Ana səhifə

Anadolu medeniyetleri


Yüklə 53.26 Kb.
tarix13.06.2016
ölçüsü53.26 Kb.



ANADOLU MEDENİYETLERİ



Anadolu medeniyetleri:


  1. Hititler

  2. Frigler

  3. Urartular

  4. Lydialılar

  5. İyonyalılar


1)HİTİTLER

Anadolu, Asur Ticaret Kolonileri çağı'nda merkezi otoriteden yoksun, küçük, yerel krallıklardan oluşan bir siyasal dokuya sahipti. Anadolu'da bu çağda barınan üç önemli halk topluluğundan Hattiler Kızılırmak yöresinde, Hurriler Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ve Luviler de Güney ve Güneybatı Anadolu'da yaşamaktaydılar. Tarihi kayıtlar, İlk Tunç Çağı sonlarından başlayarak Anadolu'ya gelmeye başladıkları sanılan, kendilerine Nesalar diyen bir halk topluluğunun da Kızılırmak yayı içine yerleştiğini ortaya koymaktadır. Hint-Avrupa kökenli oldukları kabul edilen Nesalar'ın Anadolu'ya ne zaman ve nereden geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Kimi araştırmacılar batıdan, Balkanları aşarak Boğazlarüstünden geldiklerini öne sürerlerken, kimileri de Anadolu'ya doğudan, Kafkaslar üstünden geldikleri görüşündedirler.Nesalar, Anadolu'ya geldiklerinde, kendilerine yurt edindikleri Kızılırmak yöresi Hatti ülkesi, bu yörede yaşayan yerli halk da Hattiler diye biliniyordu. Nesalar,Anadolu'nun bu yerli halkıyla sık sık çatışmaya girmişler, zaman zaman aralarında büyük can ve mal kaybına neden olan savaşlar meydana gelmişti. Bu egemenlik savaşları,yalnızca Nesalarla Hattiler arasındaki mücadeleyle sınırlı değildi. Kültepe'de ele geçen ve Mama Kralı Anum-Hırbcei'den Kanesh Kralı Varşama'ya yazılmış bir mektup, AsurKolonileri çağı Anadolusu'nda küçük bölgeleri egemenliği altında tutan ve sahip oldukları askeri güç nedeniyle başka kralları da kendilerine bağımlı kılan yerel kralların varlığını açıkça ortaya koymaktadır. Genişleme siyasetlerinin ters düşmesi nedeniyle bu krallar zaman zaman birbirleriyle savaşmakla birlikte, zaman zaman da anlaşarak çıkarlarını daha iyi koruyacak ittifaklar oluşturmaktaydılar.

 

Anadolu'nun merkezi otoriteden yoksun siyasal dokusu, Asur Ticaret Kolonileri çağı'ndan sonra da sürdü. Bu gevşek siyasal dokuyu değiştirmek, Anadolu işbirliğini sağlamakamacıyla ilk harekete geçenler Nesa Kralı Pithana ile oğlu Kussara kralı Anitta oldu. Kussara kralı Anitta, babasının ülkesini de alarak büyük bir güç haline geldi. Anitta'nın Anadolu'da ilk siyasal birliği oluşturacak bu girişimi, sonradan Hitit Devleti'nin başkenti olan Hattuşaş'taki kazılarda ele geçen çivi yazılı tabletlerde yeterince aydınlanmaktadır. Anitta Metni diye anılan bu belgelerden kralın, Ullama, Harkivna, Hatti ve Zalpa ülkelerini aldığı, Nesa kentini başkent yaptığı anlaşılmaktadır. Ne var ki Eski Hitit Krallık döneminin ilk kralı kabul edilen Hattuşil I'e kadar yaklaşık 100 yıllık bir boşluk vardır. Anitta'nın Hititlerle ilişkisi kesin olarak saptanmış değildir. Hattuşil I döneminden kalan tabletlerde olaylar geriye dönüşlerle anlatılırken, Kussuralı kralın soyuyla bağlantı kurulmaktadır.Aynı tabletlerde kurucu kral olarak Labarna'dan ve kraliçe Tavanna'dan söz edilmektedir.Hititler'in Anadolu'da kurdukları siyasal birliğin ömrü çok uzun oldu. Yaklaşık 600 yıl süren egemenlikleri döneminde Hititler, yalnızca yerel krallıkları bünyesinde toplayan bir devlet kurmakla kalmadılar, aynı zamanda kurdukları devleti bir imparatorluğa dönüştürdüler.



Zaman zaman iç karışıklıklar nedeniyle geriledikleri dönemler olmasına karşın, herseferinde siyasal birliği bozan bunalımlı dönemleri aşmayı ve devlet düzenini korumayı

bildiler.Hattuşil I (İÖ. 1650-1620), Kızılırmak yayı ile sınırlı Hitit topraklarını Amik Ovası ile Halep'e kadar genişletti. Başkenti Hattuşaş'a taşıdı. Murşil I (İÖ. 1620-1590) Babil yolunu açtı, Kuzey Suriye'yi ülke topraklarına kattı. Murşil I döneminde başlayan iç karışıklıklar, Hurri asıllı Telepinu (İÖ. 1525-1500) dönemine değin sürdü. Telepinu, Kaşkalarla savaştı, konfederasyon biçimindeki krallığa bağlı küçük prensliklerin bazılarıyla anlaştı, yitirilen toprakları ve dağılan devleti yeniden toparlamaya çalıştı. Hitit tarihi hakkında, çok önemli bir belge olan Telepinu Fermanı’nda krallığın egemenliğini tehlikeye sokan iç karışıklıklar anlatılır. Telepinu'nun ölümünden sonra iç karışıklıklar yeniden başladı. Hitit tarihinin Tudhaliye (İÖ. 1460-1440) dönemine değin belgelenemeyen dönemi karanlıktır. Tudhaliye, Kaşkalar'ın yanısıra Mitannilerle de savaşmak zorunda kaldı. Halep'i geri aldı, ancak başkent Hattuşaş'ın Kaşkalar'ca yakılıp yıkılmasını önleyemedi.



şuppiluliuma I (Tahta geçişi İÖ. 1390-1380),Anadolu birliğini gerçekleştirerek Hititler'in yeniden güçlenmesini sağladı. Ülke topraklarını Fırat'ın batısına, Kuzey Suriye ve Kuzey Anadolu'ya kadar genişletti. Kargamış'ı aldı, bir oğlunu Halep kralı yaptı. Böylece, güçlü Mısır ve Asur İmparatorlukları’na karşı Hitit İmparatorluğu'nun varlığını kanıtlamış oluyordu. şuppiluliuma I'in ölümünden sonra başgösteren iç karışıklıklar, Murşil II tahta geçene (İÖ 1339) değin sürdü. Murşil II, savaşlarıyla değil, daha çok diplomasi tarihine geçmiş önemli anlaşmalarıyla tanınır. Hıyaşaı ve Mitanni devletleriyle iyi ilişkiler kuran Murşil II, çocuk yaşta imparator olmasına karşın, onun saltanat yılları, Hititler'in en güçlü dönemidir. Bu dönemin en önemli olayı Arzava ülkeleriyle yapılan savaşlardır. İÖ 1306'da Murşil II'in büyük oğlu Muvattaliş başa geçti. Muvattaliş, saltanatının ilk yıllarında saldırılar ve ayaklanmalarla uğraştı. Kaşkalar, saldırılarıyla büyük bir huzursuzluk kaynağı olunca, başkenti Adana yakınlarında bulunduğu sanılan Dataşşa'ya taşıdı. Kardeşi Hattuşiliş'i de Yukarı Ülke'nin yöneticisi ve Hitit ordularının başkomutanı yaptı.

Asur ve Mısır İmparatorlukları gittikçe güçlenen Hitit toprakları ile bağlı ülkelere saldırılar düzenlediler. Hitit ve Mısır imparatorlukları arasında giderek boyutlanan sürtüşme Benteşina adlı Amurru prensinin Mısır'la ilişkiye geçtiği gerekçesiyle Muvattaliş tarafından görevden alınmasıyla doruğuna vardı.Bu olay, tarihte ilk kez yazılı bir antlaşmayla sonuçlanan Kadeş Savaşı'na neden oldu. Suriye'ye giren Ramses II ve ordusu ile Muvattaliş'in Hitit ordusu, İÖ. 1292'de Kadeş'te karşılaştılar. Sonucu kesinlikle belli olmayan savaşın bitiminde, Ramses II,Kuzey Suriye'den çekildi. Muvattaliş ise bir ordu ayaklanması sırasında öldürüldü. Soylularla askerlerin desteğini elde eden Muvattaliş'in bir kapatmadan oğlu Urhi Teşup tahta geçti. Urhi Teşup devleti yönetemedi. İÖ. 1275'te Hattuşil III tahta geçti ve başkenti Hattuşaş'a taşıdı. 50 yaşındaki imparator Hurrili, bir rahibin kızı Pudu Hepa'yla evlendi. Hitit siyasal tarihinde önemli bir yeri olan kraliçe Pudu Hepa, yönetim işlerinde eşinin yardımcısıydı. Tüm anlaşmalar ve resmi belgelerde onun mühürü de vardı. İmparator, Amurru prensi Benteşinaı'yla evlilik yoluyla akrabalık kurarak Amurru Prensliği'ni, dolayısıyla Kuzey Suriye'yi imparatorluğa bağladı. Mısır'la daha yakın ilişkiler kurdu, kızını Ramses II'ye vermesinden başka Kadeş Anlaşması'nı imzaladı. Anlaşmaya göre, her iki devlet birbirini resmen tanıyor, gücünü kabul ediyor ve yardımlaşma sözü veriyordu. Mısır kopyası Karnak Tapınağı'nın duvarlarına yazılı olan bu anlaşmanın Hitit kopyası, Hattuşaş devlet arşivinde bulundu.İÖ. 1250'de tahta geçen genç ve deneyimsiz Tudhaliya IV ile birlikte toprak kayıpları başladı ve Hitit Devleti çöküş sürecine girdi. Anadolu'da başlayan ayaklanmalar, bazı prensliklerin ayrılması ve Kaşkalar'ın saldırıları bu

çöküşü daha da hızlandırdı. Deniz Kavimleri'nin göçleri ile Asurlular'ın Fırat Bölgesi'ne saldırıları Tudhaliya döneminin diğer önemli olaylarıydı. Hitit Devleti'nin önlenemeyen çöküşü, Arnuvanda III ile şuppiluliuma II dönemlerinde hız kazandı. Saltanatı hakkında çok az bilgi edinilen şuppiluliuma II döneminin en önemli olayı, Ege Göç Kavimleri'nin

Anadolu'ya göçleridir. Çok kesin olmamakla birlikte İÖ. 1180'de Frig saldırılarıyla başkent

yerle bir edildi ve imparatorluk ortadan kalktı. Yapılan kazılarda Hitit katından sonra Frig katının bulunması bu bilgiyi doğrulamaktadır.

Hititler'de Yönetsel ve Toplumsal Düzen


Anadolu'da ilk siyasal birliği kuran ve yaklaşık 600 yıl kadar bu birliği sürdüren Hititler'in devlet düzeni, yerel krallıkları bünyesinde toplayan bir konfederasyon niteliğindeydi. Yerel krallıkların bazısı sonuna kadar devlete sadık kaldı, kimisi de sürekli başkaldırdı, merkezi otorite için huzursuzluk kaynağı oldu. Ülke toprakları çeşitli yönetim birimlerine ayrılmıştı. Yeni krallık ya da imparatorluk döneminde yapılan bölümleme, devletin yıkılışına değin sürdü. Bu kapsamlı bölümlemeye göre, Kızılırmak yayının güneyindeki bölüm Aşağı Ülke, Kızılırmak'ın kaynak bölgesi ve çevresi ise Yukarı Ülke adını almıştı. Bir prens tarafından yönetilen ve birkaç kentin birleşmesiyle oluşan eyaletler, diğer yönetim birimleriydi. Yeni Krallık dönemine değin kralın yanısıra pankuş adı verilen ihtiyarlar meclisi de yönetimde söz sahibiydi. Yeni Krallık döneminde pankuş yetkilerini kaybetti, kral ve kraliçe tek söz sahibi oldu. Kral, ülkenin başyargıcı, başrahibi ve orduların başkomutanıydı.Hitit ulusunun en üst kademesini kral ve kraliçenin de içinde yer aldığı soylular sınıfı oluştururdu. Kral ve kraliçenin yakınları dışındaki hepsi de büyük toprak sahibi olan yüksek devlet memurları, din adamları, askerler de soylular sınıfının üyeleriydi. Halk ise çiftçiler, tüccarlar, zanaatkarlar ve alt kademedeki din görevlilerinden oluşan özgürler ve köleler olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Köleler mal sahibi olabilirler, zenginleşirlerse kendi özgürlüklerini satınalabilirlerdi.

Hitit ordusu, savaş arabaları ve piyadeler olmak üzere iki bölümdü. Savaş arabalarında sürücü dışında yer alan iki savaşçı ok ve yay kullanırlardı. Piyadelerin silahları ise mızrak, topuz ve kamaydı.



Hititler'de Kültür ve Din


Hint-Avrupa kökenli Hititler, Anadolu'da yerli Hatti kültürü ile karşılaşmışlar, aynı zamanda Asurlu tüccarların getirdikleri Mezopotamya uygarlığından, o dönemdeki birçok toplum gibi onlar da etkilenmişlerdi. Ayrıca, ilişkide bulundukları başlıca toplumların uygun gördükleri yönlerini benimsemişler, sonuçta eklektik bir kültüre sahip olmuşlardı. Mısır, Sümer veHurriler'in, Hitit kültürünün biçimlenmesinde payları vardır. Dilleri; Hatti, Luvi ve Hurri dillerinden sözcükler içermektedir. Politik yazışmalarda Akadça'yı yeğleyen Hititler çiviyazısı yanında, Luvi kökenli bir de resim-yazı kullanıyorlardı.Yabancı etkilerin belirgin olduğu Hitit dininde, Hatti, Pala, Luvi, Hurri, Kuzey Suriye, Mezopotamya tanrıları, Hitit tanrılarıyla birlikte kutsanıyordu.

2)FRİGLER


İlkçağ Anadolu’sunda devlet kurmuş kavimlerden biri olan Frigler’in Trak kökenli oldukları sanılmaktadır. İ.Ö. 1250’lerde Balkanlar’ın kuzeyinden gelen Frigler, Batı ve Orta Anadolu’nun içlerine kadar ilerlediler. Frigler Anadolu’ya geldiklerinde Doğu’da Urartular, Orta Anadolu’da ise Hititler vardı. Çeşitli kavimlerin saldırılarıyla güçsüz düşmüş olan Hititler, Frig akınlarıyla İÖ. 12.yy sonunda ortadan kalktı. Sakarya Irmağı yayı çevresi ile Gediz ve Büyük Menderes’in yukarı vadileri Batı Frigya, Kızılırmak yayı çevresi ile tuz Gölü dolayları Doğu Frigya adını aldı. ion yayılması sırasında, İÖ 9.yy’ın sonu ile İÖ 8.yy’ın başlarında Frigler doğuyla çekildiler. Frigler, Urartular ve Asur İmparatorluğu ile yakın ilişkiler kurdular. Frig Devleti’nin başlıca yerleşim merkezleri Gordion, Ankira (Ankara), Pessinus (Balhisar), Timbre (Eskişehir), İkonium (Konya), Kelainai (Dinar), ve Koleses kentleridir.

Frig Devleti’nin siyasal tarihi karanlıktadır. Önemli kralı söylencelere konu olmuş Midas’tır. İÖ 8.yy’ın ilk yarısında tahta geçen Midas’ın egemenlik yılları, Frig Devleti’nin en parlak dönemidir. Frigler, İÖ. 700’de Kafkaslar’dan gelen Kimmeler’in saldırılarıyla karşıkarşıya kaldılar. Antik kaynaklar, Kral Midas’ın Kimmerler’ule yapılan son savaşta yenildiği için kendini öldürdüğünü yazmaktadır. Kral Midas’ın İÖ. 7.yy’ın başında ölümüyle Frigler siyasal varlıklarını yitirdiler.

Frigler’in siyasal tarihi gibi devlet ve toplum yapısı da karanlıktadır. Çağının sayılı tarım toplumlarından biri olan Frigler, devlet gelirlerinini büyük bölümünü bualandan elde ediyorlarda. Bağ ve bahçe tarımı, hayvancılık, özellikle at yetiştiriciliği, maden işçiliği ve dokumacılık da gelişkindi.

Friglerde Kültür ve Sanat

Frig kültürünün en önemli merkezleri Gordion ile Pessinus’tur. Öte yandan Alişar, Alacahöyük ve Boğazköy gibi Hitit uygarlığının önemli merkezlerinde de Frig kültürünün etkileri görülür.

İS. 2. Ve 3. Yy’a değin Frigya bölgesinde konuşulmuş olan Frig dilinin kökeni tartışmalıdır. Frig alfabesi ise İÖ. 5. yy’a değin kullanıldı. Frig dili daha sonraki dönemlerde Yunanca ile karıştı.



Frig dininde, Hitit dininin etkileri kesindir. Öyle ki kadınlığı ve üremeyi simgeleyen ikinci dereceden bir Hitit tanrıçası olan Kubaba-Frigler’in adlandırmasıyla Kubaba – Frigler’in adlandırmasıyla Kubile- bir Frig tanrıçası olarak bilinmektedir. Ne var ki Kubile, Hitit dinindeki önemsizliğine karşın Frigler’in baş tanrısıdır. Önemli bir Frig yerleşmesi olan Pessinus’ta gökten indiğine inanılan siyah bir idole tapınılıyordu. Üçgen alınlıklı duvarlardan oluşan kır tapınakları yaygındır. Bu tapınakların tümü doğuya dönüktür ve kimilerinin de duvara oyulmuş bir bir niş ve nişin içinde tanrıça heykeli yer almaktadır.

Frig mimarisinde Balkan etkisi görülür. Kentler, genellikle ova kıyılarında yada kayalıklarda kuruludur. Kentler kerpiç surlarla çevrilidir. Kente üstü açık, uzun, dar bir koridordan girilmektedir. Bu koridor ve kapının iki yanındaki kuleler savunmayı kolaylaştırmaktadır. Yönetici ya da beylerin sarayları, kentin en yüksek yerindedir. Saraylar çift avluludur ve duvarlarla çevrilidir. Megaron planlı olan bu bu saraylar, ahşap sütunlarla bölümlere ayrılır. Konutlar ise kerpiç, ahşap ve taştır. Megaron planlı olan evler ağaç kütüklerden yapılmış ve dışlarında pişmiş toprak levhalarla kaplanmıştır. Bu levhalar, geometrik motifler, insan ve hayvan figürleriyle bezelidir.

3)URARTULAR

 

Doğu Anadolu'nun İlkçağ tarihi, Urartular'la başlar. Ne var ki, Doğu Anadolu'nun yüksek düzlüklerindeki İÖ II.bine ait yerleşmeler henüz yeterince gün ışığına çıkarılamadığından, Urartular'ın atalarının kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Asur kaynaklarına göre, Doğu Anadolu'nun dağlık yörelerinde Nairi Konfederasyonu adı altında, birbirinden bağımsız küçük beylikler vardı. Asurlular'ın baskısı altında yaşayan bu beylikler, Salmanassar I'den (İÖ. 1274-1245) önceki Asur kralının ölümünü fırsat bilerek ayaklandılar. Salmanassar I, bu başkaldırıyı bastırmak amacıyla Urartu topraklarına girdi. Asurlular'ın Urartu-Nairi ayaklanmalarına karşı giriştiği saldırılar aralıklarla 400 yıl kadar sürdü.



Urartular'ın tarih sahnesine çıkışları İÖ. 13.yy'a rastlamakla birlikte, devlet olarak teşkilatlanmaları İÖ 9.yy'dadır. Önceleri dağınık bir konfederasyon durumunda olan Urartular, Asur Kralı Salmanassar III'ın çağdaşı olan ilk Urartu Kralı Aramu'dan(İÖ. 850-840) sonra birleşik bir krallık durumuna geldiler. Urartu Devleti'nin gerçek kurucusu Aramu'dan sonra kral olan Sarduri I'dir (İÖ. 840-830). Kral İşpuini dönemi (İÖ 830-810) Urartular'ın büyük bayındırlık işlerine giriştikleri, Menuası dönemi (İÖ. 810-786) Urartu Devleti'nin Ön Asya'nın en güçlü devleti durumuna geldiği ve devletin egemenlik alanının genişlediği dönemdir. İÖ. 8.yy ortalarında, Urartu Devleti'nin egemenliği tüm Doğu Anadolu Bölgesi'ne yayıldı. Argişti I'den (İÖ. 786-764) sonra yerine geçen oğlu Sarduri II dönemi (İÖ. 764-735), Urartu Devleti'nin zirvesi sayılmaktadır. Urartu Devleti'nin bundan sonraki tarihi Asurlular, Kimmerler ve İskitler'in bitmez tükenmez saldırılarıyla sürdü. Urartu Devleti, İÖ 585'te İskit akınları sonunda yıkıldı.

Urartular'da Yönetsel ve Toplumsal Düzen

Urartu Devleti'nde krallık babadan oğula geçen bir mirastı. Krallık, en-am denilen soylu ya da zengin valilerin yönetimindeki eyaletlere bölünmüştü. Eyalet merkezi dışındaki alanlar köy, savunmalı kent, kasaba, kale gibi yerleşim birimlerine ayrılmıştı.

Asur kaynaklarında, Urartuları'ın yetiştirdikleri atlarla ünlendikleri yazılıdır. Bu nedenle de Urartu ordusunun en önemli sınıfı suvarilerdi. Ordunun ana bölümü ise kalkan, ok ve yay kullanan piyadelerden oluşmaktaydı. Kral, valiler ve saraylılar ise savaş arabalıydılar. Urartuları, doğal yapının elverişsizliğine karşın, o döneme göre oldukça gelişmiş bir yol ağı kurmuşlardı. Anadolu'nun doğusunu batısına bağlayan bu yol ağı Med, Pers, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de kullanılmıştı. Urartu yol ağının düğüm noktası, başkentin bulunduğu Van Ovası'ydı. Başkent Tuşpa'dan başlayan 400 km'lik ordu yolu, Gürpınar Ovası ve Çavuştepe Kalesi'nden Kelişin Geçidi'ne dek uzanıyordu. Van Ovası'ndan başlayan, hem askeri hem de ticari amaçla kullanılan diğer yol İran'da Urmiye Gölü'ne dek uzanıyordu. Ayrıca, Van Gölü'nde sallarla ulaşım yapılıyordu.

Urartu ekonomisi, tarım, madencilik ve ticarete dayanmaktaydı. Gelişmiş bir sulamasistemini kurmuş olan Urartular, tarla tarımı, bağcılık ve bahçecilikte oldukça ileriydiler. Koyun, keçi, sığır, deve, eşek ve at yetiştirilen başlıca hayvanlardı. Urartular, asıl madencilik alanında gelişmişlerdi. Van ve çevresinden çıkarılan bakır, demir ve altın ham ya da işlenerek satılıyordu. Silah, kap kaçak, törensel gereçler ve sanat eserlerinin yapımında maden kullanılıyordu. Demir ve tunçtan yararlanan Urartu sanatçıları,mobilya yapımında yüksek kalitede ürünler vermişlerdi. Kutsal eşyalar ve mobilyalar altınla kaplanarak değerli taşlarla işleniyordu.


Urartular'da Kültür ve Sanat

Urartular, Hurri dilini andırır bir dil kullanmışlar, İÖ 9.yy'dan sonra çivi yazısıyla yazmışlar, zaman zaman da kendilerine özgü bir hiyerogliften yararlanmışlardı. Urartu sanat ve kültürü, çok değişik etkiler taşır. Krallığın emrindeki sanatçıların ürettikleri yapıtlarda, ulusal ögeler yanında Hurri, Geç Hitit, Babil ve Arami motiflerine rastlanır.

Urartu dini, eklektik bir yapıya sahipti. Bu yapıda, ulusal tanrıların yanısıra Mezopotamya, Hitit, Hurri, İran ve Asur tanrılarının ya da dinsel ögelerin yer aldığı görülür. Bütün metinler ulusal kökenli tanrı Haldi'ye seslenişle başlamaktadır. Haldi'den sonra en çok kutsanan tanrı Teşuba'dır. Kanatlı güneş kursuyla simgelenen şivini ile eşi Tuşpuea ve Teşuba'nın eşi Huba, adlarına sıkça rastlanan kutsal varlıklardır. Tapınakların yanısıra steller ve tanrıların görüneceğine inanılan, kayalara oyulmuş taş kapılar da kutsal sayılıyordu. Sığır, koyun, kuzu gibi hayvanlar yanında insanlar da tanrılara kurban olarak sunuluyordu.

Urartular, mimaride üstün yapıtlar vermişler, kentlerini savunmada kolaylık sağlayan sarp yörelerde kurmuşlardı. Dikdörtgen planlı bir oda ile ona bağlı at nalı biçimli bölümden oluşan evler, taş temel üzerine kerpiçten yapılıdır. Saraylar ise çokkatlı ve dikdörtgen planlıdır. Yine dikdörtgen planlı olan anıtsal tapınaklar, kutsal oda yani cella, avlu ve yan odalardan oluşmaktadır. Dinsel törenlerin yapıldığı avluda, sunak ile kurbanın kanının akıtıldığı ortası delik sunak taşı vardı. Büyük bir salonun çevresine dizilmiş odalardan oluşan mezarlar kayalara oyulmuştu. Odalarda ölünün değerli eşyalarının konduğu pencere biçimli oyuklar vardı. Urartular ölülerini yakarak küllerini çömleklere koymuşlardı.

Urartular, asıl maden işçiliği dalında yetkin ürünler vermişlerdi. Tunç kemerler, kült kazanlar, altın, gümüş takılar, mobilya parçaları usta bir işçilik ve ince bir beğeninin ürünleridir.Dövme tunç kazanların figürlü kulpları ve tunç kemerlerdeki bantlarla ayrılmış av, savaş, tapınma sahneleri ya da insan ve hayvan figürlerindeki uyum mükemmeldir.
4)LYDİALILAR
 İlkçağ Anadolu'sunun önemli devletlerinden biri olan Lydia Krallığı, hem doğunun hem de batının özelliklerini taşıyan bir krallıktı. Krallığın en parlak dönemi, İÖ .7.yy'ın ilk yarısına rastlamakla birlikte Lydialılar'ın Anadolu'ya, Menderes Vadisi’ne yerleşmeleri, İÖ. 2.binlere değin uzanmaktadır. Lydialılar'ın kökenleri belirsizdir. Bir varsayıma göre Hint Avrupalı bir kavim, bir diğer varsayıma göre de Hititler'den ayrılmış, Lidce konuşan bir halk topluluğudur. Bazı bilim adamlarına göre ise Lydialılar, yerli halkla Hint-Avrupalı kavimlerin kaynaşması sonucu ortaya çıkmıştır.

İÖ. 7. ve 6.yy'larda Batı Anadolu'nun en zengin devleti olan Lydia Krallığı'nın merkezi, bugünkü Manisa'nın Salihliı ilçesi sınırları kalan Sardes'ti. Küçük beylikler biçiminde yaşayan Lydialılar ya da Luddular, Kimmer saldırıları karşısında birleşmek gereğini duydular. Gyges adlı soylunun önderliğinde biraraya gelen Lydia beyleri, Mermnadai-şahinler- adını verdikleri yönetici kadroyu oluşturdular. Ne var ki bazı kaynakla da Mermnadlar'dan önce Atyadı ve Heraklid (ya da Tylonid) hanedanlarının egemen oldukları yazılıdır.

Mermnad egemenliği döneminde Lydia Devleti, Ön Asya'nın sayılı devletlerinden biri durumuna geldi. Mermnad kralları, Yakındoğu krallıkları ve Yunan kent devletleriyle iyi ilişkiler kurmaya çalıştılar. Mermnad dönemini başlatan kral Gyges, tahta geçer geçmez Kimmerler'e karşı saldırıya geçti. 7.yy'da Frigler'i yenerek İç Anadolu'nun kuzeyine yerleşmiş olan Kimmerler, Lydia topraklarına sürekli akınlar düzenleyerek egemenlik alanlarını genişletme çabasındaydılar. Gyges, Asurlular'la anlaşarak ilk saldırı dalgasını püskürtmeyi başardı. Ne var ki,bu zaferden sonra Asurlular'la yaptığı anlaşmayı bozarak, Asurlular'ın düşmanı Mısırlılaı'a yardım etti. Bu da onun sonunu getirdi, ikinci saldırıya karşı koyamayarak savaş alanında öldü. Başkent Sardes akropolisi dışında tümüyle yakılıp yıkıldı.

Kimmer saldırıları, Gyges'ten sonra tahta geçen oğlu Ardys döneminde de sürdü ve başkent Sardes, İÖ. 642/641'de ikinci kez yakılıp yıkıldı. Ardys, Kimmerleri püskürttükten sonra Batı Anadolu'nun önemli kentlerinden olan Priene'yi aldı. Miletos'a da aynı amaçla saldırmasına karşın başarılı olamadı. Lydia Krallığı en parlak dönemini kral Alyattes zamanında yaşadı. Alyattes, Kimmerler'i Kızılırmak'ın ötesine sürdü. Böylece, bitmez tükenmez Kimmer saldırıları sona erdi. Smyrna ile Kolophon'u da ele geçiren kral Alyattes, Lydia topraklarını Kızılırmak yayına kadar genişletti. Böylece Lydia, Anadolu'ya egemen olmak isteyen Medler'le komşu ülke durumuna geldi. İki güçlü devlet arasında başlayan savaş,İ.Ö.28 Mayıs 585'te meydana gelen güneş tutulmasıyla sona erdi.Tanrıların barış çağrısı biçiminde yorumlanan bu güneş tutulması, iki tarafın anlaşmasına neden oldu. Anadolu, Medlerle Lydialılar arasında paylaşıldı.Ne var ki, bu anlaşmaya karşın iki devlet arasında çatışmalar sürdü ve İÖ 580'de ikinci bir anlaşmayla Kızılırmak sınır kabul edildi. Büyük savaş sona erdikten sonra kral Alyattes, Batı Anadolu'ya yöneldi, bölgenin önemli kentlerini ele geçirmeye çalıştı.

İÖ. 560'ta tahta geçen Alryattes'in oğlu Karyalı Kroisos, Mermnad hanedanı’nın ve Lydiaı'nın son kralı oldu. Heredotos, Kroisos'un teker teker tüm İon kentlerine egemen olduğunu, Lydia'yı her yönüyle rakipsiz bir güç haline getirdiğini yazmaktadır. İÖ. 6.yy'ın ortalarına doğru Med Krallığı'nı ortadan kaldıran Persler, İÖ. 550'de Anadolu'ya girdiler. Tehlikeyi sezen Kroisos, Kapadokia'ya doğru sefere çıktı ve Kızılırmak'ı geçti. İÖ. 547'de Kızılırmak yayı içinde karşılaşan iki ordu arasındaki savaş, Persler'in zaferiyle sonuçlandı. Pers ordusu, Kroisos'u izleyerek başkent Sardes önlerine kadar ilerledi ve kısa süren bir kuşatmadan sonra kenti aldı. Böylece, Lydia Krallığı tarih sahnesinden silindi, Batı Anadolu Persler'in etki alanına girdi.
Lydialılar'da Yönetsel ve Ekonomik Yapı

 

Lidya uygarlığı hakkında bilinenler sınırlıdır. Doğruluğu kanıtlanmış bilgilere göre, Lydia, askeri açıdan çok güçlü bir devlet değildi. Kraldan sonra en önemli güç, zengin aristokrat ve tüccarlardı. Verimli topraklar üzerinde yurtlanmış bulunan Lydialılar aynı zamanda karayolu ticaretinin yoğun olduğu bir bölgedeydiler. Lydia, yeraltı kaynakları bakımından da zengin bir ülkeydi. Lydia, zengin bir ülke oluşunu altına borçluydu. Doğu ile batı arasındaki ticareti düzenleyen Lydialılar, ekonomide mal değişimi yerine para kullanımını getirmiş, başkent Sardes'te serbest pazar kurmuşlardı. Ticari alanda önemli buluşlara sahip olan Lydia, çağdaşı devletler arasında bu konuda önde gidiyordu. Lydia, Arkaik Çağ'ın altın, mücevher, kozmetik malzeme ihraç eden en önemli devletiydi.



Halka açık parklar ile genelevlerin bulucusu olan Lydialılar modern anlamda hancılığı başlatan ulustur. Sardes, döneminin en tanınmış eğlence ve dinlence merkeziydi.
Lydialılar'da Kültür ve Sanat

 

Lydia kültür ve sanatında hem doğu hem de batı etkileri görülür. Hitit-Luvi dil grubuna giren Lidce'de Yunan etkisi kesindir. İÖ. 6.-4.yy arasına tarihlenen yüz kadar yazıt Yunan harflerine benzer harflerle yazılmıştır. Lydia'da en önemli tanrılar ana tanrıça Kybele, Artemis ve Dionysos'tu. Tapınılan öbür tanrılar ise Zeus, Apollon, Asklepios ve Hermes'ti.



Doğu etkisinin belirgin olduğu küçük el sanatlarının en önemlileri altın işlemeciliği, fildişi oymacılığı ve mücevhercilikti. Lydia geç dönem küçük el sanatları ürünlerinde Pers sanatından esinlenmiştir. Keramikte ise Yunan etkisi görülür. Yüksek konik ayaklı, boyayla mermer görünümü verilmiş Lydion denilen kaplar, Anadolu'ya özgü ürünlerdi. Sarımsı beyaz ya da turuncuya çalan astar üzerine yapılan bu bezeme biçimi, İÖ. 5.yy'da kaybolur. Heykelde başkent Sardes, Doğu Yunan sanatının önemli merkezlerinden biriydi. Doğu'nun görkemli anıtsallığının Yunan sanat ögeleriyle birleştiği Lydia mimari kabartmaları ve heykelleri özgün ürünlerdir. Lydia mimarisiyle ilgili bilgiler, başkent Sardes'ta yapılan kazı sonuçları ve antik yazarların aktardıklarıyla sınırlıdır. Sardes'ın agorasındaki (pazar yeri) ticaret kompleksi taş ve kerpiçten yapılmıştı. Aşağı Kent'te ise altın atelyelerinin bulunduğu bir sanayi alanı gün ışığına çıkarıldı. Anadolu'nun piramitleri diye anılan Lydia tümülüsleri, kral ve prensler için yapılmıştı.

Sardes yolunda Bintepe denilen mevkii de yoğunlaşan bu tümülüsler, büyük yığma tepeler altında, dromos (giriş holü), ön oda ve mezar odasından oluşmaktadır. Bu tümüslerden 2,10 m çaplı olanının Gyges'in mezarı olduğu saptanmıştır. Kral Gyges'in tümülüsü, kireçtaşı bloklardan yapılı ve kerpiç duvarla çevrilidir. 3,55 m çapındaki ve 69 m yükseklikteki bir diğer tümülüsün ise kral Alyattes'in gömütü olduğu anlaşılmıştır.



Sardes kazılarında ortaya çıkarılan bitişik düzende,bir ya da iki odalı, ocaklı, depolu ve çöp çukuru bulunan evler, ilkel bir konut mimarisi özelliği göstermektedir. Temel ve duvarlar belirli bir yüksekliğe kadar moloz taştandır. Evlerin üst bölümleri ise kerpiçtendir. 6.yy'da zenginleşen Lydia'da, ahşap iskeletli yapılar, renkli pişmiş toprak levhalarla kaplanır olmuştu. Terrakotta diye adlandırılan bu levhalar insan, hayvan figürleri ve bitki motifleriyle bezelidir.
5)İYONYALILAR


Bugünkü İzmir Körfezinden, Güllük Körfezine kadar olan bölgeye İYONYA denilirdi. Yunanistan'dan gelen AKALAR buradaki yerli halkla karışarak, şehir devletleri halinde yaşadılar. Başlıca İyon şehirleri şunlardır: Efes, Milet, İzmir, Foça, Bodrum. Efeste'ki ARTEMİS tapınağı İyonlara aittir. İyonlar deniz ticaretinde gelişmişlerdi. İyon Edebiyatının en önemli eseri Homeros'un "İlyada ve Odesa destanı" dır. İyonlar bilim ve sanatta gelişmişlerdir. Matematikte Tales ve Pisagor, Tarihte Heredot, Tıpta Hipokrat, Felsefede Diojen). İyonlar ve Lidyalılar Fenike yazısını kullandılar. Fenike yazısını batıya aktaran İYONLAR olmuştur. Lidyalılar Efes'ten başlayıp, Mezopotamya'daki Ninova'ya kadar uzanan KRAL YOLU'nun açılmasında etkili oldular. İyonyalılar merkezi krallık yerine SİTE denilen şehir devletleri halinde yaşamışlardır.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət