Ana səhifə

Genç kız altın sarısı saçlarını tararken arkasından duyduğu tanıdık ses ile yüzüne sıcak bir tebessüm koydu


Yüklə 56.1 Kb.
tarix13.06.2016
ölçüsü56.1 Kb.

Başlangıç


Genç kız altın sarısı saçlarını tararken arkasından duyduğu tanıdık ses ile yüzüne sıcak bir tebessüm koydu:

“Senin güzel görünmek için taranmana hiç gerek yok güzelim,” diyordu ses, ve genç kız arkasına döndüğü gibi yüzüne müzip bir gülücük koydu.

“Ama beni çirkin sevmezsin, değil mi?”

Meoni bu sözler karşısında güldü, Valië’nin elinden aldığı tarağı şömineye attığı gibi dellenen Valië’nin ağzını zarif bir şekilde kapattı ve tek kaşı saçlarına değercesine konuştu:

“Seni en sade halinizle sevmemenin mümkün olduğunu mu düşünüyor leydim? Eğer öyleyse beni hiç tanımamış demektir,” dedi ve ısrarcı Valië’nin ağzını okşarcasına kapatırken, “Ki biz seni koşulsuz severiz.” Meoni’nin elinden kurtulan Valië sevgilisinin yüzüne zarifçe bir tokat atmaktan hiç utanmadığı gibi de azarladı:

“Lordum beni sevseydi beni zorla susturmazdi” diyordu Valië müzip bir şekilde, sevgilisinin kollarındayken, “Aksine, benim düşüncelerimi ve isteklerimi almak için herşeyi yapardı, gerekirse dünyaları feda ederdi.” Bu sözler karşısında Meoni ayağa kalktı ve alınmış taklide yaparcasına ince bıyığının altından gür sesiyle konuştu.

“Leydim, gerekirse sizin için dünyaları yakarım ama gene de sana boyun eğmem.”

İşte iki, gözleri birbirleriyle kör olmuş –ve aptal- aşıkların günleri böyle muhabbetler ile geçiyordu. Leydi saygın bir şarkıcı iken lord müziğe tapmasına rağmen daha çok hikayeler yazıyordu. Ama bu kara ve ümitsiz hikayenin iki özelliği ön plana çıkıyordu, o da bu hikayenin aslında lordun kendi düşlerine –leydisi hakkında düşlerine- can vermek amacıyla üretildiği, ve bu hikayenin gerçek olup olmadığının bilinmemesi idi. Ki lord hikayeleri kara büyüsünü o kadar iyi hissediyordu ki ve leydi de hikayenin –özellikle kendisinin temiz ve hoç bir dille övüldüğü- anlatımını o kadar seviyordu ki, gerçeği ve hikayeyi çoğu zaman karıştırıyorlardı. Lord zaten her zaman hayalleri ile yoğurdu hikayelerinde hayat bulduğundan bu karışılığı komik buluyordu, ama leydi ise hikayeyi hikaye tadında bırakmayı diliyordu.

Ve işte bu noktada, herşey çok da iyi giderken, leydi lordun kaleminden korktu, ve lord yazdı, ve leydi korktu, ve leydinin korkusunu hikayeledi lord, ve toz pembe düşler ve hikayeler kara bir mizahi masala dönüştü.

Okuyacaklarınız hiç de mutlu olmayan, birbirlerine sahip iken birlikte olamayan, birlikteyken heyecanları olmayan, ve en önemlisi, lordun deliliklerini kaleme aldığı bir “aşk” hikayesidir. Bu satırlarda aptal mutlulukları, saçma ve ümitsizlikten doğan ümitlere yer yok. Yoklukta bir varlık, var oluşta yokluk. Tutku, müzik, resim, hikaye, ve delilik –aşk...



Şarkı ve Sessizlik


Valië günün karamsar güneşi ile aydınlanmış yemyeşil çimenlerin üzerinde, öyle şaşalı da olmayan bir elbise ile oturmuş şarkı söylüyordu, şarkı söylüyordu yalnız kırlara, yalnızlığını söylüyordu usulca, sessizce.

Ve tabi Meoni’nin kedi adımlarını duyamadı Valië, ve tepesinde dikilmiş, sevgilisini yavaşça –ve içi geçerek- süzdüğünü. Onun varlığını ancak şarkının ortasında gözlerini yumup ağzını zarif iki dudak kapattığında fark etti, ve ağzı serbest olduğu gibi şarkısına kaldığı notadan devam etti.

Meoni kaşları alnında güldü.

Eline gitarını aldığı gibi Meoni Valië’nin şarkısına eşlik etti. Ancak artık şarkı sakin yalnızlığı değil, ürpertici birlikteliği anlatıyordu.

Meoni gözlerini yılan edasıyla kısdı ve gitarı çalmakla kalmayıp şarkının büyüsünü böğürlerinde hissetti. Ve şarkının ortasında – Valië’nin de profeseyonelce devam ettirdiği gibi- minör bir akor girdi ve minör devam etti. Artık majör akorlara az yer veriyordu Meoni, acımasızca mutluluğu çalıp dinleyiciden çalıyordu, kırlar seviniyor, ve Meoni sevinçlerini emiyordu.

Doğal olarak Valië’nin gözleri şarkının karanlığını ağladı, ve Meoni’yi inceledi, onun gözleri hala yılan, hala acımasız, hala soğuk, hala hayatsızdı. Hala acımasız oyununu devam ettiriyordu Meoni, devam ettiriyordu siyah şarkıyı, siyah şarkıyı çalıyor, çaldığı ile ağlatıyordu.

Valië’nin göz yaşları –eskiden zarif ve onurlu göz yaşları- artık artmıştı, sesi kısılıyor, Meoni’nin akorlarına şarkı söylemek istemiyor, ancak şarkının güzelliği karşısında da söylemeden edemiyordu.

Ve Meoni sevdiğinin göz yaşlarına bakıyor, içi gidiyor, ancak karşısındaki portre –en sade ve en güzel kızın hüznü- ona şarkısı için ilham veriyordu, bu sahneyi sanatsal buluyor, ve sonsuza kadar devam ettirmek istiyordu, ancak Valië bunu bırak sonsuzluğu, bir saniye daha devam ettirmek istemiyordu, istemiyordu canı ama şarkıya duyduğu tutkuyu da inkar edemezdi, şarkı çalmasa bile şarkıyı söylemek istiyordu.

Ve Meoni majör girdi, bir daha ümitsizleşmemecesine.

Valië daha da ağladı, bu sefer sevdiği melodinin yerini yalan bir mutluluk perdesi sarmıştı, o ümitsizliğe hayrandı ve geri istiyordu, ve şarkı tam iyi giderken o kötü havayı diledi gözyaşları.

Meoni anlamadı bile, o şarkının büyüsüne aşık olmuştu, ve şarkıyı devam ettirmek istiyordu, ve Valië’nin göz yaşlarını duymadı bile, o gitarını kısık gözleri ile çalıyor, sessizce müziği dinliyordu, ve şarkıya gittikçe aşık oluyordu.

Valië dayanamıyordu, şarkı minör çalarken de mutlu olamıyordu, majör de, ve şarkı söylemeyi bırakıp Meoni’e baktı,

Ama o gitarını çalıyordu, Valië’i zerre kadar görmüyor, onun vocal yapmamasından hiç mi hiç etkilenmiyordu, ve parmakları kanıyordu, teller parmaklarını kesmeye başladı ve parmaklarının uyuştuğunu hissediyordu, ama umursamıyordu Meoni, o şarkının büyüsüne kapılmıştı bir kere, ve büyüsünden çıkamıyordu.

Ve ince mi teli koptu, sonra si, ardından sol, takip edercesine do, do’dan sonra la ve en son kalın do, tek tek, Meoni’nin kanları ile sulanıp koptu.

Şimdi Meoni’nin elinde gitar yoktu, ve sonunda Valië dinlenebiliyordu, ancak gözleri halen şarkıyla ağlıyordu, Meoni ise şarkının büyüsünde, devam ediyor, sessizlikte dinliyordu.

Kelimesiz Hikaye


Masa başında oturup da büyük ümitlerle yazı yazmaya çalışan Meoni’nin tek bir şeyi eksikti: bir konu. Konulardan konu seçebilirdi, ancak hiçbirinde istediği gibi hissedemiyor, kendisini anlatamıyordu, anlattıkları anlaşılmıyordu.

“Aşk” dedi Meoni, siyah perdesini çekmiş geceye, usulce ve sessizce, “Aşk”, klasik bir konuydu, ancak kabul etmesi gereken birşey vardı ki o da şu an aşktan başka birşey düşünmediğidi.

Aşk üzerine yazacaktı genç ozan, ancak halen ne yazacağını kafasına kestirememişti, kafası bozuk, üzgündü, Valië şehir dışına gitmişti tatile arkadaşlarına, ve Meoni, o salakça mantığı ile Valië’nin biraz arkadaşlarıyla yalnız vakit geçirmesinin Valië’e iyi geleceğini düşünüp gelmeyi reddetmişti.

Gerçekten de salakça bir karadı bu.

Evde kafayı bulmak için hiç şarap yoktu, gerçi “Gerek de yok” dedi Meoni gene o sessiz geceye, onun acısı ona yeterdi. Sürekli yüzüne düşen uzun, kuzguni saçlarını topladı, ve masasında göz gezdirdi –O!

Neden daha önce düşünememişti ki? Tabi ki onun hakkında yazacaktı, onu ilk nasıl gördüğünü, ona nasıl aşık olduğunu, ve o yokken fotorafına bakmanın ne kadar acı verici bir tatlılık olduğunu... Onu yazacaktı, kızıl renkli kuş tüyü kalemiyle, kalemi onun güzelliklerini anlatacak, Meoni’nin acılarını ağlayacaktı.

Saçlarını topladığı tokası düştü ve bunu hiç umursamadan masasına oturdu, yeni bir kalem, yeni bir kağıt, yeni bir hikaye... Kalemi sıkı sıkıya kavradı ve kağıda baktı koyu kahverengi gözleriyle, acısını ve mutluluğunu belki de kelimelerinden daha da iyi anlatan gözleriyle, ve nereden başlayacağını düşündü. En sıkıntılı, en sorunlu yer buydu, sonuçtu onu anlatacaktı, onun güzelliğini, ve nereden başlayacağını bilemiyordu, onu nasıl ve neden sevdiğini bilmiyor, sadece sevdiğini hissediyordu.

Seviyor muydu gerçekten de?

Kalbi ile yazıyor, kalbi ile düşünüyordu, ve şu ana kadar kalbi ona aklından daha çok hizmet etmişti, o kalbini dinlemiş ve kazanmıştı, ama nedense içinde bir kurt vardı, acaba? Belki de kalbi onu aldatıyordu?

Ama sonuçta bunları aşkından korktuğundan, yüzleşemediğindan, hatta ona baktığında nefes alamayıp da gözü ondan başkasını göremediğinden düşündüğünü biliyordu.

Kalemi eline aldı, tekrar, tekrar düşündü Meoni, fotorafı aldı tekrar, tekrar öptü onu, gülümseyen kaşlarını tekrar çattı.

Gözleri ağrımaya başladı Meoni’nin, gece oldu olacaktı ve halen bir satır yazmamıştı, çok açtı ancak midesi tek bir lokma yemeği kabul etmiyordu, çok seviyordu ancak yanında hissedemiyordu.

Bir kahkaha! Kulaklarına inanamayan Meoni bir kahakaha duymuştu! Hemen koştu, pencereyi açtı, ve bağırdı, onun adını bağardı, artık sessiz olmayan, zalim geceye,

Ancak kimse cevap vermedi.

Masasından kalemini aldı ve kutusuna koydu, eski kağıtlarını bir kitabın arasına sıkıştırıp kütüphanesine koydu, mürekkebin kapağını kapattı.

Bu hikayeyi yazmaya niyeti yoktu. O hayallerine ve mutluluklarının tohumunu eker, sular, büyütürdü, ancak şu an aşk ona acıdan başka bir şeyi çağrıştırmıyordu. Koltuğuna oturdu, ve acısını yazıp yaşatacağına mertçe, sonuna kadar çekti. Migreni tutmuştu, gece uzun sürecekti...



Sessiz Kelime


Kara-mavi pencerelerinden bakan Meoni, kuzgun saçlarını geriye taradı, masa başında oturduğundan hareketsiz kalan vücudunun tutulmasına hiç de aldırış etmeden lavaboya uzandı, soğuk su ile yüzünü bir güzel serinletti. Masa başına oturup da anka kuşunun tüyünden yapılmış kalemini mürekkepleyip yazısına devam etmeden biraz daha kırmızı şarap aldı.

Yazmış olduğu süslü –ve tamamen boş- kelimelere baktı, ve neden burda oturduğunu düşündü, niçin burdaydı ve neden yaptığını yapıyor ve kesinlikle neden böyle kötü yazılar yazıyordu? Aklına ister istemez sevdiğinin fotorafını getirdi, o sarı saçlarının altındaki zarif ve suskun gözleri, ve her zaman hayranlıkla bakıp hasret duyduğu o kalın dudakları...

Ve yeni şişe bitti.

Eski yazılarına bir göz attı, ancak bu yazıları hiçbir zaman kağıda

dökmedikleriydi, her zaman kendine aklında sakladığı hikayelerdi bunlar, ve

hiç bir zaman kağıttaki yerlerini alamayacak hikayelerdi, ve hikayelerin büyüsü

–şarkılardı bu hikayeler.

Şarkılarını asla çalmazdı, asla söylemezdi, asla başkasına vermezdi,

aklında biriktirirdi hep, bir kaç kere kağıda dökmeye çalışsa bile hiçbir zaman o kağıtların kaderi yanmaktan öte olmazdı.

Eline gitarı aldı ve altı teli boş boş okşadı, çalmak istiyorudu, yazı yazmak istiyordu, ama olmuyordu,

Eksiklik fark edilmeyecek gibi değildi, O eksikti, ak şam gelmeyeceğini bildirmişti, ilham perisi gelmeyecekti, kalemi yetenekli ellerinde hayat bulamayacak, kelimeler hak ettiği yerlerde olmayacaktı.

Ve bir şişe daha bitti.

Kalemini tekrar eline aldı Meoni kızıl gözleri ile süzdükten sonra, ve kağıda yazmaya başladı,

Ve gözlerinden akan bir damla kan kağıdı ıslatıp mürekkebi çözdü.

Kaderine ve şansına küfretti, ve kalemini tekrar tekrar mürekkebe batırdı, tekrar tekrar yazdı, tekrar tekrar kan ağladı, teker teker küfretti, ve bir şişe şarap daha devrildi.

Çalışma masasından kalktığı gibi kanepeye attı kendini, kanlı gözlerini bir parça mendil ile sildi, ve gözleri bu sefer yaş ile doldu. Gözlerini kandan arıttıktan sonra sessiz ve mutsuz bir şekilde ağlamaya çalıştı, ancak her ağlamaya çalıştığında gözleri kanlanıyor, ve sadece kan ağlıyordu, acısını ağlıyor, ama yalnızlığını, mutsuzluğunu, onsuzluğunu ağlayamıyordu, acısını ağlıyordu yavaş yavaş, yavaş yavaş gözleri kapanıyordu.

Bir tane daha şişenin devrildiğini görenler var.

Aklı karışık, salakça yazmaya başladı, kelimelerini okumuyor, sadece kağıdı ve kelimeleri, elini ve kuş tüyü kalemini, aşkını ve yalnızlığını görüyor, duyuyordu.

Duyduğu ses yüzünden mutlu mu olmalıydı mutsuz mu bilemedi, ki bu ses zarif, insanın –en azından onun- ruhunu okşarcasına bir sesti:

“Süpriz.”



Sessiz Şarkı


Mutluydu Valië.

Valië bugün sevgilisinin onu dışarı çıkaracağından mutluydu, en güzel elbisesi üstünde, en kaliteli makyajı yüzündeydi. Kıyafeti kırışmasın –ki Meoni onu güzel görsün- diye oturmuyordu Valië, oturmuyordu ve elinde bir bardak şarabı, tebessüm ile bekliyordu Meoni’yi.

Aynaya geçti, şarabını çiçekli, süslü püslü ve Meoni’nin beğenmemesinin nedeni olarak “Kız işi” olduğunu bahane ettiği küçücük sehbanın üzerine bıraktı, yadigar tarağını aldı ve büyük bir aynanın karşısında saçını taramaya başladı. Saçları ipek gibi dökülüyordu, bütün gün saçına şeklini vermek için uğraşmıştı.

Ama Meoni’nin hala gelmemesine takmıştı Valië, kulağını sokağa açılan görkemli kapıya yavaşça –ve saçına dikkat ederek- dayadı ve diledi, bir ihtimal geldiğini duyar da sevgilisine süpriz yapardı.

Bir sigara yaktı ve telefonu kapının yanına getirdi, bir ihtimal Meoni arardı,

Aramasına da gerek yoktu ya, kesinlikle gelirdi, ne demişti: “Akşam iki dirhem bir çekirdek giyin, seni çok beğeneceğin bir yere götüreceğim” Ama içine yine de bir kurt düştü Valië’nin.

Bir sigara, ve bir bardak şarap daha.

Sıkılmıştı artık, iki saattir bekliyordu, sandalyesine oturdu ve suratını astı, kıyafeti buruşmuştu.

“O salak için değmez zaten, bana ne beni böyle beğenmezse?!” diye düşündü Valië, ama kıyamıyordu da ona, kesin bir işi çıkmıştı, ya da başına kötü birşey gelmişti, onun suçu değildi –olamazdı- ve tartışılmazdı.

Boş sigara paketi şömineye atıldı ve bir yeni paket açıldı, bir sigara daha yandı, bir şarap daha dikildi.

Ağlamaya başladı Valië, bu hali ile sevgilisini karılayacaktı, onu öpecekti, onu öutlu edecek, ona kendini beğendirecekti. Ama o yoktu, ve tedirgin olmaya başladı, neden gecikmişti, neden bugün?

Dayanamayan Valië topuklu ayakkabıları ile şehrin öbür ucundaki Meoni’nin evine yol aldı, yağan yağmur saçını da ıslatmış, bütün günki emeklerini bir anda silmiş, ve elbisesini de. Karanlık sokaklardan geçerken aklında tek bir düşünce vardı, o da Meoni’sinin başına birşey gelip gelmemesiydi.

Ve tabi başına birşey gelmemişse onu nasıl öldüreceği...

Meoni’nin merdivenlerini yavaşça, ses çıkarmadan çıktı, ve bir anda Meoni’yi önündeki kanepede, uzanmış, perişan bir halde gördü. Bir şişenin uçup odanın öbür ucunda patladığını görünce aslında hasta filan olmadığını ve sadece üşengeçlikten gelmediğini anladı. Arkasına geçti, ve yumuşak –ama kızgın- bir ses ile fısıldadı:

“Süpriz.”

Ve arkasını dönen Meoni’yi tek bir hareketi sayesinde bağışladı: Arkasını döndüğü gibi doğum günü hediyesi alan bir çocuk edasıyla Valië’i dudağından öptü ve konuştu:

“Mükemmel görünüyorsun, ahh seni seviyorum.”


Şarkı ve Sessizlik


Valië günün karamsar güneşi ile aydınlanmış yemyeşil çimenlerin üzerinde, öyle şaşalı da olmayan bir elbise ile oturmuş şarkı söylüyordu, şarkı söylüyordu yalnız kırlara, yalnızlığını söylüyordu usulca, sessizce.

Ve tabi Meoni’nin kedi adımlarını duyamadı Valië, ve tepesinde dikilmiş, sevgilisini yavaşça –ve içi geçerek- süzdüğünü. Onun varlığını ancak şarkının ortasında gözlerini yumup ağzını zarif iki dudak kapattığında fark etti, ve ağzı serbest olduğu gibi şarkısına kaldığı notadan devam etti.

Meoni kaşları alnında güldü.

Eline gitarını aldığı gibi Meoni Valië’nin şarkısına eşlik etti. Ancak artık şarkı sakin yalnızlığı değil, ürpertici birlikteliği anlatıyordu.

Meoni gözlerini yılan edasıyla kısdı ve gitarı çalmakla kalmayıp şarkının büyüsünü böğürlerinde hissetti. Ve şarkının ortasında – Valië’nin de profeseyonelce devam ettirdiği gibi- minör bir akor girdi ve minör devam etti. Artık majör akorlara az yer veriyordu Meoni, acımasızca mutluluğu çalıp dinleyiciden çalıyordu, kırlar seviniyor, ve Meoni sevinçlerini emiyordu.

Doğal olarak Valië’nin gözleri şarkının karanlığını ağladı, ve Meoni’yi inceledi, onun gözleri hala yılan, hala acımasız, hala soğuk, hala hayatsızdı. Hala acımasız oyununu devam ettiriyordu Meoni, devam ettiriyordu siyah şarkıyı, siyah şarkıyı çalıyor, çaldığı ile ağlatıyordu.

Valië’nin göz yaşları –eskiden zarif ve onurlu göz yaşları- artık artmıştı, sesi kısılıyor, Meoni’nin akorlarına şarkı söylemek istemiyor, ancak şarkının güzelliği karşısında da söylemeden edemiyordu.

Ve Meoni sevdiğinin göz yaşlarına bakıyor, içi gidiyor, ancak karşısındaki portre –en sade ve en güzel kızın hüznü- ona şarkısı için ilham veriyordu, bu sahneyi sanatsal buluyor, ve sonsuza kadar devam ettirmek istiyordu, ancak Valië bunu bırak sonsuzluğu, bir saniye daha devam ettirmek istemiyordu, istemiyordu canı ama şarkıya duyduğu tutkuyu da inkar edemezdi, şarkı çalmasa bile şarkıyı söylemek istiyordu.

Ve Meoni majör girdi, bir daha ümitsizleşmemecesine.

Valië daha da ağladı, bu sefer sevdiği melodinin yerini yalan bir mutluluk perdesi sarmıştı, o ümitsizliğe hayrandı ve geri istiyordu, ve şarkı tam iyi giderken o kötü havayı diledi gözyaşları.

Meoni anlamadı bile, o şarkının büyüsüne aşık olmuştu, ve şarkıyı devam ettirmek istiyordu, ve Valië’nin göz yaşlarını duymadı bile, o gitarını kısık gözleri ile çalıyor, sessizce müziği dinliyordu, ve şarkıya gittikçe aşık oluyordu.

Valië dayanamıyordu, şarkı minör çalarken de mutlu olamıyordu, majör de, ve şarkı söylemeyi bırakıp Meoni’e baktı,

Ama o gitarını çalıyordu, Valië’i zerre kadar görmüyor, onun vocal yapmamasından hiç mi hiç etkilenmiyordu, ve parmakları kanıyordu, teller parmaklarını kesmeye başladı ve parmaklarının uyuştuğunu hissediyordu, ama umursamıyordu Meoni, o şarkının büyüsüne kapılmıştı bir kere, ve büyüsünden çıkamıyordu.

Ve ince mi teli koptu, sonra si, ardından sol, takip edercesine do, do’dan sonra la ve en son kalın do, tek tek, Meoni’nin kanları ile sulanıp koptu.

Şimdi Meoni’nin elinde gitar yoktu, ve sonunda Valië dinlenebiliyordu, ancak gözleri halen şarkıyla ağlıyordu, Meoni ise şarkının büyüsünde, devam ediyor, sessizlikte dinliyordu.


Kelimesiz Hikaye


Masa başında oturup da büyük ümitlerle yazı yazmaya çalışan Meoni’nin tek bir şeyi eksikti: bir konu. Konulardan konu seçebilirdi, ancak hiçbirinde istediği gibi hissedemiyor, kendisini anlatamıyordu, anlattıkları anlaşılmıyordu.

“Aşk” dedi Meoni, siyah perdesini çekmiş geceye, usulce ve sessizce, “Aşk”, klasik bir konuydu, ancak kabul etmesi gereken birşey vardı ki o da şu an aşktan başka birşey düşünmediğidi.

Aşk üzerine yazacaktı genç ozan, ancak halen ne yazacağını kafasına kestirememişti, kafası bozuk, üzgündü, Valië şehir dışına gitmişti tatile arkadaşlarına, ve Meoni, o salakça mantığı ile Valië’nin biraz arkadaşlarıyla yalnız vakit geçirmesinin Valië’e iyi geleceğini düşünüp gelmeyi reddetmişti.

Gerçekten de salakça bir karadı bu.

Evde kafayı bulmak için hiç şarap yoktu, gerçi “Gerek de yok” dedi Meoni gene o sessiz geceye, onun acısı ona yeterdi. Sürekli yüzüne düşen uzun, kuzguni saçlarını topladı, ve masasında göz gezdirdi –O!

Neden daha önce düşünememişti ki? Tabi ki onun hakkında yazacaktı, onu ilk nasıl gördüğünü, ona nasıl aşık olduğunu, ve o yokken fotorafına bakmanın ne kadar acı verici bir tatlılık olduğunu... Onu yazacaktı, kızıl renkli kuş tüyü kalemiyle, kalemi onun güzelliklerini anlatacak, Meoni’nin acılarını ağlayacaktı.

Saçlarını topladığı tokası düştü ve bunu hiç umursamadan masasına oturdu, yeni bir kalem, yeni bir kağıt, yeni bir hikaye... Kalemi sıkı sıkıya kavradı ve kağıda baktı koyu kahverengi gözleriyle, acısını ve mutluluğunu belki de kelimelerinden daha da iyi anlatan gözleriyle, ve nereden başlayacağını düşündü. En sıkıntılı, en sorunlu yer buydu, sonuçtu onu anlatacaktı, onun güzelliğini, ve nereden başlayacağını bilemiyordu, onu nasıl ve neden sevdiğini bilmiyor, sadece sevdiğini hissediyordu.

Seviyor muydu gerçekten de?

Kalbi ile yazıyor, kalbi ile düşünüyordu, ve şu ana kadar kalbi ona aklından daha çok hizmet etmişti, o kalbini dinlemiş ve kazanmıştı, ama nedense içinde bir kurt vardı, acaba? Belki de kalbi onu aldatıyordu?

Ama sonuçta bunları aşkından korktuğundan, yüzleşemediğindan, hatta ona baktığında nefes alamayıp da gözü ondan başkasını göremediğinden düşündüğünü biliyordu.

Kalemi eline aldı, tekrar, tekrar düşündü Meoni, fotorafı aldı tekrar, tekrar öptü onu, gülümseyen kaşlarını tekrar çattı.

Gözleri ağrımaya başladı Meoni’nin, gece oldu olacaktı ve halen bir satır yazmamıştı, çok açtı ancak midesi tek bir lokma yemeği kabul etmiyordu, çok seviyordu ancak yanında hissedemiyordu.

Bir kahkaha! Kulaklarına inanamayan Meoni bir kahakaha duymuştu! Hemen koştu, pencereyi açtı, ve bağırdı, onun adını bağardı, artık sessiz olmayan, zalim geceye,

Ancak kimse cevap vermedi.

Masasından kalemini aldı ve kutusuna koydu, eski kağıtlarını bir kitabın arasına sıkıştırıp kütüphanesine koydu, mürekkebin kapağını kapattı.

Bu hikayeyi yazmaya niyeti yoktu. O hayallerine ve mutluluklarının tohumunu eker, sular, büyütürdü, ancak şu an aşk ona acıdan başka bir şeyi çağrıştırmıyordu. Koltuğuna oturdu, ve acısını yazıp yaşatacağına mertçe, sonuna kadar çekti. Migreni tutmuştu, gece uzun sürecekti...


Bir Delinin İtirafları by Doğukan “Kedi” Sakar

Geceyarısı, saatten haberim yok, elimde kalemim, yazıyorum... Yakınlarda bir ışık kaynağı yok, gözlerim yazdıklarımı okuyamıyor ama yazıyorum yinede, inadına...

Ne yazmamı bekliyordun ki? Ben burada yanarken havadan sudan bahsedemem.

Şarabım olacaktı, zor günler için... İçmiş, bitirmişim onu, şişe yerde, boş, ve pis, ama şişe orada. Son günlerde fazlasıyla zor günler yaşadığım için pek umursamadım, ben yazımı yazmaya devam ediyorum.

Elimde bir fotorafı –içrtenliğini sahte bir gülücük ile gösterdiği- var, ona bakıyorum. Kendimi ilk defa çok sıkıcı hissediyorum, o nefret ettiğim şeyin bahımlısı oldum –aşk- ve nefret ettiklerimden birine dönüştüm –aşık. Benim için klasik kelimeler, klasik cümleler bunlar, ki herkes benim aşk hakkındaki negatif düşüncelerimi bilir. Ama ömrümde ilk defa aşık olduğum için kızmıyorum kendime, birine bağımlılığım artık bana acı vermiyor -beni yakan şey sahip olamamak.

Evet, ona daha sarılmamış kollarımdan yavaşça –hatta hızlıca bile denir- gittiğini görüyorum. Harekete geçmeliyim, ama geçmiyorum. Bencilce düşünüyorum..

Bir kere harekete geçtim, ona onu sevdiğimi söyledim, onunla olmak istediğimi söyledim ve benimle olup olmayacağını sordum. Anlamalıymışım. Anlamsızlıktan bir mantık çıkarmaya çalışıyorum ve çıkaramıyorum.

Uğraşmıyorum, ben cevabımı almışım.

Ama pişkinliğime bak, o yüce kelimeyi kullanıyorum: Dost. Dost olalım, diyorum, unutalım diyorum, tamam diyor.

Ama şimdi...

Şimdi işler daha farklı. Geçen günlerde bir başka kızla tanıştım ki ona hissettiğimin aşk olduğunu kendime nasılsa inandırdım. Hissettiğim neydi bilmiyorum ama aşk meşkle bir alakası yoktu, onu şimdi biliyorum. En büyük aptallığımsa sevdiğime tanıştığım kızdan bahsetmek oldu. Sevindi.. Benim için mi sevindi yoksa artık onun peşindem koşmayacağımı garantiye aldığı için mi, yoksa sevinmedi toptan da öyle mi gösterdi bilemeyeceğim.

Şimdi ona dönmek istediğimi nasıl söylesem...

Hiçbir zaman utangaç olmadım. Duygularımı dışa vurmam, o başka, ama duygularımı dile getirmekten ve eleştrilmekten korkmadım. Ona söylemeye de cesaretim var. Ama diyorum, ama kabul etmezse? Eğer ikinci kere red edilirsem bana karşı dostluğunu devam ettirebilecek mi? Eğer onu hala sevdiğimi bilirse dostum kalabilecek mi? O zaman ben ona gidip de hangi yüzle günaydın diyeceğim?

Hayır, bu üstüne oynayamayacağım bir bahis. Onu toptan kaybetmeye dayanamam.Onun için de en iyi olduğum, ve bazen nefret edip bazen bayıldığım ve ün yaptığım özelliğimi devreye sokuyorum: Yalan. Evet, ona onun dostuymuşum gibi davranarak yalan söylüyorum. Bir dostun yerine getirmesi gereken her şeyi belki de yerine getiriyorum ama tek farkım onun dostu olmamam. Onu seviyorum, ve o bunu bir daha öğrendiğinde benim yüzüme bakmamasından korkuyorum.

Hayatımda hiç bu kadar korkmadım. O yüzden ağzımı kapalı tutuyorum.

Ama deliriyorum, hergün onun yanından geçip, o kadar samimi olup, ona o kadar yakınken onunla beraber olamamak, onu öpememek, ona dokunamamak, ona sahip olamamak! Bana kızmayın, ona sahip olamamak dediğimde, çünkü tek taraflı birşeyden bahsetmiyorum, onun olmak da isteğim!

Onu seviyorum, ötesi var mı?

Deliriyorum, nasıl bu kadar sakin ve normal olduğumu bilmiyor, şükrediyorum.

Anlamıyorum, içime bir kurt düşüyor.

Eğer birisine aşık olduğumu hissedip de sadece bir yanlış anlaşılma olduğunu nasıl bilemediysem şimdi de bir yanlış anlama olamaz mı? Deneyip görmek gibi bir şansım da yok.

Gece yarısı. Gözlerim yorgun, ama sanki bir çift mandal onları tutuyor, kapanmasına izin vermiyor. Gece uzun, gece bitmiyor.Fotorafına bakıyorum. Boş ama içten bir gülümseme. O fotoğrafını sevmiyor, güzel değilmiş. Ah be güzelim, hele aşık olduğumu bir bilsen?

Şu an tek birşey istiyorum, o da duygularım taş olsa da camdan dışarı atsam. Cam olsun da kimse kıramasın, kimse karışmasın. Taş olsun ki sevmeyeyim onu.

Seviyorum. Bu duygudan ve ondan nefret ediyorum. Ona aşık olmamda onun bir suçu yok ama ondan yine de nefret ediyiroum.

Yine de seviyorum. Bunu hissetmiyor, biliyorum.

Şarabım bitmiş. Zor günlerde içecektim halbuki...

Yazımı baştan okuyorum: Onu sevmediğime eminim. Ancak bu kadar karışık ama bir o kadar da düzenli ikinci bir yazı yazamama korkusundan silmiyorum. Şaraba ihtiyacım yok ki bu sessiz gecede çünkü düşünüyorum: Kendini dışa böyle sanatsal ve artistik bir şekilde vurabilen kendimden başka neden birisine aşık olayım ki?



Aşk bitti; aşk aptallıktı.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət