Ana səhifə

Becoming jane


Yüklə 170.11 Kb.
səhifə1/3
tarix17.06.2016
ölçüsü170.11 Kb.
  1   2   3
BECOMING JANE
AŞKIN KİTABI

Prodüksiyon Notları

Gösterim Tarihi: 07 Eylül 2007

Dağıtım: Bir Film

İthalat: Tiglon Film

Son Taslak

Donal Donaldson, Premier Pr adına
PRODÜKSİYON NOTLARI

ÖZET:


Genç yazar Jane Austen’in, İrlandalı Tom Lefroy ile yaşadığı – romanları için en büyük ilham kaynağı olduğu kabul edilen – bir aşk hikayesi.


KISA SİNOPSİS

Jane Austen (ANNE HATHAWAY) aşka inanmaktadır. Anne ve babası (JULIE WALTERS ve JAMES CROMWELL) onun 1795 İngiltere’sinde adet olduğu üzere, para karşılığı bir evlenme yapmasını arzular. 20 yaşındaki Jane büyüleyici, genç bir İrlandalı olan Tom Lefroy ile tanıştığında, (JAMES MCAVOY), zekası ve cüretkarlığı genç kızın merakını uyandırır. Jane, Lady Gresham’ın (MAGGIE SMITH) yeğeninin teklifini geri çevirip, ailesinin otoritesine ve sosyal adetlere karşı gelebilecek mi? BECOMING JANE’de, edebi dehanın basamaklarındaki genç bir kadının, hayatını ve eserlerini aşk için riske atması anlatılıyor.

UZUN SİNOPSİS

Sevgi arzu edilir, para ise zorunluluktur.”

Jane Austen (ANNE HATHAWAY) dünyayı kendi sözleriyle şekillendirir, nükte ve zeka. Fakat hayatı tamamen tutku ve romantizmin etkisi altındadır. Yirmi yaşındayken, Tom Lefroy ile tanışıp aşık olur (JAMES MCAVOY) ve ilişkileri, hemen hemen romanlarındaki kadar duygulu bir hikayeye malzeme olur.

1795 İngiltere’sinde, para için evlenmek oldukça yaygındır. Sınıf farklarıyla dolu bu dünyayı döndüren tek şeydir para. Evlenme çağında kızları olan Bay ve Bayan Austen (JAMES CROMWELL; JULIE WALTERS), bunun pekala farkındadırlar.

Fakat onların Jane’i, satılık değildir. Özgür ve alıngan bir ruha sahip yirmi yaşındaki genç kız, dünyanın ticari olmayan tarafını da görebilmektedir. Aşık olduğu adamla evlenmek istemektedir.

Aslında ailesi Jane için en iyi olanı ister – hali vakti yerinde bir eş. Bu eş, bölgede oturan saygıdeğer soylulardan Lady Gresham’ın (MAGGIE SMITH) yeğeni Bay Wisley olabilir. Ama tüm iyi niyete ve çabalara rağmen, Jane tüm teklifleri geri çevirir

Sonra genç İrlandalı Tom Lefroy ile tanışır. Jane’in ağabeyi Henry’nin arkadaşı, genç hukuk öğrencisi Londra’dan Hampshire’ı ziyarete gelmiştir. Akıllı, yakışıklı ve fakirdir. Eğitimsiz taşra halkını küçümseyen bir tavrı vardır. Fakat bu genç hovarda, Jane’in yeteneğinde ve özgür ruhunda, beklediğinden fazlasıyla karşılaşır.

Yolları gitgide kesişir. Korulukta uzun tartışmalara girerler, balo salonunda dansederler, Jane onu krikette yener ve Tom ona okuması için Tom Jones’u verir. Aşık olurlar.

Ama gözler üzerlerindedir. Jane’in kuzeni Eliza ve kızkardeşi Cassandra, onu aşkının doğuracağı sonuçlar hakkında uyarırlar. Bay Wisley’in umutları ve Lady Gresham’ın soğuk davranışları devam eder. Tom’un geleceği için oldukça yüklü yatırımlar yapan amcası Yargıç Langlois (IAN RICHARDSON), emeklerinin boşa gittiğini görmek istememektedir. Bay ve Bayan Austen ise umutsuzca kızlarının aklını çelmeye çalışır.

Çift bir karar vermek zorundadır. Tom, korkunç sonuçlar doğurabilecek olmasına rağmen, kaçmayı teklif eder. Jane’in ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için, hayatını utanç ve yoksulluk içindde geçirebilir. Lefroy’un İrlanda’daki ailesi ise, geleceklerini finanse etmesi konusunda ona güvenmektedirler. Kaçtıkları takdirde herşeyi kaybedeceklerdir: aile ve gelecek. Bu son adımı atacak, sağduyu ve duyarlılığa kulak verecekler mi?



BECOMING JANE, Jane Austen'ın hayatındaki kilit noktalarından biri hakkında, bir romantizm, entrika ve görev duygusu hikayesi. Aile, arkadaşlar ve gelecek üzerine. İyilik, büyüklük ve deha üzerine odaklanıyor. Jane olmak hakkında.

BECOMING JANE Kevin Hood ve Sarah Williams tarafından yazıldı ve Julian Jarrold tarafından yönetildi. Oyuncular arasında ANNE HATHAWAY (Jane Austen), JAMES MCAVOY (Tom Lefroy), JULIE WALTERS (Bayan Austen), JAMES CROMWELL (Bay Austen) ve Lady Gresham rolünde DAME MAGGIE SMITH var. BECOMING JANE Graham Broadbent, Robert Bernstein ve Douglas Rae tarafından, Ecosse Films ve Blueprint Pictures için yapımlaştırıldı. Yapımcı firmalar arasında Scion Films, UK Film Council’s Premiere Fund ve Irish Film Board da yer almakta. ABD’deki dağıtımcısı Miramax Films olacak.

Görüntü yönetmeni Eigil Bryld, yapım tasarımcısı Eve Stewart ve kostüm tasarımcısı ise Eimear Ní Mhaoldhomhnaigh.

YAPIM ÖYKÜSÜ

2003 yılında, biyografist Jon Spence edebiyat dünyasını ve Jane Austen hayranlarını, yazarın gerçekten de romantik bir ilişki yaşadığı iddialarıyla sarstı. Bu az bilinen bir iddiaydı, daha önce yazılmış çeşitli kaynaklarda bu ilişkiye atıfta bulunulmasına rağmen, John Spence araştırmalarını yazdığı biyografi ‘Jane Austen Olmak’ta daha ileriye götürdü. Yazdığı kitap, Jane Austen ve Tom Lefroy’un 1795’te, Noel tatili için Hampshire’da buluşmalarından sonra bir daha görüşmedikleri iddiasını çürüttü. Aynı zamanda da, daha önceki biyografi yazarlarının iddia ettiği gibi ‘kısa süreli ve basit’ bir ilişki olmadığını da ortaya koydu.

Bu romantik ilişkiden etkilenen yazar Sarah Williams, Ecosse Films’den Douglas Rae ve Robert Bernstein ile görüştü. Jane Austen’in, 20 yaşındayken Tom Lefroy adındaki İrlandalı bir gençle tanıştığını okumuştu. Bu buluşma, sonraki iki yüz yıl boyunca işlenecek romantik bir edebi temaya ilham kaynağı oldu. Ecosse Films projeyle hemen ilgilendi. “Bu Jane Austen’in hayatında az bilinen, ama çarpıcı bir ilişkiydi,” diyor Robert Bernstein. “Bu ilişki tüm hayatını değiştirdi. Jane Austen, sert dış görünüşünün altında ateşli bir yapıya sahipti ve bu da gelmiş geçmiş en büyük kadın yazarlardan biri olmasını sağladı.”

Jon Spence, BECOMING JANE için bir tarih danışmanını işe aldı. “Benim rolüm, zaten meydanda olan öykünün ana hatlarını bozmadan kendimce bir yorum katmaktı.”

Jon Spence’e göre, öykünün kilit noktaları şu şekilde:




  1. Jane Austen, 1795’te ikisi de 20 yaşındayken, Hampshire’a akrabalarını ziyarete gelen Tom Lefroy ile tanışır.



  1. JA 1796’da Londra’ya yaptığı kısa bir ziyaret sırasında Tom Lefroy’ûn amcasının evinde kalır. Tom da o sıralarda burada yaşamaktadır.



  1. Tom 1798 yılında hukuk çalışmak için İrlanda’ya döner, bir okul arkadaşının kız kardeşiyle evlenir ve kızının adını Jane koyar.

Rae ve Bernstein Williams’ı bir senaryo yazmak üzere ikna etti. 2004 yılında Ecosse Films Kevin Hood’u işe alır. “Kevin romantik bir hassasiyete sahip,” diyor Bernstein. “Tarzı, Jane için de önemli olacağını düşündüğüm şiirsel bir yetenek içeriyor.”

Kevin Hood çok heyecanlanmıştı. “Çok etkilenmiştim çünkü proje Aşk ve Gurur için ilham kaynağı olmuş bir öyküyü anlatıyordu,” diyor Hood. “Jane Austen çok yetenekli bir dahi olmasına rağmen, onun tarzını biçimlendiren Tom Lefroy olmuştu. Bazıları, bu ilişkiyi yaşamasaydı yazar olamayacağına inanıyor. Evlilik öncesi yaşam, çok işlediği bir tema. Kendi tecrübelerine dayanarak yarattığı genç ve çekici adam tipi de de öyle.”

“Film, romanlarındaki karakter ve olayların, yazarın hayatıyla tesadüf eseri kesişemeyecek kadar çok olduğu üzerine”, diyor Kevin Hood. “Bazı ayrıntılar ise, atmosfere uydurmak için Austenvari bir şekilde değiştirildi.”

Yapım ekibinin üçüncü üyesi, Graham Broadbent (BluePrint Pictures’dan) 2004 Mayıs ayında projeye dahil oldu. Senaryonun değişik tarzı karşısında hemen etkilendi. “İlk okuduğumda oldukça çarpıcı noktalarla karşılaştım.Bunlardan ilki, Jane Austen’in yaşlı bir kızkurusu değil, bir zamanlar yirmili yaşlarda olan ve büyük bir aşk yaşamış biri olarak tasvir edilmesiydi. Kevin Hood’un yaptığı, bu aşk ilişkisini başarıyla Austen’in hayatına ve çevresine adapte edebilmekti.”

2005 yılında Julian Jarrold, Ecosse Films tarafından filmi yönetmek üzere işe alındı. “Modern ve tarihi stilleri birleştirebilmesi, bende doğru insan olduğu kanısını yarattı,” diyor Robert Bernstein. “Bu proje hem gerçeklere hassas bir biçimde sadık kalarak, hem de kafi miktarda yorum katarak gerçekleştirilmeliydi. Julian bunu başardı.”

Jarrold, BECOMING JANE’e başlamadan KINKY BOOTS’u bitirdi. Aşk ve Gurur, Sağduyu ve Duyarlılık ve İkna romanlarını tekrar okudu. Jane Austen Olmak dahil, bir çok biyografiyi tekrar inceledi. Ama asıl çıkış noktası, Kevin Hood’un senaryosu oldu.

“Konuyu iyi bilen biri tarafından yazıldığı belli olan bir senaryoydu. Bir aşk hikayesi olmasına rağmen, içerdiği yaratıcı ve dahice noktalardan çok etkilenmiştim.”

“Jane’in Tom Lefroy ile olan ilişkisi çok şaşırtıcıydı.Büyük bir yazar haline gelmesinde etkili bir faktör olduğu belliydi. Senaryo hoşuma gitti. Çünkü Jane’i hem hayat dolu bir genç kadın, hem de sanatının sorumluluğundaki bir yazar olarak tasvir ediyordu. Normalde Austen hakkındaki bir filmde göremeyeceğimiz sahneler içeriyor. Boks sahneleri, kriket sahneleri, semt pazarı gibi görüntüler içeriyor.”

Filmin yapımcıları, herkesin aklındaki Austen imajının farklı olmasına şaşırmış. “Çoğu insan onu yaşlı bir kızkurusu sanıyordu. Aslında bu kadar fazla sayıdaki biyografiye rağmen, Jane Austen hakkında çok az şey biliyoruz. Mektupları önemli kaynaklar olabilirdi ama ne yazık ki çoğu kaybolmuş. Cassandra’nın, Tom Lefroy ile ilgili olan mektubu bir şekilde kurtulmuş. Bu filmde Jane’i etten kemikten biri olarak görmek istiyorum. “

Jarrold dönem filmleri üzerinde çalışırken başka bir harika yazardan daha etkilenmiş. “Henry James, geçmişin bize tanıdık gelebileceğine dair bir şeyler yazmış,” diyor. “Dönem filmi yaparken dikkat edilmesi gereken noktalar olan kostüm ve mekan seçimi dışında, herşeyin belli bir dengeye oturması için de özel bir çaba gösterdik.”

BECOMING JANE merkezinde Jane Austen’in kendisinin olduğu bir aşk hikayesi. Ünlü yazarı, evinde kendi halinde bir yaşam süren yaşlı ve bekar bir kız yerine, ailesi ve arkadaş çevresiyle tasvir edilen genç bir bayan olarak sunuyor. Jane Austen’i tıpkı romanlarındaki gibi bir atmosfere koyuyor. Ailesi ve arkadaş çevresiyle tanışıyoruz. Julian Jarrold şöyle diyor: “Umarım romanlarındaki kadın kahramanları ve kendi hayatındaki mutsuzlukların oluşturduğu tezat izleyicinin dikkatini çeker. Jane’i sosyal çevresi ve duyguları olan bir insan olarak algılamalarını umuyoruz, yazıyla yaşamını sürdüren bir kız kurusu olarak değil.”

BECOMING JANE İrlanda’da, 2006’nın Mart ve Mayıs ayları arasında, Wicklow, Dublin ve Meath illerinde filme alındı.

CASTING ÖYKÜSÜ

JANE AUSTEN

“Hayat ve gençlik ateşi ile dolu. Sıkı cemiyet kuralları olan bir şehir olan Hampshire’da, mizahı ve zekasıyla tutunmaya çalışıyor.” (Julian Jarrold, Jane Austen hakkında)

Yazar hakkındaki genel kanı, kitaplarıyla evli olan sert ve ciddi bir yaşlı hanım olduğu yolunda. BECOMING JANE’de, William Shakespeare’dan bu yana gelmiş geçmiş en

iyi yazar olarak kabul edilen birinin başka taraflarını da görüyoruz. Bu genç bayan, kitaplarındaki kadın kahramanlarına tanıdığı özgürlüğü kendi hayatında da yaşamak istiyor.

Jane, Austen ailesinin en küçük kızı. Altı ağabeyi ve bir kızkardeşi var. BECOMING JANE filminde, ailesi tarafından maddi çıkarı olan bir evlilik yapması istenen yirmi yaşında, özgürlüğüne düşkün, kadınlığına getirilecek kısıtlamaları reddeden bir insan portresi çiziyor. Para için evlilik yapması gerektiği iddialarını asla kabul etmiyor. Kendine denk ve entellektüel birini arıyor. Genç ve karizmatik Tom Lefroy ile tanıştığında, içinde gizli olan ateş yanmaya başlıyor.

“Asla sadık kalmak istedik,” diyor Robert Bernstein. “MRS BROWN filminde Kraliçe Victoria’ya yaptığımız gibi. O yüzden tüm oyuncular, Jane i ve arkadaşlarını canlandıran tüm aktörler ve aktrisler yirmili yaşlarda.”

THE DEVIL WEARS PRADA filmini henüz bitiren Amerikalı aktris Anne Hathaway, Jane Austen karakteri için uygun bir seçim gibi görünmese de, THE PRINCESS DIARIES filmindeki prenses adayı ve BROKEBACK MOUNTAIN’daki katı iş kadını rolüyle her kalıba girebileceğini kanıtladı.

Julian Jarrold için, Anne Hathaway Jane’in karakter özelliklerine sahip biri gibi. “Onunla ilk karşılaştığımda çalışkanlığı ve kendini işine adamasından etkilendim. Aynı zamanda Jane Austen kitapları konusunda neredeyse bir uzman,” diyor.

İngiliz aksanıyla konuşma, piyano, dans ve dönemin görgü kuralları konusunda ders alan oyuncu aynı zamanda filmde erkek kardeşini oynayan Philip’ten işaret diliyle konuşmayı öğrendi. Annie evlilik pazarının ve dönemin diğer katı kurallarına karşı koyacak birini oynayabilir. BROKEBACK MOUNTAIN’daki performansını çok beğenmiştim.”

Robert Bernstein da ekliyor, “BROKEBACK MOUNTAIN filminde, özellikle telefon sahnesinde oldukça iyiydi.Julian ile sıkı bir çalışma dönemi geçirdiler. Jane Austen kitaplarının tümünü zaten okumuştu.Annie tıpkı Audrey Hepburn gibi, kırılganlık ve sertliği aynı anda yansıtabilen bir karakter.”

Anne Hathaway’i ikna etmeye gerek yoktu. Zaten 14 yaşından beri Jane Austen kitaplarına hayrandı. “Aşk ve Gurur ve Sağduyu ve Duyarlılık üzerine ödev hazırladım,” diyor. Özellikle de soğuk ve ciddi bir bayan olarak tanınan Jane’in tutkulu tarafı, Tom Lefroy ile olan ilişkisi hakkında bir şey bilmemesi, senaryoyu okuduğunda onu şaşkınlığa sürüklemiş. “Öykünün ne kadar tutku dolu olduğuna dikkat etmemiştim. İngilizler zaten tutku ile özdeşleştirilen bir millet değil. Birbirlerine delicesine aşık olan genç bir çifti anlatıyor. Mutlu bir sonu olmayacağını anlamıştım zaten. Ama o kadar iyi yazılmış bir drama ki bu ona CASABLANCA stili bir klasik olma özelliği kazandırıyor.”

2005’in ilkbaharında Anne Hathaway, Julian Jarrold ile tanışmak için Londra’ya gitti. Daha sonra da ön seçimler için New York’a uçan oyuncu, evine iyi haberlerle döndü. “Anneme haberi verdiğimde, Jane Austen ile aramda bir bağ olduğunu, onun okuyup da bir kenara atmadığım ender yazarlardan olduğunu söyledi. Annemin bu yorumu, bu rolü ne kadar çok istediğimi anlamamı sağladı.”

Hathaway, dönem üzerine çeşitli araştırmalar yapmış ve Jane Austen kitaplarını tekrar okumuş. “Yazar hakkında eleştiriler ve dönem hakkında bilgi veren kitaplar okudum. Sonunda Julian elimde gördüğü her kitabı kapmaya başladı çünkü sürekli senaryoda kaçırışan detaylar olduğunu iddia ediyordum.”

Anne Hathaway için hayattaki idolünü beyazperdede canlandırmak zor bir işti. İngiliz edebiyatının en sevilen yazarlarından birini oynamak zorlayıcı bir tecrübeydi. “Daha önce NICHOLAS NICKLEBY filminde İngiliz aksanıyla konuşmuştum, ama bu kadar geniş bir rol değildi. Yapmam gereken şey hem bu kadar sevilen bir yazarı hayal kırıklığı yaratmayacak şekilde canlandırabilmek, hem de dönem hakkında çok fazla araştırma yapmaktı. Her gerçek Jane Austen hayranının yapacağı gibi, rolün hakkını vermek istedim.”

Hathaway yönetmen ve senaristle beraber, Jane Austen ve onun geleneksel dünyasına nasıl yaklaşması gerektiğini konuşmuş. “Mesela bazı mektuplarında, katıldığı bir balodan dolayı nasıl akşamdan kalma olduğunu yazıyor ki bu Jane Austen hakkında akla ilk gelen şey değil. Fakat etten kemikten bir genç kadını canlandırma fikri, soğuk, kibirli, damarlarında çay dolaşan birini canlandırma fikrinden daha çekiciydi,” diyor.

Filmdeki tutku, bir sahnede kendini iyice belli ediyor. Austen’ların, Jane’in nişanlısı olmaya day gencin teyzesi, Lady Gresham’ı ziyarete gittiği sahnede. Jane, Bay Wisley ile karşılaştıktan sonra şöyle diyor: “Onun küçük şansı beni satın almaya yetmez!’” Bu zamana ters olan bir tavır. “Onun zamanında bir kadının yapması gereken ilk şey evlenmekti,” diyor Anne Hathaway. “Miras bırakılmayan kadınların ekonomik olarak yapabileceği çok şey yoktu. Jane gibi, fakir ama saygın bir aileden gelen birinin Bay Wisley gibi bir kısmete dört elle sarılacağı düşünülse de bu olmadı. Bence bu karakteri hakkında önemli bilgiler veriyor. Aşkın değerini biliyordu ve para için yapılacak bir evliliğin ne kadar güvenilir olacağını sorguluyordu.”

Jane Austen’ın Tom Lefroy ile olan ilişkisi başlarda, ikisinin de karakter sahibi olmaları nedeniyle zorlu geçer. “Filmin ilk yarısında herşey çok canlı. Şakalaşıyorlar, tartışıyorlar, dansediyorlar,” diyor Julian Jarrold. “Duygularının şiddeti ikisini de hayrete düşürüyor ve ailelerinin ekonomik durumunu göz önüne aldıkları zaman trajik sonuçlar doğuruyor.”

“Birbirlerinin zıt yanlarını çekiyorlar,” diyor Anne Hathaway. “Bir mıknatısın iki ucu gibi. Tek yapmanız onları birbirine yaklaştırmak. Kesinlikle bir şeyler alevleniyor. Jane’in Hampshire’daki hayatının ne kadar yalnız geçmiş olabileceğine de değindik. Onunla aynı entellektüel seviyede olmayan insanlarla, çalışmalarında onun kadar disiplinli olmayan insanlarla ve dünyayı onun gibi görmeyenler ile çevrilidir. Belki çevresindekilerle içinden geldiği gibi konuşmak istedi ama onların seviyesi onu anlayabilecek düzeyde değildi. Aniden Tom Lefroy hayatına giriyor, onun tam bir dengi. Başlangıçta birbirlerinden olmasa bile, birbirleriyle konuşabilmekten hoşlanıyor olsalar gerek. Beraberken kendileri olabiliyorlar.”

Jane’in ailesinin ona olan sevgileri, yaşadıkları çağın geleneklerini yerine getirmeleri gerektiği dürtüsüyle çakışıyor. Bir genç kızın ne olursa olsun evlenmesi gerektiği gibi. “O zamanlarda kız evlat olmak kolay olmasa gerek,” diyor Anne Hathaway. “Jane’den beklenen çok şey vardı. Bence babasıyla arasında büyük bir sevgi vardı ve onunla annesinden daha kolay anlaşabiliyordu. Annesinin sevgisi saman alevi gibiydi. Ama geldiği kökenlere bakıırsa, tek düşündüğü Jane’in yapacağı karlı bir evliliğin onun için en iyi olacağı fikriydi. Jane buna katılmadı ve bir çok duygusal çatışma ortaya çıktı.”

Jane’in gerçek aşkına bir diğer engel de Lady Gresham’dı – Austen ailesinin evine yakın bir yerde yaşayan, zengin bir soylu. “Lady Gresham gerçek bir karakter değil. Ama insanların parayla satın alınabileceği fikrini temsil eden birisi,” diyor Hathaway. “Eğer paranız ve prestijiniz varsa, insanların hayatına müdahale etme hakkını kendinizde görüyorsunuz. Kötü bir huy değildi o devirler için, sadece olması gerektiği gibiydi.”

Hathaway, kendisinin de 21. yüzyıl’ın gürültülü atmosferinden çok, o devrin İngiltere’sine yakın görüyor. “Bu yüzyıla ait sayılmam,” diyor. “Mesaj çekmeyi, e-posta yazmayı sevmem, elime aldığım bilgisayarı bozarım. İşlerin daha yavaş ilerlediği bir dünyayı seviyorum. Mektup yazmayı, bir şeyler çizmeyi, bir müzik aleti çalmayı seviyorum. Tabii bunlar Jane’in zamanında evlilik için yeterli kriter sayılmamalıydı. O devirlerde bir büyü var, o atmosferde bir kaç ay geçirmek gerçekten güzeldi. Tabii korseler olmadan daha iyi olurdu.”



TOM LEFROY
“Tom Lefroy hakkında bildiklerimiz, Jane’in mektuplarında aktardıklarından ibaret,” diyor Jon Spence. “Tom Jones’un en sevdiği roman olduğunu yazıyor, belki bu yeterli kanıttır.”

BECOMING JANE’de Lefroy hırslı, genç bir İrlandalı. Julian Jarrold için, karakterin Jane ile olan ilişkisi boyunca nasıl şekillendiğini göstermek önemliydi. Channel 4’te gördüğü İskoç aktör James McAvoy aklına takılmıştı. “James’in uzun yıllar hayranı oldum,” diyor. “Yetenekli ve akıllı bir aktör. Tom Lefroy gibi karizmatik, zeki ve aynı zamanda da burnu havalarda birini oynamak kolay olmasa gerek. Jane ile başa çıkabilecek espri yeteneğine, entelektüel yeteneğe sahip olması, en önemlisi de bir gelecekleri olmadığını bilmesine rağmen ona delicesine aşık olması gerekliydi. O bunu zorlanmadan yaptı.”

Robert Bernstein bu fikre katılıyor. “James çok iyi bir seçimdi,” diyor. “Karakterinin büyüsü ve espritüel, iğneleyici tavrı, tıpkı Jane gibi birinin aşık olabileceği kişinin özellikleriydi. Çok karizmatik ve Anne Hathaway ile aralarında gelişen uyum mükemmel.”

James McAvoy senaryoyu okuduğunda Austen’in yeteneğinden etkilenmiş. “Aşk ve Gurur ile hemen bir bağlantı kurdum,” diyor. “Fakat senaryo Aşk ve Gurur’un bir kopyası değil, sadece bazı tarafları ondan esinlenmiş bağımsız bir hikayeydi. Aslında benim oynadığım karakterin bazı özellikleri de Darcy’yi andırıyor.”

McAvoy’a göre, Julian Jarrold’un ellerinden geçen film sıradan bir Jane Austen adaptasyonu değil. “Başka bir yönetmenin ellerinde film tıpkı Aşk ve Gurur’un kopyası olurdu.” diyor, “Julian ile daha önce de çalıştım. Julian ne olması gerektiğini ve nelerden kaçınması gerektiğini çok iyi biliyor. Yani başımızda ne yaptığını bilen ve hikayenin temelinde yatan romantizmi görmezden gelmeyecek biri vardı.”

1795 yılında Jane Austen Tom Lefroy ile tanıştığında, o Londra’da okula gidiyor ve parlak bir sosyal yaşam sürüyordu. İrlanda’daki ailesi, bir gün onlara finansal destek sağlayacağı konusunda ona güveniyorlardı “Üstünde büyük baskı olan biri. Ailenin en büyük oğlu olması sebebiyle, üstüne yüklenen sorumluluktan, erken yaşlardan beri haberdar. Amcası Yargıç Langlois tarafından daha küçükken eğitim görmesi için Londra’ya götürülüyor. Aslında kurallara bağlı biri değil, ama sorumluluğun yükünü omuzlarında hissediyor. İçsel çatışmaları olan her insan gibi garip davranışlar sergiliyor.”

Tom Lefroy ile ilk defa Londra’da, bir centilmenler kulübünde tanışıyoruz. Don Dogarty adında bir İrlandalı tarafından sıkı bir dayak yerken. Tom, dönemin İngiltere’sinde, boksun nasıl bir yeri olduğunu iyi biliyor.
Tom Lefroy ruh ikiziyle Hampshire’ın vahşi doğasında karşılaşmak üzere. “Lefroy çocukluğunda ve yirmili yaşların başında normların dışına çıkmış, ” diyor McAvoy. “Sonra Jane Austen ile tanışıyor. İkisi de kural tanımayan insanlar. Ve filmimizde birbirlerine aşık oluyorlar.”

Film, Jane olmak üzerine olduğu kadar Tom Lefroy olmak üzerine de kurulu. Genç İrlandalı, 1790 yılının İngiltere’sinde tutunmanın zor olduğunu biliyor. “Filmin ilerleyen dakikalarında yaşlanıp tümüyle kurallara bağlı biri haline geldiğini görüyoruz,” diyor McAvoy. “Fakat Jane, yazdığı kitaplarla yaşıyor, bu daha devrimci bir tavır. Bu biraz tuhaf, çünkü ilk tanıştıklarında Tom kuralları hiçe sayan biriyken, Jane geleneklerden kopmayı daha zor buluyor. Bu noktada kesinlikle bir çatışma olduğunu görewbilirsiniz”

Anne Hathaway ile çalışmak, James için ilginç bir deneyim olmuş. “Annie harika biri,” diyor. “Gerçekten, gerçekten, gerçekten çok sıkı çalıştı. Aslında Jane Austen’i oynayabilecek daha iyi birini bulmamızın imkansız olduğunu düşünüyorum. Eğlenceli biri ve onunla geçinmek çok kolay. İnsanlar Amerikalı bir kızın Jane Austen’i oynaması hakkında ne düşündüğümü soruyorlar. Ben bir İskoç’um ve İrlandalı birini oynuyorum! Film piyasasında olması gereken bu, en iyi olan işi almalı. Ve Anne gerçekten bu iş için biçilmiş kaftandı.”

“İki zeki genç insan arasında geçen bir aşk hikayesi,” diyor Robert Bernstein. “İlişkilerinde mizah duygusu da yok değil, ama genel olarak bu akıllı ve birbirleriyle olamayacaklarının farkında olan genç bir çiftin aşk hikayesi. CASABLANCA’nın daha genç bir versiyonu gibi. Karakterler, toplumdan daha sofistike bir yapıda olmalarına rağmen, her sıradan insanın başa çıkması gereken sorunlarla boğuşuyorlar.”




BAY VE BAYAN AUSTEN

Jane’in annesi, Cassandra Leigh, Julie Walters (EDUCATING RITA; BILLY ELLIOT) tarafından canlandırılıyor. “Julie bu tür bir stereotipin sınırları içine sıkışıp kalmadı,” diyor Julian Jarrold. “Kızıyla çatışmada olan bir karakteri canlandırmasına rağmen Julie annesinin Jane’e olan sevgisini de yansıtabildi. Patates tarlasında, Jane’in Wisley ile evlenmesi gerektiğine dair olan tartışma sahnesinde çok dramatik bir portre çizdi.”

Julie Walters aşk evliliği yapan bir kadın portresi çiziyor. Dönemin İngiltere’sinde bu popüler veya çıkar sağlayan bir davranış biçimi değil. Bayan Austen kızı için en iyi olanı istiyor, aynı yolu izlemesini değil. “Kızının kendisine iyi bakabilecek biriyle olmasını istiyor,” diyor Walters. “O zamana bakarsak, yalnız bir kadının hayatta kalabilmesi için para gerekliydi. Bayan Austen’in kararı oara hırsı yüzünden alınmış değildi. Sadece Jane’in iyi olacağından emin olmak istiyordu, çünkü yazarlıktan para kazanılabileceğine inanmıyordu.”

Julie Walters başlangıçta Jane Austen pek bir şey bilmiyormuş. “Kitaplarını okumamıştım ve hayranı olduğum birisi sayılmazdı. Daha sonra erkek kardeşim bana Aşk ve Gurur’u verdi, mizahi üslubundan ve olayların kurgulanış biçiminden çok etkilendim.”

Bayan Austen’i oynayabilmek için, kızını seven ama toplum kurallarına da bağlı bir annenin kalıbına girmesi gerekmiş. “Kızı ve annesi birbirine çok benziyordu, belki de bu kadar çatışmaya girmelerinin nedeni budur. Bayan Austen zamanında çok şiir yazmış, ama bunlar yayımlanmamış. Ben yapamadıysam, Jane de yapamaz, diye düşünüyor. Yine de Jane’e olan sevgisi, onun için en iyi olanı istemesine neden oluyor. Austen’ların çok fazla parası yok, bu nedenle Jane’in geleceği için istedikleri gerçekten gerekli.”

Bu nedenlerle Bay Lefroy, en küçük kızı Jane için uygun bir seçim değil. “Bir çok nedenden ötürü,” diyor Walters. “Aslında Wisley’ye çoktan göz koymuştu. Tom’un yaptığı sadece onun yoluna çıkmaktı.”

Julie Walters büyü mutlu aile tablosu fikrinden hoşlanmış. “Aile toplantıları ve balo sahnelerinde çok eğlendik,” diyor. “Hiç birimiz dans konusunda iyi değildik.” Dönemin moda anlayışı da çeşitli esprilere neden olmuş. “Tanrım, o dönemde kadınlar korse yüzünden çok çekmiş olmalı. Kendi ayakkabılarımı bile bağlayamıyordum. Korkunçtu.”

Bayan Austen’in kocası, yörenin papazıydı. Orta halli, sekiz çocuğuyla gurur duyan, özellikle en küçük kızına çok bağlı bir baba. George Austen filmde James Cromwell tarafından canlandırılıyor. BABE filmindeki yumuşak kalpli çiftçi, LA CONFIDENTIAL’daki ruh hali bozuk polis veya THE QUEEN’daki Prens Philip gibi. “Bay Austen iyi eğitim görmüş ve çoğunlukla Jane’e destek çıkan biri. Finansal durumu onu zaman zaman üzse de, karısına hala aşık ve onun, eğer evlenmezlerse kızlarına ne olacağı konusundaki endişelerini anlıyor.” diyor James Cromwell.

“Jane, kadınların eğer evlenmezlerse hayatlarını sürdürme şanslarının ya çok az, ya da hiç olmadığı bir dönemde yaşıyor. O nedenle bir an önce evlenip kurtulmaları daha iyi. Bayan Austen gözlerini Lady Gresham’ın yeğenine dikmiş durumda, ama Jane çok yakışıklı ve hovarda ruhlu, kendi problemleriyle boğuşan genç bir adama aşık oluyor. Bu Tom. Jane onun ailesine karşı olan sorumluluklarını, onların Tom’dan neler beklediklerini bilmiyor.”
“Jane Austen çok kontrollü, kuralcı ve baskıcı bir çevrede yetişiyor. Fakat hayalgücü ve yeteneğiyle, en azından aklında, bu durumu başka bir şekle sokabiliyor. Romanlarında aşk ve mutluluk öğeleri her zaman iyi sonuçlanan olaylara neden olsa da, gerçek hayatında durum böyle değil. Yazar hepimize, kendimizi görebileceğimiz bir ayna tutuyor.”
James Cromwell ekrandaki eşinden oldukça memnun. “Julie bir harika,” diyor. “Harika bir aktris, enerjisi ve espri anlayışıyla olduğu kadar profesyonelliği ile de beni çok etkiledi.”

  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət