Ana səhifə

Celal soydan


Yüklə 76.5 Kb.
tarix14.06.2016
ölçüsü76.5 Kb.

CELAL SOYDAN

URDU DİLİNDE PROTEST EDEBİYAT

CELAL SOYDAN*

Özet: Bu çalışmada, Urdu edebiyatında önemli bir yer tutan protest edebiyatın günümüze gelene kadarki seyri ve günümüz Pakistan’ına özgü siyasi koşullardaki etkinliği üzerinde durulmaktadır. Özellikle İngiliz yönetimi döneminde yaşanan baskı ve zulme karşı seslerini yükseltmeye başlayan edebiyatçılar, günümüzde de bunu yapmak zorunda kalmışlardır. Zira kurulduğundan beri Pakistan’da yaşanan siyasi istikrarsızlık, halkta olduğu gibi edebiyatçılarda da büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Her gruptan edebiyatçının askeri yönetimler dönemindeki yasak, baskı ve yasadışı uygulamalara karşı gösterdiği tepki, Urdu edebiyatında önemli bir protest edebiyat birikiminin oluşmasını sağlamıştır.

Anahtar kelimeler: protest edebiyat, Urdu edebiyatı, askeri darbe,

Protest Literature in Urdu Language

Summary: This research work throws lights on the Protest Literature which has very important place in Urdu Literature, its position from the beginning till to the present and affects on the peculiar political situation of Pakistan. Especially the writers who have started to raise their voice against English oppression and tyranny are forced to do the same in the present situation. The political unstable condition of Pakistan since the establishment of Pakistan has not only affected the people of Pakistan but also the writers of Pakistan. The reaction of all groups of writers against oppression, illegal implementations and military rule has become good collection of work under the name of Protest Literature in Urdu Literature.

Keywords: protest literature, Urdu literature, military coup

Protest edebiyat, Urdu edebiyatında önemli bir yer tutar. Çeşitli siyasi, sosyal ve kültürel çalkantılardan dolayı Hindistan-Pakistan edebiyatçıları tarafından işlenen bir konu alanı olan protest edebiyat, özellikle Pakistan’ın kurulmasından sonra bu ülke yazarlarının merkezi konusu olmaya devam etmektedir. Pakistan’ın kuruluşuyla başlayan yönetim zaaflarından kaynaklanan askeri darbe yönetimleri halkla birlikte edebiyatçılar tarafından daima protesto edilmiştir.

1947 yılında Pakistan’ın kuruluşundan sonraki yaklaşık on yıllık bölümde yoğunlukla yaşanan toplumsal sıkıntılar, kurumsallaşamamış yönetim yapısı, siyasi ve sosyal yaşamda karşılaşılan zorlukların yarattığı sancılar Pakistan toplumunu yeni siyasi, sosyal ve fikri buhranla yüz yüze bırakmıştır. Nitekim 1958 yılında gerçekleşen ilk askeri darbe, Pakistan’ın gelecekteki siyasi yaşamında ‘askeri darbe’ mirasının habercisi olmakla birlikte, o zamana kadar hal yoluna girmeyen siyasi ve sosyal sorunlara çözüm bulmaktan çok uzaktı, hatta yeni sorunlara yol açtı. Ayrıca ülkenin geleceğine ilişkin belirsizliğin başlangıcı oldu. Askeri darbe yönetimi hiç kesintiye uğramadan 1969 yılında yeni bir darbeyle devam etti. Kesintisiz 1971 yılına kadar süren ardışık iki askeri darbe yönetiminden sonra bir süreliğine sivil yönetime geçildi. Ancak 1977’de üçüncü darbe vakası yaşandı ve 11 yıl sürdü. Nihayet 1999 de yapılan son darbe Pakistan’ın darbelerden yana açık talihinin en belirgin göstergesi olarak edebiyatçılardan gereken ‘övgü’yü almaktadır. Ta kuruluşundan itibaren siyasi belirsizliğin yarattığı boşluğu darbelerle iktidarı deviren askeri yönetimler doldurmaktadır. Bu durum hem halk, hem de edebiyatçılar tarafından daima protesto edilmiştir. Elbette askeri yönetimler kendilerine yapılan eleştiri ve protestoları cevapsız bırakmadılar. Buna rağmen darbe yönetimlerinin doğasındaki baskı ve yasaklara karşı seslerini yükseltmekten geri durmayan edebiyatçılar, büyük bir protest edebiyat birikiminin oluşmasını sağladılar.

Protest edebiyatın günümüze gelene kadar geçirdiği aşamaların izlerini sürdüğümüzde bu türün Urdu edebiyatında çok eskiye dayandığını görürüz. Urdu edebiyatında özellikle şiir türünde şahlara, mirlere, mihracelere ve her kademeden yöneticiye karşı yazılmış sayısız örnek bulmaz zor değildir. Urdu şiirindeki Şehraşub türü, şehir ya da ülkenin yaşadığı felaketlere ağıt niteliğiyle birlikte siyasi belirsizlik dönemlerinde yaşanan korku, baskıcı ve zalim yönetimlerin yaptıkları zulme karşı yazılan şiirlerden oluşan bir türdür. Bu şiir türü, Hindistan Yarımadası’nda yaşanan siyasi istikrarsızlıklar yüzünden önemli bir şiir türü olarak şairler tarafından kullanıldı.



Dün ayaklarının tozu mücevherler olan şahları

Bugün gözlerine miller çekilir gördük.1

Özellikle Hint-Türk saltanatının zayıflamaya başlamasından2 sonra sömürgeci güçlerin ülkede daha fazla söz sahibi olmalarıyla yaşanan siyasi, toplumsal ve kültürel baskılara ve haksız uygulamalara karşı protest ürünler Urdu edebiyatında sıkça görülmeye başlandı. Baskı ve haksız uygulamalara karşı edebiyatçıların yanı sıra halk arasında da başkaldırılar başladı. Bu başkaldırılar sonunda Hindistan halkının ‘Bağımsızlık Savaşı’, İngilizlerinse ‘İsyan’ olarak kabul ettikleri ve başarısızlıkla sonuçlanan 1857 ayaklanması sonucunu doğurdu. Böylece 18. yüzyılda başlayan çöküş dönemi kesin bir tarih kazanmış oldu. Bu tarihte bir taraftan yaklaşık 650 yıl süren (1206-1857) Müslüman iktidarı son buldu, diğer taraftan da Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı tarih olan 1947’ye kadar süren uzun bir baskı ve esaret dönemi başladı.

1857 Bağımsızlık Savaşı başarısızlıkla sonuçlanınca İngilizler ülkenin mutlak hakimi oldular ve İsyan olarak niteledikleri ayaklanmanın hesabını sormaya başladılar. Bu durum karşısında toplumun bir kesiminde yönetimle iyi geçinme yolları aranmaya başlandı. Sir Seyyid Ahmet Han’ın İngilizlerle ‘uzlaşma’ arayışları halkın mutedil davranmasını gerektiriyordu.3 Ahmet Han’ın uzlaşma arayışının başarıya ulaşması, halk kitlelerindeki özgürlük ve mücadele isteğinin bastırılmasına bağlıydı. Bu anlayışa göre İngiliz yönetimiyle uzlaşmak için hak aramamak, hak talep etmemek gerekiyordu. Fetih Muhammed Melik, 19. yüzyılın son yarısındaki edebiyat ve fikir ortamını şöyle değerlendirir: “Sir Seyyid Hareketi, 1857 Bağımsızlık Savaşıyla doruğa çıkan özgürlük arzusundan korkmayı öğretti bize. Müslüman Hindistan’ın çöküş döneminden başlayarak 1857’ye kadarki başkaldırıcı ve özgürlükçü edebiyatımızdan uzaklaşmamız, İngilizlerin vahşet ve barbarlığının sonucu olduğu kadar, Sir Seyyid’in Kilise eğilimli rasyonalist demagojisinin ürünüdür.”4 Ahmet Han, İngiliz yönetimiyle uzlaşma arayışında her yolu mubah sayan bir anlayışı etkin kılmaya çalıştı. Hatta Hint halklarını savunmayı amaçladığı Hint İsyanının Sebepleri kitabında, İngilizlerin Hindistan’a gelmelerini ve yönetimi ele geçirmelerini Müslümanların gelmeleriyle aynı şey olarak değerlendirmekte ve Hindistan’da gerçekleştirdikleri tüm insanlık dışı uygulamalardan onları suçsuz bulmaktadır.5 Ahmet Han ve başlattığı harekete en sert muhalefeti gösterenlerin başında gelen Ekber İlahabadi, o ve arkadaşlarının bu tutumunu şöyle protesto eder:

Onlar bizi öldürüp yok etmekle kendi işlerini yaparlar

Asıl şaşırdığım bu yok etmeye ölürcesine alkış tutanlar var.6

Bu dönemde hem düşünsel hem de siyasal anlamda sindirilen halk kitlelerinde İngiliz yönetimine karşı yaygın bir protesto eğilimi olmasa da çoğu edebiyatçı yazılarıyla protestolarını sürdürdü. Ahmet Han Hareketi döneminde İngilizlerle hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayan gelenekçi yazarların öncelikli konusu Ahmet Han Hareketi ve baskıcı İngiliz yönetimini protesto içeriklidir. Hatta hareketin içinde yer alan bazı isimler dahi İngiliz karşıtlığını sürdürdüler. Nezir Ahmet’in İbn-ul Vakt romanının konusu İngiliz karşıtlığı üzerine kuruludur. Bu dönemde (1857-1900) iki belirgin eğilim göze çarpar: Birincisi içinde yer yer zayıf bir cihat isteğinin de yer aldığı din reformcularının çabalarıyla dillendirilen karamsarlık ve feryat dalgası. Diğer eğilim ise, Ahmet Han ve arkadaşlarıyla güç bulan idealizm coşkusuna kapılan İngiliz yandaşlığı eğilimdir. Böylece halk da iki gruba bölünmüştü; bir tabaka İngiltere’nin hoşnutluğunu kazanıp bundan yarar sağlayan ve mevcut durumu sürdürmeye çalışanlar grubu, diğeri ise baskı ve sömürgeci sisteme karşı fikir ve eylem düzeyinde savaş verenler grubu.

1900–1932 arası dönemde Hindistan’ın bağımsızlığı için her iki toplumun (Hindu ve Müslüman) dayanışmasıyla İngiliz yönetimine karşı özellikle I. Dünya Savaşı döneminde başlayan büyük protestolar yapıldı. Edebiyatçıların büyük katkı sağladıkları protestolar döneminde yazılanlar, o dönemde Urdu edebiyatını etkisi altına alan romantizm akımına rağmen edebiyatçıların merkezi konusu olmaya devam etmiştir. Söz konusu dönemde halkın başlattığı protesto hareketleri şiddetli bir şekilde sürmekteydi. İngilizlerin keyfi ve baskıcı yönetimine karşı 1919 yılında halkın her kesiminin katılımıyla gerçekleşen Caliyanvala Bağ protestosu ve ardından gelişen olaylar hala zihinlerden silinmiş değildir.7 İşbirliğinden Sakınma Hareketi, Hilafet Hareketi, Sivil İtaatsizlik Hareketi vb. uzun soluklu halk hareketleri bu dönemde İngiliz yönetimine karşı yürütülen protesto eylemlerinden bazılarıdır. Siyasi platformda başlatılan protesto eylemleri edebiyatçılar tarafından hararetle desteklendi. Ekber İlahabadi’nin ince bir üslupla batıyı ve batı yandaşlarını eleştirdiği hicivleri, İngiliz ürünlerini kullanmamayı yaşamı boyu sürdüren ve başkaldırının sembollerinden biri haline gelen Reşid Ahmet Siddiki’nin yazıları8, Ebul Kelam Azad’ın Müslüman ülkelere musallat olan Haçlı zihniyetini felsefi boyutlarıyla irdelediği hapishane mektupları9 İngilizlerin baskıcı yönetimini protesto eden edebiyat ürünleriyle doludur.

1932–1947 dönemi Hint Yarımadasında bağımsızlık mücadelesinin en hareketli dönemidir. Yaşamın her alanında bağımsızlık savaşı devam etmekte ve bunun yansımaları en keskin ifadelerle edebiyatta görülmektedir. Şiir ve edebiyatın her türünde yayılmacı İngiliz yönetimine karşı çok sert bir başkaldırı ve protesto akımı görülmektedir. Özellikle Rus devrimi etkisindeki İlerici Edebiyatçıların sömürgeci düzene karşı doğal protestosu, bu harekete edebiyat alanında güç katan en önemli faktör oldu. Bu dönemde şiirin yanı sıra öykü dalında da baskı ve esaret yönetimine büyük bir başkaldırı görülür. “1930’lu yıllarda Angārĕ (Köz), Āteşpārĕ (Ateş Parçası), Şu’lĕ (Şuleler), Alau’ (Alev), Çingāriyāň (Kıvılcımlar) gibi isimler altında bir dizi öykü derlemesi yayımlandı. Ancak bunlar, ülkenin mutlak hâkimi İngiliz yönetimi tarafından onay görmedi. Bu dönemde siyasi baskılar iyice arttı.”10 Öte yandan İlerici Akım’ın edebiyatçılara yüklediği “Hint sosyal ve siyasal yaşamında gerçekleşen değişimleri olduğu gibi yansıtmak” misyonu, 1939 yılında kurulan ve asıl itibarıyla edebiyat üretmeyi amaçlayan Halka-i Erbab-ı Zouk taraftarlarınca da kabul gördü. O dönemde Hindistan yaşamındaki en önemli ve en ateşli değişim özgürlük mücadelesiydi ve bunu konu etmek her gruptan edebiyatçının görevi olarak görülmekteydi. Böylece İngiliz yönetimine başkaldırı her edebiyatçı grubunda ve her edebiyat türünde en şiddetli haliyle görülmeye başlandı. Hasret Mohani (1875–1951), Fani Bedayuni (1879–1941), Yegane mahlasını kullanan Vacid Hüseyin Lakhnovi (1884–1956), Asgar Gondvi (1884–1936) Ciger Muradabadi (1890–1961), Coş Melihabadi (1894–1982), Firak Gorakpuri (1896–1982), Esrar-ul Hak Mecaz (1911–1958), Ahtar Şirani (1905–1948), Feyz Ahmet Feyz (1910–1984), N. M. Raşit (1910–1975), Muhammed Nisaullah Dar Miraci (1913–1949), Mecid Emced (1914–1974), Ahmet Nedim Kasmi (1912-), Vezir Ağa (1923-) gibi şair ve yazarlar, yaşadıkları siyasi, sosyal ve kültürel çarpıklığa karşı seslerini yükselten Urdu dilindeki protest edebiyatın en etkin isimleri olarak bilinirler.

Bağımsızlık öncesinde İngiliz yönetiminin baskı, zulüm, adaletsizlik, keyfi uygulamaları ve sınır tanımaz sömürü ruhu, halk arasında büyük bir öfkeye yol açmış ve bu durum edebiyat ürünlerine hesap sorma ve intikam alma şeklinde yansımaya başlamıştır. Özellikle Asyan’nın Şairi olarak tanımlanan N. M. Raşid, ülkenin her bireyinin İngilizlerden her şekilde intikam alması gerektiği telkininde bulunur. Zincir başlıklı şiirinin bir bölümünde yıllardır batılı kadınların süsü için sırma işlemeli giysiler örmek zorunda kalan yurttaşı kadınlara seslenir ve şimdi batılı erkeklere güçlü bir ağ örmelerini söyleyerek çektikleri acının, katlandıkları yoksulluğun ve bastırılmışlığın intikamını almaya teşvik eder.

(…) Beyaz gelinliğinden sen de çık ipek böceği.

Yıllar yılı o kolsuz kanatsız halinle

uzaktaki güzel Frenk kadınlarına

güzelliklerine güzellik katsınlar diye

altın-gümüş sırmalar ördün durdun.

Şimdi onların erkekleri için korkunç bir ağ

yapabilirsen çıkar bedeninden. (…)11

N. M. Raşit, sadece Hindistan ülkesine musallat olan İngilizleri hedef almakla kalmaz Doğu ülkelerini sömüren tüm Batı ülkelerine karşı aynı öfkeyi duyar ve Doğu haklarına reva gördükleri insanlık dışı davranışları onların yanına bırakmama eğilimindedir. İntikam başlıklı şiiri Batılılardan her türlü intikamı reva gören bir öfkeyi yansıtmaktadır.



(...) Parlak yüksek duvarlardaki yansımalar

batılı yöneticilerin hatırası,

ki onların kılıç zoru yerleştirmişti

bu ülkeye batı mihenk taşını!

Onun yüzü, onun güzelliği hala aklımda

o çıplak beden hala aklımda,

ecnebi kadının bedeni.

Gece boyunca ‘dudaklarım’ ondan

vatandaşlarımın biçareliklerinin intikamını aldı. (…)12

Baskı, zulüm ve siyasi bastırılmışlık teması Urdu edebiyatı, özellikle şiirinde kesintisiz varola geldi. Bu süreklilik değişik şekillere bürünse de 20. yüzyılda da sürdü. Bu yüzden karşı tepki ve protesto, Urdu şiirinin bağımsızlıktan sonra da belirgin bir konusu olmaya devam etti. Zira bağımsızlıktan sonra da uğrunda akla hayale gelmeyecek mücadelelerin verildiği ve özlemle beklenen gelecek bir türlü gelmedi; kültürel çatışmalar, sosyal adaletsizlik, siyasi baskılar sadece devam etmekle kalmadı, Pakistan’ın kuruluşundan sonra artarak devam etti. Hindistan’ın özgürlüğüne kavuşması ve Pakistan’ın kurulması bölge tarihinde olduğu kadar kültür ve edebiyatında da önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde yaşanan mübadele süreci, Hindistan tarihinin en sancılı ve en acı olaylarının yaşandığı dönem olmuştur.13 Fesadat Dönemi olarak adlandırılan mübadele dönemi olayları, Urdu edebiyatında derin izler bıraktı. Bu dönemde bir yanda göç edenler ve yerleşikler arasında yaşanan entegrasyon sorunları ve ortaya çıkan çatışmalar, diğer yanda bir ulus ve birlik olarak ayakta durmaya ve kimlik bulmaya çalışan bir topluluğun henüz siyasi ve sosyal yol haritasını belirleyememiş olması, genç Pakistan devleti için büyük bir handikap olarak kendini göstermiştir.

Pakistan’ın kurulmasıyla başlayan yasama çalışmalarının yorgunluğuna dayanamayan Cinnah’ın erken ölümünün (1948) ardından yönetim askerin eline geçti. Ülkede henüz tek bir seçim bile yapılamadan General İskender Mirza’nın ‘Kontrollü Demokrasi’ anlayışı 1958 yılına gelindiğinde General Eyüp Han darbesini doğurdu. Bu yönetim ‘kontrollü’ de olsa demokrasi ve cumhuriyet gibi siyasi yönetimleri kabul etmeye yanaşmamaktadır. General Eyüp Han, 1960 yılında yaptığı açıklamada ülkenin yönetim şeklini şöyle şekillendirir: “Benim görüşüme göre körü körüne batıyı taklit etmektense fikir birliği içinde kurumlarımızı idare etmeliyiz. Bunu yaptığımız takdirde parti sistemi belasından da kurtulmuş olacağız.” Ayrıca cumhuriyet yönetiminin soğuk ülkeler için uygun, Pakistan gibi sıcak bir ülke için uygun olmadığını14 belirterek çizgisini belirlemiş ve ülkeyi 1969 yılına kadar bu anlayışla yönetmiştir. Bu keyfi yönetim anlayışına karşı ilk protestolar edebiyatçılardan geldi. Urdu edebiyatının güçlü gazeteci-yazarlarından olan Sibt-i Hasan, “Eyub Han’ın darbe yönetimi döneminde ulusun namus ve şerefini kurtaran iki kişi vardı; biri merhum yargıç M. R. Geyani diğeri de Habib Calib’tir” dediği Calib, o dönemi dizelerinde şöyle ifade eder:

Akıl ağlıyor yüzünü gizlemiş,

Cehalet kahkahalar yağdırıyor.

Edebiyata yöneticiler el atmış

Hükümet şairlik yapıyor.15

Diğer yanda Urdu edebiyatının güçlü şairi Feyz Ahmet Feyz kendine has geleneksel tarzı ve halkı isyana teşvik etmeyen yumuşak üslubuyla baskı ve darbe yönetimine karşı sesini yükseltmektedir:



Bir süre daha canım; sadece bir süre daha

Zulmün gölgesinde nefes almaya mecburuz

Bir süre daha eza çekelim, çırpınalım, ağlayalım

Bize ecdadımızın mirasıdır bu; mecburuz

Bedenlerimiz hapis; duygularımızda zincirler,

Fikirler tutuklu; konuşmalara ceza keserler.16

Feyz, ülkedeki dikta ve baskı yönetiminin ancak halkın her kesiminin sesini yükseltmesiyle son bulacağı umudundadır; bu yüzden durum daha da kötüye gitmeden gereken protestonun yapılması gerektiği kanısındadır.



Konuş, ki dudakların özgür senin.

Konuş, dilin hala senin.

O ince bedenin senin.

Konuş, ki canın hala senindir.

Bak, demirci dükkanında

Alevler harlı, demir kor

Açılmaya başladı kilitlerin ağızları

Gerilmiş her bir zincirin kolları.

Konuş, bu kısacık zaman bile çok

Beden ve dilin ölmeden önce

Konuş, gerçek henüz canlıyken

Konuş, her ne söylemeliysen söyle!17

Feyz Urdu edebiyatının 20. yüzyılına damgasını vuran en büyük şairidir ve şiiri baştan sona protest edebiyat ürünleriyle doludur. Urdu şiirinin geleneksel tarzını sürdürmekle birlikte ona kattığı yeni ahenkle okuyucuyu etkilemeyi bilmektedir. Belirli bir dünya görüşü vardır ve insanları o görüş etrafında toplama çabasındadır. İnsanlara daha iyi bir gelecek vaat eden dünya görüşünü, günün çarpık yönetim anlayışından arınmış bir forma sokma ve gelecekte nasıl yaşanılması gerektiğini gösterme çabasındadır. Ancak siyasi ve sosyal yapısı henüz oturmamış, kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen sindirme mirasına sıkı sıkıya bağlı ve ifade özgürlüğü alanının gitgide daraldığı bir ülkede bunu açık bir şekilde yapmak kolay değildir. Bu yüzden diğer edebiyatçılarda olduğu gibi o da sembollerin ardına sığınmak zorunda kalır. Aksi halde şiirinde özenle işlediği protestonun ‘karşılığı’nı yönetimden cömert bir şekilde almaktaydı.18 Askeri yönetimlerin yaşandığı dönemlerde baskı ve sindirme eylemine maruz kalanlar sadece edebiyatçılar değildi. Gazeteciler de öncelikli hedef halindeydiler. İlk darbe yaşandığında Pakistan’ın en yüksek tirajlı gazetelerinin editörleri birer birer tutuklandılar. 1958 darbesinin ilk haftası içinde Leyl u Nehar’ın editörü Sibt-i Hasan, İmroz’un editörü Ahmet Nedim Kasmi, Pakistan Times’ın editörü Feyz Ahmet Feyz birkaç gün arayla tutuklandılar.19 Özellikle gazeteci ve yazarlara yönelik sindirme hareketi her dikta döneminde devam etti.

Uzun süre Pakistan’ın siyasi yönetimini elinde tutan askeri rejimler bu ülkede üretilen Urdu edebiyatında köklü bir protest edebiyatın oluşmasına sebep oldular. Aslında 1958 darbesine gelinene değin protest edebiyat içerikli hatırı sayılır bir edebiyat birikimi ve bilinci oluşmuştu ve bu durum bir edebiyat akımı halini almıştı. Nitekim Eyüp Han’ın başında bulunduğu askeri yönetim döneminde güçlenen edebiyat akımı aslında 1940’larda başlamıştı ve bu akım her türlü baskı, sömürü ve dikta yönetimine karşı başkaldırı edebiyatı olarak nitelendirilmektedir.20 Zira her baskıcı yönetime karşı seslerini yükselten edebiyatçılar bunu gerçekleştirmek için çeşitli yollar buldular. Askeri yönetimlerin ifade özgürlüğüne getirdiği yasaklardan sonra edebiyatçılar açık ifadeler yerine üstü kapalı anlatımlar, kelime oyunları ve sembollerin ardına sığınmak zorunda kaldılar. Ancak bu durum edebiyatın ifade alanını daralttı ve bireyin iç huzursuzluğu, yalnızlık duygusu, psikolojik buhran ve yok oluşçuluk temeline dayalı konular ön plana çıkmaya başladı. Bireysel ifade tarzı ve sembollerle anlatmak zorunda kalınması edebiyatı ve edebiyatçıyı anlamayı zorlaştırdı. Ancak edebiyatçı zekası bunu da aşmanın yolunu buldu: Yabancı dillerden çeviriler yaparak meramlarını anlatma yolunu buldular.

Yabancı edebiyatlardan yapılan çeviriler bir yandan Urdu edebiyatının uluslar arası edebiyatlarla bağlarını güçlendirirken, diğer yandan da amaca yönelik çeviriler yapıldı. Edebiyatçılar yabancı edebiyatlardan protest ve karşı çıkış konulu eserler seçerek aslında söylemek ve yazmak istedikleri şeyleri aktarmaktaydılar. Bu amaçla dünyanın her yanından protest, karşı çıkış, ilerici, fikir ve ifade özgürlüğü konulu eserler Urdu diline aktarıldı. Pablo Neruda, Nazım Hikmet, Furuğ-i Ferruhzad, Mahmud Derviş ve benzeri edebiyatçılardan çeviriler yapıldı. Böylece darbe yönetiminin ifade özgürlüğüne getirdiği yasak ve baskılar sonucunda tıkanan Urdu edebiyatına yeni bir soluk getirildi. Darbe yönetimleri döneminde yabancı edebiyatlardan sadece protest edebiyat konulu çeviriler yapan edebiyatçıların listesi bile çok uzundur. Kişilerden başka kurum, dernek ve yayınevleri de bu amaç doğrultusunda çalışmalar yaptılar. Gulam Resul Mehr, Muhammed Hasan Askari, Eşfak Ahmet, İntizar Hüseyin, Muhammed Selim-ur Rahman, Seccad Bakir Rızvi, N. M. Raşid gibi dönemin liste başı edebiyatçıları çeviri yoluyla kendilerini ifade etmek zorunda kaldılar.

Ancak ülke tarihi yeni sancılara gebeydi, zira darbe yönetimine karşı verilen mücadelelerden yeterli sonuç alınamıyordu. Nitekim 1958 yılında gerçekleşen ve kesintisiz on bir yıl süren Eyüb Han darbesi, 1969 yılındaki Yahya Han darbe yönetimini doğurdu. Sivil yönetime dönme çabaları ülkeyi daha da karanlık bir ortama sürükledi. 1971 yılında yapılan genel seçimlerde Doğu Pakistan’dan Avami Leage partisi büyük çoğunlukla seçimleri kazandı. Ancak Yahya Han ve askerin desteklediği güçler yönetimi Doğu Pakistan’a vermek istemeyince siyasi kargaşa başladı ve Doğu Pakistan, Batı Pakistan’la işbirliğini kesti. Doğu Pakistan’ın bu durumundan yararlanan Hindistan bu ülkeyi işgal etti. Kanlı bir savaştan sonra Doğu Pakistan, Bangladeş adını alarak Batı Pakistan’dan ayrıldı. Bu durum Pakistanlı yazarları derinden etkilemesinin yanı sıra askeri yönetimin beceriksizliğine karşı gelişen muhalefeti iyice körükledi. 1971 yılında yapılan seçimlerle sivil bir hükümet kuruldu ve askeri yönetimlere bir süreliğine ara verilmiş oldu. Ancak 1977 yılında ordunun yönetime yeniden el koyması ülke tarihinde yeni bir belirsizlik döneminin başlamasına yol açtı. Yeterince güçlenen halk hareketi seçilmiş bir iktidarın alaşağı edilmesine kayıtsız kalmadı ve darbecilere karşı büyük bir hareket başlatıldı. Ancak halk hareketi, askeri yönetim tarafından acımazsızca bertaraf edildi; baskıcı yönetim bunu gerçekleştirmek için her türlü bastırma silahını kullandı. Edebiyatçılar bu durum karşısında seslerini yükselttiler, çarptırıldıkları her türlü cezaya karşı protestolarını sürdürdüler, ancak güç yönetimdeydi ve o güne kadar görülmemiş bir sindirme hareketi başladı. Bu koşullarda bile edebiyatçılar yine ima, teşbih, telmih ve sembollerin ardına saklanıp seslerini yükselttiler.

Bazı hışımlı zalimler meyhaneyi yıkmaya geldiler,

Kapı eşiğini öpüp bıraktılar; baktılar ki taş ağır.

Canı bayrak yapıp dalgalandırdık, biz sinenler her katilgahta

Ondan beridir celladı bir korku sardı.21

Şairler açık ifadelerden kaçınıp sembollerin ardına sığınmalarına rağmen yönetimden gerekli cezaları fazlasıyla aldılar. Feyz bir beytinde ortamın öncekinden çok farklı olduğunu ifade eder:

Önceden de yaşıyorduk kelle koltukta

Ama şimdiki kelle koltuktan daha vahim.22

1977 darbesinin ardından azledilen başbakanın 1979 yılında idam edilmesi özellikle edebiyatçılar arasında infiale sebep oldu. Bu dönemde yazılan gazel incelendiğinde yüzyıllardır süregelen gazele özgü terminolojinin değiştiği görülür; artık gazeldeki sevgili yeni bir boyut kazanmış ve rakip için baskıcı; katilgah da idam sehpası anlamında kullanılır olmuştur.

Ahmet Firaz Urdu şiirinin önemli isimlerindendir ve şiirinin büyük bölümünde baskıcı siyasi yönetimlere ve özellikle askeri darbelere karşı protesto teması vardır. Muhasara ve Haydi Ülkenin Yasını Tutalım gibi nazımları Urdu dilindeki protest edebiyatın önemli örnekleri olarak kabul edilir.



(…) Neden herkesin çehresi böyle korku dolu

ve kolları bu kadar cansız

Sanki kör mezar kazıcıları

Güneş yerine onu çarmıha gerdiler

Ülkeyi defnedip geldiler

Haydi ülkenin yasını tutalım

Ki bütün mevsimlerini seviyorduk onun. (…)23

Ülkede sürüp giden askeri yönetimlere baş eğmeyen şairlerden biri olan A. Firaz, her şeye rağmen umudunu kaybetmez. Ulusun hayalleri, hedefleri olduğu sürece varlığını sürdürebileceği ve hayallerin hiçbir şekilde yok edilemeyeceği bilinciyle mücadelesini sürdürür.



(….) Rüyalar ölmez

Rüyalar ışıktır, sestir, havadır

Kara dağlarla kuşatılamazlar

Zulüm cehenneminde yakılamazlar.

Işık, ses ve havanın bayrağı

İdam sehpasına götürülse de eğilmez

Rüyalar harftir,

Rüyalar nurdur,

Rüyalar Sokrat’tır,

Rüyalar Mansur’dur.24

Pakistan’daki askeri yönetimler döneminde birçok şair, yazar ve gazeteci, ülkede yaşanan baskılar, yasaklar ve yönetim sistemini protesto etmek için kalemlerine sarıldılar. Bunlar arasında İhsan Ali, Kişver Nahid, Fehmide Riyaz, Ahtar Hüsyin Ca’feri, Zafer İkbal, Sumed Sahbai, Cavid Şahin, Tabassum Kaşmiri, İftihar Arif, Pervin Şakir, Asğar Nedim Seyyid, İftihar Arif, Halid İkbal, Muhammed Halid Şah, Siddik Kelim, Amir Celil, İkbal Sacid, Mustansar Hüseyin Tarer, Galib Ahmet, Afzal Ahmet Seyyid ve çok sayıda başka şair ve edebiyatçı vardır.

Yukarıda isimleri geçen şairlerden başka öykücüler de ülkede yaşanan siyasi istikrarsızlığı protesto etmek için sayısız öykü yazdılar. Özellikle 1977 yılında yapılan darbe ülkede yeni bir kaos ortamı yarattı. Halkın tercihiyle iktidara gelen bir başbakana verilen idam cezası toplumun aydın kesiminden büyük tepki aldı ve darbeden sadece 8 ay sonra ilk protest edebiyat seçkisi Gavahi adıyla yayınlandı ve yayıncısı Dr. İcaz Rahi darbeciler tarafından ‘gerekli’ cezaya çarptırıldı. Buna rağmen edebiyatçılar ve yayıncılar sinmedi ve Gavahi seçkisinden kısa bir süre sonra darbecilere karşı İhtisab adı altında iki ciltlik bir derleme daha yayınlandı. Bunu diğer protest edebiyat derlemeleri izledi; ikişer ciltlik Huşbu ki Şahadet ve Nei Seher ki Çaap yayınlandı. Yukarıda adı geçen derlemeler dikta yönetimini hedef alan öykülerden oluşturulmuştur. Özellikle Gavahi öykü derlemensin yönetimdeki etkisi 1932 yılında yayınlanan ve İngiliz yönetiminin yasaklatıp toplattırdığı Angare ile aynı nitelikteydi. Gavahi’de Ahmet Cavid, Ahmet Daut, Elsem Yusuf, İcaz Rahi, Enver Seccad, Coher Mir, Rahman Şah Aziz, Reşid Emced, Feride Hafiz, Muhammed Munşa Yad, Mirza Hmid Beg, Mahzar-ul İslam, Mansur Kayser, Naim Arvi gibi isimlerin öykülerine yer verilmiştir. Bu derlemede öyküleri yer alan isimler ne tutuklandılar, ne de aleyhlerinde bir dava açıldı, ama gizli bir el bu kitabın tüm nüshalarını kitapçılardan topladı. Bu derlemede yazılar yayınlanan öykücülerden başka Mes’ud Eşar, Enver Seccad, Enver Ahmed, Muhammed Munşa Yad, Yunus Cavid, İntizar Hüseyin ve çok sayıda tanınmış yazar vardır. Ülkede sürüp giden baskı ve dikta rejimine başkaldıran öykücülerden adı ön plana çıkanlardan biri de Enver Seccad’tır. Onun öykülerinde ülkedeki siyasi kargaşa, baskı ve keyfi yönetime ağır eleştiriler yer alır. Anne-oğul, Kertenkelenin Kesik Kuyruğu, Yeni Yuva ve Kara Gece bu bağlamda keskin ifadelerle doludur.

Urdu öyküsünde önde gelen protest yazarlardan biri de İntizar Hüseyin’dir. Nuh mitinden hareketle yazdığı Gemi başlıklı öyküsünden alınan bir kesitte diktacıları şöyle eleştirir:



Dışarıda yağmur yağıyordu; içeride ise boğuk bir hava vardı. İçerideki boğuculuğa dayanamayan bazıları kafalarını dışarı çıkardılar, ama hemen içeri çektiler.

Yağmur biraz azaldı mı ne?”

Hiç de azalmadı, aynı şekilde devam ediyor. Yağmur değil kıyamet sanki.”

İçerideki boğukluk yine de dışarıdan iyi sayılır.”

Bundan daha iyi bir hal görünmüyor. İçerisi boğuk, dışarıda yağmur; nereye gidebiliriz ki?”

Her şey su altında yok oldu, yağmur hala neden yağıyor?”

Biz kaldık ya.”

Evet, sonunda bir tek biz kaldık, ama kaç kişi? Parmakla sayılabilecek kadar azız, gerisi hayvan ve börtü böcek.”

Evet gerisi börtü böcek, belki bu yüzden içerisi bu kadar boğuk. Hayvanların arasında nefes almak ne kadar zor. Kim bilir daha ne kadar hayvanların arasında yaşayacağız böyle.”25

Urdu dilinde yazan şair ve yazarlardan başka Pakistan’da konuşulan bölgesel dillerde (Pencabi, Sindhi, Beluçi, Seraiki, Peştu vb.) de protest edebiyat konulu geniş bir birikim vardır. Ancak konuyu Urdu diliyle sınırlı tutmak amacıyla söz konusu bölgesel dillerdeki protest edebiyata burada yer vermiyoruz.

Yukarıda verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi Urdu dili edebiyatçıları her türlü baskı, zulüm ve keyfi uygulamaya seslerini yükseltmekten geri durmadılar ancak bunu yaparken isyan veya tahrik gibi bir misyon üstlenmediler. Edebiyatçı duyarlılığı ve sağduyusuyla seslerini yükselttiler ve her türlü olumsuz koşula rağmen halka umut ve bilinç aşılamaya çalıştılar.

(…) Tıpkı bizim gibi mir ve şahın zulmünde ezilenler var

Yüz binlerce gözü yaşlı, yayan, kalbi kırık, yorgun yolcu var

Ki onlar gözden kaybolan yolların gamlı çizgilerinde

Gelecek menzillerin bulanık resimlerine bakıyorlar.

Bir gün mutlaka değişecek Âdemoğlunun kaderi

Yeni bir dünya kurulacak, yeni bir âlem oluşacak

Karanlıklara yeni meşaleler, bahçelere yeni mevsim gelecek

O bahar dostum kim bilir ne zaman gelecek?

O yaşanası güzel mevsim kim bilir ne zaman gelecek?

Şu dokuz numaralı otobüs kim bilir ne zaman gelecek?26

Mecid Emced’in 1955 yılında yazdığı Otobüs Durağı başlıklı nazmında söylediği gibi dokuz numaralı otobüs kim bilir ne zaman gelecek ve Pakistan için istikrarlı, özgür, adil ve müreffeh bir yolculuk ne zaman başlayacak?



* Doç.Dr., Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Urdu Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı.

1 Mir Taki Mir, Divan-ı Evvel, Der. Kalab Ali Han Faik, Meclis-i Terakki-i Edeb, Lahor 1986, s. 322

2 Çöküş dönemi 1707 yılında Evrengzib’in ölümüyle başlar. Bu dönemde Hindistan’daki Müslüman yönetimi en geniş sınırlarına ulaşmıştır.

3 İkram, Şeyh Muhammed, Mouc-i Kevser, İdare-i Sakafet-i İslam, Lahor 1992, s. 79

4 Fetih Muhammed Melik, Hayal ka Hauf, Maktabe-i Funun, Lahor 1973, s. 35

5 Sir Seyyid Ahmet Han, Asbab-i Bağavet-i Hind, Urdu Akadmi Sindh 1982, s. 114-115

6 Ekber İlahabadi, Kulliyat-ı Ekber-Hissa-i Dovam, Şeyh Gulam Ali Publication, Lahor 1992, s. 62

7 13 Nisan 1919’da Amritsar’daki Caliyanvala Bağ’da, Hindu, Müslüman ve Sihler’in katılımıyla büyük bir protesto mitingi düzenlenir. Mitinge katılanlar, İngiliz hükümet askerlerince kuşatılır ve topluluğun üzerine ateş açılır. Bazı kaynaklara göre hükümet güçleri kurşunları bitinceye kadar ateş etmiş ve 379 kişiyi öldürmüş, 1200 kadarını da yaralamıştır. İkbal, Cavid, Zindah Rud-II, s. 245

8 Reşid Ahmet Siddiki, Mazamin-i Reşid, Derl. Seyyid Mu’in-ur Rahman, Al-Faysal, Lahor 1990

9 Ebul Kelam Azad, Ğubar-i Hatır, Cavid Braders, Lahor 1979

10 Dr. Anvar Ahmad, Urdu Afsānah, Beakan Boks, Multan 1988, s. 21

11 N.M. Raşit, Külliyat-ı Raşit, Mavera Publications, Lahor 1991, s. 144

12 N.M. Raşit, age., s. 108

13 Celal Soydan, “Urdu Öyküsünde Fesadat Dönemi ve İlerici Yazarlar” Nüsha Şarkiyat Araştırmaları Dergisi, Yıl 1, Sayı 1, Bahar 2001, s. 55-61

14 Sibt-i Hasan, Navid-i Fikir, Maktabe-i Danyal, Karaçi 1995, s. 76

15 Abrar Ahmet, Mazahmeti Edeb, Akadmi Adbiyat-Pakistan 1995, s. 50

16 Feyz Ahmet Feyz, Nushaha-e Vefa, Makatib-i Kavran, Lahor, s. 67

17 Feyz Ahmet Feyz, age., s. 73-73

18 Feyz, siyasi görüşleri ve yönetimi protesto eden şiirlerinden dolayı birkaç kez hapse düştü. 1951-55, 1958-59 yıllarında hapis yatmaktan başka aleyhinde birçok dava açıldı. 1977 darbesinde yurt dışına çıkmaz zorunda kaldı ve 1982 yılına kadar ülkesine dönemedi.

19 Şehzad Ali- Dr. Mumtaz Kalyani, “Pres Hukumet Tallukat”, Journal of Research- Bahauddin Zakariya University, Multan 2005, Vol. 8, s. 174

20 Abrar Ahmet, age., s. 52

21 Ahmet Firaz, Şeb-i Hun, Mavera Publications, Lahor 1989, s. 15

22 Feyz Ahmet Feyz, age., s. 537

23 Ahmet Firaz, Bey Avaz Gali Koçon min, Dost Publications, İslamabad 1995, s. 85

24 Ahmet Firaz, Canan Canan, Mavera Publications, Lahor 1991, s. 20-21

25 Hüseyin, İntizar, Kıssa-Kahaniyan, Seng-i Meel Publications, Lahor 1998, s. 164

26 Mecid Emced, Külliyat-ı Mecid Emced, Derl. Houca Muhammed Zikriya, Mavera Publications, Lahor 1991, s. 270

NÜSHA, YIL: VI, SAYI: 21, BAHAR 2006




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət