Ana səhifə

Beklenmedik Sevgi


Yüklə 16.23 Kb.
tarix15.06.2016
ölçüsü16.23 Kb.
Beklenmedik Sevgi
Kişiler:

Bir Yabancı

Filipus

Beli Bükük Kadın

Dini Önder

Zakkay


Cüzamlı

Kanamalı Kadın


Sahne: Sahnenin ortası; Filipus ve bir Yabancı Kutsal Kitap çalışıyor. At arabasında gibi iskemleleri yan yana. Diğer karakterler oyunun sonundaki vaftiz için teker teker sahneye gider.
Bir Yabancı: (Oturuyor, kitap okuyor. Ve birden duruyor...) Yorgunum, çok yorgun... (ayağa kalkar) O kadar uzun zamandır yollardayım ki. Bakın size biraz anlatayım! Ta Etyopya’dan Kudüs’e Tanrı’ya tapınmak için geldim…çünkü sinagogta dua etmek doğrudur. Ama ne oldu, biliyormusun? (biraz alaylı) Onlar beni içeri almadılar bile! Güya burası için yeteri kadar temiz değilmişim. Tanrı’yı arayarak katettiğim bunca yolu geri çevrilmek için gelmişim..
Bu çok ironik bir durum aslında. Kendi ülkemde çok önemli bir iş yapıyorum. Orada kalsaydım, görmeye alışkın olduğum saygının ve mesleğimdeki başarıların tadını çıkaraya devam ederdim.Ama ben ne yaptım? Kendimi birçok zorluğun içine soktum ve üstelik hakarete uğradım. Ne işim var benim buralarda? Bildiğim bir çok kişiden her açıdan daha iyi durumdayım ama yine de daha fazla şeyler aramak için buradayım.Arkadaşlarım benim deli olduğumu düşünüyor! Ama kendime hakim olamıyorum. (Ön taraftan dışarı bakar) Hayatım bu çöl kadar boş. Hayat bundan ibaret olmamalı. Biliyorum, kesinlikle bundan ibaret değil. Tanrı nerede? Benim varlığımdan bile haberi yok sanki. Yoksa o da önümde uzanan uçsuz bucaksız, sessiz bu çöl gibi mi? Hiçbir anlamı olmayan bir dünyada hep bir yabancı gibi mi yaşayacağım.
(Tomarı alır) Bu eski kutsal yazılarda bir şeyler var – sanki özel anlamları var ama ben anlamıyorum. Bulana kadar arayacağım… huzuru bulana kadar. (Oturur ve tekrar kitaptan okumaya koyulur, okurken dudakları kımıldar. Sahnenin solundan bir adam yaklaşır.)
Filipus: Okuduklarını anlıyor musun?
Yabancı: Birisi bana anlatmazsa nasıl anlayabilirim? Buyrun, oturun...
Filipus: (Kitabı alır ve okumaya başlar...) “Duyduğumuz ve gördüğümüz habere kim inandı? Tanrının kurtaıcı gücünün bu şekilde görüneceğini kim akıl edebilirdi?”
Cüzamlı: (Seyircilere döner.) Gerçekten kim?! Tüm evrenin yaratıcısının bizden biri olacak kadar ileri gideceğine kim inandı? Sadece bir insanoğlu değil aynı zamanda alçakgönüllü bir hizmetkar “Isa”. Kim bilebilirdi Tanrı’nın kurtarıcı gücünün bu şekilde bize görüneceğini?
Filipus: (Yüksek sesle okumaya devam eder...) “O hizmetkar, Tanrı’nın önünde bir fidan gibi, kurak yerdeki kök gibi büyüdü. Hor görüldü, elemler adamıydı, acıyı bire bir tanıdı.” (Öteki karakterler konuşurken Filipus ve Yabancı dinlemek için durmazlar, kendi sahnelerine devam ederler.)
Cüzamlı: Bu hayatın sefaleti söz konusu olduğunda Tanrı kendini hiçbir şeyden esirgemedi. İsa’yla tanıştığımda cüzamlıydım. Tahmin edebileceğiniz gibi insanlar beni gördüklerinde bana acıyarak, benden iğrenerek bakarlardı.

Filipus: (Okumayı sürdürür...) “Bakılacak, çekici hiçbir yanı yoktu.

İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü.”


Cüzamlı: Gördünüz mü?! Benim hissettiklerimin nasıl bir şey olduğunu biliyor! Ben olmanın ne kadar zor olduğunu biliyor. Tanrı’nın sevgisinin böyle olabileceğini hiç mi hiç düşünmemiştim! Tanrı benim acımı paylaşmak zorunda değildi ama paylaştı. Bu inanılmaz birşey!Ama bundan da azını istemem doğrusu, siz olsanız ister miydiniz?
Dini Önder: O sadece bizim hastalıklarımızı üstlenmekle kalmadı. Sinegogta bir din önderiyim ve bu çok saygı ve şeref duyulan ir makam. Kendimi iyi ve ahlaklı biri olarak görürdüm. Meslektaşlarımın ve ben İsa hakkında hiç düşünmemiştik.
Filipus: “Onu aşağıladık ve bir baş belası olduğunu düşündük.”
Dini Önder: Onu hor görmemek mümkün müydü? Ne değeri vardı? Ama sonunda yardım için O’na giden ben oldum ve O beni geri çevirmedi. O bize, bizim O’na davrandığımız gibi davranmadı.
Filipus: “Gerçekte O’nun taşıdığı acılar bizim acılarımızdı—bizim bozukluklarımız ve bizdeki tm diğer yanlışlar.”
Dini Önder: Evet, tam da öyle. Kendimi – içimi – olduğum gibi gördüm; önyargılarım, merhametsizliğim, gururum, bencilliğim, bunların hepsi benim bozukluklarım, O’nun değil.

Filipus: “Bizse kendi hataları için Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurup ezildiğini sandık. Oysa bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti.
Beli Bükük Kadın: Ondan yardım istememiştim! Zaten mutlu, normal bir hayat tüm umudumu kesmiştim. Ama beni farkedip yanına çağırdı, sonra ellerini üzerime koyup, “Kadın, hastalığından kurtuldun!” dedi. Ve o anda kurtuldum! 18 yıl sonra ilk kez belimi doğrultabilmiştim!
Bu kadarla da kalmıyor, beni Şabat günü iyiliştirdiği için dini önderler homurdanmaya başladığında, beni savunmak için yardımıma koştu. Bana İbrahim’in kızı dedi, onlara ise

ikiyüzlüler! Ne oluyordu böyle? Tanrı’nın beni unuttuğunu sanıyordum ama aslında beni arıyordu – bu sevgiydi, beklemediğim bir sevgi!


Filipus: “Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.”

Kanamalı Woman: Çok çaresizdim. Hastalığım güngeçtikçe daha da kötüye. Bütün paramı doktorlara harcamıştım. Bu İsa denilen adamı bulabilsem iyileşirim diye düşündüm. O benim son çaremdi. Onu buldum ve giysisine dokunduğumda iyileşmiştim! Geçen 12 yıldan sonra ilk defa kendimi iyi hissetmiştim!

Ona dokunduğum zaman, içinden bir gücün akıp gittiğini söyledi. O an fark etmedim ama iyileşirken, aynı zamanda onunla yer değiştiriyorduk. Daha sonra anlayacağım gibi gerçekten de yer değiştirmiştik – ve bu onun hayatına mal oldu.


Filipus: “O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını.”
Zakkay: Tanrı’nın beni sevebileceği ihtimali aklımın ucundan bile geçmemişti. İşte, kendini düşünen bir vergi görevlisinden başka bir şey değildim. Parayı seviyordum ve onu elde etmek için insanları dolandırıyordum. Bir gün İsa’yı görmek istedim ama kalabalıktan dolayı yaklaşamadım. En iyisi bir ağaca çıkayım diye düşündüm, belki oradan görebilirdim. Ama o beni gördü ve aşağı çağırdı. Bana herkesin önünde adımla hitap etti! Sonra evime yemek yemeye bile geldi!
O günden önce bencilce yapmadığım hiçbir şey yoktu ve o bunu biliyordu. O benim kim olduğumu biliyordu, yine de benimle dost olmak istiyordu.

Filipus: (ayağa kalkar, öne çıkıp okur)Hepimiz yoldan sapmış koyunlar gibiyiz. Her birimiz kendi istediğimizi yaptık, kendi yolumuza gittik. Yine de Tanrı bütün günahlarımızı yaptığımız her yanlışı O’na yükledi. O’na!”
Yabancı: (Tomarı Filipus’in elinde alıp okur...) “Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü. Gerçekte ne olduğunu kimse anladı mı?” (durur) Adaletsizliğe katlandı!? Yani onu da biliyor! (okumaya devam eder...) “...hiçbir canı incitmediği, ağzından hileli söz çıkmadığı halde…” (durur) Sanırım şimdi anlamaya başlıyorum. O gerçekten de masum olan tek kişiydi; kuzu bizim için öldü. Son kurban, ilk ve son kez. (Tomarı din önderine verir. CD çalmaya başlar.)
Tanrı’nın kurtaran gücünün böyle olacağını kim düşünürdü ki?
Yabancı, Filipus tarafından vaftiz edilmek üzere öne çıkarken müzik duymaya başlıyoruz. Müzikle birlikte iki oyuncu beyaz bir kumaş atıyor (Yabancının kafasının geçebilmesi için kumaş delikli olacak). Yabancının başından ve her yanından bir pelerin gibi dökülüyor, bu yeni yaşamı simgeliyor...
Copyright (©) 2012 Taşta Baş Tiyatrosu. Montana Lattin, mtlattin@gmail.com







Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət