Ana səhifə

Biyosfer Orman Ekosistemi 8 Yakıtlarla Atmosfere Verilen Emisyonlar


Yüklə 0.58 Mb.
səhifə1/8
tarix09.06.2016
ölçüsü0.58 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8
2.8.1.Biyosfer - Orman Ekosistemi

2.8.1.1. Yakıtlarla Atmosfere Verilen Emisyonlar

Kullanılan yakıtı atmosfere hediye etmemek ve boşuna parayı yakmamak ve aynı zamanda da çevreyi kirletmemek için yakıt yakma­kda kullanılan aygıtları, araçları yakma tekniğine uygun kulla­nmak gerekir. En önemli noktaları aşağı­daki gibi özetlenebil­ir.



Atık gaz sıcaklığı:

Atıklar, gazın sıcaklığı olabildiğince ve sürekli olarak düşük olmalıdır. Bu sıcaklık kontrol edilebilmelidir. Atık hava sıcaklığını ölçen bir termometre kaloriferli dairelerde bulunmalıdır. Sıcaklık hiç bir zaman 260oC'nin üstüne çıkmamalı ve 160 oC nin de altına düşmemelidir. Yoksa kazan korrozyona uğrar ve terleme suları da bacaya zarar verir.



Örme:

Sıcak su kazanları iyi bir şekilde izole edilmelidir. Kapıları ise genelde ateş tuğlası ile örülmüş olmalıdır. Ateş tuğlalarının hepisinin sağlam olmasına dikkat etmelidir. Bozuk örgü tuğlaları değiştirilmelidir.



Brülörün ayarlanması:

Yanma ayarı ne kadar iyi olursa olsun, kazana yanlış hava girerse; hiç bir işe yaramaz. Yanlış hava yanmanın kötüleşmesine sebep olan ve boşuna enerji tükettiren bir yüktür. Bu nedenle de kazanın kapısı, kapının çerçevesi kazan bloku, ve yakma sisteminin kısımlarının bağlantıları (zemin duman odası, duman bacası v.s.) çok iyi ve sızdırmaz olmalıdır. yanlış hava girişi saptanırsa, hemen bertaraf edilmelidir. Yoksa boşuna yakıt yakılmış olunur.

Baca çıkışı çok iyi ise yanmayı olumsuz etkiler. Baca çekişini optimum ayarlamak için ayar klapesi kullanılabilir.

Çok büyük yakma sistemlerinde klape ayarlamasının otomatik olması daha iyidir.

Brülörlü gaz kazanlarında çıkış kısmına kumanda edilebilir atık gaz klapesine ihtiyaç vardır.

Isı kazanlarının çoğu iyi izole edilmemiştir. Isı ve arka duvarı kısmen yalıtılmıştır. Isı kazanlarının dib kısmından ısı yansıması olmaktadır. İzolasyon kılıf dıştan ellendiğinde sıcaklığı el sıcaklığından fazla olmamalıdır. Yoksa izolasyon işe yaramıyor veya iyi yapılmamış demektir. Bir çok kazanda bu eksikliği düzeltmek mümkündür. Sıcak su teminininde izolasyon çok önemlidir ve sürekli sıcaklığın bulundurulması halinde sıcaklığı aynı tutmak gerekmektedir. Kayıplar ise

ancak iyi bir yalıtımla, kaplamakla önlenebilir. İzolasyon

ise kazanın her sıcaksu deposunun dış koşullara karşı iyi

yapıldığı zaman bilhassa etkindir.

Kazan:

Kazanın iyi verim vermesi için ateş tuğlası ile örülmesi, iyi izole edilmesi, yanlış hava verilmemesi, temizleme iletim hatlarının ve ısı ünitesinin iyi olması gerekir.



Oda sıcaklığı:

Oda sıcaklığı 23oC den 21oC'ye indirmekle bile ısınma masraflarından oldukça çok tasarruf yapılır. Bir derece oda sıcaklığının düşürülmesi demek yaklaşık % 6 enerji masraflarından tasarruf edilmesini sağlar. Oda sıcaklığının

ayarlanması ise otamatik kontrol cihazı ile yapmak mümkündür. Bu araç, yaygın olarak kullanılabilir ve bir lüks kabul edilmemelidir. Yeni bina ve tesislere hatta şart koşulmalıdır. Eski tesislerde modernize edilmeli ve bu

araçlar da eklenmelidir. Burada yapılan masraflar ise yakıttan yapılan tasarrufla kendini kısa zamanda karşılamaktadır.



Temizleme:

Bütün yıl boyunca kazan kullanılıyorsa, işletmede ise özellikle de fuel oil ile çalışıyorsa kirlenmektedir. Kurum birikimi de atık gaz sıcaklığının artmasına neden olur.

Fazla fuel oil kullanılır, yakıt israfı bu olayın sonucudur. O halde en azından yılda bir kere ısınma dönemi başlamadan yakma kazanları temizlenmeli, brülör ayarlanmalıdır. Yaz ayında kullanılmayan kazanlar temizlenip korunmalıdır. Suyu boşaltılmalıdır. Kazan su geçişi kapatılmalıdır.

Boru hattı:

İyi izole edilmemiş veya ısı kayıplarına karşı iyi yalıtılmamış boru hatları geçtikleri yerde ısı yansımasına sebep olurlar. Bazen serin kalmasını istediğimiz oda ve hacimleri boşuna ısıtmış oluruz. Arzu edilmediği yerde

bulunan ve hizmet veren kalorifer veya soba fuzulidir. Tüm iletim hatları ısı kaybını önlemek için çok iyi yalıtılmış izole edilmiş olmalıdır.

Kurum:

Kazanın yüzeyindeki kurumlar ısının kötü iletilmesine neden olur. Yanma ısısının kazanın suyuna erişmesini engeller. Atık gazın sıcaklığı artar yakıttan yararlanma verimi düşer. Kazan ile brülör uyum içinde olmalıdır. Bu nedenle kazan yılda bir kere mutlaka temizlenmeli ve brülör kontrol erilip, ayarlanmalıdır.

Isıtma tesisinin kalbi ısı üreteci denilen kısmıdır. Isı üreticinin iyi verimi kazanın brülörün bakımına ve tüm sistemin iyi ayarlanmasına uyumlu ve verimli çalışmasına bağlıdır. Artık gazlardaki ısı kaybı enerji tasarrufu zorunluğu nedeni ile aşağıdaki değerleri aşmamalıdır:

4 KW  25 kW'lik ısı üreteçlerinde; maksimum % 14 atıkgaz ısı kaybı

25 50 KW'lik ısı üreteçlerinde: maksimüm % 13 atıkgaz ısı kaybı

50  120 kW'lik ısı üreteçlerinde; maksimum % 12 atıkgaz ısı kaybı

120 kW'lik ısı üreteçlerinde: maksimum % 11 atıkgaz ısı kaybı

Atıkgaz sıcaklığının 260 oC'nin üstüne çıkmasına da kesinlikle izin verilmemelidir.

Isı kazanlarının yanma odalarında yakıt optimum bir şekilde değerlendirilmelidir. Burada amaç katı, gaz veya sıvı şekildeki yakıtın ısı enerjisinden olabildiğince hiç kayıp etmeden yararlanmaktır ve ısıtma sistemine bu enerjiyi iletmektir.

Yakma tekniği açısından verimin ne kadar yüksek olursa, o kadar da az atık gaz kayıpları olur. Atık gazın ısısından yararlanmaya giderken de sıcaklığı hiç bir zaman 160 oC'nin altına düşürmemelidir. Kazan yüzeyinde korrozyona sebep olunabilir. Yanma odası çok kısa ise brülörden gelen fuel oil ve hava tanecikleri soğuk kazan duvarına çarpar ve kurum ve CO oluşmasına neden olur.

Yapılan ayarlamalar hava koşullarına ve gece gündüze göre yapıl­dı­ğı zaman yakıt tasarrufuna katkıda bulunulmaktadır. Kurum kalınlığı arttıkça fuel oil kullanımı da artmaktadır. 15 yıl kullanılan bir kazan teknik olarak ömrünü tamamlamıştır ve artık ekonomik değildir.
2.8.1.2.Sığır Dışkıları ve Biyogaz ve Ozon Tabakası
Sığır dışkılarından biyogaz elde etme konusunda bu güne kadar çok sayıda çalışma yapılmış ve başarılı sonuçlar alınmış olmasına karşın, tavuk dışkıları ile yapılan çalışmalar hem yeterli olmamaşı hem de iyisonuçlar vermemiştir.
Mertens (1981) Strasburgun batısında bulunan Heiligenberf tavuk çiftliğindeki yaş sistem işletmeciliği koşullarında 150 m3 hacimli bir biyofaz tesisi yapmıştır. Türkiyede Topraksu-Araştırma Enstitüsü araştırıcıları tarafından da çeşitli illerde laboratuvar ve pilot düzeyde deneyler uygulamalar yapılmış sonuçları yayınlanmıştır.
Ege Üniversitesi Dokuz Eylül Üniversitesi, Boğaziçi ve Atatürk Üniversitelerinde de tavuk dışkılrının biyofaz eldesi ile değerlendirilmesi konularında çalışmalar sürmektedir.
Laboratuvarda sağlıklı ve güvenilir deney sonuçları alabilmek içni İekil de görüldüğü gibi deney düzeneğinin oluşturulması mutlaka gerekir. Deneylerin kurulması ve yürütülmesi ise konu seçimine ve varyant sayısına göre değişebilir.
Eğer sadece gaz hacmini belirlemekle yetineceksek elde edilen gaz hacmini standartlaştırmak içni aşağıdaki eşitliğe göre normal koşullarda kuru gaz hacminin bulunması gerekir.
Vk = V 273.15(P-PD)/(273.15+ )1013

Vkr= Normal koşullarda kurugaz hacmi

V1= p basıncında ve sıckalığında ıslak gazın hacmi

p= ıslak gazın basıncı

p= sıcaklığında suyun doygun buhar basıncı

= Islak gazın sıcaklığı


Elde edilen biyofazın özelliklerini ve niteliğini ortaya koyup içindeki metan, karbondioksit, hidrojen sülfür oranlarının bilmek istiyorsak C02 ölçümü için hiç olmazsa Orsat cihazından CH4 içni URAS-metan ölçerinden H2S için ise Dragern test tüplerinden yararlanmamız mümkündür.
İekil de böyle bir laboratuvar çalışmasında alınan sonuçlar görülmektedir. Bu çalışmada ve arkadaşları (1982) 1.77 kg/m3.gün, 2.66 kg/m3.gün ve 5.17 kg/m3 gün gibi üç farkıl hacimsel yük uygulayarak bir sonuca varmışlardır. kGaz üretiminin kararsız olduğu adaptasyon fazı yaklaşık 27 gün sürmekte ve ondan sonra olay kararlı hale gelmektedir.
Büyük bir tesiste olayı incelediğimizde de verimin laboratuvar koşullarında olduğu gibi ekolojik faktörlerin eniyilenmesi mümkün olmadığından yüksek veya aynı düzeyde verim beklemek olanaksız olmaktadır. Bir tavuk çiftliğine bağlı büyük bir tesisin işlem akışı İekil de görülmektedir. Laboratuvardaki model çalışması ile Heiligenberdeki büyük tesisdeke araştırması sonuçları Çizelge dedir. Burada değerler incelendiğnide yukardaki söylenenlerin doğrulandığı görülür. F-67190 Heiligenberg (Strassburg yakınında) 1980 yılından beri çalışan bu tesisin önemli verileri şöyledir:

Net reaktör hacmi 150 m3

%24 katı maddeki taze dışkı 4 m3

Seyreltem için verilen su mik. 4 m3

Günlük toplam miktar

(%12 katı madde) 8 m3

Bekleme süresi 17 gün

pH değeri 8.2

Amonyum miktarı 6000 mg/lt
2.8.1.3. Biyosfer - Orman Ekosistemi - Emisyonun Ekolojik Etkileri
Noktasal, çizgisel ve kümesel kaynaklardan gelen çeşitli kirleticiler canlılara çok olumsuz etki yapmaktadırlar. Bu etkileri aşağıdaki gibi toplamak mümkündür:
- İnsan sağlığına zarar verir ve etkiler

- Hayvanlar da zararları görülür

- Bitkiye zarar verir.

- Metallerde ve boyanmış malzemelerde korrozyona neden olur

- Yapıların yıpranmasını sağlar

- Sanatsal yapılaı tahrip eder

- Yerel ve yöresel iklimleri değiştirir insanın yaşamı kötüleşir, beslenme zincirindeki bütün canlılar olumsuz yönde etkilenir.
Kükürt dioksit yükünün ve akciğere geçebilen ince tozları, toksik ağır metal içerikleri ile insana zarar verdiği açıktır.
Yüksek kükürtdioksit ve toz konsantrasyonları beraberce hava tabakalarının ağırlaşmasına ve hareketi değişimi güç durumlara neden olmaktadırlar. Londra Smog'u, gibi 1952 Bronşut, astım ve akciğer fibosundan binlerce kişi ölmüştür. 1981/82 kışında da Batı Berlin'de bir çok kere smog verilmişti.
Yazın isebir çok büyük kentlerde güneş ışığının etkisi ile Los Angeles Smog'u görülmektedir. Bu tür smog olayı ise fotooksidanların etkisi altında olmaktadır: Azot oksitleri, hidrokarbonlar. Bu maddele oksitleyici özelliklerinden dolayı en düşük konsantrasyonlarla bile insanın solunum yolunu etkiler, insanın enfeksiyona karşı mukavemetiri azaltır.
Tarımsal alanda yararlı hayvanlar özellikle flor ve kurşundan büyük ölçüde zarar görmektedirler. Flor danalarda fluorezeye neden olmaktadır. Kemik yapısı değişmekte hareket bozuklukları, iştahsızlık ve kuvvetsizlik görülmektedir.
Kurşun sağırlarda görme ve hareket bozukluklarına neden olmaktadır, hayvanların ölümüne kadar gitmektedir.

Bitkiler ise bu çevresel zehilere karşı insanlardan daha hassastır.


Bu nedenlerden dolayı tüm emisyon değerleri, bunu saçan ve yayan kaynağında mutlaka sıfırlanmasa bile, en aza indirilmelidir.
Araştırmacılar Antartikadaki ölçme istasyonlarında zamanla, sürekli olarak görüş derinliklerinin daraldığını gözlemişlerdir. Bunun nedenlerini araştırıncada 800 m ile 10 000 m arasında değişen, yağışın olmadığı dönemlerde oluşan beş ay boyunca süren sis, bulut, duman tabakası saptamışlardır. Bu sis, duman, bulut tabakası neden oluşuyor diye araştırınca da bunun bileşenlerinin aynen sanayi bölgelerindeki havada görünen bileşenlerden oluştuğu görülmüştür. Gaz, sıvı ve katı haldeki bu bileşenler analizlendiğinde antropojen kaynaklı yaklaşık 2000 ile 5000 arasındaki çeşitli kimyasal bileşiklerden oluştuğu belirlenmiştir. Yağışlı dönemlerde de bu maddeler yeryüzüne yağmaktadır. Bu kadar çok maddelerden hangisinin bitkilere toksik etki yaptığını bilemiyoruz. Bazen teker teker olumsuz etki yapmazlaken, ikisinin birlikte etkileri üssel fonksiyno düzeyinde çok kötü olmaktadır. Birincil etkiler genelde ağaçların bağışıklık özelliğini kırmakta, zayıflatmaktadır. İkincil etkilere maruz kalınca da hastalanmakta, hızlı bir şekilde de telef olmaktadır. Bunun taçların seyrelmesinden, transparent olmasından, köklerni zayıflamasından anlamak mümkündür. Çünkü bir orman bitkisinin toprak üstündeki biyoması kadar toprak altında da biyoması vardır. Kökler kök mantarları ile simbiyoz yaşarlar. Bu sayede de normalden yüz kat daha fazla besin maddesi ve su alabilirler.
İtalyadan orman ölümüne bir örnek verecek olursak, İtalyan Cumhurbaşkanının çok sevdiği 12 km eninde ve 2 km derinliğnide Pisa yakınındaki ormandaki ağaçların yavaş yavaş kıyıdan içeriye doğru kurumalarını anlatabiliriz. İtalyan Cumhurbaşkanı kimyacıları ve biyologları çağırmış ve demiş ki, "bu ağaçların kurumalarının nedenlerini bulacaksınız ve bu sorunu çözene kadar da burada tutsaksınız". Araştırma sonucunda nedenlerini ortaya koydular:
Çeşitli kimyasal maddeler içeren ve Florensadan geçerek burada denize dökülen Arno nehri asıl suçlu. Sanayiciler atıksularını iyi arıtmıyorlar, İtalyanlar kimyasal maddeler konusunda çok liberaller. Ayrıca da ağaçların ölümünde deterjanların rolü çok fazla. Deniz suyu yüzeyindeki deterjanlar rüzgarlarla ağaçlara taşınmakta ve bitkinin hücre duvarlarını tuzlar için geçirgen hale getirmektedir. Hücrelerin içine giren tuzlar da, hücre ve dokuların ölümüne neden olmaktadır. Çeşitli nedenlerle sürekli olarak ormanların canlılıklarını azalmakta, bağışıklılıkları kalmamaktadır. Bu durumdaki ormanların sera etkisine tepkisi ne olackatır acaba. Bu soru günümüzde ekonomik ve politik yanı ağırlıklı olarak tartışılmaktadır. Akademik bir olay değil, politik bir olaydır. Çünkü tüm yeryüzü büyük bir tehdit altındadır. Burada gönüllülere çok büyük görevler düşmektedir. Çevre bilincini oluşturmak ve yaymak onarın "Gönüllü" görevleridir.
* Ormana Zarar Veren Kaynaklar
En büyük kaynaklar
En büyük kaynak yanma prosesleri sırasında açığa çıkan gazlardır. Ayrıca ormanların, ağaçların filtreleme etkisinden dolayı da burada yanmadan kaynaklanan zararlı maddeler ormanda birikmektedir. Genelde kaynakları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:
- Asit yağmurları, kükürtdioksit, azotoksitleri, ozon ve diğer fotooksidantlar gibi havadan gelen zararlı maddeler

- Rüzgar, don, kuraklık, aşırı sıcaklık değişimi, ultraviyole ışınları gibi çevresel-iklim faktörleri

- Toprak kalitesi, besin maddesi açığı, bitki örtüsü gibi yerel koşullar ve faktörler

- Mantar, bakteri, virus ve mükoplasmalar gibi patojen organizmalar

- Zararlı böcekler ve yaban hayvanları, keçiler

- İnsanların ormanı ekonomik amaçlı olaak gelişi güzel kullanmaları

- Az da olsa mikrodalgaların, radyoaktivitenin, bir dizi organik maddelerin ve diğer faktörler.
Günümüzdeki orman zararları kompleks bir hastalık olarak görülmektedi. Ormanın yanlış kullanılması ve işletilmesi onu çevre faktörlerine karşı direnmede zayıflatır. Hava kirliliği direncini ve bağışıklılığını iyice kırar, bu durumda diğer zararlılar etkilerini artırır. Örneğin ozon ve asitler bitkiye doğrudan etki edebilirler. Ya da toprak üzerinden dolaylı etkilerini gösterirler. Toprakta besin maddesi olarak mağnezyumun azalmasına neden olurlar ve bitki köklerinde Mykorrhiza mantarlarının çoğalmasına neden olurlar.
Duman gazlarının ormana, bitkilere zarar verdiği yüz yıldan daha fazla bir süedir bilinmektedir. En önemli zararlılar ise azot oksitleri, kükürtdioksit, ağırmetal tozları, organik maddeler, ozon gibi fotooksidantlar'dır. Bu kileticilerin kaynakları çizgisel (trafik), noktasal (termik santral, fabrika atölye), ve kümesel (evler, kentsel yerleşim) olarak ayrılabilir. Bunların dışında volkan faaliyetleri, mikroorganizma ve bitkilerin açığa çıkardığı gazlar söylenebilir. Bu son söylenenler doğal kaynaklardır. Yanma olayları sırasında oluşan bu gazlara oksijen ve UV-ışınları etki ederek ozonun gündüz boyunca oluşmasına neden olmaktadırlar. Gece ise ozon gaz kirleticiler tarafından parçalanmaktadır. Atmosferin üst katmanlarında oluşan ozon tabakası UV-ışınlarını tuttuğu içni insanlara yararlı bir fnoksiyonu üstlenmişken ki bu tabaka bilindiği gibi kloroflorokarbonlar tarafından büyük bir tehdit altında bulundurulmaktadır, yeryüzüne yakın yerlerde ise sürekli değişen konsantrasyonlarda oluşan ozon tabakası canlılara ve cansızlara zarar vermektedir.
Zararlı maddelerin orman toprağına etkilerini anlamak için stabil ve labil ekosistemleri karşılaştırmak gerekir:

Stabil ekosistemin önemli özellikleri,

- Türce zengin bitki örtüsü

- Kapalı devre bitki besin maddesi döngüsü,

- Düşük düzeyde toprak asitleşmesi

- Toprakta yoğun bir biyolojik aktivite (solucan, protozoolar, mantarlar, bakteriler, virüsler, böcekler, küçkü memeliler)

- Gayet sağlıklı ve derinlere kadar kök salabilen bir kök sistemi

- Kusursuz su temini

- Toprağın iyi havalandırılması, havalanması mümkün

- Tuzca fakir, kirlilik yükü altında olmayan yeraltısuyunun oluşumu

Labil ekosistemin önemli özellikleri ise,

- Tür zenginliğinin sürekli azalması

- Sürekli yıkanma nedeni ile besin maddesi azalması

- İiddetli asitleşme

- Dökülen yaprakların tamamen hümüsleşmemesi

- Hümüs birikimi

- İnce köklerin asitlerder zarar görmesi

- Sığ kök sisteminin oluşması

- Yıkanma ve taşlaşma bölgeler inin oluşumu

- Tek yönlü beslenme

- Asitleşmiş ve kirlilik yükü altında kalmış yeraltısuyu
Artan kentleşme hızının, nüfusun, sanayileşmenin ve enerji ihtiyacının neden olduğu çevre kirlenmesinin ormanlarımıza etkisini, neden-sonuç ilişkilerini bazı araştırma teknikleri ile mümkündür. Bunun için Schendel lizimetresi modifiye edilerek hava toprak, su ortamlarının ilişkileri ortaya konabilir. Mitscherlich ve Kick saksıları kullanılarak bitki gelişmesi fizyolojik ve morfolojik etkilenmesi, besin maddesi taşınımı, bilançosu araştırılabilir. Küçük plastik, cam veya teneke, çömlek kaselerde bitki çimlenme deneyleri yapılabilir. Daha büyük boyutlarda fitotron,, iklim odaları, ser'a deneyleri yapılarak zararlıların çeşitli koşullarda ve yoğunluklardaki etkisini farklı organizma türlerinde ortaya koymak mümkündür.
Bu tür çalışmalar Federal Almanya'da Hoechst AG, BASF, Bayer gibi bir çok özel şirketler tarafından yıllardır sürdürülmektedir. Ayrıca Justus Liebig Üniversitesi (Rauschholzhausen Fitotron, lizimetre v.b.), GSF-Gesellschaft für Strahlen-und Umwelt-schutz Münih (Büyük ve küçük iklim odaları) gibi kamu kuruluşları da çeşitli araştırma tekniklerini kullanarak yıllardır araştırma yapmaktadırlar. İekil de böyle bir tesisin işlem akışı gösterilmektedir.
Bu suretle arazi çalışmaları ile laboratuvar, model çalışmaları birbirini tamamlamakta ve doğru sonuca varmakta yardımcı olmaktadır.
Bu modellerde aşağıdaki karmaşık çevresel koşullar simule edilebilir.
Sıcaklık -20 ile +40oC

Rutubet %30 ile %95 nisbi nem

Rüzgar 0.1 ile 0.7 m/san.

Havalandırma 200 ile 700 m3/h arasında

Işık Güneş spektrumu 100 1000 luksa kadar

Yağmur ve sis

Kükürtdioksit 0.01 - 10 mg/m3

Azotoksitler 0.01 - 10 mg/m3

Ozon 0.01 - 10 mg/m3

Hidrokarbonlar 0.01 - 10 mg/m3

PAN 0.0002 - 0.02 mg/m3

Karbondioksit 1 - 2000 mg/m3


Tüm bu parametreler tekerrürlü olarak çok sayıdaki varyanslarla deneyler içni kullanılabilmektedir.
Sonuç
Ülkemizde son yıllarda özelilkle bu yıl hava kirliliği olayı yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Tartışmanın yoğunlaşması hem çevre bilincinin artması hem de demokratikleşme süreci ile ilgilidir. Yoksa sorun yeni değildir. Yıllardır vardır, sadece, İstanbul, Ankara, İzmir de söz konusu değildir. Kalitesiz yakıt kullanılan, trafiğin de yoğunlaştığı tüm kentlerimiz içni geçerlidir. 1983 ve 1984'lerde Gökova Termik Santralı için açık tartışma, güzelim cennet ormanın içine yapılan Orhaneli Termik Santralı için açık bir bir bilgilendirme kamuoyu oluşturma olmamıştır. Halbuki Aliağa'da diğerlerine kıyasla çok daha çağdaş ve ileri teknoloji ile gerçekleştirilmesi düşünülen termik santral enine boyuna tartışılmaktadır. Bu güne kadar kamuoyunun sahip olduğu kuşkular giderilememiştir. Gerçi Los Angeles/Long Beach'de Bavyara Franken'de şehir içinde çalışan hiç bir çevresel sorun yaratmayan termik santraller vardır, ama iş güvenliği, işçi sağlığı ve çevresel etkiler çok sıkı bir şekilde denetlenmekte, santraller de kusursuz işletilmektedir. Bu bizde böyle olabilecek midir. İlla da üretim ve gelişme pahasına faturası halkımıza ve doğal zenginliklerimize mi çıkarılackatır. Toprağı asitleşmiş, ormanları yok olmuş, insanları hastalanmış, hayvanları sayıca ve türce azalmış bir Aliağa Bölgesi mi gelecek nesle bırakacağız. Bugün bize bırakılan İzmir Körfezi gibi. Yatağan Bölgesi gibi, v.b. Yeniçeltek Maden Ocağındaik iş kazası insanlarımıza, işçilerimize verdiğimiz değeri göstermeye yetmiyor mu? Planlanacka olan ve hatta planlanan termik santrallerni çevresel etkilerini bilimsel olarak kestirebilmek içni sadece matematiksel modeller yeterli değildir. Fiziki modeller ve arazi çalışmaları zorunludur. Fiziki omdeller de önceden anlatılanlardan biri olabilir.
Biran önce planlanan termik santral ve yerel ekolojik verilere göre bilimsel sağlıklı çalışmaların başlatılmasında yarar vardır. Bu sayede elde edilecke veriler çevresel etki değerlendirmesine daha olumlu katkıda bulunacaktır.

* Orman Katliamındaki Yerimiz: İkinciyiz
Türkiye, 1980'den bu yana ormanlarını yoketme hızında 100 ülke arasında İran'dan sonra ikinci sırada bulunuyor.1980 yılında Türkiye orman alanı bakımından dünyanın 33.ülkesiyken, 1990'da ancak 55. olabildi.

Türkiye'de orman alanlarının giderek azalmasında kentlerin kırsal alanlara doğru hızla genişlemesi,yangınlar, orman içindeki köylerde tarla açmaların hızlanması ve otlak hayvanlarının ağaçlara zarar vermesi gibi faktörler rol oynuyor.

Ormanların kadastrosunun yapılmaması, bu alanları denetim dışı bırakıyor.İnsanlar sınırları çizilmemiş olan orman alanlarını istedikleri gibi kullanıyor,

daraltabiliyor, yok edebiliyor.

Türkiye'de orman katliamını önleyecek çözümler arasında, sınırların belirlenmesi, orman içi köylerin orman dışına taşınması,gecekondulaşmanın ve çarpık şehirleşmenin

önlenmesi geliyor.

────────────────

Çizelge : Ormanlarını Yakan Ülkeler

────────────────

1990 1980'den sonra

Ülke: Sıralaması: kaç sıra düştü?

────────────────

İran 1 28

Türkiye 2 22

Yunanistan 3 14

Küba 4 13

İspanya 5 10

Paraguay 6 10

Avusturalya 7 9

Moğolistan 8 7

────────────────

Çizelge : Ormanlarını Geliştiren Ülkeler

──────────────────────────────────────────── 1990 1980'den sonra

Ülke: Sıralaması: kaç sıra yükseldi?

────────────────────────────────────────────

Zimbabva 1 10

İili 2 8


Fildişi Sahili 3 8

Gine 4 8


Senegal 5 7

Almanya 6 7

Polonya 7 7

Gine Bissau 8 7

────────────────────────────────────────────

Çizelge : Hangi Ülkenin Ne Kadar Orman Alanı Var?

────────────────────────────────────────────

Ülke: Orman Alanı (km²)

────────────────────────────────────────────

Rusya 7397290

ABD 2264540

Endonezya 1188130

İsveç 244000

Japonya 238000

Fransa 138750

Almanya 96890

Yugoslavya 91000

Türkiye 88560

────────────────────────────────────────────

Kaynak:


1. 24.11.1992 tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa.5 -EKONOMİ

Orman Katliamında İkinciyiz



* Ormanlara Verilen Zararın Ekonomik Önemi
Ketsel ekosistemdeki kirletici kaynakların ormanlara verdiği zararlar çok büyüktür. Bu zararları şöyle gruplandırabilir:
  Yılda belirli miktarda servet kaybına neden olmaktadır.

  Ayrıca ortam zararlılara karşı koruma masrafları, dona koruma ve artan kültür masrafları da vardır.

  Kereste değer kaybı ise ayrıca eklenmelidir,

  Dinlenme yeri azalması

  Erozyon v. gibi diğer kayıplar konusu olmaktadır.

Hava kirliliğinin iklimsel değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. Örneğin CO2 içeriğinin artması havanın ısınmasına neden olmaktadır.

Model çalışmaları CO2 nedeni ile hava sıcaklığının 20C artması örneğin USA'da mısır üretiminin % 25 Buğday üretiminde % 20 azaltacağını ortaya koymuştur. Kazakistanda

sıcaklığın 10C artması ve yağışın % 10 azalması ile birlikte buğday üretiminde % 20'lik bir azalma beklenebilir.

Buna karşı Substropik bölgelerde 0.5 10 C lik bir artış ise çeltik veriminin % 15 artmasını sağlayabilir(Suyun ve besin maddelirinin sınırlayıcı olmaması koşulu ile).

Buzulların erimesi iklimin değişmesine iklim bölgelerinin kaymasına neden olabilir. Atmosferdeki ve okyanuslardaki sirkülasyon sistemlerinin değişmesi derin su ürünlerinin % 15 96 azalmasına neden olabilir.

Buzulların tamamen erimesi su seviyesinin 5 6 m yükselmesine neden olabilir, yerleşim alanlarını etkiler.

  1983'de 2.5 milyar ha orman SO2 ve NOx zararına (%34) NO3 Fotooksidant %50 zararına uğramıştır.


  1960'lı yıllarda ormanlarda canlılık azalması belirlenmiştir. Son yıllarda ise görülen zararlar ölme olayları ortaya çıkmıştır.

  Canlılığı azalan bitki örtüsü gözlenmektedir.

  İmmisyon korunumu, toprak su iklim peyzaj ve gürültü korunumu gibi görevleri orman üstlenmiştir.

  Orman doğal bir filtredir. rutubeti artırır bölgesel iklimi iyileştirir bu özelliği bozulabilir.

  CO2 artışı ile beklenen iklim değişimini frenleme özelliği vardır.

  Yeraltı ve yüzeysel suları kirlenmelere karşı korur.

  Karbonatların ve silikatların tamponlayıcı kapasitesi bozulur, yıkılır. Böylece sabit ağır metal iyonları mobil hale dönüşürse özellikle içme suları etkilenmiş olur.

  Yamaçlı yerlerde ağaçlar kök sistemleri ile toprak kaymasını engeller tutar.

  İiddetli rüzgarlara karşı rüzgarı kırma azaltma gücü kaldırılır

  Mevcut büyük biyotoplar yok olur.

  Reaksiyon alanları olarak kullanılma fonksiyonunu yitirir.

Çevre politikası açısından sonuçlar :

Orman için tehlikeli ve zararlı olan SO2, NOx ve ağırmetaller aynı şekilde insan bitki ve hayvan sağlığı için de birer riziko oluşturmaktadır. Ayrıca toprak, su antik

eserler, yapılar ve diğer şeyler için de bir tehlike arzetmektedir.

Zararlı maddeleri kaynağında aza indirmek veya elimine etmek sadece orman dokusuna yararlı olmamakta aynı zamanda insan, hayvan kısmen tüm çevreye yarar sağlamaktadır.

Ön önlem prensibi ile hareket ettiğimizde çevreye gelebilecek zararlar daha baştan en aza indirilmiş olabilir veya ortadan kaldırılabilir. Ön Önlem veya kuşku ve geleceğinden korku kapsamlı biribirini izleyen araştırma ve çalışmaların yapılmasına olanak verecektir.

Neden etki ilişkisinin zamanlı olarak ortaya konması sağlık ve çevre için tehlikelerin önceden görülebilmesi gibi sonuçlar sergilenecektir.

  Serbest piyasa ekonomisini dinamik mekanizmalarını da kullanarak zararlı madde emisyonlarını azaltmak mümkündür.

  Bu tür kirlenme sınırı tanımadığı için gereğinde komşu ülkelerle aynı konuda işbirliğine gitmek

  Orman işletmesi olanaklarını kullanıp zarar derecesini ortaya koymak, ve azaltmak ekolojik ve ekonomik etkilerini hafifletmek

  Neden etki halkasında açıklık getirecek arıştırma ve geliştirme çalışmalarını yoğunlaştırmak koordine etmek, zararlı madde emisyonlarını azaltıcı uygun teknolojiyi

geliştirmek.


  CO2 ve SO2 tutma ve giderme için geliştirilen teknikler hem çok enerji yoğun, hem de pahalı oluşu nedeni ile uygulama şansı olmayan bir durumu sergilemektedir.

  Batı Almanya'da yılda yaklaşık 20 milyar ton CO2 ortama verilirken

  100 milyon ton SO2 verilmektedir.

Federal Almanya Cumhuriyetinde "Orman Kurtar" oksijen programı içinde alınacak önlemler arasında; bulunmaktadır ki buna göre taşkömürü ve linyit kömürü ile çalışan termik santrallerin % 80'ini desülfürleştirme ünitesi ile desteklenecek ve % 20 ise kapatılacaktır. 1992 yılına kadar da 1 milyon tonun üzerinde SO2 emisyonu azalma­sı beklenmektedir.

Bu şartname ve şartlarda ile yıllık SO2 emisyonunun 3,2 milyon ton dan 1.6 milyon tona azalacağı tahmin edilmektedir.

5.4.84 tarihinde kabul edilen SO2 emisyon değerleri ise;

Kömür yakan tesisler için 200 mg/m3

Fuel Oil yakan tesisler için 150 mg/m3

Gaz (Doğal gaz) yakanlar için 100 mg/m3
Ormanlara verilen zararların ekonomik yükünü azaltmak için :

  Şu andaki araştırma durumunu saptamak

  Araştırılması gereken boşlukları bulup ortaya koymak

  Uzun vadeli araştırma projesi oluşturmak

  Araştırma sonuçlarının tüm projeye entegre edilmesi

  Kesin çözüm ve iyileştirme için işlem önerileri

Çalışma dört ağırlık merkezli iş grubunda toplanabilir ;

  Muvcut zararların tespiti ve ormanlık açısından alınacak önlemler

  Neden etki araştırması

  Hava kirleticileri

  Aktif önlemler, iyileştirmeler
* Asit Yağmurları
Yağmur suyunun pH'sı atmosferdeki doğal gaz ve iz elementlerden dolayı 4.5 dolayında beklenebilir. Karbondioksit oranının artması bunu 5.0 dolayına doğru aşağıya çekerbilir. Ancak bu gün Orta Avrpa'da (Federal Almanya Cumhuriyetin'de v.d de) Yağmur suyunun pH'sı 4.0-4.6 civarındadır. Bunun nedeni de sülfürikasit ve nitritasit miktarının artmış olmasıdır. Normal asit miktarının 20 katı daha fazla asitleşme vardır. Orta Avrupa'da ( eski Doğu Almanyadan DDR'den) İskandinavya'ya kadar giden sülfit ve azot oksitler özellikle İsveç'te asit yağmuru olarak yağmakta ve toprağın asitleşmesine iğne yapraklı ağaçların ölmesine ve göllerde suyun asitleşmesinden dolayı balıkların yok olmasına neden olmuştur.1983 Ağustos ayında Lund Üniversite-sinde (İsveç) yaptığımız bilimsel ve teknik inceleme gezimizde meslektaşlarımız beşbin gölün asitleştiği balık veriminin düştüğünü ve hatta tamamen yok olduğunu örnekleyerek anlatmışlardı. Asit yağmurunun doğaya, bir ekosisteme etkisi şekil -1'de görüldüğü gibi açıklanabilir. İekilde de açıkça görüldüğü gibi immisyonlardan gelen sülfit iki yoldan etki etmektedir. 1) asit yağmuru üzerinden etki ederken a) yaprakların vaks tabakasını bozar b) ağaçların kabuğuna zarar verir c) toprak mikroorganizmalarını değiştirir ve zararlı böcek, mantar, diğer hastalık yapıcı ve zararlıların çoğalması için uygun ekolojik koşulları hazırlar d) toprak asitleşince besin maddeleri çözünür hale geçer ve yıkanır bu yıkanan besin maddeleri nihai alıcı ortamlarda besin maddesi yüküne ve dolaysiyle aşırı beslenmeye (otrofikasyona) neden olur, sonuç çamurlaşma, karalaşma, koku ve ekosistemin katlidir e) toprakta tespit edilmiş, zararsız hale getirilmiş olan toksit metal iyonlar açığa çıkar. Ve eko- sistemlerin her bireyi için büyük bir tehlike çanı çalar. Fitoplanktondan, zooplanktona, su piresine, balığa, insana veya ottan ineğe, inekten insana kadarbir beslenme zinciri içinde etkileşim sürüp gider g) Bitkinin ince köklerini yakar.

2)Doğrudan Yapraklar yolu ile etkisi ise; a) yaprak solunumunu bozar, b) trans-prasyonu artar, c) su eksikliği hisseder, d) yaprakların vaks tabakasını bozar, sonucu olarak iğneler,yapraklar dökülür,bitkide gelişme engellemesigörülür,canlının zaraalılara ve dona karşı dayanma gücü azalır.


SONUÇ: İse bitkinin ölümüdür, biyosistemin bozulmasıdır. Ekolojik denge bozulunca yeni bir biyosistem oluşur. SO2'ye asit'e toksit elmentlere dayanıklı organizmalar egemen olur.
Kaynaklar:

UBA (1982) : Grossraeumige Luftverunreinigung in der Bundesrepublik Deutschland. Texte 33/82 Berlin.

Hause, W. (1983) : Statistik der Wasserversorgung und Abwasserbeseitigung im Bergbau und Verarbeitenden Gewerbe und bei Waermekraftwerken für die öffentliche Versorgung . Texte 12/83. UBA Berlin.

Bundesminister für Forschung und Technologie (1984) : Umweltforschung zu Waldschaden. Erste Bilanz der Forschungsförderung. Berlin.

Schaff, Ralf (1982) : Luftbelastung durch Metallverbindungen aus Produkten. Texte 38/82 . UBA Berlin.
3.BÖLÜM: YAPAY EKOSISTEMLER -TEKNOSFER
3.1.Teknosfer:
Oldukça yüksek derecede rasyonel sanayileşmiş teknik ile yapılan üretim ve bunun oluşturduğu çevre (teknosfer) günlük yaşamımıza yön vermektedir.
Bu gün modern bir insanın doyumluluk bekleyen bir sürü istekleri vardır: eşya, yiyecek, içecek, kullanım maddeleri, aletler, oturma mekanları, eğlence, hizmet servisleri vb. talepler. Bu ihtiyaçlar kişilerde reklam, ilan ve ihtiyaç telkinleri yoluyla insanlara aşılanmakta, hiç yoksa ihtiyaç hissi uyandırılmaktadır. İhtiyaçların doyumluluğa eriştirilmesi için verimli iş üretmek gerekir. Başlangıçta subsistens (var olmak, yaşamak) ekonomisi dünyamıza hakimdi. Günümüzde aşırı iş dağıtımı ile (rasyonelliştirmeyle) ücret karşılığı yüksek verimli sanayii ürünleri elde edilmektedir. Bütün bunlar komplike ve karmaşık ekonomik sistemler sayesinde ayakta durmaktadır: serbest pazar ekonomisi, sosyal pazar ekonomisi ve plan ekonomisi. (İekil ).
Üretim ve tüketim çevreye nasıl etki ediyor? Tarım ve endüstri olmak üzere iki üretim dalı vardır. Tarım geniş sahaya ve alana yayılmışken, endüstri genelde dar alanlarda ve yerleşim yerlerine yakın kurulmuştur. Her ikisi de üretim-tüketim-artık halkasını oluşturmaktadır.
Oluşturulan çevre sorunlarının önemli iki ağırlık merkezi vardır: Birisi hammadde kaynaklarının tükenmesi veya azalması diğeri de ortamların kirlenmesi (yaşam kalitelerinin bozulması). O halde sorunları oyk etmek imkansız oludğuna göre en aza indirmek için iki doğrultuda bilinçli önlemler almak, yöntemler uygulamak zorundayız. Az atıklu veya atıksız teknolojiler, artıkların geri kazanılması, zarar vermeyen maddelerin zarar verenlerinin yerine geçmesi vb. gibi.
Teknosfer insanın kendisinin yarattığı yapay ekosistemin hem tarım hem de sanayii kesiminde çok sayıda varyasyonları olan bir ortamdır.
Teknosferdeki insanlar için çekilemez hale gelen sorunların çözülmesinde ekolojik - ekonomik yönlendirici devlet veya yönetim politikaları çok büyük önem arzetmektedir.
Bilimsel olarak çevreyi litosfer (katı kayaç kısmı), pedosfer (kayaçların iklimsel faktörlerin altında parçalanma ürünleri, toprak), hidrosfer (su kültesi, litosferi ve/veya pedosferi yıkayabilir, içinden geçebilir), ve atmosfer (hava kütlesi, verilen bütün ortamları kapsar). Bütün bu ortamlar çeşitli bilim dalları tarafından günümüze kadar çeşitli şekillerde incelenmiştir: Jeoloji, Pedoloji (Toprak Bilimi), Hidroloji ( Sular Bilimi), Meteoroloji (Hava-İklim Bilimi), Biyoloji (Yaşam Bilimi). Biyoloji de biyosfer (yaşam ortamı) ile ilgilenir.
Bütün bu yukarda sıraladığımız ortamlar birbirinden etkilenirler, Birbirlerine bağımlıdırlar. İekil 'de bu ilişki gsöterilmiştir. Atmosferde su vardır, bu su ya serbest su yüzeyinden buharlaşan sulardan, ya da canlıların terlemesinden kaynaklanır. Havadaki su buharı doygunluk noktasına eriştikten sonra yağmur, kar dolu şeklinde diğer ortamlara geçer. Atmosferde topraktan, kayaçtan eve canlıladan gelen katı partikılcıklar da bulunur. Hidrosferde oksijen gibi yaşam önemi olan gazlar çözünür, kayaçlar parçalanır, parçalanma ürünleri taşınır, yeni formasmyonlar olarak biriktirilir, yığılır. Tüm canlılar içni yaşam ortamını oluşturur. Litosfer su ve gazlarla doludur. Kömür ve petrol gibi organik maddeler içerir. Buranın koşullarında yaşayabilen özel organizmalar da bulundurur. Pedosferin gözeneklerinde ölü organik maddeler, kayaçların ayrışma ürünleri, su ile hava arasında sürekli bir değişim bulunun. Litosferden sürekli olarak beslenen besin maddesi deposu şeklindedir. Biyosfer insan, hayvan, bitki ve mikroorganizmalardan oluşur ve atmosferin yeryizüne yakın kısmına yayılmıştır.
Çevresel ortamlar bu derece içiçe olması nedeni ile de sürekli karşılıklı etkileşim altındadır. Bu nedenle bu ortamlardan herhangi birinde insanlar tarafından bir değişiklik yapılırsa, bunun mutlaka diğer ortamları da etkileyebileceği mutlka düşünülmelidir. Örneğin akarsu yatağının değiştirilmesi, dostdoğru bir akış sağlanması; akarsuyun oksijence zenginleşlmesi ve kendi kendini arıtma gücünü azaltacaktır. Eski yatak bölgesinde yeraltısuyunun seviyesi düşecek, flora ve faunada tamamen değişiklik gözlenecektir. Atmosfere verilen su miktarı azalacaktır. Vejetasyon örtüsü değişecek, akarsuyun akış hızı artığı için de erozyon etkiside artacaktır. Pedosferde relyef degişikliklerine neden olacaktır. O halde çevresel etkinin mutlaka bilinmesi gerekir.

3.1.1.İnsan ve Çevresi (Human Ekolojisi)
İnsanın doğal çevresi, tarımsal çevre ve sanayii çevresi ile olan ilişkileri ve faaliyetleri sonucu doğal madde dolanımındaki bozulmalar. Sinek, böcek, bakteri ve virus mücaadelesinde kullanılan biyositler (pestisitler) eninde sonurda çeşitli yollarla insan bünyesine geçmektedir .Bugün ülkemizde normal kullanılması gerekenin iki, üç katı biyosit gibi mücaadele ilaçları kullanılmaktadır. Bu canlı zehirleri de insan bünyesine çeşitli besin maddeleri ile gıda zinciri yolu ile geçmektedir. İnsanan biyositlerin yaklaşık %70'si hayvan etlerinden, %25 i gıda bitkilerniden ve yaklaşık %4 ü ise balıklardan geçmektedir. Bu maddelerni insana doğrudan geçmesi olayı, eser (iz) miktarda denecek kadar azdır.
Evimizde radyomuz, fotoğraf makinemiz, teypimiz, ve b.g. amaçlar içni kullanıp attığımız, hiç üzerinde bir saniye düşünmediğimiz nikelli, kadmiyumlu, kurşunlu piller, aküler acaba çevremizi (toprağa, suya, havaya) ve orada yaşayan canlıları (mikroorganizma, bitki, hayvan ve insan) nasıl etkilemektedir? Ben burada sadece tehlikeli ve zararlı artıklardan sadece birinden söz ettim, halbuki sadece evimizde günlük yaşamımız boyunca oluşturduğumuz bu tür artıkları uzun bir listede toplamak mümkündür. Yaşam ortamımızı korumak ve sağlıklı kılmak için bazı önlemler almak zorunluluğu vardır. Su, Toprak, Hava, Tüm yerleşim alanı, manzara ve huzur gibi çevresel yaşam ortamı ve elemanı insanın mutluluğu içnidir. Halbuki günümüzde anılan tüm bu yaşam ortamları ve değerleri oyk olmak üzeredir. Bu da insanların mutsuzluğunun artmasına neden olmakta hastalıklı, sağlıksız ve mutsuz bir yaşam sürmesine neden olmaktadır. Bütün bu olumsuz olguları zamanında engellemek ve önceden önlemlerini almak için de yapılan her türlü faaliyetin Çevesel Etki Değerlendirmesi (ÇED Raporu) yapılmalıdır. İnsanlarımızda çevre bilinci uyandırılmalı ve bu bilinç süekli olarak beslenmeli ve geliştirilmelidir. SAğlıklı bir insan çevresi için hep elele.
Ekosistem ile kültür sistemimiz uyumlu gitmeli ve insanımız ezilmemeli.
İnsan ve Davranış
Almanya'da bir işletmeye gelen tüm ziyeretcilerin ve iş sahiplerinin edindiği izlenim : " Tüm işletme çalışanları mutlu, huzurlu, sürekli ve kesintisiz ziyaretçilerden etkilenmeden çalışıyorlar. Aynı zamanda insanlar stressiz, gerilimsiz ve hoşnut görünüyorlar. Hiçbiri işi kaytarmıyor ve tam angaje olmuş olarak çalışıyor. Üstelikte doyumlu, huzurlu, neşeli ve mutlu." Ve soruyorlar bu çalışanlarınızı nereden buldunuz ? diye. Halbuki girişimci yıllar önce başarısızlığının nedenini araştırırken, ana nedenin insanların davranışında; insan ve çevre ilişkisinde buluyor. Her şey insan mutluluğu için olduğuna göre, insanı hem mutlu etmek hem de üretken yapmanın yollarını arıyor. Sonuçda da bu amacına ulaşıyor. Özellikle de Transaksiyon-Analizlerinden yararlanıyor. İletişim ve yönetim ekzersizleri yapıyor. Sonuçda da kendisi transaksiyon-analizcisi oluyor.
İnsan psikolojisinin yapısı nedir ve davranışı nasıl açıklanır? İnsan düşünür, hisseder ve eyleme geçer. Tüm bunlar yapısal ve eylemsel modellerle açıklanabilir. Yapısal modelin üç elemanı vardır : a. Çocukluk ben hali, b. Erginlik ben hali, c. Ebeveyn (aile) ben hali. Eylemsel model de ise : a. Serbest çocukluk ben hali, isyancı çocukluk ben hali, uyumlu çocukluk ben hali; b. Erginlik ben hali (tamamen kendi bilgi birikimlerine ve deneyimlerine dayanan), c. Kritikci ebeveyn ben hali (yasakcı,normcu, kalıpcı, kuralcı, ahlakcı ve tenkitci ), aileye bağımlı/destek alan/veren ebeveyn ben hali ( insan sıcaklığını hissettiren, yardım eden, moral veren). Ebeveyn (aile) ben hali, aslında insanları düşünme-konuşma-davranma-tepkime-hissetme eylemlerinde etkiler. Otorite kişisinin illede insanın kendi ailesi olması gerekmez, bu öğretmen, kardeş, amca v.b. kişler de olabilir.

Ben yapı hallerini anlamak için sadece sözler yetmemektedir. Aynı zamanda genel davranışını, ifade ediş şeklini, sesini, konuşma tarzını, yüz ifadesini jestlerini ve vucut tutumunu davranışının analizi için elemanlar olarak alıp birlikte değerlendirmek gerekir. Bu üç ben hali için belirtiler farklı farklıdır.


Çizelge : Ben halinin tanınması ve açıklanması

Ebeveyn ben hali Kritik Yumuşak, destekci

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

a. Genel Davranış Kesin ve otomatikman karar veren, Eşit, moral veren, tanıyıcı, derdi paylaşan, aynı şeyi hisseden,

değerlendiren, cezalandırıcı, şika- koruyucu, destekleyici, teselli edici, anlayışlı, yardıma açık,

yetci, suçlu arayan, emir veren, aşırı duyarlı, paylaşımcı, yük alan.

otoriter, yasaklayıcı, dogmatik, sınır

koyan, hep haklı olan,

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

b. Formulasyon Sen yapmalısın, Yapmamalısın, Nasıl Kendine dert edinme, takma kafana, sorun değil, başını dik tut,

olur da yaparsın, Bırak onu, Kaç kere Sakinleş bakim önce, Sen bunu beceririsin, İyi yaptın, Gel bunu

söyledim sana şunu yapma diye...... ben senin yerine yapayım. ......

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

c. Sesinin tonu/ Sesli veya sessiz , sert, alaycı, Sıcak, sakinleştirici,

Konuşma tarzı hiddetli, kızgın, keskin, yüksek, birlikte hisseden ve yaşayan....

dalgacı, güçlü......

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

d. Yüz ifadesi Kritik bakışlar, sıkılmış dudak, Tebessüm eden, mutlu, huzurlu, dengeli, sevgi dolu, ilgili,

kaşların oynaması, yukarı çekilmesi, ktılımcı, paylaşımcı..

olumsuz kafa sallama, yabancı gibi

bakış, burunu oynatma.....

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

e. Jest ve mimik Kaldırılmış parmak işareti, eller Gerdirilmiş kollar, el omuza konulmuş, ......

kalça hizasından, geniş adımlı, kollar

göğüste bağlanmış, kilitlenmiş.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Çizelge : Ben halinin tanınması ve açıklanması

Erginlik ben hali

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

a. Genel Davranış Objektif, gerilimsiz, gevşek, dikkatli, iyi dinleyici, eşit, hissi olmayan, konsantre, moral veren,

tanıyıcı, verileri toplayan ve değerlendiren, göz teması sağlayan, açık ve sıcak, soru soran, alterna-

tif oluşturan seçen ve arayan, kendi başına buyruk hareket edebilen, karşılaştırmacı, düşünceli,

işbirliğinden yana, derdi paylaşan, aynı şeyi hisseden, duyarlı,

koruyucu, destekleyici, teselli edici, anlayışlı, yardıma açık,

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

b. Formulasyon Bütün soruları : Nasıl ? Ne ? Ne zaman ? Niçin ? Kim ? Nerede ?

Bütün açıklamalrı : Olabilir, mümkün, karşılaştırırsak , fikrime göre, düşünüyorum ki, inanıyorum ki,

tecrübeme göre, ben ..... yapacağım, ......

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

c. Sesinin tonu/ Kendinden emin ve kendini bilir, konuyu saptırmaz, nötral, sakin, ihtirassız, açık ve seçik

Konuşma tarzı

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

d. Yüz ifadesi Yüzü konuştuğu kişiye dönük, açık ve doğru, tebessüm eden, mutlu, huzurlu, dengeli, sevgi dolu, ilgili,

kazılımcı, paylaşımcı, göz teması kuran, ölçen/biçen , tartan, düşünceli, aktif katılımcı, duruma göre yüz ifadesini sık sık değiştiren/uyum sağlayan ..

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

e. Jest ve mimik Düzgün tavır ve duruş, ölşülü jest ve mimik, başı dimdik, vucut tutumunu ve konumunu değiştirme, dengeli

ne yukardan bakma ne de eziklik, gövdesi öne eğilmiş....

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Çizelge : Ben halinin tanınması ve açıklanması
Çocukluk ben hali Serbest Uyumlu İsyancı

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

a. Genel Davranış Çevresel etkilere karşı tepki ve Utangaç, suçunu bilir, itinalı, Çirkef, isyankar, güçlüye kı-

reaksiyon göstermeyen, doğaşlamadan Çekingen, korkak, ürkek, garantici, zan ve baş kaldıran, agresif,

haraket eden, meraklı, oyuncu, yaratıcı, üretici, takipci, ölçülü, emin olm- dik kafalı, sinirli, inatcı

becerikli, hızlı, atlayan, dans eden, yan, geride kalan, hislerini bastı-

şarkı söyleyen, açık, teşeli, şakacı, ran, şikayetci, iyi davranışları ön

utanma bilmeyen, sabırsız, egoist, plana alan ve koruyan, kurallara ve

enerjik, yaratıcı, hayal gücü güçlü, sözlere uyan

doğal, gerçekci.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

b. Formulasyon Ben istiyorum, ben isterdim, ben Kendime güvenemiyorum, ben bunu mutlaka Beni rahat bırak, şimdi bunun

"İahene" "Super" "Klase" "Mükemmel" yapamam, dneyeceğim, nasıl istersen, zamanı değil, Allah kahretsin

gibi konuşan. bunu benim suçum değil, iyiyaptım mı?

Sadece istemiştim ki, neden hep ben,

Yapmalıydım. ......

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

c. Sesinin tonu/ Sesli, sert, üzüntülü, Sessiz, emin değil, tutuk, ızdıraplı, Kızgın, hiddetli, sesli

Konuşma tarzı üzüntülü, korkak, ürkek, çekingen inatcı

uslu, şikayetci, takipci...

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

d. Yüz ifadesi Parlak gözler, heyacanlı, açık ağız, Bakış yere doğru, teyid eden, titreyen Tutuk, inatcı, rededen

süpriz, meraklı, üzüntülü, hızlı, göz dudaklar ve diz, iyi davranış, ahenkli,

yaşı döken saygılı....

bakış, burunu oynatma.....

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

e. Jest ve mimik Gerilimli veya gerilimsiz vucut gevşek Konuşurken eller yukarı kaldırılıyor, Tehdit eden, stresli,

yorgun, heyecanlı, elleri sürtüştüren sarkan omuzlar, düşük baş, omuz silkme, kramp girmiş gibi, düşük

hazır ol duruşu, dudakları ısıran, baş

samimi, sevgi dolu, bağlı....

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Genelde iyi veya kötü "ben hali" yoktur. Her birinin avantaj ve desavantajları vardır. Aslında başarılı bir iletişimi gerçekleştirebilmek için her "Ben hali" her an emrimize amade olmalı ki istediğimizden istediğimiz zaman yararlanalım.

Özellikle sorunlu zamanlarda "Ben hallerinin " serbest olupolmadığını araştırmak ve onu kullanmak gerekir. Eğer hazır değilse de irademizi ve aklımızı, bilgimizi kullanarak onu emrimize hazır hale getirmemiz gerekir.

Her olay karşısında mutlaka birden fazla uygun davranış biçimi vardır, bunu aklınızı ve zekanızı kullanarak gerçekleştirmeniz lazım. Çeşitli olanaklarla egzersiz yapabilmelisiniz. Zihin jimnastiği olarak.

Problemli anlarınızda hangi "Ben hali" sizin için uygun onu mutlaka belirleyin. Zihinsel olarak denemeler yapın.

Seçtiğiniz ve denediğiniz bu "Ben halini" karşılaştığınız ilk sorununuzu yenmede kullanın.

Bu durum zihninize öyle yerleşecek ki, farkında olmadan sorunlarınızın çözümünde bu öncelik verdiğiniz "Ben halinden" yararlanmış olacaksınız.

Aşırı kritikci "Ebeveyn ben halini" sakın hiç kullanmayın, hiç yararlı değildir.

"İsyancı çocukluk ben halinde" de fazla oyalanmayın . Bunu "erginlik ben hali " ile kıyaslarsanız ve gerekçelendiriseniz neden doğru olduğunu hemen görürsünüz.

Kriz durumunda sizi en çok hangi "Ben halinin" işgal ettiğini ve size yardımcı olduğunu bulmaya çalışın.

Bu değerlendirmelerden de hangi "ben halinin" sizi sorunlardan kurtardığını bulmaya çalışın.

Zihinde bazı seneryoları hazırlayarak ve kurarak denemeler yapın ve aynı durumlarla karşı karşıya geldiğinizde hislerinizi ve düşünce , ifadelerinizi yazın.

Hiç bir zaman iki strateji ile eksperiment yapmayın, "Salam-Dilimi" taktiğini uygulayım. Salamı bütün ısırmak ve yemek yerine, dilim dilim yeyin. Başarınız daha fazla olur.


Gelişen teknoloji ile birlikte ses ve gürlütü kirlenmesi de bizler için büyük sorun olmuştur .
Çevre bilinci ile hareket ederek bunları önlemek ve bazı artıkların geri kazanılmasını sağlamka, katkıda bulunmak elimizdedir .

* İnsan ve Zihin Enerjisi
Zihinsel faaliyet fikirle , görüşle başlar. Bu fikiri kişi ya kendisi çevresinden kaynaklanarak, ilham larak geliştirir ve oluşturur ya da bir başkası ona bu fikiri ve görüşü verir, en iyi olanaı kişinin kendine özgü fikir ve görüşler oluşturmasıdır. Akla gelen fikirler uçucudur, çabuk gidicidir, onu mutlaka yakalayın tespıt edin. Çalışma masanınızda veya yanınızda mutlaka bir boş kağıt parçası bulunmalı.Aklınıza gelen fikirler arasından bir seleksiyon yapın ve en önemli olduğuna inandığınızı not edin. Zihinsel çalıimanın metodik olmalıdır.
Eğer insan gitmek isteği yeri ve hedefi bilirse ona ulaşır. Hedef tam olarak tanımlanmalı ve bilinmelidir. O zaman hedefe ulaşmak için çeşitli yollar (ana ve tali yollar) uygulanır. Bir öğrenme aşamasında hangi hedefe ulaşmak istediğinizi kesinkes bilin. Hedefinizi kısa kelimelerle ve cümlelerle yazın. Öğrendiğinizin size yararlı olacağını da mutlaka düşünün ve bu noktayı unutmayın.

Öğrenme hedefinizi kelimelerle tespit edin. Bu ara küçük bir makale veya yazı yazmak size ayrıca cesaret verir. Öğrenme hedefi kontrol edilebilir olmalıdır. Ölçülebilir olmalıdır. Öğrenme hedefinizin karmaşıksa etaplara, kısımlara ayırın , birim zamanda yapabileceğiniz kadar iş programa alın ve bütünü tamamlamaya çalışın. Çok öğrenme hırsı olan insan zaman taksiminde dağıtımında fazla yanılmaktadır bunun için tahmininizi doğru yapın ve kullanın.


Metodsuz bilim olmaz , metodsuz da zihin enerjisi en verimli şekilde kullanılmaz. Metodik olarak bilimleri aşağıdaki gibi ayırmak mümkündür:

- Temel bilimler (Felsefe, matematik, teolojı)

- Kültür bilimleri ( Filoloji, tarih, psikolojı, pedagoji, sanat, müzik, tiyatro v.s.

- Sosyal bilimler (Hukuk, sosoyolojı, sosyal ekonomi, milli ekonomi, idari bilimler - politikolojı)

- Doğal blimler ( Fizik, kimya, biyoloji, tıp, coğrafya )

- Teknik bilimler (Teknoloji, mühendislik bilimleri )


Çevresel faktörler insanın öğrenmeye hazır olmasını veya öğrenme zevkini kırabilir. Korku ve çekimserlik öğrenme isteğini yok edebilir. Her kendi iç sorunlarını yenip bu engellemeleri kendi kendine ortadan kaldırmak durumundadır. Yenememesi halinde bu durum süreklilik kazanır ve verimi sürekli bir şekilde azalır. Zihinsel enerjinin verimsiz kullanılması ile karşı karşıya kalınılır.
Çok önemli lojik metodiği olan induksiyon ve deduksiyon sürekli kullanılmalı analiz ve sentezler yapılmalıdır. İnduksiyon da özelden genele gidilir, deduksiyonda da genelden özele. Baklava tepsisindeki bir dilimdem tepsinin tümüne, bir de tepsinin tümünden tepsideki dilime geçilir.
Bilgiye ve bilgi kaynağına nasıl ulaşılır, literatür çalışması ve taraması nasıl yapılır, kütüphanelerden nasıl yararlanılır, buradaki arzulanan kaynağa nasıl ulaşılır ? Bunların metodiğini çok iyi bilmek gerekir ki, zamanı en iyi kullanmak mümkün olsun.
Mesleki literatürün öğrenmesinde izlenecek adımlar ise :
1. Adım: Eserin yazarı, içeriği, problematiği

2. Adım: Her bölümün, alt kısımların incelenmesi

3. Adım: Okunanların yorumlanması

4. Adım: Eserin diğer yazarlarla ve eserlerle karşılaştırılması

5. Adım: Okunana tamamen kritik olarak bakma ve irdeleme

6. Adım: Eserin önemli, can alıcı noktalarını saptama ve okunanı tekrar okuma.

Okuma yöntemleri:

- Hızlı okuma

- Yavaş yavaş okuma

- Tekrar okuma

- Okuma kotrolleri

Okuma sırasında not almalar veya işaretlemeler. Ana fikir, önemli, tanım, temel kavram v.b. Metinden alıntılar. Literatür özetleme kartları.


Yazmanın adımları :
1. Adım: Ön çalışmalar, konunu seçimi, problem ve sınırlanması,

yöntem seçimi ve dizpozisyon

2. Adım: Materyalin toplanmsı ve düzenlenmesi; literatür okuma ve

düzenleme, değerlendirme, deneylerin yapılması, gözlem

protokollarının hazırlanması, materyalin geçici bir sıraya

konulması

3. Adım: Sonuş elde etme, okunan literatürün değerlendirilmesi,

yapılan çalışmaların değerlendirilmesi, gözlemlerin

değerlendirilmesi ve düşüncelerin yazılması, tümüne bakış

kazanılması ve değerlendirilmesi ve irdelenmesi sonuca

varılması

4. Adım: Manuskriptin (ilk taslağın) hazırlanması, nihai

dizpozisyonun verilmesi, dilinin iyi işlenmesi, özsözün

ifade edilmesi

5. Adım: İeklen kontrol edilmesi, problemin çerçevelenmesi ve

sınırlanması, konunun gelişmesi ve devamında sıranın doğru

takip etmesi, kısımların birbirne oranının uygun olması

içindekilerin ve içeriğinin doğruluğunun kontrolü, bütün

bakış açılarının tamlığına dikkat etmek, her düşünce

adımının açık ve seçikolduğuna dikkat etmek, gelişme türü

ve gerekçelendirme, sonuca varma ve genellendirmenin ürü,

tüm alınan sayıların ve alıntıların doğru olduğuna ve

eksiksiz veridiğine dikkat etmek, dilinin doğruluğunu

kontrol etmek, kelime seçimi ve oluşturulması, cümle

oluşturulması, imla hatalarının kontrolü, sayfa sayısının

kontrolü ve yazım hatalarının düzeltilmesi.


Bilimsel çalışmanın yapısal formülü :
1. Adım: Durum analizi , amaç ve kapsam

2. Adım: Bu ana kadar yapılanlar, mevcutlar

3. Adım: Araştırma planı

4. Adım: Sonuçlar ve değerlendirilmesi

5. Adım: Sonuçların tartışılması , yorumu, interpretasyonu

6. Adım: Özet, genelleme, öneriler

7. Adım: Literatür
Zihinsel enerjiyi eniyi şekilde değerlendirmek için gerek düşünürken, gerek okurken ve gerekse de yazarken metodiğini kullanmak zorundayız.

Zihni açık olan insanlar bir çok teknik gelişmeleri ve onun ürünü olan alet, araç ve gereçleri çabuk kavramakta ve az zihinsel enerji harcayarak öğrenmektedirler.



Bazı bilim adamlarının zeki beyinler çok fazla enerji harcamaktadırlar demesine rağmen, bunun aksi olduğunu zeki insanların çok az enerji tüketerek kavrayıp öğrendiklerini iddia etmektedirler. Zeka düzeyleri -IQ- (Intelligenz-Quotient) 130 olanların kısa süreli hafızalarındaki Bit sayısı, IQ'su 94 olanlarınkinin iki katı kadardır. Yakın zamandan beri merkezi sinir sistemindeki yakıt sarfiyatı PET (Positronen-Emissions-Tomographie) olarak ifade edilmektedir. Zeka olabildiğince az enerji kullanarak zihinsel ürün ortaya koymadır. Sıkıntı, dert v.b. gibi durumlarda zihinsel enerji harcanması oldukça çok fazladır. Soyun düşünme de aynı şekilde çok enerji harcamasına neden olur. Bir problemi ve sorunu çözemeyenlerin beyin gri hücreleri çok enerji harcamaktadır. Yüksek tanıma, kavrama ve değerlendirme yeteneğine sahip insanlar kompleks ve karmaşık yapıları oldukca efektif bir şekilde düzenlemektedirler.
Düşünce ve düşüncenin gelişmesi, bilimsel düşünce tarzının temeli olması konuları eksperiment, ispat, evidens, kavsalitet, rasyonalitet ve objektivitet boyutlarında ele alınıp analizlenmekte ve araştırılmaktadır. Düşünce tarzları : Substans, Foksiyon, Determinismus, Probabilismus konularını kapsamaktadır.

ATP - Biyolojik Pik Ürün
ATP sadece enerji üreten bir biyokimyasal madde değil, aynı zamanda bir sinir hücresinden diğer sinir hücresine enformasyon aktaran bir maddedir. ATP beynin belirli yerlerinde spesiyel bağlantı yerleri (reseptorları) ile noyronlara (sinir hücrelerine) kontakt kurarlar ve çok hızlı bir şekilde biyoelektriksel bir uyarıya neden olurlar. ATP bir güç molekülüdür.
Kaynak:

Glöbig, Michael (1993):"Wie Gedanken entstehen, die Epochen praegten- Historische Entwicklung des wissenschaftlichen Denkens wird untersucht". DF - Deutscher Forschungsdienst. Berichte aus der Wissenschaft. Auslandsausgabe. Nr. 5/93 A.
Glöbig, Michael : Pressereferat, Max-Planck-Gesellschaft, Postfach 647, W-8000 München 1

İnsan ve Derisi
Derinin, insan sağlığı için bir çok işlevi ve görevi vardır. Sadece insan vucudunu yaralanmalara karşı korumamakta ve vucut sıcaklığını ayarlamamaktadır. Aynı zamanda bazı hormonları da üretmektedir. Münster üniversitesinden Thomas Luger deride bir hormonun ön ürünü olan Polypeptid Proopiomelanocortin 'in üretildiğini saptamıştır. Bu önüründen üç adet nihai ürün Peptidhormonları oluşmaktadır. Bunların en küçük miktarda bulunmaları bile insanın metabolizmasının , immunsisteminin ve psikolojisinin yönlendirilmesine yettiği bilinmektedir. Bu güne kadar insan vucudunun başka merkezlerinde üretildiği zannedilen bu hormonların deride üretilmesi, aynı zamanda güneşışınlarının veya iyi havanın ınsan sağlığı açısından neden iyi olduğunu ortaya koymuştur. Deri artık Hormonfabrikası olarak görülmektedir. Güneşin UV ışınları hormon üretimini artırmaktadır.Bu da insanın kendini iyi hissetmesine neden olmaktadır. ß-Endorphin hormonu da burada katkısını yapmaktadır. Vucuda özgü "Opium" veya "Morphium" gibidir. Acılara karşı duyarlılığı azaltmakta, insanın havasını bulmasını sağlamaktadır. Bu ara oluşan "Melanotropin" hormonu da immunsistemine etkide bulunmaktadır. İmmun sistemini zayıflatmaktadır. Bu da alerji hastalıklarının iyileşmesine neden olmaktadır. Kompleks bir durum ile karşı karşıya kalınılmaktadır. Bu konuda da araştırma çalışmaları sürmektedir.
Kaynak:

Degen, Rolf (1992):"Im helleren Kopf fliesst weniger Strom". DF - Deutscher Forschungsdienst. Berichte aus der Wissenschaft. Auslandsausgabe. Nr. 1/92 A.
  1   2   3   4   5   6   7   8


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət