Ana səhifə

Enerji MİmarliğI


Yüklə 216.76 Kb.
səhifə1/4
tarix14.06.2016
ölçüsü216.76 Kb.
  1   2   3   4


“ENERJİ MİMARLIĞI”

SERÜVENİ !..

Y.Mimar Çelik Erengezgin

1 Haziran 2015
BİR KÜÇÜK GİRİŞ TAKSİMİ..
Bu projeleri, başarı öyküsü niyetine değil, 50 yıllık mesleki bir serüvenin son 31 yılını kapsayan inatçı adımları paylaşmak için sıraladım. Nedenlerini, başlarına gelenleri ve gerçekleşme yolundaki şanslarını belgelemek için.. Bir öğrenme süreci, toplumsal tepki, mesleki belge ve evrensel bir ödeşme öyküsü niyetine..
Ayakta ve hayatta” kalmanın tek seçeneği olduğuna inandığım, “enerji ve ekoloji” adına atılması gereken doğru adımlara ışık tutmak ve somut örneklere indirgeyebilmek niyetine.. Birilerine “işte mesela dedik !” diyebilmek, sağlıklı bir evrensel gelecek adına deneyim ve yaşamsal fırsat sunabilmek için.. Aynı hatalara bir daha düşmemek ama doğrulara da kanıt sunup, güç katmak niyetine..
1- 1984

BURSA ALMİRA OTELİ
Yıl 1984. Enerji öncelikli ilk projem. Tüm cepheler, ısı ve ses izolasyonu için

kayar mermer plakalı ve üç katmanlı olarak çözülmüştü.. Hala böyle bir detay yok

nedense.. Pencereler de, alüminyum takviyeli ahşaptı.. O yıllarda PV panelin adı bile

bilinmiyordu.. O yüzden, tam güneye bakan cephe, beş yıldızlı otelin sıcak su ihtiyacının

önemli bölümünü güneş kolektörleri ile karşılayabilir diye düşünebilmiştim .


Böylece kolektörler artık, çatıda çanak anten gibi durmayacaktı.. Tam güneye bakan cephe, otelin sıcak su ihtiyacının önemli bölümünü güneş kolektörleri ile karşılayabilir diye düşünmüştüm. Mekanik projeyi yapan makine mühendisinin ise bu teknolojiden hiç haberi yoktu maalesef.
Amerika’dan yeni gelen bir iki kitabı kendisine verdim. On beş gün sonra “ben büyük yanlış yaptım” dedi.. Evet yanlış büyüktü. Çünkü en başta mal sahibinin bu konuya verebileceği olası desteği yani güvenini kaybetmiştik. Ve sonra o yüzeylere bakır kapladım !.26 sene sonra mal sahipleri, “keşke seni dinleseydik !” dediler..
Ülkemizde ilk kez bir sivil binanın cephesi güneş kolektörleri monte edilsin diye mimari olarak eğimli yapılmıştı. Yani kolektörler çatıda çanak anten gibi durmayacaktı..

2- 1996

İZMİR ÖZDİLEK
İkinci projem bir otel ve alışveriş merkezi. Doğal havalandırma kepçesi, sıcak ve pis havanın tahliyesi adına yatay ve düşey boşluklar, katlar

arasında yeşil bahçe ve büyük bir güneş bacası.. Çim çatıda spor salonu.. Küçük çapta bir gökdelen.. Bugün yapar mıyım aynı şeyi ?.. Çok katlı olmadıkça evet.. Bu avan proje ile ruhsat alındı. İşverenle tartışma çıktı ve bir başka mimar tarafından elbette farklı bir yorumla bitirildi.


3- 1997

İZMİRDE OTEL, İŞ ve ALIŞVERİŞ MERKEZİ
Yine çok katlı. O günkü Belediye Başkanının 22 katlı imarı 44 kata çıkarmayı göze aldığı bir proje.. Yine doğal havalandırma gayreti söz konusu.. Ana taşıyıcı çelik. Bu kez, her kattan bahçeye çıkılabilen bir DNA sarmalı var hedefte.. Ekoloji adına 44. kattaki bahçenin

günahlarımı affettireceğini sanıyordum.. Gökdelen sendromunu henüz içselleştiremediğim günler.. Allahtan mal sahibinin gözü korktu, vazgeçti.. Halbuki oğlu “bu binanın seyrinden para kazanırız baba” diyordu..


4- 2000

İKİZ EKO EV
Sıra “enerji öncelikli” olmanın bir ötesine geçmeye, tüm enerjisini üretmeye gelmişti artık. İkiz yamaç evi bu amaçla tasarlandı.. Toprağa gömülen bölümü doğadaki sabit 15 dereceden yararlanacaktı. Yamacın devamı mutfak içinde küçük bir sera bahçe oluşturacaktı.. Kolektör ve Paneller, birer sonsuz vida ile manuel olarak yaz-kış pozisyonuna ayarlanabilecekti. Eğer rüzgar elverişli ise türbinimiz de elektrik üretebilecekti.. Beton duvarlar iki daireyi yangına karşı ayırmakta ve toprakla temas eden yüzeylerde işe yaramakta. Geri kalan çatkı ahşap.. İki evin de ayrıca enerji serası ve güneş duvarı var. Elbette kocaman birer şömineleri de... Evler, yağmur suyunu tüm çatıdan alıp topluyor. Rezervuarlarda ve damlama sulamada kullanıyor..
5- 2000

120 M2 EKO EV
Sıra bu kez, Enerji Bakanı Hilmi Güler tarafından, MTA’nın bahçesinde yaptırılmak istenen beşinci projeme geldi.. Projeyi yapalı hayli zaman olmuştu. Sayın Enerji Bakanımızla da göreve geldiği ilk aylarda, Orta Doğu Üniversitesindeki bir konferansıma davet ettiğimizde tanışmıştık.. “Bugün dünyam değişti !” diye beyanat vermişlerdi TRT muhabirine.. Çok sevinmiştim bu etkileşime..
Sıradan bir ev tasarımının da enerjisini üretebileceğini anlatmaya çalışmaktaydım. Ahşaptı, toprak terası vardı. Rüzgar türbini vardı. Tabii serası ve güneş duvarı da. 120 m2 idi tüm kapalı alanı. Üstü kapalı garajı bile olan, mütevazı bir örnekti... Nedense, dağdan gelen bağdakini kovuyor zannedildi bakanlık çalışanlarınca.. Başarı ile engellediler.. Yani,

emir demiri kesememişti..


6- 2002

KAHİRE MÜZESİ
Uluslararası bir mimari proje müsabakasına katıldık. Mısır’da Kahire Müzesi.. Dünyanın en büyük müzesi.. Tüm yapıyı yerden kaldırdık. Altında kocaman bir gölge alan yarattık böylece. Açık müze için gerekli alan tamamen güneşten korunmuştu artık..
Açık alan ile arada ısı farkı doğduğundan, yani ortaya çıkan basınç farkından ötürü, doğal bir esinti başlamış oluyordu böylece.. Arazinin tepesine kadar daha önce çıkartılan Nil suyu bu bölümden dere gibi akıtılacak ve serinlik desteklenecekti.
Tüm çatıya, arazideki mevcut çöl kumunu 50 cm yüksekliğinde doldurarak doğal izolasyon hedefledik.. Ayrıca venturi bacalarımız ve rüzgar kepçelerimizle doğal havalandırmayı hedeflemiştik.. Yapı altındaki serinliği iç mekana çekmeyi düşünüyorduk..

Tüm yapı özel tasarımlı çelik konstrüksiyondu ve kırılmaz camla kaplanmıştı. Böylece ömrü sonsuz bir yapı kaplamamız olacaktı.. Bu müzenin en az iki yüz sene hizmet vermesi hedeflenmişti. Çok yoğun bir ekip çalışması gerçekleştirdik. Bir çok şeyi ilk kez denemiştik müze konseptinde..



Kendimizi birinci ilan ettik ve rahatladık. Ne yazık ki müsabakada hiç derece alamadık. Ama şunu söylemeliyim: 2500’ü aşkın proje katılmıştı. Derece alanların hiç birisi enerji adına endişe taşımıyordu..
7- 2003

RENAULT YÖNETİM BİNASI
Fabrikalarında davetli olarak verdiğim bir konferansın ardından, kendilerine bir yönetim binası yapmak istediklerini ve birkaç bürodan teklif aldıklarını söylediler. Keşke daha önce tanışıp sizden de teklif alsaydık dediler. Olsun ben de bir teklif hazırlayayım dedim.. Süre kalmadı dediler. Yılların bilgisayar deneyimi ile 15 günde ürettim bu projeyi. Çift cam cepheyi denedim bu projede. İklimsel kontrol o aralıkta sağlanacaktı. Zaman içinde, dış kabuğu değiştirmeden, kullanılan alanda % 10 büyütmeye de olanak sağlıyordu. İki adet dev rüzgar kepçesi, hem havalandırmaya hem de rüzgar tünelinde elektrik üretmeye yarayacaktı..
Güney yönünde dev bir serası vardı ve düşey güneş kanatları ile kontrol ediliyordu. Renault ambleminde yola çıkan çelik konstrüksiyonu ile Fransa’dan gelen mimarları tarafından geleceğin binası olarak tanımlandı projemiz. Ümitlendik.. Ama birileri genel müdüre dahi göstermedi çalışmamızı.. İşin verilmemesine değil değerlendirilmeye alınmamasına çok sinirlendik.. Yarı hissesi OYAK’A aittir diye bu duyarsızlığı şikayet için Ankara yollarına düştük. %49’u bizimdir yani borumuz ötmez cevabı tokat gibi çarptı yüzümüze.. Ve Fransa’ya bile gitmeyi göze almışken her şeyden vazgeçiverdim bu aczimiz karşısında.
Şimdi beton bir bina yükseliyor o alanda. Ve kendi enerjisi adına; üç beş verimlilik ve izolasyon gayreti dışında hiçbir üretim endişesi taşımıyor..

8- 2004

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ FUAR MERKEZİ
Üniversitenin Teknopark alanında yapılması düşünülen FUAR için kendi enerjisini üretebilen bir modül tasarladım. 60 m açıklığı ahşap lamine kirişlerle geçiyorduk. Statik projesini yaptırmak istediğim, hocaların hocası bir duayen mühendis ağabeyimiz “sen git bunu İtalya’da Almanya’da hesaplattır. Biz alışık değiliz” dedi. Yani ağzımın payını verdi.. Bu modüller yan yana geldiklerinde fuar tamamlanıyordu. Rektör değişti iş iptal oldu.. Belki bir gün bir fuarın; kendi enerjisini üretmek gelir aklına..
9- 2004

EKODER BURSA GÜNEŞ EVİ
Türkiye’nin “enerji mimarlığı” ilkelerine göre tasarlanmış, tüm enerjisini üretebilen ilk yapısı olacaktı.. Arsası hazırdı. Tabelası bile.. Bulunduğu ilçenin Belediye Başkanı seçim broşüründe “ilk eko evi burada yapacağız” diye ilan etmişti.. Meclis çoğunluğunu az farkla ele geçiren diğer partini görevi belli olmuştu böylece. Bu sözü yerine getirtmemek !. Tek maddelik gündemle “hukuki engel var !” uydurma bahanesi ile projeyi iptal ettirdiler. Asıl gerekçeleri şuydu, “o yapmasın, önce biz yapalım !..”
80 m3 ahşabı bağış olarak arsaya getirtmiştik, iade ettik.. Diğer sponsorlar da hazırdı. Yapı zaten belediyenin olacaktı.. Seralarında organik tarım çalışmaları yapılacaktı. Ekolojik Yaşam Derneği konferans salonunda sürekli eğitim verecekti.. 600 m2 kapalı alanı vardı. Lodos ve poyrazı alan arsasında rüzgar türbinleri elektrik üretecekti.. Dört sene sonra Diyarbakır Güneş evi bittiğinde, bir Bursa gazetesindeki köşe yazısının başlığı şöyleydi: “Diyarbakır bir Bursa sıfır !..”
10- 2004

YENİ YAŞAM KOOPERATİFİ
Bir kooperatif olsun, insanlar enerjisini üretebilen evlerde yaşayabilsinler, kendi ihtiyaçları olan sebze ve meyveyi yetiştirebilsinler istendi.. 70 – 150 m2 arası üç farklı büyüklükte planlandı evler. Ev başına, yollar ve ortak kullanımlar için 1000’er m2 birim alan yeterli idi. Ayrıca ev başına bir o kadar tarım arazisi, bir birim enerji bitkisi alanı ve bir birim de enerji ormanı olsun dendi..
Önce bizim köydeki arazilere göz kondu. Olmayınca farklı yerlerde arayışa girildi.. Maalesef yer seçiminde fikir birliği sağlanamadı.. Her an her yerde yeniden filizlenebilir.. Daha sonra bu plan tipi, Diyarbakır Güneş Evine ilham verdi..
11- 2004

BEŞ VİLLA
Aslen Fizik hocası, sonradan olma bir müteahhit arkadaşımızı ikna etmeye çalıştım. “Villa dediğin de enerji üretme gayretine girebilir” diye.. Örneğin yüzme havuzunun suyunu bile güneşle ısıtacaktı.. Projeyi beğendi beğenmesine de, “acaba bu paneller, kolektörler ve güneş duvarları için ilave masrafa girsem mi daha pahalıya satarım yoksa hiç masraf etmeden mi ?” sorusunun yanıtını kendisine veremedi.. Böylece bu tasarım “mesela dedik” projesi olarak on birinci sıradaki yerini aldı..
12- 2004

BEŞ KATLI ÜÇ BLOK
İlk kez, çok katlı bir uygulamaya giriştik. Bu hali ile ruhsat aldı. Hatta bu yüzden ilave bir kat bile elde etti.. Müteahhit ilkin, neden üç blokun cephelerini de yola paralel yapmadım diye serzenişte bulundu. Maksadım bir cephenin tam güneye bakması idi.. Sonradan ara mekanların, çocuk oyun alanları yarattığı söylendi. Yani işe yaradı.
Bu görselleri ile satılmasına rağmen, hiçbir müşterisi, “nerede o kara kara şeyler” diye hesap sormadı kendisine.. Halbuki ben ev sahiplerine güvenmiştim öcümü alırlar diye !.. Sonunda maalesef, sadece iyi niyetli bir proje ilavesi olarak kaldı enerji panelleri ile güneş duvarları. Kolon kiriş betonarme ama duvarlar ahşap olacaktı. Elbette o detay da uygulanmadı.. Proje bedelini aldığım ama enerji adına marifet ekleyemediğim bir yapı oldu sonunda..
13- 2005

BURSA’DA BİR LOKANTA
Nilüfer Belediyesinin bir park alanında, yap işlet devret modeli ile işletmeye talip olan arkadaşımız için yaptım bu projeyi. Sadece güneye bakan bir bölüm çatının yaklaşık 40 derece eğime kavuşması ile gerekli elektriği üretebileceğini vurgulamaya çalıştım.. Enerji ve ekoloji beraberliğinin olmazsa olmaz yapı malzemesi olarak yine ahşabı seçmiştik.. Her şey tamamdı. Hemen komşu arsada inşa edilmekte olan emniyet müdürlüğünün muhtemel yedek otopark alanı ihtiyacı için arsaya el konuldu. Yani bu projeyi de terkimize atıp yola devam ettik..
14- 2006

GÖNEN BELEDİYE BAŞKANLIĞI
Makine mühendisi olan belediye başkanı büyük bir iyi niyetle istedi bu çalışmayı. Yani yine bedelini aldım ve teslim ettim mimari projeyi. Son kat zaten ahşaptı ama, betonarme binanın da tüm duvarları ahşap olacaktı. Merdiven holleri büyük bir serada birleşiyordu. Başkan odası ve toplantı salonunun kubbeleri PV paneldi. Çatıda sıcak su kolektörleri vardı.. Isı ve elektrik hesapları filan her şey tamamdı..
Bir arazi takası ile işe soyunduğunu duyduğum müteahhidin bu projeyi neden dümdüz bir betonarme binaya döndürdüğünü inanın hala bilmiyorum. Galiba kafası biraz karışmıştı.. Başkanın bu işe nasıl izin verdiğini ise hiç anlamış değilim.. Hani bilmek te istemiyorum..
Tam 14. projeye bu kadar açıklama yeter diyordum ki, bir İzmir yolculuğu sırasındaki Susurluk kahvaltı molasında, söz konusu Başkanla karşılaştık. Daha doğrusu bir karşı masadan göz göze geliverdik. Ve bakışlarını ustaca kaçırarak, verebilecek hiçbir yanıtı ve açıklaması olmadığını bir güzel özetledi.
15- 2006

BURSA GÖRÜKLE KÜLTÜR ve SANAT MERKEZİ
Bir tiyatro salonu, bir sergi salonu, ilaveten bir düğün salonu istiyordu belediye. Görükle komşumuz sayılırdı. Gönüllü bir proje olarak başladım. Meclise anlattım. Yeri de çok güzeldi.. Göçmen konutlarındaydı. Zemin katını taş duvarla çevirdik ve toprakla örttük. Üst kat ahşaptı. Sergi salonu güneye bakan büyük seranın içinde idi.. Tabii sera yine güneş sensörlü düşey kanatlara sahipti..
Proje bittiğinde başkanın biraz ağırdan aldığını gördüğümde nedenini sordum. “Vaktim yok, siz bulun sponsorları” dedi. Ben de; “sevgili başkan, proje gönüllü hizmet. Sponsorları da ben bulacaksam, kendi bahçemde yapardım” dedim. Sonradan bu çekimserliğin nedenini öğrendim. Benden sonraki meclis toplantısında üyeler başkana sormuşlar. “Heyecanlı mimara sordunuz mu, bu binanın benzeri var mıymış memlekette” diye.. O da “sordum” demiş.. “Yokmuş !..” Gelen yanıt, tarihe not düşecek cinsten.. “O zaman” demişler “ilk enayi biz miyiz ?..” Biz de; “ha bu da bize ders olsun !” dedik..
16- 2006

BURSA ENERJİ KULESİ
Serada ısınıp baca etkisi yaratan bir kule içinde yükselen havanın oluşturduğu rüzgarı kullanan türbinler enerji üretebiliyor.. Bu, bilinen bir şey.. 1000 metre olanı Avusturalya’da inşa edilecek. 500 metre için Çin’in bir projesi var. Bizimki 150 m idi.. Aynı zamanda kent kulesi olarak işlevi vardı. Yani seyir ve yemek alanları olacaktı tepede.. Tepe çatıda PV panelleri de vardı.. Bilinen baca etkisi ve iç türbinlere biz bir ilave yaptık. Hazır yükselmişken, kulenin dışına da rüzgar türbinleri ekledik.
Bu çözüm sayesinde çok değerli makine mühendisi arkadaşım Mehmet Bursa ile birlikte, dünya genelinde yapılan bir teknik tasarım yarışmasında ikinci olduk. Fakat dibimize ışık veremedik. Yine bir parti diğerinin ayağına bastı, “böyle bir şeye imar veremeyiz !” dedi. Halbuki orada hem bir temiz enerjiler tekno parkı, hem sosyal buluşma alanları, hem de bir amfi tiyatromuz olacaktı.. İnsanlar bir yandan eğlenir ya da dinlenirken, temiz enerji üretmenin bin türlü yolunu gözlemleyecekti.. Laf aramızda dünyada kendi enerjisini üreten bir kent kulesi de yoktu henüz... Kule inşa edilmedi ama biz yine önemli bir deneyim kazandık..
17- 2006

UNIDO-ICHET KAMPÜSÜ
Sevgili Nejat Veziroğlu hocamla iki yıl birlikte çalışmamıza vesile oldu bu proje.. Böylece “geleceğin enerjisi hidrojen”de girdi bilgi dağarcığımıza.. Dünyanın her yerinden gelecek olan bilim adamları için 2000 kişilik bir kampüs projesi yaptık Karadeniz sahilinde.. Hem ar-ge hem üretim yapılacaktı. Elbette kendi ihtiyacı olan tüm enerjiyi üretecekti.. Kayalık ve dik yamaçlı zemin, Dev bir boşluklu betonarme kaset döşeme ile yaşamsal alana dönüştürüldü. Altı da üstü de kullanıldı. Laboratuvarlar, yönetim binaları, büyük toplantı salonları bile ahşaptı. Güneye bakan çatıları panel kaplıydı.
Karadeniz’in 100 m altındaki hidrojen sülfür bile değerlenecekti burada. Dünyanın geleceği olan Hidrojen enerjisi bir anlamda Türkiye’den yönlendirilecekti..
Projeyi Viyana beğendi, hoca beğendi, haydi hayırlısı derken, fosil yakıt lobilerinin baskısı ile ve de geleceğin bu ülkeden yönlendirilmesini hazmedemeyen ülkeleri dayatması ile projenin iptali gündeme geldi.. Bunun için zekice bir formül bulundu. Çeşitli bahaneler ileri sürülerek arsa elimizden alındı.. Hocamız bağıra çağıra Kaliforniya’ya döndü. Sevgili Engin Türe bir süre başarı ile taşıdı omuzlarında.. Daha sonra “adı var mı var” bir yapılanmaya dönüştü bu merkez.. Yani geriye yine tatlı bir anı kaldı..
18- 2008

DİYARBAKIR GÜNEŞ EVİ
Sıra geldi ilk uygulanan enerji ve ekoloji içerikli projeme.. Yani Ülkemizin “enerji mimarlığı” ilkelerine göre inşa edilmiş ilk Güneş Evine.. Üçüncü yılına koşuyor.. 25.000 öğrenciye eğitim verildi.. Dicle Üniversitesinin de desteği ile bir Ar-Ge merkezi gibi çalışıyor. Enerji kütüphanesi var. Güneş ocakları, kurutma fırını hatta bir güneş arabası bile var. Bunlar hep orada yapıldı.. Tam bir halk eğitim merkezi.. Ütüyü nasıl daha az enerjiyle yapabileceğini bile orada öğreniyor ev kadınları.. Bir anlamda, hayatta ve ayakta kalmanın eğitimi veriliyor orada...
Son mahalli seçimden önce halka sorulmuş “belediyenin hangi işini en çok beğendiniz” diye.. % 90 Diyarbakır Güneş Evi çıkmış. İşte halkın sağduyusu !.. Bunun bir fantezi, gereksiz heyecan olmadığını çarpıyor yüzümüze.. Ders alması gerekenler çok kalabalık henüz..
Tamamen ahşap. Yerin üç metre altındaki +- 15 dereceyi aracısız kullanıyor.. Yani ısı pompası bile yok. Dışarısı 40 derece iken içeriye 20 derece hava girebiliyor.. İzolasyon malzemeleri petrol türevi değil, kanserojen lifli değil. Bor türevi duvar dolgusu var ve organik bağlayıcılı özel bir sıvası var. Elbette bir de akıllı şöminesi var. 120 m2’lik evimizin rüzgar kepçesi ile venturi bacası var. Serası ve güneş duvarları hem ısıtıyor hem serinletebiliyor. Bu güne kadar enerji üretimi için bir lira harcamadı. Atıklarını bile kanalizasyona vermedi, Biyolojik arıtması var. Topladığı yağmur suları ile bahçesini suladı.. Yani kendisine yetti ve rüştünü de ispat etti..
19- 2008

DAĞ ÇEŞMESİ
Bursa Tirilye Belediyesinden bir dağ çeşmesi talebi geldiğinde, enerji konusu gündemde değildi.. Ne zamanki proje bitti ve takdim edildi, “yahu bu güzel çeşmenin musluklarını çalarlar karanlıkta” diye bir endişe dile geldi.. Bulunduğu yer elektrik şebekesine uzaktı.. Yani oraya hat çekmenin astarı yüzünden pahalı olacağı belli idi..
İşte o zaman aklıma geldi çatıya bir PV panel koymak ve sabaha kadar çeşmeyi aydınlatmak.. Paneli çatıya gizli vidalarla bağlarız, aküyü de çeşme kaidesinde, kapak olduğu belli olmayan bir taşın arkasına saklarız dedik.. Hani o da yürümesin diye !.. Tüm önlemlerin “çalınma” senaryosuna göre kurgulanması hiç de hoş değildi ama, neticede bir dağ çeşmesi de kendi enerjisini üretecekti.. Ne var ki, kamu alanı zannedilen çeşmenin arsası sahipli çıktı.. Sahibi de belediyeye hiç yardımcı olmadı.. Yani proje elimizde kaldı.. Yeri ve suyu müsait olan belediyelere duyurulur !..
20- 2008

ORHANGAZİ KONGRE ve EĞİTİM MERKEZİ
Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği genel kurulunda benden istenen sunumun ardından, şöyle bir talep geldi. “Biz İstanbul başta olmak üzere 300 belediyeden oluşan, Türkiye’nin en büyük ve etkin STK’sıyız. Bir yılda bir buçuk trilyon ( eski TL ile ) otel parası ödüyoruz etkinliklerimiz ve eğitimlerimiz için.. Acaba anlattığınız gibi bir kongre merkezini inşa etsek kaça patlar bu iş bize ?” Böyle bir kongre merkezinde yılda bir ayın kendilerine yeteceği anlaşıldığında, geri kalanı ona ait olmak şartı ile, böyle bir içeriğe yapımcı-işletmeci talebinin çok olacağını söyledim. “öyleyse bir proje çalışması yapalım” dediler.. Huyum gereği yine çok heyecanlandım ve para pul konuşmadan başladık çalışmaya..
220 dönüm arazide 30.000 m2’yi aşan bir kapalı alan çıktı ortaya.. Organik tarım arazisi, enerji bitkisi alanı ve ormanı vardı.. Sekiz farklı enerji üretme biçimine sahipti.. Araziyi boydan boya geçen gidiş geliş 1600 metre ve 35 metre yükseklikteki taşıyıcı direklerinde rüzgar türbinleri olan, böylece dünyada ilk örnek olması beklenen, yani kendi enerjisini üreten teleferik hattına sahipti.. Öğrenciler ve vatandaşlar tüm sistemi yukarıdan izleyip kavrayabilsinler diye.. Teleferiğe binilen kule 60 metre yüksekliğinde ve ahşap olacaktı. Dünya ile senkron olarak dönen ve onu sembolize eden, ışıklı bir küreyi taşıyacaktı.

Tüm çatılar yeşildi.. Üstünde dolaşılabiliyordu ve topraktı. Bitki yetişebiliyordu. Kendi ürünlerinden özel menülere sahip lokantaları, toplantı salonları, tek katlı ve bahçeli yatak odalarına sahip oteli ile, dünyadaki tüm yeşil örgüt kongrelerine aday bir konaklama tesisi olacaktı.. 11 ayı bize verin, yatırımı biz yapalım diyenler çıkmaya başlamıştı bile ortaya.. İznik gölüne kıyısı vardı. Güneş enerjisi ile giden tekneleri olacaktı. Futbol ve diğer spor sahaları ile her zaman halka açıktı.
Sayın Hilmi Güler’in ısrarla teşvik etmesine rağmen o günkü birlik başkanı hem de meslektaşım Topbaş, nedense önemsemedi projeyi.. Birilerine, Bakana rağmen nasıl böyle davrandığını sorduğumda “sizce kim daha büyük ?” cevabını aldım ve yerime oturdum..
Bazı anlayışların değişmesi için kaç fırın ekmek gerektiğini hesaplayamaz oldum birden.. Şimdilerde, bir uluslararası organizasyonla yeniden ayağa kalkması konuşulur oldu.. Yani halâ dünyanın en büyük “enerjisini üretebilen kongre merkezi” olmaya aday..
Yeni köprü güzergahının, projenin 500 m yakınından geçecek olması, yabancılar için de çok önemli bir tarihi bölge olan İznik’e yakınlığı ile önemli bir turistik merkez olabileceğine, çekim alanı yaratabileceğine inanıyorum.. Elbette düşündüğümüz gibi kurgulanırsa, turizm sektörüne de çok olumlu bir örnek olacaktır.. Sürdürülebilirlik ve dünyanın geleceği adına.. Teşebbüs halinde ama bu hali ile, hala dünyanın en büyük “enerjisini üretebilen kongre merkezi” olmaya adaydır..

Yıllar içinde proje ve detaylarına ilişkin hayli çalışma z gerçekleşti.. Bu proje, uluslararası bir önemdedir.. Bence, hem ticari açıdan kârlı bir turizm yatırımı olacak, hem de bilimsel içeriği ile bir çekim alanı yaratacak, dünya genelinde öncülük üstlenecektir.. Şimdiki sorun, mevcut belediye başkanının beklentisi ya da sıkıntısının anlaşılması ve projenin kaldığı yerden devamının sağlanmasıdır.. Ciddi bir yatırımcı ortaya çıktığında, her yoldan ikna gayretine tekrar girişebilir, bu projenin, Orhangazi için en önemli yatırım olacağına tekrar inandırabiliriz kendisini.. Tekrar seçilme şansını hatta partisinin prestijini arttıracak bir işe önayak olacağını anlatırız..


Yeni kurulacak hükümet seviyesinde de destek alabileceğimizi düşünmekteyim.. İş ciddiye binerse Ankara’da ulaşabileceğim kişiler olacaktır.. Ümit hoca da tekrar devreye girecektir.. Son çare olarak, durumu tekrar medyaya aktarır, “ülkenin geleceğine engel olan başkan” haberlerine kadar da götürebiliriz bu işi.. Ama elbette maksat üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil !..
Bence adım adım ilerleyelim.. Bu içerik, yatırımcı tarafından çok ilginç bulunduğunda, yine o yörede, bir başka arazi bulmanın da çok zor olmayacağını düşünüyorum açıkçası.. Belki İznik belki Yenişehir’de.. O bölge çok önemli.. Çünkü artık yeni çevre yolu ile, İstanbul yarım saate inecek.. Bursa ilişkisi zaten çok değerli.. Ayrıca bu yatırımın doğuracağı ilave yatak talebinin, ciddi bir bölgesel kalkınma, yani yepyeni bir ticari potansiyel yaratacağını gözden kaçırmamak gerek..
21- 2008

URLA GÜNEŞ EVİ
İzmir, Urla’da inşa ettik bu evi. Yapımı bir ay bile sürmedi.. 41 slaytta yapım öyküsü, sitemizde mevcut.. Kahire müzesi benzeri bir yaklaşımla yerden yükselttik evi. Alttaki, bahçe kotunun uzantısı olan, bir anlamda bahçeden tekrar kazanılan yer, evin en çok kullanılan bölgesi oluverdi, özellikle yaz mevsiminde.. Enerji adına, güneş duvarından vazgeçti arkadaşımız.. Sadece yazları oturacağım diyerek. Kapalı alanı 110 m2. Bir mali müşavir olan mal sahibi, şimdi para biriktirdiğini söylüyor, PV güneş panelleri ve sıcak su kolektörleri için..
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət