Ana səhifə

Deliorman’da Nevruz Kutlamaları Ve Hıdırellez


Yüklə 19.4 Kb.
tarix15.06.2016
ölçüsü19.4 Kb.
Deliorman’da Nevruz Kutlamaları Ve Hıdırellez. Ali Lütfi Piroğlu

Cem Dergisi yayın yönetmeni Ayhan Aydın kardeşimizin, Bulgaristan’ın Deliorman ve Dobruca yörelerini ziyareti sırasında Türklük ve Türk gelenekleri üzerine uzun uzun sohbetlerde bulunduk. Alevilik ve Türklük, birbirinde kopmayan ve kopamayan iki kavram olduğu için ele aldığımız konularda bu iki kavramın kapsamında sürüp gidiyordu. Pek doğal ki, hiç bir baskıdan etkilenmeden yüzyılların ötesinden günümüze kadar süregelen geleneklerimiz konuşmamamızın ana konusunu oluşturuyordu. Geleneklerimizle ilgili izlenim ve düşüncelerimi dile getirdim. Ayhan Aydın’ın ilgisini uyandırdım. Sonuçta Cem Dergisi’ne bir yazı yazmamı rica etti. Hiç bir iddiaya girişmeden Cem Dergisi’nin okurlarıyla düşüncelerimi paylaşıyorum.

Nevruz tüm Türk dünyasında olduğu gibi, Deliorman ve Dobruca Türkleri tarafından da büyük coşkuyla kutlanır. Uzun süren dondurucu kış günlerinden sonra, 21 Mart’ta yeşilliğin bir derecede kendini göstermesi, geleceğe umutları uyandırır. Nevruz günü insanlar, kıra çıkarak yeşil halıyı andıran çayırlarda yerlere yatarak sağlık sağlamlık için tekerlenirler. Ulu ceviz ağaçlarınla urganla salıncaklar kurarlar, yine sağlık sağlamlık için sallanırlar. Aleviler Nevruzu Kırklar Bayramı olarak kutlarlar, cem yaparlar. Musahibi olan talipler 40, musahibi olmayan talipler ise 20 yumurta pişirirler. Ayrıca her aile bir de Cebrail kurbanı olarak bilinen tavuk veya horoz keser pişirir. Bunlar hepsi ceme götürülür. Önce cem ayini (akşam kılma) yapılır. Daha sonra yumurtalar eşit olarak üleşilir. Pişmiş tazuklar da parçelenır yine eşit olarak üleşilir. Sofralar kurulur, yenir içilir.

Kırklar Bayramı Nevruz, bu yöre Alevilerinin en büyük bayramıdır. O gece yapılan Kırklar Semahı yılın hiçbir gününde tekrarlanmaz. Nasıl mı? ne kadar da yaşlı olsa baba ayağa kalkar. Bu durumda tüm taliplerin ayağa kalkması şarttır. Talipler hemen babanın ardına dizilirler. Zakir sazıyla en öne geçerek hem çalar, hem nefes söyler, böylece semah edilir, buna Kırklar Semahı denir.

İnanışlara göre Nevruz günü doğa uyanır. Yılanlar, çıyanla akrep deliklerinden çıkar. Göçebe kuşlar sıcak memleketlerden döner.

Dikkat çekmek isterim ki, Deliorman ve Dobruca yörelerinde Nevruz Bayramı kutlamaları, Anadolu’nunkinden farklı olarak, sadece yumurta pişirmekle yetinilir. Halbuki Ergonekon efsanesindeki demir dağları eritme olarak algılanan ateşler yakmak, demir dövmek vardır. Bunlar daha sonra yapılır. Mart ayı geçip Nisan ayı gelince köfür günleri başlar. Hıdırelleze kadar üç köfür günü vardır. Hıdırellez sabahı da bu arada, köfür günleri hayvan koşulmaz, süt kaynatılmaz, yumurta pişmez. Dahası var, ele makas, iğne alınmaz. Son köfür gününden sonra Hıdırelleze bir hafta kalır ve bu süreye “ara” denir. Arada sıva yapılmaz. Kırsal kesimde bu, toprak, kerpiç duvarlara harç ve badana vurmama anlamına gelir.

Hıdırellezin kutlanacağı 6 Mayıs’a yaklaşan son Pazar akşamı / Cumartesi günü akşamaı / hava kararınca avlularda veya sokakta, yedi yere ateş yakılır. Nitekim bu ateşin demir çakmak, çakmak taşı ve kavla tutuşturulması şarttır. Bu ateşin doğal olduğuna, insan yakmadığına inandırılır. Tüm aile efradı, konu komşu, yedi yerde yanan ateşlerin etrafında toplanır. Birer birer ateşleri atarlar. Bu ayine ateş aykırılamak denir. Her kişinin en azından üç kez ateş aykırılaması şarttır. Nevruz Bayramı’nın ikinci elemanı olan ATEŞ YAKMAK işte böyle gerçekleşir.

Hıdırellezin ilk günü 6 Mayıs “nişan çıkarılır”. Önce 5 Mayıs öğleden sonra delikanlı kızlar, iyice kalaylanmış ve parlatılmış bir su bakırı bularak mahallenin en yeni gelinine götürürler. Adet üzere yeni gelin bakırı çiçeklerle süsler. Artık nişan bakırı olmuştur. Delikanlı kızlar ev ev gezerek her erkeğe mahsus nişan toplarlar. Nişan kolluk, bilezik, yüzük, saat zinciri, ve başka ufak eşyalardan oluşur. 5 Mayıs akşamı, nişan bakırı, aynı yeni gelinin çiçek bahçesindeki gülün altında bırakılır. Orada geceler. Ertesi gün yeni gelinin avlusunda kadınlar kızlar toplanır / erkekler biraz uzaktan seyircidir / ve nişan çıkarırlar. Bir çatal değneğe iliştirilmiş “nişan” / yüzük, bilezik vb. / herkes tarafından görülür.birkaç kadın veya kız ellerindeki mani defterinden bir mani seçerler ve söylerler. Böylece her nişana bir mani söylenir. Nişan sahipleri kendilerine söylenen bu manileri yorumlar, kaderini kısmetini arar. Nişan çıkarmanın öğleye kadar bitmesi şarttır.

Hıdırellezin ikinci günü öğleden sonra yine delikanlı kızlar tarafından Kırat oyunu oynanır. Bu bir nevi karnavaldır. Küçük bir ordu kafilesini andırır. Kumandan olarak delikanlı kızların en güzeli en endamlısı seçilir. Kızın beline birbirine paralel / koşut / iki değnek bağlanır. Bir metreden biraz fazla uzunluğunda olan değneklerin uçları kalbur kasnağıyla veya başka değnekle bağlanır, öyle ki kızın belinde, önünde ve ardında olmak üzere uzun bir dörtgen oluşur. Dörtgen çarşaflarla örtülür. Çarşafların uçları yere kadar sarkıtılır. Bu biçim, kızı at üstündeymiş gibi gösterir. Hani sadece atın başı kusur. Bu sadece bir atlı simgesidir. Kadınlar buna beşikli der. Başına bir Türk fesi koyulur. Nargile örneği uzun bir ağızlık alır. Erkeğe benzesin diye bıyık yerlerine iki kara çizgi çekilir. Ve hatırlattığım gibi beşikli dedikleri bu kız, “ordunun” kumandanıdır. Kafilenin önünde gider. Ardında bir veya iki sıra delikanlı kızlar erkek giyimi giymiştir. İkinci planda yeni yetişmiş kızlar, kara yağmurluk giyerler, saçını başını dolaştırmış, yüzünü de tanınmayacak derece karaya boyamıştır. Boyunlarında gerdanlık yerine salyangoz kabuğundan diziler vardır. Beşikliden gayrı hepsinin elinde kabuğu soyulmuş beyaz çubuklar vardır. Kafile halinde yürürken yüzünü karaya boyayan kızlar / Araplar biraz hıçındır. Önüne geleni çubuklarlar. Şikayet eden olmaz zira bu sağlık sağlamlık içindir.

Kırat kafilesinin ardında nalbant vardır.. bu rol, yaşlı kadınlara verilir. Bir sacayağı oturtur yaşlı kadın Kırat oynanacak yere. Önce Kırat kafilesine katılanları “nallar”. Ayaklarını sacayağının üstüne koyar ve maşayla vurur. Seyircilerin birçoğu da sağlık sağlamlık için kendini “nallatır”.

Kırat kafilesi köy ve mahalle sokaklarını gezer küme küme erkeklere rastladıkları zaman çubuklarını havada savurarak, atlayarak/sıçrayarak beşiklinin etrafında dolanırlar. Hıdırellezi görmeye gücü olmayan hastaların evleri ziyaret edilir, hastalara da Kırat oynanır.

Kırat kafilesi mahalle sokaklarını gezerken şöyle bir türkü söyler:

Kır atımı nallarım

Çöl avında oynatırım

Yüzbin asker gelmiş olsa

Ben atıma çiğnetirim
Kıratımın beli ince

Ölüyorum yari görünce

Sürmelerim çekilmiyor

Asker yarim gelmeyince
Bandocular çalar iken

Asker talim eder iken

Söyleşmeyin binbaşılar

Yar bıraktım ağlar iken
Kırat oyunu sona ererken geleneksel dernek oyunları oynanır. Bu karnavala katılan kızlar, yüzlerini karaya boyayanların dışında, diğer oyunlara katılırlar. Fırsat varsa sevgilileriyle ve akraba ile fotoğraf çektirirler. Böylece o yılın Hıdırellez anılarını ebedileştirirler.

Buraya kadar anlatılanlara bir genel bakış yaparsak acaba neler bulacağız. Daha yazımızın başında Anadolu’da Nevruz kutlamalarının üç elemanda birleştiğini ve bunların sadece bir günlük bir süre içinde gerçekleştirildiğini hatırlatmıştık. Halbuki Deliorman-Dobruca yöresinde bunlar yaklaşık 40 günde, yeri gelince yapılıyor. Hıdırelleze bir hafta kala ATEŞ atlama, Hıdırellzde DEMİR maşa ile sağlık sağlamlık için NALLANMA ve sonunda KIRAT oyunu geleneklerinde Ergenekon Efsanesinin izlerini görüyoruz.

Efsaneye göre Türk soy ve boyları 400 yıl dağlarla çevrili bir yaylada kaldıktan sonra demir dağları eriterek oradan çıkıyor ve eski vatanlarına kavuşuyor. Özellikle ben Kırat oyununda, işte o cihangir Türk soy ve boylarının savaş simgesini görüyorum.

Türk dünyasında, Müslüman bayramlarında gayrı, tüm geleneklerimizde şaman izi bulunduğu, bilim adamlarınca bilinen bir şeydir. Ancak Türkler müslümanlığı kabul edince eski dinden kalma Şaman geleneklerine boş veriyor, yer yer yasak ediliyor. Alevi çevreler ise, tam tersine, bu geleneklerin büyük bir bölümünü benimsemiş, onlara yeni anlam vermiş, yüzyıllar boyu bu gelenekleri ayakta tutmaya gayret göstermiştir.

Pek olasılı ki, Nevruz, çok eski zamanlarda Hıdırelleze kadar, söz gelişi kırk gece kutlanan bir bayramdı. Anlaşılan Türk masallarında anlatıla gelen kırk gün kırk gece düğün, kırk gün kırk gece şenliklerin bir dayanağı var.

Son bir soru çıkıyor ortaya: Hikaye ettiğimiz geleneklerimizin bu biçimi bu süresi neden Deliorman ve Dobruca’da kalabilmiş? Bunun da ayrıca bir tarihi var. Cem Dergisi yayımcıları arzu ederlerse bir sırasında onu da anlatır yorumlarım.

Bisertsi Razgrad Bulgaristen Cem Dergisi, Temmuz 200


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət