Ana səhifə

1. psikolojiNİn konusu


Yüklə 135.46 Kb.
tarix09.06.2016
ölçüsü135.46 Kb.
PSİKOLOJİYE GİRİŞ

1.PSİKOLOJİNİN KONUSU

Psikoloji ruh anlamına gelen “psyche” ve bilgi anlamına gelen “logos” kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Psikoloji insan doğasını anlamaya çalışan bir bilimdir.

Psikoloji gözlenebilir ve ölçülebilir insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bilimdir.

Psikoloji gözlenebilir davranışları ve gözlenemeyen ama ölçülebilir zihinsel süreçleri konu edinir.

Bir organizmanın gözlenebilen ve ölçülebilen bütün etkinliklerine davranış denir.

Organizmanın doğrudan gözlenemeyen ancak dolaylı yollarla ölçülebilen etkinliklerine zihinsel süreçler denir. bunlar : zeka-bellek-algılama-düşünme-öğrenme vb.


2.PSİKOLOJİNİN AMAÇLARI

--insan davranışlarını tanımlama

--insan davranışlarını anlama ve açıklama

--insan davranışlarını önceden kestirme

--insan davranışlarını etkileme ve kontrol etme
3.PSİKOLOJİDE YAKLAŞIMLAR

a.Yapısalcı (Strüktüralizm) Yaklaşım: ekolünün önde gelen temsilcisi Wilhelm Wundt dur.Yapısalcılar için psikolojinin konusu bilinç ve bilinç olaylarıdır. Wundt a göre psikoloji bilinci onun yapısını incelemelidir. W. Wundt bilinç olaylarını doğa olayları gibi neden-sonuç ilişkisi içinde incelemek istemiştir.

b. İşlevci (fonksiyonalizm) Yaklaşım: Bu okulun önde gelen temsilcileri William James, John Dewey’dir. bu okula göre bilincin yapısıyla ilgili bilgilerin fonksiyonel olması gerekir.psikoloji zihnin yapısını değil işlevini araştırmalıdır. İnsan, değişen çevre koşullarına değişerek uyum sağlar. Bu nedenle algı, dikkat, düşünme, istem vb. yetiler, bireyin yaşamda karşılaştığı sorunlara ve çevreye uyumuna yardımcı olmalıdır.

c. Bütünlük (Gestaltçı) Yaklaşım: temsilcileri Max Wertheimer, Kurt Lewin gibi Alman psikologlardır. Gestaltçılar, insan davranışlarının duyum, dikkat, ilgi vb. öğelerine ayrılarak incelenmesine karşı çıkarlar. Davranışlar onu ortaya çıkaran tüm etkenlerin toplamı değil bir sentezidir. Bir bütün olarak incelenmelidir. Algılama, düşünme, öğrenme gibi zihinsel süreçlerin bir bütün halinde incelenmesi gerektiğini savunurlar.

d. Davranışçı (Bihevyorizm) Yaklaşım: Bu ekolün önde gelen temsicileri İ. Pavlov, Thorndike, Watson ve Skinner’dir. Bu ekole göre psikoloji organizmanın gözlenebilen davranış, tavır ve hareketlerini incelemelidir. Böylece psikoloji konusuna giren olayları yönlendirebilir ve denetleyebilir. Davranışçılar organizmanın iç yaşantılarıyla ilgilenmezler. Davranışçılar, doğa bilimlerindeki nesnelliği psikolojide de görmek isterler. Bu bakımdan deney ve gözlem dışında bir yöntem kabul etmezler.

e. Psikodinamik (Psikanaliz) Yaklaşım: Bu yaklaşımın kurucusu Simund Freud’dur.

Bilinç: kişinin yaptıklarının, düşündüklerinin farkında olmasıdır.

Bilinçaltı: ilkel dürtü ve isteklerimizin merkezidir. Benlik tarafından hoş karşılanmayan anı ve deneyimlerimizin depolandığı bölgedir

Psikanalizin özü bilinçaltı kavramına dayanır. Bilinçaltı, insanın başından geçen hoşlanmadığı olayların zihinde tutulduğu yerdir. İnsan başından geçen ve hoş olmayan olayları zaman geçtikçe unuttuğunu zanneder. Aslında bunlar bilinçaltına gizlenmekte ve davranış bozukluklarının kaynağını oluşturmaktadır. Bu okula göre psikoloji bilinçaltını araştırmalıdır.



f. Hümanistik (İnsancıl) Yaklaşım: Önde gelen temsilcileri A.H. Maslow ile C.Rogers’dir. İnsancıl yaklaşıma göre, her insanın kendine has yeteneği vardır. Ve bu yetenek çıkarılmalıdır. İyi bir yaşam, insanın kendi gizli yeteneklerini, doğasına uygun olarak geliştirmesiyle sağlanır. 

Bu yaklaşıma göre psikoloji insanın özel yeteneklerini ortaya çıkarmaya çalışmalı ve bu yetenekleri geliştirmesinde bireye yardımcı olmalıdır.



g Biyolojik Yaklaşım: Önde gelen temsilcisi Adolf Meyer’dir. bu ekole göre insan davranışlarının kökeninde organizmanın biyolojik özelliklerinin etkisi vardır. Davranışları iyi anlayabilmek için beynin ve sinir sisteminin biyo-kimyasal işleyişini incelemek gerekir. Çünkü davranışlar, uyarıcıların beyni ve sinir sistemini biyo-kimyasal etkilemesi ile biçimlenir.

h.Bilişsel Yaklaşım: Önde gelen temsilcisi Jean Piaget’tir. Bu ekole göre biliş (zihin) dünyayı tanıyabilen ve anlayabilen bir etkinliktir. İnsan davranışlarının kökeninde bilinç, dikkat, algı, bellek, düşünme gibi zihinsel etkinlikler vardır.
4.PSİKOLOJİDE UZMANLIK ALANLARI

Deneysel alanlar akademik araştırmalar içerir. Uygulamalı alanlar da akademik çalışmalarla elde edilen bilgiler pratik hayata uygulanır.



a. Deneysel Alanlar (Teorik Psikoloji)

1--Genel Psikoloji: Psikoloji ile ilgili temel ilkeleri, kavramları ve davranışın te­mellerini araştıran psikoloji dalıdır.

2--sosyal psikoloji: bireyin grup içindeki davranışlarını konu edinir.

3--gelişim psikolojisi: bireyin doğumdan ölüme yaşa bağlı davranış özelliklerini inceler.

4--eğitim psikolojisi: etkin ve kalıcı öğrenmeyi olanaklı kılma yollarını konu edinir.

5--deneysel psikoloji: İnsan davranışlarına ilişkin araştırmalar yapan uzmanlık alanıdır. Psikoloji konusundaki her türlü deney­sel araştırmaların yapıldığı ve davranışların açıklanmaya çalışıldığı psikoloji dalıdır. Daha çok laboratuar deneylerine dayanır.

6--psikometrik psikoloji: testlerin geliştirilmesi ve kullanılması ile ilgili alandır.

b. Uygulamalı Alanlar (pratik psikoloji)

1--tıp ve klinik psikoloji: psikolojinin tıbba uygulanması klinik psk geliştirir. klinik psikoloji davranış bozukluklarının teşhis ve tedavisi için çalışan bölümdür.

2--eğitim psikolojisi: kaliteli ve tekin öğrenme sağlanabilmesi ve sorunlu öğrencilerin bulunması tedavisi amaçlı çalışan bölümdür.

3--endüstri ticaret: personelin seçiminden başlayarak endüstrideki işçi sorunlarıyla ilgilenerek işin veriminin arttırılmasını sağlayan bölüm.

4--hukuk psikolojisi: suçluların sorgulanması, topluma kazandırılması, suçluluk, suça yönelten nedenler, insanın ne zaman suçlu sayılabileceği gibi konularla ilgilenir.

5--ordu psikolojisi: askerlerin psikolojik sorunlarıyla ilgilenilmesinde ve çeşitli silahları kullanacak kişilerin seçiminde kullanılır.

6--spor ve sanat psikolojisi: sporcuların, sanatçıların başarısı, sorunlarıyla ilgilenir.
5.PSİKOLOJİDE YÖNTEMLER

yöntem, amaca ulaşmak için izlenen sistemli yollardır.

Determinizm, eşit koşullarda aynı sebepler aynı sonuç doğurur, ilkesi demektir.

Tümevarım: Özel ve tekil olaylardan hareketle genel sonuçlara ulaşmaktır.

Tümdengelim:  genel doğrulardan özel olay­lara ilişkin sonuçlara ulaşmaktır
A. Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler

1.  Tarama Yöntemi

İncelenecek olayı doğrudan gözlemleme imkanı olmadığı zamanlar, bu olaylar soru listeleri ve görüşmeler yoluyla dolaylı olarak incelenir. Tarama yönteminde en çok test ve anketlerden yararlanır:



Testler: Koşulları önceden belirlenmiş durumlar oluşturarak, bireylerin bu koşullar altında nasıl davrandıklarını gözlemlemek için kullanılan araçlardır.

Anketler: Araştırılacak konuda önceden hazırlanmış soruları ilgili kişilere sorarak veya yazılı olarak vererek bilgi toplama tekniğine anket denir..

2.    Gözlem Yöntemi

Gözlem kendiliğinden oluşan veya araştırmacı tarafın dan bilinçli olarak oluşturulan şartlarda, davranışları ve olayları belirli bir amaç ve düzenle inceleme yöntemidir.



Doğal Halde Gözlem : Organizmanın içinde bulunduğu fiziksel duruma herhangi bir müdahalede bulunmadan, doğal halde izlemektedir.

Sistematik Gözlem : Şartları araştırmacı tarafından oluşturulan ve araştırmacı tarafından değiştirilen gözlem şeklidir-   

Katılarak Gözlem : Gözlemcinin gözlenenler arasına katılarak onlardan biriymiş gibi davranması esasına da yanır.

3. Görüşme (Mülakat)

Konuşma ve konuşturma yoluyla bireylerin değerlendirilmesi demektir.



4. Biyografi (Olay incelemesi)

bireyin davranışlarını anlamlandırmak için onun geçmiş yaşantısını ve çevresini yakından tanımak için bireyin kendisinden bilgi toplama yöntemidir.


B. Deneysel Yöntemler

Deney, incelenmek istenen olayın araştırmacı tarafından yapay olarak hazırlanan koşullarda araştırılmasıdır.

Değişken: Yaş,cinsiyet,zeka gibi deneyden deneye farklı olabilen özellikler dir.

Bağımsız Değişken : Araştırmacının denetimi altında değerleri değiştirilen ve araştırmada etkisi incelenen faktördür.

Bağımlı Değişken : Araştırmacının denetiminde olmayan, bağımsız değişkenin aldığı değerlere göre değişim gösteren faktördür

Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kuran deneysel yöntemde bağımsız değişken olayın sebebini, bağımlı değişken ise olayın sonucunu gösterir.

Etkisi araştırılan (bağımsız) değişken araştırmacının deneydeki gruplara farklı şekillerde uyguladığı değişkendir.

Örneğin uykusuzluğun zihinsel faaliyetler üzerindeki etkisinin incelendiği bir araştırmayı ele alalım. Bu araştırmada zihinsel faaliyetler üzerinde etkisi olduğu düşünülen "uykusuzluk" bağımsız değişken, uykusuzluktan etkileneceği düşünülen "zihinsel faaliyetler" ise bağımlı değişken olur.



Deney Grubu : Etkisi incelenmek istenen bağımsız değişkenin, araştırmacının kontrolü altında uygulandığı gruptur.

Kontrol Grubu : Günlük yaşam koşullarının değiştirilmediği, bağımsız değişkenin uygulanmadığı gruptur.

 

C. İstatistiksel Yöntemler

İstatistik, sayı ile belirtilen verilerin elde edilmesinde, sınıflandırılmasında ve sunulmasında kullanılan bir yöntemdir.

Korelasyon (Bağıntı):

İki puan dizisi veya ölçü (değişken) arasındaki ilişki miktarını gösterir.

üç tür korelasyon vardır:

a) Pozitif Korelasyon : İki değişken aynı anda artan veya aynı anda azalan bir özellik gösteriyorsa, bu iki değişken arasın­da pozitif korelasyon vardır.

b) Negatif Korelasyon : İki değişkenden biri artarken öteki azalıyorsa, bu iki değişken arasında negatif korelasyon vardır.

c) Nötr Korelasyon : iki değişken arasında ilişki bulunmadığı duruma denir.

ORGANİZMA VE ÇEVRE İLİŞKİLERİ

1.ORGANİZMA VE ÇEVRE

organizma: canlıyı meydana getiren çeşitli işlevleri bulunan organların bütünlüğü.

Çevre: organizmanın yaşadığı, çeşitli uyarıcılarla organizmayı etkileyen ve organizmadan etkilenen öğelerin oluşturduğu bütüne denir.

---Fizik çevre: ışık, ısı, ses ve basınç gibi uyarıcılardan oluşan doğal çevredir.

---Toplumsal çevre: insanlar arası etkileşimden doğan çevredir.

Fizik çevrenin organizmayı etkilemesi:

--uyarıcı: duyu organlarını harekete geçiren, organizmayı etkileyen her türlü fizik enerji

--uyarım: dış uyarıcılarla iç uyarıcıların organizmayı etkilemesine denir.

--tepki: uyarıcıdan etkilenen organizmanın yaptığı davranımdır.

Zil sesi uyarıcı, bu uyarıcının duyu organlarını etkilemesi uyarım, bunun sonucu teneffüse çıkma tepkidir.

--duyum: duyu organları aracılığı ile iç ve dış çevreden gelen uyarıcıları alma sürecidir

--duyum eşiği: uyarıcının organizmaca alınmaya başlandığı alt ve üst sınıra denir.

--yetersiz uyarılma: uyarıcının organizmayı normal süre ve şiddetin altında etkilemesi

--aşırı uyarılma: uyarıcının organizmayı normal süre ve şiddetin üstünde etkilemesi

--Dengeleme: aşırı ve yetersiz uyarılma sonucunda organizmanın bozulan uyumunu yeniden sağlama çabasına dengeleme denir.

--alışma: sürekli ve şiddetli uyarıcıların bir müddet sonra organizma tarafından fark edilmemeye başlanmasına denir.

--duyarsızlaşma: uyarıcılara gösterilen duygusal tepkinin azalmasıdır.


2. UYARILMA İHTİYACI VE GÜDÜLENME

--ihtiyaç: organizmada bir eksikliği ortaya çıkması

--dürtü: ihtiyacı gidermek için organizmada beliren güç

--güdü: organizmanın ihtiyacını gidermek için belli bir yönde etkinlik gösterme eğilimi

(karar verme)



--güdülenme: organizmanın ihtiyacını karşılamak için harekete geçmesi, ihtiyacını karşılaması ve rahatlaması sürecidir.

Güdü türleri: --fizyolojik güdüler: organizmanın canlılığını koruyabilmesi için karşılaması gereken zorunlu ihtiyaçları. açlık-susuzluk-cinsellik-annelik

--sosyal güdüler: bireyin benliğini koruması ve toplumdaki diğer bireylerle olan ilişkisini düzenleyen güdülerdir. bağlılık-güvenlik-prestij-özgürlük

--içgüdü: öğrenilmemiş türe özgü davranışlardır. İnsanlarda içgüdü yoktur. İçdürtü vardır. Hayvanlar içgüdüleri sayesinde yaşamlarını devam ettirirler.
3.DUYUM VE ALGI

-Algı: çeşitli uyarımların önceki yaşantıların etkisiyle anlamlı hale getirilmesine denir.

*Çalan telefonun sesi uyarıcıdır, uyarıcının duyu organlarını etkilemesi uyarım, duyu organlarının uyarıcıyı alması duyum, uyarıcının telefon sesi olduğunun fark edilmesi algıdır.



-algıda organizasyon: değişik uyarıcıların bütün haline getirilerek anlamlı kılınmasına denir.

Algıda organizasyonu etkileyen etmenler:

1-Benzerlik: birbirine benzeyen nesneler bütün halinde algılanır.

2-Devamlılık: birbirini takip eden uyarıcılar bütün olarak algılanır.

3-Yakınlık: birbirine yakın olan uyarıcılar bütün olarak algılanır.

4-Gruplama: Uyarıcıların bir takım özelliklerinden dolayı birlikte algılanmasıdır.

5-Zıtlık: zıt özelliğe sahip uyarıcılar bütün olarak algılanır.

6-Simetri: simetrik uyarıcılar bütün olarak algılanır.

7-Tamamlama: Önceden algılanan nesneler bir takım parçaları eksik verilse de zihin onları tamamlayarak algılar.



Algının özellikleri:

1-algı alanı: bireyin gelen uyarıcıları alabildiği alana denir.

2-algı dayanağı: algımızı etkileyen ve şekillendiren daha önceki öğrenmelere denir.

3-algıda bütünlük: değişik uyarıcıların bütün halinde algılanmasıdır.

4-algıda değişmezlik: Bir kez algılanan nesnelerin şekilleri, renkleri, büyüklükleri değiştiği halde, organizma o nesneleri hep aynı biçimde algılamasıdır.
• Biçim Değişmezliği
• Renk Değişmezliği
• Büyüklük Değişmezliği

5-figür-fon(şekil-zemin) ilişkisi: nesnelerin içinde bulundukları mekandan farklı algılanmasıdır. Figürü fondan ayrı olarak algılamaktır.

6-derinlik algısı: nesnelerin birbirine göre yakın yada uzak algılanmasıdır.

7-algıda seçicilik(dikkat): birçok uyarıcı arasından sadece birini algılamamıza denir.

-Seçici dikkat: bireyin kendi iradesiyle bir uyarıcıyı seçmesine denir.

-Çekilen dikkat: uyarıcının fiziksel özelliğinden dolayı seçilmesine denir.

Dikkati etkileyen dış etkenler: şiddetli ve büyük olması –zıtlık –hareketli olması –sürekli tekrarlanması –alışılmadık ve tuhaf olması

Dikkati etkileyen iç etkenler: -duygu,düşünce ve ihtiyaçlar –ilgi,istek ve beklentiler –önceden öğrenilmesi –kişilik özellikleri -meslekler

8-algı yanılması: algılamada oluşan yanlış değerlendirmelere denir.

---Yanılsama (illüzyon): var olan uyarıcının yanlış algılanmasıdır. Fiziksel illüzyon ve psikolojik illüzyon olmak üzere ikiye ayrılır. Fiziksel illüzyon uyarıcıdan kaynaklanır, psikolojik illüzyon bireyden kaynaklanır.

---Halüsinasyon (sanrı): olmayan bir uyarıcının varmış gibi algılanmasıdır.


ÖĞRENME DÜŞÜNME BELLEK

ÖĞRENME : Yaşantı ve tekrar sonucu davranışlarda meydana gelen kalıcı davranış değişikliklerine öğrenme denir.
Öğrenme Türleri Ve Süreçleri
1.Koşullanma yoluyla öğrenme: koşullanma:organizmanın daha önce tepkide bulunmadığı bir uyarıcıya, bu uyarıcının tepkide bulunduğu bir uyarıcıyla birlikte verilmesiyle bu uyarıcıya tepkide bulunmasıdır. Koşullanma klasik ve edimsel olarak ikiye ayrılır.
a.Klasik koşullanma: istenen davranışı ortaya çıkarmak için doğal uyarıcı ile beraber koşullu uyarıcı verilerek organizmanın tepkide bulunmasının sağlandığı koşullanmadır.
b.Edimsel koşullanma: bir davranışın sonucu istenen bir durum yaratıyorsa, davranışın arkasından olumlu pekiştireç verilerek yapılan koşullanmaya edimsel koşullanma denir. Organizmanın istenen tepkiyi göstermesinden sonra doğal uyarıcı(koşullu) verilir.

--pekiştireç: koşullanmada organizma üzerinde olumlu etki yaratarak davranışın ortaya çıkma olasılığını artıran uyarıcılara pekiştireç denir

pekiştireç olumlu ve olumsuz pekiştireç olmak üzere 2’ye ayrılır

bir davranışın sonucunda ortamda bulunmayan bir uyarıcının ortama katılması ve bu uyarıcının o davranışın tekrarlanma ihtimalini artırması olayına olumlu pekiştirme denilir. bir davranış ortamdaki hoş olmayan bir uyarıcıyı ortadan kaldırıyor ve bu istenen davranışın tekrarlanma ihtimalini artırıyorsa buna olumsuz pekiştirme denilir

hem olumlu hem de olumsuz pekiştireç organizmanın hoşuna giden bir etki yaratır ve davranışın yapılma sıklığını artırır



--ceza: Bir davranışın arkasından gelen ve organizma için hoşa gitmeyen bir durum yaratan uyarıcılara ceza denir ceza olumsuz pekiştireç değildir.

Ceza istenmeyen davranışa verilirken, olumsuz pekiştireç istenen davranış ortaya çıktığında ortamdan çekilmektedir



--Premack ilkesi: organizma birçok etkinlik yapmaktadır. Bunlardan bir kısmını çok sık, severek yapmakta, bir kısmını ise daha az yapmaktadır. Bu durumda organizmanın çok sık yaptığı etkinlikler daha az yapılan etkinlikleri pekiştirmek için kullanılabilir.
Koşullanma ile ilgili kavramlar:

a) Genelleme : bir uyarıcıya koşullanmış organizmanın benzer uyarıcılara da aynı tepkiyi göstermesidir.


b) Ayırt etme: organizmanın benzer uyarıcılar arasından koşullandığı uyarıcıyı tanıyıp tepki göstermesine denir.
c) Sönme: pekiştirilmeyen davranışın unutulmasıdır.
d) Kendiliğinde geri gelme: sönmeden sonra pekiştirilen davranışın tekrar hatırlanmasıdır.
2.Model alarak öğrenme: bireyin başkasını taklit ederek davranışı öğrenmesine denir.
3.Bilişsel öğrenme : algılama, düşünme, hatırlama gibi zihinsel süreçlerle yapılan öğrenmeye denir.

---sezgisel öğrenme(kavrama): organizmanın karşılaştığı sorunun çözümünü birdenbire bulmasıdır.

---motor öğrenme: tekrarlar sonrasında bir işin en iyi yapılma şeklinin öğrenilmesidir.
4. deneme-yanılma yolu ile öğrenme: sorunun çözümünü bulana kadar bir çok yolun denenmesi yöntemi ile öğrenmenin gerçekleştirilmesidir.
Öğrenme ile ilgili kavramalar:

--Motivasyon: bireyin belli uyarıcıların etkisiyle öğrenmede hazır hale gelmesidir.

--Transfer: eski bilgilerin yeni bilgileri etkilemesine transfer denir. Pozitif ve negatif olarak ikiye ayrılır. Pozitif transfer: Eski bilgilerin yeni bilgilerin öğrenilmesini kolaylaştırmasına denir. Negatif transfer: eski bilgilerin yeni bilgilerin öğrenilmesini zorlaştırmasına denir.

--Ket vurma: bilgilerin, öğrenme sürecinde birbirinin öğrenilmesine engel olması

ileriye ket vurma: eski bilginin yeni bilginin öğrenilmesini ve hatırlanmasını engellemesi. geriye ket vurma: yeni bilginin eski bilgiyi unutturması


öğrenme teknikleri

--aralıklı ve toplu öğrenme: aralıklı öğrenme; öğrenilecek konunun belli zaman aralıklarına bölünmesidir. Toplu öğrenme; ara verilmeden tekrarlarla yapılan öğrenmedir. Aralıklı öğrenme toplu öğrenmeden daha verimlidir.

--parça ve bütün öğrenme: parça öğrenme öğrenilecek konunun parçalara ayrılarak öğrenilmesidir. (Şiirlerin kıta kıta öğrenilmesi). Bütün öğrenme konunun parçalara bölünmeden öğrenilmesi(şiirin bütün kıtalarının birden öğrenilmesi) iki yöntemde kullanılabilir.

--öğrenmede tekrar : öğrenilecek konunun tekrarı unutmayı azaltır.

--okuma yada anlatma: anlatma öğrenmeyi kuvvetlendirir. Anlatırken birey aktiftir.

--sonuçların bilinmesi: yanlış ve doğrunun bilinmesi kalıcılığı sağlar.

--öğrenmeden sonraki faaliyet: öğrenme gerçekleştikten sonra uyumak kalıcılığı sağlar.


BELLEK : öğrenilen bilgilerin saklanması ve gerektiğinde geri getirilmesidir.

Duyum belleği: duyu organlarımızın yapısal özelliğinden kaynaklanan kısa süreli bellek. Işık ve sesin duyu organlarında saklanabilmesi.

Kısa süreli bellek: öğrenilen yeni bilginin uzun süreli belleğe geçirilmeden önce tutulduğu bellek. 20-25 saniye kapasitesi vardır. Buradaki bilgiler uzun süreli belleğe aktarılmazsa tamamen silinir. Tekrarlama ve gruplama ile bilgiler uzun süreli belleğe aktarılır. Gruplama. Bilgilerin anlamlı bütünler haline getirilmesidir.

Uzun süreli bellek: Bilgilerin zihinde saklanıldığı yerdir. Bilgiler Birkaç dakikadan bir ömür boyu süresine kadar saklanabilir. Uzun süreli bellekte tamamen unutma yada silinme yoktur. Sadece kısa yolun unutulması söz konusudur.
Belleğin işlevleri:

a-Kodlama: uzun süreli belleğe giren bilgilerin diğer bilgilerden farklı olarak belleğe kaydedilecek biçime dönüştürülmesidir.

b-Saklama: kodlanan bilgilerin gerektiğinde kullanılmak üzere depolanmasıdır.

c-Çağırma: uzun süreli belleğe kaydedilen bilgilerin gerektiğinde hatırlanmasıdır.


--Hatırlama: öğrenilmiş bilgilerin gerektiğinde bilince getirilmesi.

--Tanıma: karşılaşılan bilginin önceden öğrenildiğini fark etmek.

--Unutma: öğrenilmiş bilgilerin gerektiğinde uzun süreli bellekten bilince çıkarılamaması yani hatırlanamamasıdır.
Unutma nedenleri:

--Bilgilerin uzun süre kullanılmaması.

--Ket vurma: önceki bilgilerin sonrakilerini veya sonraki bilgilerin öncekileri unutturması.

--Bastırma (bilinç altına atma): istenmeyen rahatsız edici bilgilerin unutulması

--Organik nedenler(kaza-hastalık-alkol-uyuşturucu)
Unutmayı azaltmak, hatırlamayı kolaylaştırmak için yapılması gerekenler

--öğrenmenin tam olması --öğrenilen bilgilerin anlamlı olması veya anlamlandırılması

--tekrar yapılması, bilgilerin kullanılması --belleğin güçlendirilmesi
Bellek güçlendirici yöntemler

--gruplama --benzerlikler kurma –mekan ilişkilerinden yararlanarak göz önünde canlandırma.


DÜŞÜNME : sembol,imge ve kavramları kullanarak olayların zihinden geçirilmesidir.

Düşünmenin temel birimleri:

--imge: nesnelerin zihinde beliren görüntüleridir. (takım oyuncularının görüntüleri)

--sembol: nesnelerin zihindeki işaretidir. (takımın arması)

--kavram: nesnelerin zihindeki tasarımıdır. Kavramlar tekrarlanan yaşantılar sonucu oluşur. Kavramlar nesnelerin ortak ve genel özellikleridir.

--dil: insanların düşündüklerini ve hissettiklerini bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşmadır.

Genelleme: ortak özelliği olan nesnelerin ortak bir kavram altında toplanmasıdır.

Soyutlama: nesnelerin tek tek ayrı ve farklı özelliklerinden ayırarak genel ve ortak özellikleriyle kavrama ulaşılmasıdır.


Basit ve karmaşık kavramlar

Basit kavram: az sayıda özellik taşıyan pek çok nesneyi kapsayan kavramlardır. (ağaç-kitap-heykel)

Karmaşık kavram: iki yada daha çok özellik taşıyan az sayıdaki nesneyi kapsayan kavramlardır. (kırmızı bahçe kapısı – mavi dolma kalem)
--bireyin kendi kendine nesneler hakkında ve diğer bireylerle yaptığı hayali konuşmaya denir. (arkadaşınızla olan tartışmanızı tekrar hatırlamanız)

--düşünürken zihnimizde geçen hayal ve sembolleri sözcüklerle ifade etmeye sözel düşünme denir. (içten konuşma)



Problem çözme: bir engelle karşılaşan bireyin sorunun unsurları arasındaki bağlantıları görerek çıkış yolunu bulması demektir.
BİLİNCİN DEĞİŞİK BİÇİMLERİ

Bilinç: bireyin kendisinin farkında olmasıdır.

Pasif bilinç: bilişsel aktivitenin yapılmadığı durumdur.

Aktif bilinç: düşüneme, planlama durumundaki bilinç halidir.
Uyku: vücut fonksiyonlarının asgari yaşama sınırına indiği dinlenme durumudur.

Uyku 4 aşamada gerçekleşir uyuklama dönemi, hafif uyku dönemi, geçiş dönemi, derin uyku dönemi.



Rem ve nrem(non-rem) uykusu: hızlı göz hareketlerinin görüldüğü hafif uyku dönemine rem uykusu denir. Rüyaların çoğunluğu bu dönemde görülür. Nrem uykusu derin uyku dönemidir.

Uyku bozuklukları: Uykusuzluk- aşırı uyku- uyku nöbetleri(narkolepsi)

Bilinç durumları:

--Meditasyon: insanın vücut fonksiyonlarını kendi iradesi ile kontrol altına almasıdır.

--Hipnoz: insanın başkası tarafından yapay olarak uyutulması ve onun telkinleri altında bulunmasına denir.
ZEKA VE KİŞİLİK


ZEKA

kişinin yeni durum, engel ve sorunlar karşısında deneyimlerinden ve öğrendiklerinden yararlanarak o an için gerekeni yapması, uyumunu sağlayabilmesi, yeni çözümler bulabilmesi yeteneğidir. Problem çözebilme yeteneğidir.


zeka-akıl farkı:

akıl; kavramlar arasında ilişkileri kurar, bilinen yargılardan bilinmeyenleri çıkarır.


zeka ise , uygun zamanda doğru tepkilerin çıkmasını sağlar.
zeka akıl ilişkisi:

akıl, koşullara uyumun çözümünü yaptığı için tüm zihinsel faaliyetlerin denetleyicisidir. bellekte bilgiler kodlanır, saklanır, gerektiğinde yeniden canlandırılır. zekanın işlevini yerine getirmesinde kaynaklık eder.



zekanın sınıflandırılması:
zeka genel hatlarıyla Thorndike tarafından üç ana farklılık çerçevesinde sınıflandırılmıştır;
1-soyut zeka:sembol kullanarak düşünme yeteneğidir.çocuklukta pek kendini göstermeyen bu zeka,12 yaş ve sonrasında ağırlıklı olarak kendini gösterir.
matematik kavramlarını kullanmak,matematiksel ilişkileri kurmak soyut zeka işidir.romancı,şair,besteci soyut zekasını kullanır.
2-mekanik(somut)zeka:araç-gereç ve makineleri yapıp kullanmada kendini gösterir.çocukluk yıllarında kendini göstermeye başlayan bu zeka,bozulan bir oyuncağı tamir ederken,yap-boz türü oyuncaklarla uğraşırken yoğun biçimde kullanılır.
3-sosyal zeka:toplumsal çevreye uyum sağlamada,insanlarla iyi ilişkiler kurmada kendini gösterir. politikacılık,avukatlık,öğretmenlik,pazarlamacılık

Zekayı açıklayıcı kuramlar


a. yapısal kuramlar: zekanın nasıl bir yapıya sahip olduğunu açıklamaya çalışan kuramlara yapısal kuramlar denir.
1-tek etmen kuramı: bu kurama göre zekanın yapısı bir tek genel yetenekten oluşmuştur. Herhangi bir alanda başarılı olan birey diğer alanlarda da başarılı olur.
2-çift etmen kuramı:spearman tarafından savunulan bu görüşe göre zeka, bir genel yetenek ile çok sayıda özel yeteneğin kullanılmasından oluşur.spearmana göre genel yetenek soyut düşünebilme yeteneğidir..özel yetenekler ise spor, müzik, resim, imgeleme, betimleme gibi alanlarda kendini gösterir.
3-çok etmen kuramı:zekayı,pek çok etmenin biçimlendirdiğini savunan psikologların görüşüdür.zekayı bir çok özel yeteneğin oluşturduğunu kabul ederler.

Thorndike zekayı soyut,mekanik ve sosyal zeka olarak üç etmenle açıklamıştı. Thurstone’da ,zekayı çok sayıda yeteneğin karışımı olarak nitelendirir.



Thurstone’a göre zekayı biçimlendiren özel yetenekler şunlardır:
a)Sözel Anlayış;Sözcükleri tanıma,sözel benzerlikleri bulma,okuduğunu anlama.
b)Sözel Akıcılık;Konuşurken ve yazarken uygun sözcük ve anlatmaları çabuk bulabilme.
c)Sayısal Etmen;Basit matematik işlemleri çabuk ve doğru yapabilme .
d)Mekan (uzay) ilişkilerini kavrayabilme;Nesnelerin uzaydaki durum ve değişimlerini kavrama.
e)Bellek;Geçmişte öğrenilen konularla,yeni durumlar arasında ilişki kurabilme,çağrışımlı düşünme.
f)Algısal Hız; nesne ve olayların ayrıntılarını görebilme benzerlik ve farklılıklarını kavrama.

b-bilgi işlemleme kuramı: Bu kuram zihinsel gelişimi ve bu gelişim aşamalarında çocuğun neleri yapabileceğini açıklayan kuramdır.Jean Piaget’in geliştirdiği bu kuram,çocuğun zihinsel gelişimini dört aşamada inceler.
Piaget’a göre zihin dört evreden geçerek olgunluk düzeyine erişir.
1-Duyusal-devimsel evre:çocuğun doğuştan gelen fiziksel refleksleri tanıyıp geliştirdiği dönemdir.
2-İşlem öncesi evre:Yaklaşık 6-7 yaşına kadar süren bu evrede nesnelerle bunlara bağlı değişmeleri bütün olarak algılar.Bu dönemde nesneler sözcüklerle temsil edilmeye başlanır.
3-İşlem evresi:7-12 yaşlarına kadar süren bu evrede nesnelerle değişmeleri ayırt eder.Eşitlik,madde,hacim,alan,zaman,sayı kavramları kavranabilir.
4-Soyut (formel) işlemler evresi:12 yaştan sonrası evredir.Birey artık soyut düşünebilir,sosyal ilişkileri kavrayabilir.Düşünme yeteneği düzenlilik kazanır.
Zekanın oluşmasında kalıtım ve çevre ilişkisi:

Zekayı belirleyen iki temel etken vardır.Bunlar kalıtım ve çevredir. zekanın gelişebilme sınırları kalıtımla belirlenir. Kalıtımla getirilen bu potansiyel iyi çevre koşullarında geliştirilebilir. Ancak uygun çevre koşulları zekanın sınırlarını değiştiremez. iyi çevre koşulları kalıtımla getirilen potansiyelin en verimli bir şekilde geliştirilmesini sağlayabilir.


kalıtımla getirilen potansiyel eğer iyi bir çevre ortamında (eğitim,sağlık ve sosyal yönden) geliştirilmez ise zeka seviyesi açısından tek başına yeterli olmamaktadır.
Kalıtım,zekanın ve duyu organlarının düzeyini belirlemede belki daha önemlidir; çevre ise inançların,alışkanlıkların,tutumların yani kişiliğin belirlenmesinde daha etkilidir
Bireyin zekası genellikle 18-20 yaşlarına kadar artar.30 yaşlarından sonra bazı alanlarda düşüş belirir.

Zekanın ölçülmesi

Zeka bölümü,bir kişinin aynı yaşta olan diğer kişilerle karşılaştırılmasını sağlayarak,kişinin norm grubu içindeki yerini belirtir.

Zeka Bölümü Z.B.(lQ)=Z.Y./T.Y.x100 formülüyle hesaplanır.

ZY:zeka yaşı TY: takvim yaşı

Zeka testleri her yaş için sabit sayıdan oluşur. Bu sabit sayı 12 aya bölünebilecek sayıdır. 2.3.4.6 gibi. Testteki sorular her yaş için 3 soru ise bu sabit sayı 4 ayı temsil eder. Her yaş için 2 soru belirlenmiş ise bu sabit sayı 6 ayı temsil eder.

Takvim yaşı, bireyin yaşının 12 aya çarpımıdır.

Zeka yaşı testteki sorulara verdiği doğru cevap sayısının, sabit sayının temsil ettiği aya çarpımıdır.

Zeka Bölümlerinin Dağılımı şu şekildedir:

0 – 24 idiot(aptal)

25 – 49 embesil (budala)

50 – 69 moron (ahmak)

70 – 79 düşük zekalı

80 – 89 tutuk zekalı

90 - 109 Normal

110-119 ileri zekalı

120-129 Üstün zekalı

130-139 çok üstün zekalı

140 - ++ Deha


TEST:Bireylerin başarı,kişilik ve yeteneklerini değerlendirmek ve karşılaştırmak için kullanılan bir yöntemdir.
İlk zeka testi,1905 yılında Fransız psikologlardan Alfred Binet ile Teodor Simon tarafından Binet-Simon zeka ölçeği adı altında yayımlanmıştır.Bu test 2-14 yaşları arasındaki çocuklara uygulanan sözel yeteneklerin ölçülmesine ağırlık veren bir testtir.
1-Uygulanış biçimine göre; *Bireysel testler *Grup testleri:
2-Cevaplandırma biçimine göre; *Sözlü testler *Yazılı testler *Performans testleri:Bir eylem yapılarak cevaplandırılan testlerdir.
Zeka testlerinin değerlendirilmesi

Norm: testin geliştirilme aşamasında bireylere uygulanması sonucunda elde edilen ortalama yada standarda norm denir. testteki ortalama doğru cevaplanan soru sayısı normu verir. Bu norma göre testin uygulandığı insanların zeka seviyesi belirlenir.

Güvenirlik:Aynı testin ve ya eşdeğerinin aynı kişi ya da grup üzerine yeniden uygulandığında,yaklaşık aynı değeri vermesidir.
Geçerlilik:Testin neyi ölçmek için hazırlanmışsa onu ölmesi gerekir.
İyi bir zeka testinin özellikleri

1- Testin Normları oluşturulmalı

2- Güvenirliği yüksek olmalı:.
3- Geçerliliği olmalı
4- Standardizasyon yapılmış olmalı Testler mesleki yeterliliği olan uzman kişilerce uygulanmalı, uygulamada yönerge,zaman sınırlaması gibi koşullar değişmeden aynı biçimde uygulanmalıdır.Ayrıca testin kültürel standardizasyonu yapılmalıdır. farklı bir kültürde uygulanacağı zaman,o kültürün unsurlarına uyarlanmalıdır.
Zeka yönünden özel gruplar
1-Zeka Geriliği:Zeka Bölümleri düşük olan bireylere geri zekalı denilmektedir.Zeka geriliğinin nedenleri;kalıtım ve (beyin zedelenmesi,doğum öncesi annenin geçirdiği hastalıklar gibi) diğer hastalıklardır. Zeka özürlüler üçe ayrılır:
a)İdiot:(Z.B. 0-24) Sürekli bakıma muhtaç olan zeka özürlülerdir.Bunlar ortalama olarak 2 yaşındaki bir çocuğun zeka düzeyini geçemezler.Sürekli bakıma muhtaçtırlar.
b)Embesil:(Z.B.025-49) Eğitilebilir zeka özürlülerdir.Öğretilirse basit işler yapabilirler.Tarlada çalışmak,bulaşık yıkamak v.b. Sorumluluk duygusundan yoksundurlar.
c)Moron: (Z.B. 50-69) Eğitilebilir ve Öğretilebilir zeka özürlülerdir.Erişkinlerinin zeka düzeyi 9-10 yaşındaki bir çocuğunki gibidir.Tüm zeka özürlü olanların yaklaşık %85 i morondur.


2-Üstün Zekalılık:Zeka bölümü yüksek olan bireylere üstün zekalı denilmektedir.Her alanda her zaman üstün başarı gösterirler.

Özel yetenekler:
Yetenek bireyin zihinsel ve bedensel alanlarda iş başarabilme gücüdür.İnsanlar arasında yetenek bakımından farklılıklar vardır.Psikolojide özel yeteneklerin tespiti mesleğe yöneltme ve mesleğe seçme açısından önem taşır.

Yaratıcı düşünme:
Yaratıcı düşünme yeni düşünceler,buluşlar,araçlar ve yapıtlar oluşturmaya yöneltilmiş düşünmedir.Kendini daha çok bilim, teknik ve güzel sanatlarda gösterir.


KİŞİLİK

Kişilik: bireyin iç ve dış çevresi ile kurduğu, kendine özgü, sürekli, tutarlı ve yapılanmış ilişkiler bütünüdür.

Kişiliğin iki yönü vardır. Bunlar



Mizaç(huy): genetik olarak aktarılan doğuştan gelen kişiliğin değişmeyen bölümü

Karakter: kişiliğin toplum tarafından kazandırılan yönüdür. Toplumun değer yargılarına göre şekillenir ve değişir.
Kişiliği açıklayan kuramlar:

1.temel eğilim kuramı: bu kuram, bireyin doğuştan getirdiği fiziksel yapısı ile kişiliği arasında ilişki olduğunu savunur. Bu kuram bedensel yapının kişiliği etkilediğini ileri sürer. Ör: kısa boylu şişman kişilerin depresyona yatkın olduğunu söylerler. Bu kuramı temel alan bazı bilim adamları beden yapılarına göre kişilik tipleri belirlemişlerdir. Bunlar:

-endomorfi: şişman, kısa bedene sahip, rahatı zevki yemeği ve sosyal ilişkileri seven insan tipi

-mezomorfi: yapılı kasları gelişmiş bedene sahip olan hareketli, atılgan dışadönük insan tipi.

-ektomorfi : narin, ince uzun beden yapısına sahip, duygusal içedönük sakin insan tipi.


Kretschmer in yaptığı ayrıma göre:

-piknik tip: geniş gövdeli, kısa kol ve bacaklı, şişmanlama eğilimindeki kişiler. Manik-depresif psikoza yatkın.

-astenik tip: ince uzun gövde, uzun kol ve bacaklar, kilo almama eğilimli. Şizofreniye yatkın.

-atletik tip: geniş omuzlu, dar kalçalı olanlar. Ruh hastalıkları daha az görülür.

-displastik tip: üstteki üç tipin hiçbirine benzemeyen, karışık beden özellikleri gösterenler.
2.Psikodinamik kuram: kuramın kurucusu Sigmund Freud dur. bu kurama göre kişilik üç kısımdan oluşur, bu kısımların birbirleri arasındaki ilişki kişiliği oluşturur. Bu kısımlar:

*id (alt benlik): ilkel dürtü ve isteklerin bulunduğu kısımdır. Bu bölümde insanın yaşaması için gerekli biyolojik ihtiyaçlar ön plandadır. Bencillik, zevk, haz esasına göre çalışır.

*Ego(benlik): kişiliğin dengeleyici yanıdır. Kişiliğin yönetici kısmıdır. İd ile süper ego arasında dengeyi sağlayan, kişiliğin akılcı, mantıklı, gerçekçi olan kısmıdır.

*süper ego: kişiliğin ahlaklı olana yönelen kısmıdır. İd den gelen isteklerin toplumsal değerlere uygunluğunu denetler.


Bu kurama göre kişiliğin oluşmasını sağlayan bu kısımların kendi aralarındaki ilişki ve baskınlığıdır. Örneğin. Süper egosu baskın olan kişi içekapanık veya yardımsever olurken, id’i baskın olan kişi bencil, kötü ve zevke düşkün olur.
3. Öğrenme kuramı: bu kurama göre kişilik yaşanmış tecrübeler sonucunda oluşur. Davranışçı kuramın etkisiyle şekillenmiştir. Bu kuram toplumsal değerlerin davranışları ve kişiliği oluşturduğunu söylemektedir. Toplumca Onaylanan davranışlar tekrarlanır ve kişilik haline gelir. Skinner e göre kişilik koşullanma yolu ile oluşur.
4. Hümanistik ve varoluşçu kuram: bu kurama göre kişiliği oluşturan bireyin kendisidir. Bireyin benlik bilinci kişiliği oluşturan etkendir. Benlik bilincinin oluşması için koşulsuz bir sevgi gerekmektedir. Koşulsuz sevgi gören bireyin benlik bilinci gelişir ve birey kendi kişiliğini oluşturmuş olur.
Kişiliği oluşturan etmenler:

*kalıtım: soydan, aileden, kandan gelen ve kişiliği etkileyen özellikleridir.

*fizyolojik etmenler: organizmanın yapısı ve işleyişinden kaynaklanan faktörlerdir. Hormonlar, iç salgı bezleri, merkezi sinir sistemi gibi yapıların kişilik üzerine etkilidir.

*bilinç altı etmenler: geçmişimizde yaşadığımız ve bizi rahatsız eden olaylar. Dürtüler, arzular ve duygular kişilik üzerine etkilidir..

*sosyal ve kültürel etmenler: bireyin içinde yaşadığı toplumdan etkilenmesi sonucu oluşan kişilik özellikleridir. Örfler, adetler, inançlar kişilik üzerine etkilidir.
Kişiliğin ölçülmesi:

Kişilik karmaşık yapılardan ev faktörlerden oluştuğundan dolayı çözümlenememiştir. Kişiliği tam ölçen bir test henüz geliştirilememiştir. Geçerliliği ve güvenirliliği tartışmasız olan bir test yoktur ama veri elde etme bakımından kullanılabilir testler vardır

bunlar:

1.görüşme: bireyin kişiliğini tanımaya yönelik karşılıklı konuşma içeren yöntemdir.



2.gözlem: davranışları ve olayları belirli bir amaç ve düzenle inceleme yöntemidir

3.derecelendirme ölçekleri: bireyde hangi özelliğin ne oranda olduğunu belirlemeye yönelik yöntemdir. Herhangi bir özelliğin “çok iyi-iyi-vasat-kötü-çok kötü” gibi ölçeklere göre değerlendirilmesidir.

4.yazılı testler:bireylerin kişilik özelliklerinin yazılı sorulara verilen cevaplara göre değerlendirilip belirlenmeye çalışıldığı yöntemdir.

5.projektif (yansıtma) testler: bireye anlamsız görünen resimler göstererek ve bu resimlere verilen cevaplar ışığında kişiliği tanımaya çalışan bir yöntemdir. Başlıca iki gruba ayrılır:

*Rorschach testi: mürekkep lekelerinin yorumlatıldığı yöntemdir.

*TAT(Tematik Algı Testi): belli bütünlüğü olan resimlerin gösterilmesinden sonra hastanın hikayeyi devam ettirmesi yöntemine dayanır.


RUH SAĞLIĞI VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Ruh Sağlığı: duyuş düşünüş ve davranış açısından insanın normal olması anlamına gelir.
Akıl sağlığı, bireyin kendi kendisiyle, çevresini oluşturan kişilerle ve toplumla barış içinde olması; sürekli denge, düzen ve uyum sağlayabilmek için gerekli çabayı sürdürebilmesidir.
İnsan yaşam boyu kaygı, üzüntü, sıkıntı, korku, öfke, kıskançlık, heyecan duyar ve bu duygularına bağlı olarak davranışlarda bulunur. Ancak bu duygulardan biri uzun süre devam ederse ya da çok şiddetli olursa, akıl sağlığı bozulur.
Akıl sağlığını bozan faktörler şunlardır :

1.Engellenme
Elde etmek istediğimiz bir nesneye, ulaşmak istediğimiz belirli bir amaca varmamız engellendiğinde ya da bir gereksinmemizin giderilmesi önlendiğinde, duyduğumuz olumsuz duyguya engellenme denir.
Engelleri üç bölüme ayırabiliriz :
*Fiziksel (nesnel) Engeller : Bireyin amacına ulaşmasını engelleyen yağmur, kar, uzaklık, yangın gibi fiziksel nesne ve olaylara fiziksel (nesnel) engeller denir.
*Sosyal ve yasal engeller : Bireyin amacına ulaşmasını engelleyen toplumsal değerler ve kanunlara sosyal ve yasal engeller denir.
*Kişiden kaynaklanan engeller : Bu engelleme türünde bireyde engellenmişlik duygusu yaratan neden, yine bireyin gerçekçi olmayan beklentilerinden doğar.
Ör:kısa boylu olduğu halde basketbolcu olmak isteyen genç, amacına ulaşamayınca kendini engellenme duygusuna kaptırır.

2.Hayal kırıklığı
Engellenmişlik duygusunun çok şiddetli bir şekilde yaşanmasıdır. İnsanın beklentisinin gerçekleşmemesi durumuna denir.

3.Çatışma
Aynı anda ulaşılması imkansız iki güdüden bir tanesini seçememenin verdiği kararsızlık halidir. Çatışma üç şekilde görülür :
*Yaklaşma-Yaklaşma çatışması : Aynı anda, istenen iki güdüden bir tanesini seçememenin verdiği kararsızlık halidir.
*Kaçınma-Kaçınma çatışması : Aynı anda iki istenmeyen durumdan bir tanesini seçmek zorunda kalan kişinin yaşadığı kararsızlık halidir.
*Yaklaşma-Kaçınma çatışması : Bireyin ulaşmaya çalıştığı amacın hem istenilen hem de istenilmeyen yönlerinin aynı anda bulunmasından ortaya çıkan kararsızlık halidir.

4.Kaygı
Üzüntü, korku, başarısızlık gibi heyecan unsurlarının uzun süreli yaşanmasına kaygı denir.
- Bireye verilen desteğin çekilmesi. - Olumsuz bir sonucu beklemek.- Gelecekte ne olacağını bilmemek kaygıya neden olur. Hoş olmayan, insana üzüntü ve sıkıntı veren durum -Geleceğe yönelik endişeli beklenti -Bedensel gerginlik -Ruhsal tedirginlik ve panik

5.Stres
Organizmanın uyumunu bozan her türlü dış ve iç etkiye stres denir.

Stres durumunda : Daha fazla enerji için depolanmış şeker ve yağ kana karışır. Solunum artar. Oksijen taşımak için kandaki alyuvar sayısı artar. Kan basıncı yükselir. Kan kolay pıhtılaşma özelliği kazanır. Sindirim durur veya yavaşlar. Gözbebekleri büyür. Duyu organları en etkin oranda çalışır. İç salgı bezleri çalışmaya başlar, böbreküstü bezleri adrenalin ve nöradrenalin salgılar.


Stresi ortaya çıkaran etkenler :
Dış Etkenler :

-Mikroplar virüsler hastalığa yol açar hastalıklar psikolojik ve biyolojik dengeyi bozar.

-İklim ve doğa koşulları ve bunların değişimi organizmanın dengesini bozar.

-gürültülü, tozlu, karanlık, havasız yerler dengeyi bozar.

-Hava sıcaklığının artması, nem oranının yükselmesi dengeyi bozar.

-Deprem sel gibi doğal afetler -çevre kirliliği, teknolojik gelişme gibi etkenler

-Savaş, kıtlık, salgın hastalık, ölüm gibi etkenler

-Bazı meslekler (öğretmen,polis) ve çalışma koşulları

-Kazalar, sakatlık, yaralanma gibi etkenler

-işsizlik, yoksulluk, sıla hasreti gibi etkenler


İç Etkenler :

Hormon dengesinin bozulması, kaygı, öfke, sıkıntı da iç ortamdan kaynaklanan ruhsal etkenlerdir. Gençlik, Ergenlik, çocukluk, buluğ çağı gibi dönemler iç etkenlerdendir.

Huy ve karakterimiz, olay anındaki psikolojik yapımız olayları farklı algılamamızı sağlar.
stres çeşitleri:

1.iyi stres:Belirli ölçüler içinde stres, organizmanın çalışması, davranışta bulunması, gelişmesi için gereklidir. Buna da "iyi stres" denir. Stres sırasında bütün organlar en fazla etkin derecede çalıştığında sorunların üstesinden gelmek kolaylaşır.

2.Kötü stres:yaşamı zorlaştıran. Sağlığı bozan düzeydeki strese denir.

3.Anlık stres: kısa süreli, kolayca başa çıkılan ve stresten sonra normale döndüğümüz strestir. Trafik, iş yaşamı, çeşitli aksaklıkların yarattığı stresler gibi.

4.Sürekli stres: uzun süren, kolayca başa çıkılamayan, normale dönemediğimiz strestir. Ölüm, boşanma, evlilik, işten çıkarılma, aileden ayrılma, emeklilik, yoksulluk gibi.
Strese gösterilen tepkiler: Bedenin gösterdiği ve zihnin gösterdiği tepkiler olarak ayrılır.

Bedenin gösterdiği tepkiler: anlık tepkiler ve sürekli tepkiler olarak ikiye ayrılır.

Anlık tepkiler; atılım, çekilme ve uzlaşmadır. Sürekli tepkiler; duyarsızlaşma ve alışmadır.

Zihnin gösterdiği tepkiler: savunma mekanizmalarıdır.



Savunma mekanizmaları:
Kaygı, engellenme, hayal kırıklığı, çatışma insanın akıl sağlığını olumsuz yönde etkiler. Ancak, insan akıl sağlığını koruyacak mekanizmaları farkında olmadan kullanarak akıl sağlığını korur. İnsanın kaygısını azaltmak için bilinçsizce kullandığı bu mekanizmalara savunma mekanizması denir. Savunma mekanizmaları aşırı derecede kullanıldığında bireyin gerçeklikle ilişkisini keserek, akıl sağlığının bozulmasına neden olabilir.

Başlıca Savunma Mekanizmaları

1.Hayal Kurma : Gerçeklere uymayan ya da günlük yaşamda doyum olanağı bulunmayan isteklere, beklentilere düş yoluyla doyum aramaktır. Bu mekanizma fazla kullanılırsa birey gerçeklikten kopar ve akıl sağlığı bozulur. Örneğin, amatör kümede oynayan başarısız bir futbolcu, kendisini dünyaca ünlü bir takımda top oynarken düşleyebilir.

2.Bastırma : kaygı uyandıracak istek ve anıların bilinçten uzaklaştırılarak unutulmuş gibi gösterilmesine bastırma denir.Örneğin : dişçiden korka kişinin dişçi randevusunu unutması.

3.Mantığa Bürünme (Akla Uydurma – Bahane Bulma) : Amacına ulaşamayan bireyin başarısızlığını yok edecek bahaneler bulmasıdır. Ör: Yarışta istediği dereceyi alamayan bireyin yarışın önemli olmadığını söylemesi.

4.Yansıtma : Kişinin, benliğini tehdit eden yetersizliklerini, suçluluk duygularını başkalarına yüklemesine yansıtma denir. İki şekilde yapılır.
*Birey, kendi başarısızlıklarının suçunu başkalarına yüklemek.. yarışı kazanamayan bireyin hakemleri suçlaması.
*Birey, suçluluk duygusu uyandıracak nitelikteki dürtüleri, düşünceleri diğer insanlara mal etmek. Ör:Kopye çeken öğrencinin herkes kopye çeker demesi.

5. Ödünleme : Birey bir alandaki yetersizliğinin ortaya çıkardığı eksiklik duygusunu, başka bir alandaki üstün başarılarıyla telafi etmesidir. Örneğin, çelimsiz bir delikanlı bedensel yetersizliğini, akademik çalışmalarında üstün başarı sağlayarak ödünleyebilir.

6.Yüceltme : Cinsellik ve saldırganlık gibi ilkel nitelikteki isteklerin, toplumca beğenilen etkinliklere dönüştürülmesidir. Örneğin, birey saldırganlık eğilimini boksör olarak doyurabilir.


7.Özdeşim Kurma : istediği başarıya ulaşamayan bireyin kendisini başka bir bireyle veya grupla özdeştirerek bu başarısızlığını kapatmaya çalışmasıdır.

Örneğin, popüler olamama kaygısı taşıyan genç, bir futbol takımıyla özdeşleşerek bu kaygısından kurtulmaya çalışabilir.



8.Yön Değiştirme : Kişinin, kendisinde kaygı yaratan durumla karşılaştığında, öfkesini kaygının kaynağı yerine gücünün yettiği bir kişiye ya da nesneye yöneltmesidir.
Ör: ofisteki müdürüne kızan bir memur, eve geldiğinde öfkesini karısından çıkarmasıdır.

9.Polyanna Davranışı (Tatlı Limon) : Olumsuz durumlardan iyi sonuçlar çıkarmaya Polyanna davranışı denir.

Ör: sol kolu kırılan bir kişinin “iyi ki sağ kolum kırılmadı, yoksa yazı yazamazdım” demesi


Polyanna davranışı, mantığa bürünme mekanizmasının bir türü olarak değerlendirilebilir.

10.Karşıt Tepki Geliştirme : Bireyin kaygısını azaltabilmek için gerçek duygusunun, tam tersi bir şekilde hareket etmesidir. Örneğin, kişi gerçekte kızgın olduğu birine gülerek davranabilir.

11.Gerileme : Bir engelle karşılaşan bireyin çocuksu davranışlarına geri dönmesidir.

Örneğin, isteği engellenen bir yetişkin, tıpkı çocukluğunda yaptığı gibi ayaklarını yere vurarak ağlamaya başlayabilir.



12. Yadsıma (İnkar) : Bireyde aşırı kaygıyı uyandıracak olan dış gerçekliğin yok sayılmasına yadsıma denir.

Örneğin, trafik kazasında çocuğu ölen annenin çocuğunun ölmediğine inanması.



13.Şakaya Vurma : Kişide kaygı uyandıran duygu ve düşüncelerin ciddiye alınmamasıdır.

Örneğin, yaptığı kek kabarmayan bir ev hanımının “komşular ne de marifetliyim değil mi?” demesi şakaya vurmadır



14.Çilecilik : Kişi kendine zevk veren kişilerden, nesnelerden, olaylardan uzak kalabilmek için çaba harcar. Örneğin, rahibelerin manastıra kapanması.

15.Özgeçicilik : İnsanın bencilliğini bastırarak, ilgi, sevgi ve saygısını başkalarına yöneltmesidir. Bu savunma mekanizmasında birey başkalarının sorunlarıyla ilgilenerek kendi kaygısından kurtulma yolları arar.

Davranış bozuklukları ve akıl hastalıkları
Normal Davranış : Normal davranış, belirli doğal ve toplumsal ortamlarda, dıştan ve içten gelen belirli şiddet ve süredeki uyaranlara, insanın alışılagelen, düzgün, doğru, kurala uygun biçimde tepki göstermesidir.
normal davranış yere ve zamana uygun davranmaktır.

Duygusal sağlığı yerinde olan insanların özellikleri şunlardır :
·Gerçekliği doğru bir biçimde algılamak.
·Kendi güdülerinin ve duygularının farkında olmak.
·Davranışlarını kontrol altında tutabilmek.
·Sevecen bir şekilde ilişki kurabilmek
·Yeteneklerini üretken alanlara yönlendirebilmek

Anormal Davranış :Anormal davranış ise belirli doğal ve toplumsal ortamlarda dıştan ve içten gelen belirli şiddet ve süredeki uyaranlara, insanın alışagelenin dışında hatalı, kurala uymayan, uygunsuz tepki göstermesidir.

Anormal davranış yere ve zamana uygun davranmamaktır.


Kişinin anormal davranış gösterip göstermediğini şu ölçüleri kullanarak anlayabiliriz :

-Davranışları çevresindeki insanların hoşgörü sınırını aşıyorsa

-İnsanlarla ilişkileri ve iletişimi bozulmuşsa

-Kendisinden beklenen beceri ve başarıyı göstermiyorsa

-Davranış, tutum ve düşünceleri gerçek dışı kabul ediliyorsa

bu kişinin anormal davranış gösterdiğini söyleyebiliriz.


Anormal davranışı açıklayan yaklaşımlar

1.Anormal davranışa çevresel yaklaşımlar: bu yaklaşım anormal davranışın ortaya çıkmasında öğrenmenin etkili olduğunu savunur. Anormal davranışların çevresel etkilerle oluştuğu savunulur.

2.Anormal davranışa psikolojik yaklaşımlar: anormal davranışları kişiliğin psikolojik yönüyle açıklamaya çalışırlar.

3. Anormal davranışa biyolojik yaklaşımlar: anormal davranışları sinir sisteminin işleyişindeki biyokimyasal yapının bozulmasıyla açıklamaya çalışırlar.

4. Anormal davranışa psikanalitik yaklaşımlar: içgüdüler, geçmiş dönem anıları davranış bozukluklarının temelini oluşturmaktadır.
Anormal davranışların nedenleri:

1.biyolojik nedenler: anormal davranışların temelinde kalıtım olabilmektedir. Ayrıca alkol, uyuşturucu madde veya yaşlılık gibi nedenlerde davranış bozukluklarına neden olur.

2.psikolojik nedenler: yoğun stres, doyurulmayan sevgi, bağlılık gibi sosyal ihtiyaçlar davranış bozukluklarının nedeni olabilmektedir.

3.sosyal nedenler: savaş, terör, göç, ekonomik kriz gibi etkenlerde davranış bozukluklarının nedeni olabilmektedir.

Davranış Bozuklukları
1.Nevrotik Bozukluklar (Nevrozlar) : Kişiliğin ve uyumun tümünü etkilemeyen, genellikle bunalım ve beden işlevleri üzerine yakınmalarla kendini belli eden ruhsal kaynaklı hastalıklardır.

---Anksiyete(kaygı ): Kaygı, nedeni bilinmeden yaşanan korkulardır Kaygı düzeyinin yükselmesi sonucu bedensel gerginliğin ve ruhsal tedirginliğin artmasıyla yaşanan panik durumudur. Bu durum, hasta tarafından ölüm korkusu, sıkıntı, sıkışma olarak anlatılır.
---Fobi : Gerçekte hiçbir tehlike olmadığı halde mantık dışı duyulan korkulardır. Örneğin, yükseklikten, kapalı yerlerde kalmaktan, asansörden, kalabalıktan, karşı cinsten korkmak fobik nevroz örnekleridir.
---Obsesif-Kompülsif Nevroz : *Obsesyon : Düşüncede ortaya çıkan takıntılardır. Örneğin, bir annenin sürekli çocuğunun başına kötü şeylerin geleceğini düşünmesi obsesyondur.*Kompülsiyon : Davranışlarda ortaya çıkan takıntılardır. Örneğin, yoldaki çizgilere, karelere basarak yürümek Kompülsif bir davranıştır.

---Hipokondriya : Hastalık hastalığı. Sağlıkla ilgili aşırı kaygı ve kuruntu durumu söz konusudur. Birey duyduğu hastalık belirtilerinin kendisinde de olduğunu zanneder.
---Histeri: Acı veren duygu yüklü bir düşüncenin baskı sonucunda bedensel işlev kayıplarına neden olmasıdır. Kişinin hiç bir organik bozukluğu olmadığı halde, organlarında işlev kayıpları ortaya çıkabilir. Örneğin, kişinin acı çektiği bir düşüncesi nedeniyle sağır olması histerik nevroz örneğidir.

---Disosiyatif Bozukluk(kopuntu-kişilik çatlaması): kişide kimlik, bellek, algı ve çevre ile ilgili duyumlar gibi normalde bir bütün halinde çalışan işlevlerin bütünlüğünün bozulmasıdır. Dissosiyasyon çoğunlukla travmaya karşı bir savunma olarak ortaya çıkar.
2.Psikotik Bozukluklar (Psikozlar) : Kişiliğin bütünlüğünü ve uyum gücünü geniş ölçüde yıkan ruhsal bozukluklardır. Kişi gerçeklikle bağlantısını kaybeder. Psikotik bozukluklar gerçekliğin çarpıtılmış algıları ve yaşamsal pek çok işlevin yerine getirilememesi olarak kendilerini gösterirler. Psikozlar, nevrozlardan daha ağır bozukluklardır.

---Şizofren : Şizofreninin anlamı ruhsal yaşamda bölünme, parçalanma, yarılmadır. Bu durum, hastanın gerçeklikle olan bağlantısını bozar. Şizofreni üç temel özelliğe sahiptir:
Düşünce bozuklukları, Hayaller, Halüsinasyonlar. Çoğunlukla 20-25 yaşlarında görülür.

Basit şizofreni, Hebefrenik şizofreni, katatonik şizofreni, paranoid şizofreni tipleri vardır.


---Paranoya : Bu düşünce bozukluğu gösterenlerde büyüklük, üstünlük, zenginlik, aşk, icat, keşif, düşmanlık, kıskançlık gibi konularda gerçekle ilişkisi olmayan düşünceler vardır.

---Manik- Depresif Psikoz: (Duygu ve Heyecan Bozuklukları): Duygu ve heyecan bozukluklarının temelinde mizaç ve duygu durumu değişikliği vardır. Kişinin duyguları haz, sevinç,öfke yönünde aşırı artarsa mani, elem ve karamsarlık yönünde aşırı artarsa depresyon adı verilen bozukluklar ortaya çıkar.

---Bunama: anımsama, dikkat, algılama gibi zihinsel etkinliklerin aşamalı olarak kaybolmasıdır.

---Delirium: kaygı, sanrı, sabuklama ile kendini gösteren alkol ile ortaya çıkan psikoz.

---Alzheimer: yaşamsal aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile görülen, nöropsikiyatrik semptomların ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği bir hastalıktır.
3.Organik Beyin Hastalıkları : Beyin dokusunun bozulması, yıkılması, yozlaşması sonucu ortaya çıkan hastalıklardır. Duygu ve düşünce alanlında yer alan işlevlerde aksama, algı, dikkat ve bellek azalması, düşüncenin dağılması bu hastalığın temel belirtileridir.
4.Psikosomatik Hastalıklar : Ruhsal sıkıntı ve gerginliklerin neden olduğu, organlarda ortaya çıkan işlev bozukluklarıdır. En sık görülen psikosomatik hastalıklar şunlardır:

Deri hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları (astım), migren, kalp-damar hastalıkları, mide (ülser), bağırsak hastalıkları, uyku ve cinsel işlev bozuklukları vb.

- Psikosomatik hastalıkta ortada tanı konabilir bir fiziksel hastalık vardır ancak nedeninin ruhsal kaynaklı olduğu düşünülmektedir,

-Somatizasyon ise hastada bulunan fiziksel yakınmalarla ilgili herhangi bir fiziksel hastalık elde edilemediğinde kullanılan bir kavramdır. Somatizasyon ortada tanı konabilen ya da labaratuvar tetkikleriyle gösterilebilen fiziksel bir hastalık yok iken hastada fiziksel yakınmaların olması durumudur.


5.Kişilik Bozuklukları : Davranışları toplum düzenini bozucu nitelikte olup çok sayıda kişiye zarar verdikleri halde suçluluk ve pişmanlık hissi duymazlar. Uyum amacıyla esneklik göstermezler. Çevreyi kendilerine uydurmaya çalışırlar. Belli başlı kişilik bozuklukları şunlardır:

--Psikopat: Empati ve vicdan eksikliği ile karakterize olan bir kişilik bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Acı vermek ve acı çekmekten hoşlanır.

--Sosyopat(anti sosyal kişilik bozukluğu): vicdan, Empati duyguları gelişmemiş, toplumla uyumlu yaşayamayan, suç işlemeyi anormal görmeyen kişilik bozukluğu.
--Kleptomani (çalma hastalığı) : Hiçbir nesnel gereksinme söz konusu olmadığı halde kişinin çalma zorunluluğu duyması.
--Sadizim : Başkalarına eziyet etmek, acı çektirmek tutkusu ve eylemi.
--Mazoşizm : Kendine acı verdirerek cinsel doyum sağlama tutkusu ve eylemi olarak kendini gösteren bir cinsel sapıklıktır.

--Serserilik: İçki ve uyuşturucu bağımlılığı.

Davranış bozukluklarının tedavisi
1.biyolojik tedavi:

ilaç, elektroşok, psikoşirurji (cerrahi yöntem) yöntemleriyle yapılan tedavidir.


2.psikolojik tedavi:

-Destekleyici Tedavi (psikoterapi) : hasta ile terapistin karşılıklı konuşmasına dayalı yöntemdir.

-Çözümleyici Tedavi (Psikanaliz) : hasta terapistine kendisi ve yaşamı hakkında bir şeyler anlatır. Bu süreçte açığa çıkardığı bilinçaltı çatışmaları daha sonra terapist tarafından yorumlanır ve çatışmaya bağlı duygu ve enerjinin boşaltımı için kullanılır. Hasta serbest çağrışımda hiçbir bilinçli sansür uygulamadan aklına gelen her şeyi söyler.

-Davranışçı Tedavi : Davranışçı terapi, terapist ve hasta tarafından hastanın problemli davranışlarının belirlenmesi ve ardından terapistin öğrenme kuramı hakkındaki bilgisini kullanarak söz konusu davranışları değiştirmek için terapistin ve hastanın birlikte çalışmasına dayanır.



-Varoluşçu Tedavi : Varoluşçu terapide insanlar, toplum tarafından kişiliksizleştirilmiş, yaşamlarının anlamını yitirmiş ve yabancılaşmış olarak kabul edilirler. Varoluşçu terapi, hastalarının varoluşun anlamını keşfetmelerine ve yaşam, ölüm, özgür irade gibi büyük sorularla cesaretle yüzleşebilmelerine yardım etmeye çalışır.
-Grup Tedavisi : 6 ile 12 kişinin bir araya geldiği grup terapilerinde üyeler kendi problemlerinin ve fantezilerinin tek olmadığını öğrenirler; ayrıca diğer insanlarla rahat iletişim kurmayı öğrenirler.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©kagiz.org 2016
rəhbərliyinə müraciət