Ana səhifə

Daniştay başkanliğina gönderilmek Üzere manisa idare mahkemesi başkanliğina


Yüklə 51.41 Kb.
tarix22.06.2016
ölçüsü51.41 Kb.


30.12.2011

DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA

Gönderilmek Üzere

MANİSA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Dosya No : 2009/1170 Esas, 2010/1765 Karar
Düzeltilmesi

İstenen Karar : Danıştay 14.Dairesi’nin 04.11.2011 tarih ve 2011/5275 – 2611 sayılı Onama kararı


İstemde Bulunanlar

Davacılar Yanında

Katılanlar : 1.) TMMOB Kimya Mühendisleri Odası,

2.) Sıtkı Bozkurt, 3.) Arif Akyıl, 4.) Cemile Türkan, 5.) Mehmet Ali Görmüş, 6.) Ahmet Türkan; 7.) Mustafa Sakaryalı, 8) Refik Türkan, 9.) Arif Ali Cangı, 10.) Noyan Özkan; 11) Ömer Erlat; 12.) Serkan Cengiz, 13.) Neşve Koylu, 14.) Yelda Kullap, 15.) Mutlu Çakır, 16.) Gülizar Solaç, 17.) Muammer Sakaryalı, 18.) Ertuğrul Barka, 19.) Oktay Konyar, 20.) Öztan Küçük, 21.) Gürel Nişli, 22.) Halil Erdal Tarı, 23.) Gönül Kaya, 24.) Oya Otyıldız,

25.) Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Derneği,

26.) İnay Vicdan Hareketi Derneği



Vekilleri : Av.Arif Ali Cangı, 858 Sokak No:9/705 Konak/İZMİR

(Kendi adına asaleten, diğer katılanlara vekaleten)


27.) TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası

28.) TMMOB Metalürji Mühendisleri Odası



Vekilleri : Av. Mehmet Horuş, Av. Arif Ali Cangı, Av. Alev Tetik Horuş
29.) TMMOB Çevre Mühendisleri Odası

Vekili : Av. Emre Baturay Altınok
30.) Tevfik Barbaros Ulusoy, 31.) Serap Ergün, 32.) Mehmet Kulalı, 33.) Celalettin Kulalı, 34.) Osman Ural, 35.) Ali Rıza Yıldırım, 36.) Arif Kaş, 37.) Deniz Kulalı, 37.) Gürcan Sevcan,

38.) Muammer Arıkan ve dava arkadaşları



Vekilleri : Av. Bülent Çekinmez, Av.Özgür Bektaş, Av.Atike Çekinmez, Av.K.Koray Atak, Av.Gürcan Sağcan, Av.Rıza Albay, Av.Tevfik Şahan, Av.Dilek Akagün Yılmaz, Av.Feramus Bektaş, Av.Filiz Bilen, Av.Ayşe Aygün, Av.H.Şahin Bülbül, Av.Özkan Sauhan, Av.Serap Ergün, Av.Durmuş Durutürk, Av.Sibel Varol, Av.Tuncay Gümken, Av.Aydın Atalan, Av.Coşkun Mavioğlu
Davacılar : 1- Uğur Sümer, 2- Senih Özay

Vekili : Av. Senih Özay (Kendi adına asaleten, diğer davacıya vekaleten)
Davalı : Çevre ve Orman Bakanlığı
Davalı Yanında

Katılan : 1.) Tüprag Metal Madencilik San.Tic.A.Ş.

Vekilleri : Av.Tezcan Çakır,Av.Şeyda Ataman, Av.Öykü Didem Aydın, Av.Nilgün Yılmaz Melik,

2.) Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı


3.) Türkiye Maden İşçileri Sendikası

Vekilleri : Av. Hatice Salman, Av. İlker Arabacıoğlu
Dava Konusu : Uşak Ulubey-Gümüşkol Köyü- Kışladağ mevkiindeki Altın Madeni işletmesi için Tüprag A.Ş.ye Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen 27.06.2003 tarihli ÇED olumlu belgesinin öncelikle yürütülmesinin durdurulması, yargılama sonunda iptali istemidir.

D.Konusu : Danıştay 14.Dairesi’nin 04.11.2011 tarih ve 2011/5275-2611 sayılı onama kararının düzeltilmesi, Manisa İdare Mahkemesi’nin tarihli 13.10.2010 tarihli 2009/1170 Esas ve 2010/1765 Karar sayılı “davanın reddine” dair kararının bozulması istemidir.
Tebliğ Tarihi : 20.12.2011


  1. Mahkeme Kararı Gerekçesiz olduğu gibi Onama kararı da gerekçesizdir;

Temyiz dilekçemizde belirttiğimiz gibi; Yerel Mahkeme kararı, daha önceki bozma kararının gereklerine göre yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan verilmiştir. Diğer yandan mahkeme kararında, mevcut yasal düzenlemeler sıralanmış, itiraz edilen bilirkişi raporlarından “kes/yapıştır” yöntemiyle alıntılar eklenerek sonuca gidilmiştir. Bu haliyle mahkeme kararı, yeterli gerekçeyi içermeyen, tamamıyla işi tartışmalı bilirkişi raporlarına bırakmış, hukuksal değerlendirme içermeyen bir belgedir.


Yerel Mahkeme kararının gerekçesiz olduğu itirazımıza karşılık verilen Sayın Dairenizin onama kararında da gerekçe yoktur. Onama kararı “2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinde belirtilen nedenler bulunmadığı…”na dayanmaktadır.
Anayasa’nın 141. maddesine göre; “mahkeme kararları gerekçeli olmalıdır”. Anayasa'nın 90.maddesi gereği, iç hukuk metni niteliğinde olan ve 6366 Sayılı Yasa ile onaylanan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi)nin 6. maddesinin birinci fıkrasına göre; mahkemelerin gerekçeli karar vermesi gerektirmektedir. Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak açıklanmasıdır. Gerekçe; davanın taraflarını ve kararı okuyanı inandıracak biçimde yazılmalıdır. Gerekçede; yargısal denetime olanak sağlayacak biçimde kararın dayanağını oluşturan tüm kanıtların ve bu kanıtlarla ulaşılan sonucun gösterilmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtildiği gibi; onama kararında yasa metninden söz edilmekle yetinilmiştir. Yasa metni tek başına gerekçe olarak kabul edilemez. Öncelikle bu nedenle onama kararının düzeltilmesi gerekmektedir.

Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmamış olması,



  1. Onama kararında, kararın esasına etkisi olacak olan temyiz itirazlarımız karşılanmamıştır;

Yukarıda belirttiğimiz gibi, onama kararında yalnızca yasa metni yazıldığı için, temyiz incelemesi sonunda verilecek kararın esasına etkisi olabilecek temyiz itirazlarımızın hiç birisi karşılanmamıştır. 2577 Sayılı Yasanın 54/1-a. maddesi gereğince kararın düzeltilmesi gerekmektedir.




  1. Bilirkişi İncelemesinde Bozma Kararının Gereği Yerine Getirilmemiştir;

Danıştay 6.Dairesi’nin 06.02.2008 tarih ve 2006/7429 E. 2008/747 K. sayılı bozma kararı, Anayasa’nın yaşama hakkını düzenleyen 17. maddesi, sağlıklı çevrede yaşama hakkını düzenleyen 56. maddesi ile Çevre Yasasının amacını düzenleyen Çevre Yasası’nın 1. maddesine dayanılmış ve daha önceki yargılamada dosyaya sunulan bilirkişi raporunda yer alan risklerin de göz önüne alınarak, kendi içinde tutarlı ve yeterli değerlendirmeler içeren rapor alınması istenmiştir.
Sayın Yerel Mahkemece Bozma kararına uyulmasına karar verildiğine göre, artık bozma kararına bağlı olarak inceleme yapılması yasal zorunluluktur. Bozma kararı dışında, başka başka raporlara dayanılarak inceleme yapılması usul ve yasaya aykırıdır.
Sayın Danıştay Dairesi bozma kararını verirken, tarafımızdan sunulan temyiz dilekçesinde belirtilen itirazlarımız dikkate almıştır. Dolayısıyla bozmadan sonra yapılan incelemede temyiz itirazlarımızı karşılayacak açıklamalara yer verilmesi gerekirdi. Ancak öyle olmamıştır. Bilirkişi Raporu, büyük ölçüde, Tüprag Metal Madencilik A.Ş.nin ücret karşılığında değişik akademisyenlere hazırlattığı ve hemen bütünü ile işletmeye övgülerle dolu metinlerden alıntılarla kurulmuştur. Üstelik bunlar tarafımıza tebliğ edilmemiş ve değerlendirmemize fırsat verilmeyen raporlardır.
Özet olarak hükme esas alınan raporlar dava konusu işletmeyi aklamaya yönelik raporlardır. Oysa dava dosyasında bulunan bilirkişiler Prof.Dr. Semiha Arayıcı, Prof. Dr. Hüseyin Öztürk ve Yard. Doç. Dr. İlgin Kurşun tarafından düzenlenmiş bilirkişi raporunda, maden ve kimya tesisinin yaratacağı çevresel riskler açıkça saptanmıştı. 18.10.2005 tarihli bilirkişi rapordaki saptamaların değerlendirilmesi bozma kararının da gereği olduğu halde, bilirkişiler tarafından hiç dikkate alınmamıştır. Önceki rapordaki önemli saptamalara, son alınan raporlarda hiç değerlendirilmemiştir. Oysa önceki kararın bozulmasına yol önceki rapordaki saptamalardır.
Temyiz dilekçemizde bu konuyu ayrıntılı olarak açıkladığımız halde onama kararında bu itirazlarımıza hiç değinilmemiştir, adeta Danıştay 6.Dairesi’nin önceki bozma kararı yok sayılmıştır.


  1. Bilirkişi Heyeti Raporu; hangi konunun ÇED Raporunun neresinde olduğunu belirlemek ve ÇED Raporundaki önermeleri olumlamak üzerine kurulmuştur;

Bilirkişi Heyeti Raporunda, tamamen biçimsel, şirket tarafından yaptırılan proje ve raporların yasa ve yönetmeliklerdeki formatlara uygun olup olmadığını, uygulanan yöntemlerin biçim olarak uluslararası geçerli olan yöntemler olup olmadıkları gibi yüzeysel yaklaşımlarla, içerik ve işlevsellik sorgulamadan, şirketin siparişle yaptırdığı proje ve raporlar dayanak gösterilerek ÇED Raporunu ve önermelerini olumlamaktadır.
Özellikle matematik modelleme çalışmalarının uluslar arası standartlara biçimsel uygunluğunu olumlayarak ve bunlara bağlı yorum ve önermelerin tam doğru kabul edilerek ÇED ve ilgili faaliyeti olumlaması eksik ve yetersizdir.
Günümüzde yer altı sularındaki kirleticilerin taşınması ile ilgili olarak yapılan bilimsel çalışmalarda analitik ve sayısal çözüm teknikleri kullanılmıştır. Bu konuyla ilgili olarak birçok çalışma bulunmaktadır. Analitik çözüm teknikleri; matematik modelin kullanımını sınırlayan, ancak çözümünü kolaylaştıran VARSAYIMLARA (tek yönlü, homojen, yarı sonsuz akım ortamı v.b.gibi) sahiptir. Diğer bir deyişle, analitik çözüm teknikleri; çözüm kolaylığı adına, varsayımlarla çok basite indirgenmiş modellere uygulanabilir! Bu nedenle, bu modeller DOĞAYI TEMSİL ETMEKTEN oldukça uzaktırlar…
Buna karşın analitik çözüm teknikleri doğa olaylarının karmaşık fiziğini kavrayarak, gerçek doğa olaylarına makul varsayımlarla, genel çerçevede kabul edilebilir bir çözüm aramanın İLK ADIMI olması nedeniyle bu yönteme başvurulur. Ancak, çalışma raporlarında bu varsayımların belirtilmesi ve irdelenerek olumlu-olumsuz yanlarının ortaya konması gerekir. Bu varsayımlar Kışladağ modelleme raporlarında yoktur! Özellikle kırıklara bağlı yer altı sularına ilişkin, homojen olmayan, anizotropi gösteren rezervuarlar için yapılmışsa sonuçlar çok tartışmalıdır!.
Raporun kimi bölümleri, bilimsel gerçekleri gölgelemektedir; Bilirkişi Raporunun belli bölümleri Çevresel Etki Değerlendirmeleri’nde neler yer almalı, madencilik nasıl yapılır, cevherdeki altın hangi yöntemlerle işlenip kazanılır, asit kaya drenajı sakıncası hangi analizleri yapılarak öngörülür ya da nasıl önlenir vb konulardaki ansiklopedik bilgilerden oluşuyor. Ancak verilen bilgilerin bazıların eksik, bazıları gerçeğinden saptırılmış bilgilerdir. Arsenik gibi son derece önemli bir sorun da saklanmaya çalışılmıştır.Raporda arsenikten “NADİR METAL” olarak söz edilmektedir. Örneğin raporun sayfa 86’da “nadir element analizi sonuçlarına göre alınan örnekler içerisinde en yüksek arsenik konsantrasyonunun 448,7 ppm ve en düşük arsenik konsantrasyonunun 118,1 ppm olduğu görülmektedir” denmektedir. Üstelik, bu değerler on satır altta 276,8 ve 39 ppm olarak vermiş, bu arsenik miktarlarının az olmadığı fark edilmiş olsa gerek, buna nadir element diyerek küçümsenmeye çalışılmıştır. Oysa Dünya Sağlık Örgütü, içme suyunda 10 ppb’den (yukarıdaki değerin 11810-44870’de biri) daha çok arsenik olmasına izin vermektedir Kışladağ’da arsenik ender, nadir, az değildir.
Bilirkişi heyeti raporundaki yanlış bakış açısının bilimsel olarak belgeleri niteliğindeki Jeoloji Yüksek Mühendisi Savaş Dilek ile Jeoloji Yüksel Mühendisi Tahir Öngür tarafından hazırlanmış raporlar itiraz dilekçelerimiz ekinde Sayın Mahkemeye sunulmuş olmasına karşın, itirazlarımız gerekçesiz olarak reddedilmiş, ciddi itirazlarımız olan ve Sayın Danıştay 6.Dairesi’nin bozma kararını görmezden gelen rapora dayanılarak hüküm kurulduğu ortadayken, temyiz incelemesinde bu önemli husus göz ardı edilmiştir.


  1. Kimyacı Bilirkişinin Tarafsızlığı, Uzmanlığı ile Dördüncü bilirkişi olarak görevlendirilmesi yönündeki itirazlarımız da dikkate alınmamıştır;

14.09.2009 tarihli dilekçemizde Prof.Dr.Mehmet Polat’ın tarafsızlığı konusundaki kaygılarımızı dile getirmiştik. Adı geçen bilirkişinin bu davanın davacıları tarafından ÇED olumlu belgesinin iptali istenen Turgutlu-Çaldağı Nikel Madeni’nin işletmecisi Sardes Nikel Madencilik A.Ş.ye danışmanlık yaptığı, Sayın Polat’ın bu danışmanlık hizmetlerinin İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Mühendislik Fakültesi Yönetim Kurulu’nda tartışmalar yarattığı, Sayın Bilirkişinin bu geçmişinin müvekkiller yönünden bu davada da tarafsız kalamayacağı konusunda kuvvetli kuşku yarattığı” itirazlarımızı bir kez daha yinelemek istiyoruz.
Diğer yandan adı geçen bilirkişi, üç kişilik bilirkişi heyeti dışında, ayrıca görüşüne başvurulacak kişi olarak seçilmiştir. Usul Hukuku’nda bu şekilde bilirkişi heyetinden ayrıca bilirkişi seçimine ilişkin hiçbir düzenleme yoktur.

Bilindiği, gibi; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 31. maddesinin (1)numaralı fıkrasında "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sükununu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır”. Bilirkişi seçimi, bilirkişinin reddi HUMK’nun 275. ve devamı maddelerinde düzenlemiştir.



Bilirkişi seçimini düzenleyen 276. maddenin 3. fıkrası bilirkişi sayısını açıkça düzenlemiştir; “Yalnız bir kişi ehlivukuf intihap edilebilir. Üçten ziyade intihap olunamaz”. Dava dosyamızda yasanın bu açık düzenlemesine karşın Prof. Dr. Mehmet Polat, üç kişilik heyet dışında ayrıca seçilmiştir.

Prof.Dr. Mehmet Polat’ın uzmanlığı ve yararlandığı kaynaklar da verilen raporun yetersizliğini göstermektedir.
Sayın Bilirkişi, Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği bölümü mezunudur, daha sonraki yüksek lisans ve doktora öğreniminde Kimya bölümüne geçmiştir. Bilirkişinin değerlendirmelerinde bu ayrıntının gözden kaçırılmaması gerektiğini düşünüyoruz .Akademik anlamda bir alandaki uzmanlığın ölçüsü o alanda uluslar arası kabul görmüş yani SCI kapsamındaki yayınlardır. Oysa Sayın Bilirkişinin bu nitelikte bir yayını bulunmamaktadır. Siyanürün çevresel etkileri için yanma ve patlamaya ilişkin verilerin referans alınması, bırakınız kimyacı ya da kimya mühendisi olmayı bu konularda bilgi sahibi olan sıradan bir insanın bile düşmemesi gereken bir yanılgıdır. Doğruluk ve duyarlık fırınları bitirilmeden sözü edilen siyanür detektörlerinin anlamsız olduğunu ortalama bir kimyacı bile bilmesi gerekir. Daha vahimi, siyanürün sıfır (0) bulunduğu gibi akıl almaz bir yanılgıya düşülmüş olmasıdır. Zira, kullanılan ölçüm cihazının duyarlık ve doğruluna bağlı olarak, bir kimyacının kullanması gereken bilimsel ifade “bu madde sınırların altındadır” olmalıdır.
Rapordaki literatürün tarandığı ifadesi de doğru değildir. Örneğin siyanür kullanılmadan gümüş ve altın üretimine ilişkin Hüseyin Yıldıran’ın üçü SCI kapsamındaki dört yayınından hiç söz edilmemiştir. Böyle çok önemli konudaki raporun SCI kapsamındaki yayınlara dayandırılması gerekirken bilimselliği tartışmalı, katılan şirketin düzenlettiği raporlara dayandırılması da ciddi bir hatadır.
Bilirkişinin raporundaki değerlendirmeleri bilimsellikten uzaktır; Bilirkişi’nin rapor boyunca yararlanmaya çalıştığı, daha ilk soruları yanıtlarken bunun için üstü örtülü biçimde hazırladığı iki olgudan ilki, siyanürün demire ilgisi; ikincisi ise atıklardaki siyanürün zaman içinde ve ağır ağır tükendiği. Bilirkişiye göre; “siyanürün fazlasını demir önce tutup, sonra da hiç sezdirmeden ağır ağır salmaktadır…” Bilirkişinin bu değerlendirmesi bilimsel değildir.. Sayın Bilirkişinin kurgulaması yanlıştır. Her şeyden önce, kullanılan miktarda siyanürden geri kalanının bağlanacağı ve ileride azar azar serbest kalabilmesini sağlayacak miktardaki demir miktarı ortamda sınırlıdır. Böylelikle demir siyanat olarak bağlanabilecek siyanür de bu nedenle son derece sınırlı olacaktır. Raporda ayrıca organizmalardaki demir siyanür dengesinin dinamik olduğu es geçilerek, çok küçük derişimlerdeki siyanürün bile yüksek tahrip gücü gizlenilmeye çalışılmıştır. Diğer yandan demiri oksit, hidroksit, sülfür, vb şekilde değil de, siyanat olarak bağladığınızda, o oranda da arseniği serbestleştirip doğaya salmış oluyorsunuz. Nerede siyanürle altın işleme tesisi varsa, oradaki yeraltısularında er ya da geç arsenik artmasının bir nedeni de budur.Bunların dışında siyanürün doğada kurduğu başka ilişkiler de vardır. Kükürtlü başka kompleksler de yapıp geçici olarak sabitleşiyor, sülfosiyanatlar şeklinde. Amonyumla birlikte metallere bağlanabiliyor. Ondan ötürü de, sonradan serbest siyanür olarak ortama geri dönmesi de demir bakterilerine bağlı değildir. Hava sıcaklığından, suyun bolluğuna, pH’sına, tuzluluğuına, vb bir dizi etkene bağlı olarak daha önce yaptığı kompleksler parçalanıp ortama serbest siyanür salınabilir. Bundan dolayıdır ki; üzerinden 50 yıl geçmiş olmasına karşın ölüm kampı Austwitch’in duvar tuğlalarından HCN salınmaktadır. Bundan dolayıdır ki; Balya’da her yağmurdan sonra 70 yıl önce terk edilmiş olan kurşun zenginleştirme (hem de ne kadar az kullanılmış siyanür) atıklarından salınan siyanürden deredeki balık ve kurbağalar, bu sudan içen küçükbaş çiftlik hayvanları ölüyor. Aynı Kuzey Kıbrıs’ta 36 yıl önce terk edilen Gemikonağı Bakır İşletmesi atıkları ve Güzelyurt Körfezi’nin balıklarının başına gelenler gibi.
Raporun üslubu, altın lobilerinin halkla ilişkiler bölümünün hazırladığı raporlardaki üslup ile aynıdır. Bilirkişinin “ülkemizde tüketilen 300.000 ton/yıl siyanürün yalnızca %1’inin altın işletmeciliğinde kullanıldığı” sözleri bilimsel bir değerlendirmeden daha ziyade Kışladağ Altın Madeni İşletmesini aklamaya yönelik sözlerdir. Ülkenin değişik yerlerinde 10 tane daha benzer işletme açılırsa, bu oran birden bire %7’ye çıkacağı, tüketilen öbür büyük bölümün onbinlerce işletmede kapalı koşullarda ve kaşık kaşık tüketilmesine karşın bir altın işletmesinde, küçücük bir yerde ve hem de açık havada, her yıl birkaç bin ton siyanürün tüketilecek olması” her nedense bilirkişiyi hiç ilgilendirmemektedir. Raporda siyanürün sanayiiden hızla çıkarıldığı da görmezden gelinmiştir. Örneğin ph>14 çalışan (siyanürün atmosfere geçişinin en az olduğu) siyanürü kaplama banyoları daha niteliksiz ürün elde etme pahasına terk edilmektedir. Bilirkişi’nin değinmediği bir başka konu da siyanürü gidermek için uygulanan yöntemlerin katı atıklara değil, yalnızca sıvılara uygulanabiliyor oluşu. Yalnızca biyolojik arıtma, katı atıklarda işe yarayabiliyor. Sayın Bilirkişiye göre de başarılı olabiliyor. Pekiyi, neden ÇED’e bu açıdan, biyolojik arıtma yapılmayışı konusunda itirazı ve eleştirisi yok? Her bölümde, kendisinin uzmanlık alanının kimya olduğunu ve başka alanlarda fazla görüş belirtmek istemediğini dile getiren Sayın Bilirkişi, nedense Deprem Riski konusunda uzmanmış gibi değerlendirmeler yapmaktadır. Ama, yapı tasarımında göz önüne alınacak ivme için Yönetmelik’te verilen değerlerin yalnızca sıradan yapılar için geçerli olduğunu ve böylesi riskli yapılar için özel etüd yapılması gerektiğini” atlıyor. Yine uzmanı olmadığı halde keşif günü üzerine bastığımız “liç yığınlarının bir yamaçta ve üstelik kolay kayabilecek bir kil tabakasının üzerinde yükselmesinden ötürü oluşacak kayma sakıncasını ve hele bunun bir deprem sırasında nasıl kolaylaşacağını da” hafife alabiliyor.

Özet olarak; Sayın Polat’ın tarafsızlığı konusundaki itirazlarımız ile dördüncü bilirkişi olarak görevlendirilmesindeki yasaya aykırılık dahi temyiz incelemesinde dikkate alınmamıştır.

  1. Bilirkişi Raporu, yaşanan gerçeklerle de uyuşmadığı itirazlarımız da karşılanmamıştır;

Bilirkişi Raporlarında Kışladağ Altın Madeni işletmesi nedeniyle yaşanan olaylar görmezden gelinmiştir.
Bilirkişi Raporlarında görmezden gelinen en önemli olaylar; Eşme’de 2006 yılında meydana gelen ve binin insanın olumsuz etkilendiği “siyanür zehirlenmesi” olayı ve 2007 yılı sonu ve 2008 yılı başında yaşanan ve yüzlerce kuzunun ölü ve sakat doğmasına yol açan olaylardır. Bu yörenin kabusu haline gelen bu olayların nedenleri konusunda kamu idareleri tarafından halen tatmin edici açıklama yapılamamaktadır.
2007 yılı sonu ve 2008 yılı başında yüzlerce kuzu ölü ve sakat doğmuştur. Eşme’deki zehirlenme olayı ile İnay Köyü ve civarında yüzlerce kuzunun ölü ya da sakat doğması olayına Bekişli Köyü’nde yaşanan hayvan ölümleri de eklenmiştir. Bu olayların siyanür kullanımıyla ilgili olup olmadığı bilirkişi raporlarında değerlendirilmesi gerekirken yaşanmamış gibi görmezden gelinmiştir. Daha da önemlisi, bu önemli ve kaygı verici olaylar Sayın Yerel Mahkemece de görmezden gelinmiştir. Temyiz incelemesinde de yok sayılması kaygı vericidir.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklandığı gibi, Danıştay 14.Dairesi’nin 04.11.2011 tarih ve 2011/5275-2611 sayılı onama kararı gerekçesizdir, kararın esasını etkileyebilecek temyiz itirazlarımızın hiç birisi karşılanmamıştır. Bu yönüyle Onama kararı 2577 Sayılı Yasanın 54/1. maddesinin ‘a’ ve ‘c’ bendlerine aykırıdır.Bu nedenle kararın düzeltilmesini, Manisa İdare Mahkemesi’nin 13.10.2010 tarihli 2009/1170 Esas ve 2010/1765 Karar sayılı “davanın reddine” dair kararının bozulmasına

karar verilmesini diliyoruz. Saygılarımızla.


KARAR DZELTME İSTEYENLER VEKİLLERİ;

Av. Arif Ali Cangı Av. Alev Tetik Horuş, Av. Emre Baturay Altınok

Av. Bülent Çekinmez, Av.Özgür Bektaş, Av.Atike Çekinmez

Av.K.Koray Atak, Av.Gürcan Sağcan, Av.Rıza Albay


Av.Tevfik Şahan, Av.Dilek Akagün Yılmaz, Av.Feramus Bektaş


Av.Filiz Bilen, Av.Ayşe Aygün, Av.H.Şahin Bülbül


Av.Özkan Sauhan, Av.Serap Ergün, Av.Durmuş Durutürk


Av.Sibel Varol, Av.Tuncay Gümken, Av.Aydın Atalan



Av.Coşkun Mavioğlu




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət