisselamın bedeninin olduğu makam. O büyük peygamberler bu beldelerde hayat sürmüşler, Kabe’yi inşa etmişlerdir.
2- İbrahim Aleyhisselamın kalbinin makamı. O, Allah Teâla’nın dostu olan bir peygamberdir. O’nun sıfatı ‘Halilullah’tır. O’nun kalbinin makamı, dostluk makamıdır.
İbrahim Halilullah’ın bedeninin makamına gitmek isteyen herkesin ihrama girmesi lazımdır. İhram, erkekler için beyaz iki parçadan oluşan alt ve üst örtüdür. Kefen gibidir.
Bir ölünün kavga ettiği, yalan söylediği, gazaplandığı görülmüş müdür? Asla görülmemiştir.
İbrahim Halilullah’ın kalbinin makamına vasıl olmayı hedefleyen herkesin nefse hoş gelen alışkanlıkları terk etmesi gerekir. Her tavafın ardından Makam-ı İbrahim’de iki rekat namaz kılmalı, diline ve ruhuna Kur’an’ın zikrini almalıdır.
Arafat vakfesinde Rabbini, nefsini, dünyayı ve ahireti bilip Müzdelife’de kalp kırıklığıyla mağfirete sebep olan Allah’ın inayetine dönmelidir.
Şeytan mahalline gelip cemrelere taş atarken, bozuk fikirleri gönülden temizlemelidir. İbrahim Aleyhisselam ile oğlu İsmail’in ve Hacer Validemizin şeytanı taşlamadaki teslimiyeti gibi teslimiyet göstermelidir.
Sonra Mina’da İbrahim Aleyhisselam ile oğlu İsmail’in teslimiyetine bürünmeli, nefsi, mücahede mezbahasında kesmelidir. Ondan sonra, Kâbe’nin neresinde namaz kılarsan kıl, Makam-ı İbrahim’de namaz kılmış gibi olursun.”
İbrahim Halilullah, İshak ve İsmail Aleyhisselam Efendilerimiz, Hacer ve Sâre Validelerimiz, hep o makamdadırlar.
Birkaç adamın korumasıyla, tavaf edenlerin yoluna mani olarak ve başkalarını rahatsız ederek namaz kılmak, o yüce makamda (makam-ı âliye) namaz kılmak değildir.
Hac itaattır. Hac, Allah’ı bilip güvenmek, kadere rıza göstermektir. İbrahim Aleyhisselam da Hacer annemiz de böyle yaptılar, bu teslimiyeti bize emanet bıraktılar. Hac ibadetinde her yapacağımız görevin bir manevi yönü vardır.
Hem Allah Teâla hac ibadetini senenin (hicri takvime göre) son ayına koymuştur. Bununla ortaya çıkan durum şudur:
Müminlerin sene içindeki ibadet ve kemalatları son ay olan Zilhicce’deki hac görevini yerine getirmekle tamamlanmış oluyor adeta. Yani dini görevler, hac ibadetiyle kamil olur.
On bir ay boyunca talim ve terbiye gören, ibadetle olgunlaşan mümin Fahri Alem Efendimize (s.a.v.) kavuşmuş oluyor. Öyleyse bu makamın edebinde kusur etmemelidir. Beytullah’a varınca, edebi ve taati noksan olmamalı, her şeyi hakkıyla eda etmeye azami gayret sarfetmelidir.
Beytullah’ta ibadet edenler cihad etmiş gibi sevap alırlar. Beyti tavaf eden bütün konuşmaları terk etmelidir. Zikrullah ve Kur’an okumakla meşgul olmalıdır. Zira tavaf namaz gibidir.
Öte yandan tavaf namazı kılmak vaciptir. Tavaf namazı Harem-i Şerif’in içinde kılınmalıdır. Her tavafın namazı ayrı ayrı kılınmalıdır. (Şafii mezhebine göre) Beytullah’da kerahat vakti yoktur. Yirmi dört saat sürekli tavaf edilebilir, namaz kılınabilir.
Orada ne kadar çok ibadet ve taatta bulunursak o kadar kazançlı oluruz. Onun için hayatımızı bu yönüyle değerlendirip sonradan pişmanlık duymamalıyız. Yetmiş senelik ömürde cenneti kazanmak zor ama bir aylık hacda kazanmak mümkündür.
“Hacca niyetlenerek evinden çıkan kişinin, binitinin her adımı için bir günahı silinir ve ona bir sevap yazılır.”40
“Hacılar evlerine dönünce, duaları kırk gün boyunca kabul olunur.”41
Bir kimse sıcak bir günde Beyt’in etrafını yedi kere tavaf eder, her şavtta Hacerü’l-Esved’i istilâm eder, kimseye eza vermez ve dünya kelâmını azaltırsa, her adımına yetmiş bin hasene verilir. Yetmiş bin günahı silinir, yetmiş bin derece de yükseltilir.
Kâbe’yi ziyaret eden kimseye layık olan, Kâbe’ye kalp huzuru ile girmektir. Çünkü Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.):
“Kâbe’ye bakmak ibadettir.”42 buyurmuştur.43
Medine’nin Fazileti

Medine-i Münevvere denince ilk akla gelen, hiç şüphesiz Mescid-i Nebevî’dir. Zira âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi vesellem) kabr-i şerîfinin bulunduğu mekân burasıdır. Hacca veya umreye gidenlerimiz bilirler; Mescid-i Nebevî ziyaret edilmeden geri dönülmez. Bu ziyaretin birçok sebebi vardır. Düşünülürse, bütün sebepler O’nun şefaatine ulaşabilme arzusunda birleşir.44

Sevgili Peygamberimiz’in (sallallâhu aleyhi vesellem) Mescid-i Nebevî’ye dair irad buyurduğu bazı hadisler şöyledir:

Kim ki Beyt-i Şerifi haccedip sonra beni ziyaret etmezse, bana cefa etmiş olur”45

Kim kabrimi ziyaret ederse, ona şefaat etmek bana vacip olur.”46

Muhakkak İbrahim (aleyhisselâm) Mekke’yi harem etti, halkına dua etti. (Ben de İbrahim’in (aleyhisselâm) Mekke’yi mübarek kılması gibi ve Mekke’ye dua etmesi gibi, Medine’ye dua ediyor ve bereket diliyorum)..”47


Evet, Medine-i Münevvere mukaddes topraklardandır. “Allah Teâlâ Medine Şehrini “tâbe (taybe) diye isimlendirmiştir.”48
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin buyurduğuna göre; “Medine’nin bir adı da günahları yok eden Taybe’dir. Nasıl ki kuyumcunun körüğü, gümüş tortusunu yok ederse, Medine de günahları yok eder.”49, 50
Şüphesiz Medine’de ölenlerin şefaatçisi benim.”51
Kim Medine’nin sıcağına ve meşakkatine sabrederse, sizler şahit olun, kıyamette ben onun şefaatçisi olacağım”52
Medine, demircinin körüğü gibidir. Körük sayesinde madenin tortusu alınıp hâlis ve safî olanının çıkarıldığı gibi, Medine de kötü insanları dışarıya atar, iyi ve hâlis olanları tutar.”53
Kim kabrimi ziyaret ederse, muhakkak ki Allah onun günahlarını mağfiret eder. Kıyamette şefaatime nail olur”54
Medine’de benim mescidimde kılınan bir namaz, başka mescitlerin bin rekat namazından daha faziletlidir. Ancak Mescid-i Haram müstesnadır.”55
Ey Rabbim, Medine’ye (Mekke’ye verdiğin bereketin) iki katı bereket ver.”56

Medine’nin dağ ve geçitlerinde muhafız melekler vardır. Tâun ve Deccal Medine’ye giremez.”57


Kim benim mescidimde kırk vakit namaz kılarsa ona cehennemden azat olma beratı verilir, münafıklıktan kurtulur.”58
Kim temizlenerek, benim mescidimde namaz kılmak maksadıyla evinden çıkar, mescidime gelip namaz kılarsa bir hac sevabı alır. Mescid-i Kuba’da kılarsa umre sevabı alır.”59,60
Rabbimiz hacca gidenlere tekrar gitmeyi, gidemeyenlere ise en yakın zamanda gidebilmeyi nasip etsin. Ayrıca hacca gidecek olanlara hac vazifesini hakkıyla ifa edebilmeyi de nasip ve müyesser eylesin. Amin.
وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ


1 Âl-i İmran, 3/97

2 Temel İlmihal Bilgileri - Şemseddin Bektaşoğlu, Semerkand Yayınları, C.2.

3 Buhârî, Hac 32.

4 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, SemerkandYayinlari, sf.25.

5 Buhârî İmân,1, 2; Müslim, İmân, 19-22; Tirmizî, İmân, 3; Nesâî, İmân, 13.

6 Temel İlmihal Bilgileri - Şemseddin Bektaşoğlu, Semerkand Yayınları, C.2.

7 Temel İlmihal Bilgileri - Şemseddin Bektaşoğlu, Semerkand Yayınları, C.2.

8Tirmizi, Hac, 3.

9 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, SemerkandYayinlari, sf.25.

10 Temel İlmihal Bilgileri - Şemseddin Bektaşoğlu, Semerkand Yayınları, C.2.

11 Buhârî, Hac 4.

12 Buhârî, Hac 4.

13 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, SemerkandYayinlari, sf.25.

14 İbnu Mace, Menasik, 5; İbnu Hıbban, Sahih, No: 4594; Beyhaki, Şuabu’l-İman, No: 4104-4107.

15 Kalplerin Azığı - Kûtu’l-Kulûb , Ebû Tâlib El-Mekkî, Semerkand Yayınları, C.3.

16Tirmîzî, Hac, 2.

17 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, SemerkandYayinlari, sf.25.

18 Kalplerin Azığı - Kûtu’l-Kulûb , Ebû Tâlib El-Mekkî, Semerkand Yayınları, C.3.

19 Kalplerin Azığı - Kûtu’l-Kulûb , Ebû Tâlib El-Mekkî, Semerkand Yayınları, C.3

20 Temel İlmihal Bilgileri, Şemseddin Bektaşoğlu, Semerkand Yayınları, C.2

21 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, SemerkandYayinlari, sf.79.

22 İlgili ayetin meali şöyledir:“Hac malum aylardadır. Kim o aylarda haccı yerine getirmek isterse bilsin ki, hacta ne cinsel yaklaşma (Rafes), ne günah sayılan davranışlarda bulunma (Füsûk), ne de tartışma ve sürtüşme (Cidal) yoktur. Siz hayır olarak her ne yaparsanız Allah mutlaka onu bilir. Azıklanınız ve biliniz ki, azığın en hayırlısı takvadır, haramlardan korunmadır. Öyleyse bana karşı gelmekten korunun ey akıl sahipleri!..” Bakara, 197.

23Vehbe Zuhaylî, İslam Fıkhi Ansiklopedisi, IV, 108; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, s. 594.

24 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, Semerkand Yayınları, sf.33.

25 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, Semerkand Yayınları, sf.33.

26 Temel din Eğitimi, Eyyüp Beyhan, Hâcegân Yayınları, sf.231.

27 Beyhaki, Şuabu’l-îman, s 184.

28 Buhârî, Hac, 4.

29 Buhârî, Hac, 4; Müslim, Hac, 436 (1348).

30 İbnMace, Menasik, 49.

31 İbnMâce, Menâsik, 5.

32 Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, I, 113.

33 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, SemerkandYayinlari, sf.25.

34 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, Semerkand Yayınları, sf.33.

35 Ezrakî, Ahbâru Mekke, II, 22; İbn Cemaa, H. Sâlik, I, 55.

36 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildirar, Semerkand Yayınları, sf.33.

37 Hac, 22/25.

38 Kalplerin Azığı - Kûtu’l-Kulûb , Ebû Tâlib El-Mekkî, Semerkand Yayınları, C.3.

39 Rıfat Fevzi Abdülmüttalib, el-Hac ve’l-Umre, s. 484.

40 el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, III, 274, 276.

41 İbn Cema’a, Hidayetü’l-Mesâlik, I, 16.

42Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 671 (H.No: 9320).

43 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildırar, Semerkand Yayınları, sf.70.

44 Bilal Demirsoy, O'nun Şefaatine Dualarla Ulaşmak, Semerkand Dergisi, Ağustos 2001.

45 K. Miras, Tecrid Tercümesi, V, S. 16

46 Eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, V, 95

47 Müslim, Hac

48 Müslim, Hac, 491.

49 Müslim, Hac, 488.

50 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildırar, Semerkand Yayınları, sf.93.

51İbn Mâce, Menâsik, 104.

52 Müslim, Hac, 477, 481, 482.

53 Buhari, F.Medine, 2; Müslim, Hac, 488.

54 eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, V, 95.

55 Müslim, Hac, 505, 506, 508.

56 Buhârî, F. Medine, 10; Müslim, Hac, 476.

57 Buhari, F. Medine, 9; Müslim, Hac, 485.

58 el-Heysemî, Mecmeuz-Zevâid, IV, 8 (H.No:5878).

59 K. Miras, Tecrid Tercümesi, IV, 194a.

60 Hac Ve Umrenin Faziletleri, Mehmet Ildırar, Semerkand Yayınları, sf.93.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət